Danıştay Kararı 8. Daire 2018/1294 E. 2022/6313 K. 07.11.2022 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2018/1294 E.  ,  2022/6313 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/1294
Karar No : 2022/6313

DAVACI : …’na velayeten Annesi … ve Babası …
VEKİLİ : Av. …

DAVALILAR : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : …
2- … Valiliği
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU :
1. Zorunlu din dersi muafiyet talebine yönelik yapılan başvurunun reddi yolundaki … tarih ve … sayılı işlem ile bu işleme dayanak gösterilen,
2. … tarih ve … sayılı Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu kararının; “… ilk ve orta öğretim kurumlarımızda öğrenim gören TC uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelemeleri kaydıyla din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine girmelerinin zorunlu olmadığı…” şeklindeki ibaresinin eksik düzenleme nedeniyle iptali istemidir.

DAVACININ İDDİALARI :
Davacı tarafından, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nin zorunlu olmasının bu dersten muaf tutulma hakkını engellemediği, dava konusu … tarih ve … sayılı Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu kararı ile Hristiyan ve ve Musevi öğrencilerin bu dersten muaf tutulduğu göz önüne alındığında zorunlu derslerden muaf olunmayacağına ilişkin yorumun iptali istenilen düzenlemenin kendisi ile de çeliştiği, dersin adı ile uygulamadaki şeklinin birbiriyle uyuşmadığı, eğitim materyallerindeki bilgilerin objektif olmadığı, eleştirellik, nesnellik ve çoğulculuk içermeyen din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden Hıristiyanlık ve Musevilik dininin mensuplarına muafiyet hakkı tanındığı ancak bir inanca sahip olmayan ya da başka bir din veya inanca sahip kişilerin muafiyeti konusunda açık bir düzenleme bulunmadığı, bununla birlikte muaf olunabilmesi için ebeveynlerden gerekçe, bilgi ve belge istendiği, bu durumun ebeveynlerin inançlarını açıklamaya zorlanmalarına yol açtığı, bunun da muafiyet talep eden ebeveynleri idari makamlarla ilişkilerinde ve iş ortamlarında ayrımcılık riski taşıyan durumlarla karşı karşıya bırakabileceği, dava konusu düzenlemenin Anayasanın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin düzenlemeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda verdiği kararlara aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALILARIN SAVUNMALARI :
… Bakanlığı’nın Savunmasının Özeti : Dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı, din eğitimi yerine “din kültürü” dersinden söz edilmesinin de bu amacı açıkça ortaya koyduğu, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin kanuni temsilcilerinin iznine bağlı olduğu, din kültürü ve ahlak bilgisi dersine yönelik zorunluluğun Anayasal bir zorunluluk olduğu, Bakanlık tarafından öğrencilerin gelişimsel düzeylerinin dikkate alınarak hazırlanan öğretim programında düşünce ve yorum farklılıklarına girilmeden temel değerleri içeren konuların yer aldığı, bu haliyle din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin müfredatının dersin adıyla uyumlu olduğu ve istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

… Valiliği’nin Savunmasının Özeti : Usule yönelik olarak; … Valiliği’nin hasım konumundan çıkarılması gerektiği; esasa yönelik olarak ise; din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin tek başına dini bilgilerin öğretildiği bir ders niteliğinde olmadığı, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin teorik temellerinin ve buna uygun olarak geliştirilen öğretim programlarının Anayasa’ya, 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na uygun şekilde hazırlandığı, din derslerinin tüm inanç türlerine saygı temelinde mezhepler üstü din eğitimi modeline uygun öğretim programları hazırlanmak suretiyle yürütüldüğü, programlar hazırlanırken derslerin “birleştirici” nitelikte olan türünün esas alındığı, bu doğrultuda dinin özünün, üzerinde ayrılık bulunmayan ilkeleri ile İslam’ın kök değerlerinin okutulmakta olduğu ve ister itikadi ister ameli olsun mezheplerle ve diğer dinsel oluşumlarla ilgili ayrıntıya girilmediği, Türk milli eğitiminin amaçlarına ulaşılabilmesi için bir kültür ve ahlak dersi olarak öğrenme ve öğretme sürecnin de bu amaçlara uygun olarak düzenlendiği, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, davacının çocuğunun zorunlu din dersi muafiyet talebine yönelik yapılan başvurusunun reddi yolundaki işlem ile bu işleme dayanak gösterilen … tarih ve … sayılı Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu kararının; “… ilk ve orta öğretim kurumlarımızda öğrenim gören T.C uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelemeleri kaydıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine girmelerinin zorunlu olmadığı…” şeklindeki ibarenin iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “VI. Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde;
“Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14′ üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz,” hükmü yer almıştır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde de; “Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının, çocuğunun zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması istemiyle davalı idareye başvurduğu; bu başvurunun 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca din kültürü ve ahlak öğretiminin ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı; Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının … gün ve … sayılı kararıyla da; Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Hristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinden muaf tutulduğu; bu dinden birine mensup olduklarını belgelendirmeleri kaydıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersine girmelerinin zorunlu olmadığı yönündeki gerekçeleriyle reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer alan Anayasal ve yasal düzenlemelerden anlaşıldığı üzere; din ve ahlak eğitim ve öğretiminin Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılacağı, Din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı, bunun dışındaki din eğitim ve öğretiminin ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlı olduğu görülmektedir.
Burada, Din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemektir. Dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alınmıştır. Din eğitimi yerine “din kültürü” dersinden söz edilmesi de bu amacı açıkça ortaya koymaktadır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulmuştur.
Bu durumda , Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu gerek Anayasamızda gerekse Milli Eğitim Kanununda yer aldığından iptali istenilen düzenleyici işlemde ve buna dayalı olarak tesis edilen bireysel işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesi’nce, duruşma için taraflara önceden bildirilen 18/05/2022 tarihinde, davacı vekili Av. … ile Av. …’ın geldiği davalı idarelerden Milli Eğitim Bakanlığı vekili Hukuk Müşaviri …’ın geldiği, diğer davalı idare olan İstanbul Valiliği’nin vekilinin gelmediği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. 31/05/2022 tarihli Ara Kararı cevabı geldiği görüldüğünden ve Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY:
Davacılar tarafından, … Vakfı Özel … İlkokulu’nda eğitim gören çocuklarının zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması istemiyle davalı idareye başvurulduğu, bu başvurunun; 1739 sayılı Milli Eğitim temel Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca Din Kültürü ve Ahlak öğretiminin ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın … gün ve … sayılı kararıyla da, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Hristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf tutulduğu, bu dinden birine mensup olduklarını belgelendirmeleri kaydıyla din kültürü ve ahlak bilgisi dersine girmelerinin zorunlu olmadığı yönündeki gerekçeleriyle reddedilmesi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;
“Yargı yetkisi” başlıklı 9. maddesinde “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”,
“Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasında “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.”
“Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde; “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”,
“Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinde; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. …”
“Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlıklı 90. maddesinin beşinci fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” kuralları yer almaktadır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde “Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” kuralı yer almaktadır.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmesine (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) ek 1 No’lu Protokolün “Eğitim Hakkı” başlıklı 2. maddesinde ise “Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.” kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacıların, çocuklarının zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması istemiyle davalı idareye başvurduğu, dolayısıyla davanın konusunun din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin müfredatına ilişkin olmayıp, zorunlu din dersinden tamamen muaf tutulma talebine ilişkin olduğu görüldüğünden, davanın durumunun öncelikle normlar hiyerarşisi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
Hukuk sistematiğinde; Anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik vb. düzenlemelerin arasında hiyerarşik bir ilişki bulunduğunu, alttaki düzenlemenin içeriğinin üst tarafta yer alan düzenlemeye uygun olması gerektiğini, altta yer alanlara nazaran üstteki düzenlemelerin daha genel, altta yer alan düzenlemelerin ise daha detaylı özellikte olduğunu gösteren sıralamaya “normlar hiyerarşisi” adı verilmektedir. Avusturyalı hukukçu Hans Kelsen ( z. Wacks Raymond: Hukuk Kuramını Anlamak Astana Yayınevi, Ankara, 2016, s.163.) tarafından öne sürülen bu hiyerarşide, hukukun diğer kural koyan düzenlerden farklı olarak birbirine aynı güçte kural koyan değil, hiyerarşik düzen içinde sıraya konulmuş kurallardan oluşması gerektiği belirtilmektedir. ( Sezer, Abdullah: “Normlar Hiyerarşisi ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri”, Anayasa Yargısı Dergisi, 2019, s.355.) Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilin de sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen anayasa, kanun veya yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir.
Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” cümlesi, 07/05/2004 tarih ve 5170 sayılı Kanunla yapılan Anayasa değişikliği ile madde metnine eklenmiştir.
Söz konusu Anayasa değişikliğinin madde gerekçesinde “Uygulamada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlığın hallinde hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90 ıncı maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir.” ifadesine;
Anayasa Komisyonu raporunda ise:
“Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma başlıklı 90 ıncı maddesine; kanunlarla milletlerarası andlaşmaların çelişmesi halinde hangisine öncelik verileceğini belirleyen düzenleme getirilmekte, teklifin, çerçeve 7 nci maddesi; usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalar ile kanunların çatışması halinde milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınmasını öngörmektedir. Bu madde üzerindeki görüşmelerde sayısı çok fazla olan milletlerarası andlaşmaları uygulayıcıların bilmesinin zor olacağı, hangi andlaşmaların bu çerçevede değerlendirileceğinin tadad edilmesinin gerekli olduğu üyelerimizce ifade edilmiştir. Ancak bu öneri Komisyonumuzca kabul görmemiş ve çerçeve 7 nci madde teklifte yer aldığı şekliyle kabul edilmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.
Hukuk sistemimizde “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde” olması, gerek 1961 Anayasası döneminde gerekse 1982 Anayasası döneminde anayasal bir kural olup, 5170 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliği söz konusu anayasal kurala ilişkin bir değişiklik getirmemiş, bununla birlikte normlar hiyerarşimizde köklü bir değişiklik yapmıştır. Değişiklik sonrasında, “temel hak ve özgürlüklere ilişkin” bir milletlerarası andlaşma hükmü ile bir kanun arasında uyuşmazlık çıkması halinde, milletlerarası andlaşma hükmünün “esas alınması” gereği, anayasal kural haline gelmiştir.
Anayasa’nın 90/5 maddesinin son cümlesi hükmünün, madde gerekçesiyle birlikte değerlendirilmesinden, getirilen bu yeni kuralın amacının, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla, kanun hükümleri arasında çıkabilecek bir çatışmanın çözüme bağlanması ve bu tür andlaşma hükümlerinin iç hukukta doğrudan uygulanmasının sağlanması olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Buna göre, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmanın doğrudan uygulanabilir hükmüyle bir kanun hükmü arasında çatışma olduğunda, andlaşma hükmü üstün sayılacak ve kanun hükmü ihmal edilerek uygulanmayacaktır. Andlaşmaların iç hukukumuz bakımından yürürlüğe girdiği tarihten sonraki bir tarihte yürürlüğe konulsa dahi, aynı konudaki kanun hükümlerinin ihmal edilerek, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmaların doğrudan uygulanabilir nitelikteki hükümlerinin uygulanması gerektiği hususunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, Anayasanın 90/5 maddesinin son cümlesi hükmünde temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmaların, “kanunlardan üstünlüğü” kabul edilmekte olup, söz konusu andlaşmaların “Anayasadan da üstün olduğu” hususunda herhangi bir düzenleme öngörmediğinden, anılan Anayasa hükmü, milletlerarası andlaşma hükümlerine “sadece kanunlar bakımından” “hiyerarşik üstünlük” tanımaktadır. Anayasa 90/5 maddesinin son cümlesi hükmünün milletlerarası andlaşmalara “Anayasa hükümleri karşısında” hiyerarşik üstünlük tanıdığından söz edilemez.
Aynı konuda bir Anayasa hükmü bulunması hâlinde, andlaşma hükümlerinin esas alınması söz konusu olmayıp, “Anayasanın bağlayıcılığı” ve “üstünlüğü” ilkeleri gereği, Anayasa hükümleri ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşma hükümleri arasında çatışma söz konusu olduğunda Anayasa hükmünün esas alınması gerekir.
Dolayısıyla Anayasa’nın; “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” hükmü ile 90/5 maddesinde yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşma hükümlerinin normlar hiyerarşimizde aynı konuyu düzenleyen kanun hükümlerinin üzerinde, ancak, Anayasa hükümlerinin altında yer alan normlar olarak işleme tabi tutulması gerekmekte olup, Anayasa hükümleri ile andlaşma hükümleri arasında çatışma olduğu
takdirde, mahkemelerce andlaşma hükümlerinin ihmal edilip Anayasa hükümlerinin uygulanması Anayasal bir zorunluluktur.
Bu değerlendirmeler ışığında bakılan uyuşmazlık incelendiğinde; kanunla çatıştığı hallerde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmekle birlikte, Anayasada açık hüküm bulunması halinde, mahkemelerce söz konusu Anayasa hükümlerinin esas alınması ve dava konusu uyuşmazlığın çözümünde de Anayasa’nın 24. maddesinin ölçü norm olarak uygulanması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Dava Konusu Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı Kararı ile İstanbul Valiliği’nin İşleminin İncelenmesi:
Dosyanın incelenmesinden, davacılar tarafından, çocuklarının, zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nden muaf tutulması” istemiyle başvuruda bulunulduğu, söz konusu başvurunun reddedilmesi üzerine başvurunun reddine ilişkin işlem ve işleme dayanak teşkil eden Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının … tarih ve … sayılı kararına karşı itirazen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının … tarih ve … sayılı kararında; azınlık okulları dışında kalan ilk ve orta öğretim okullarında öğrenim gören T.C. uyruklu Hristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin; bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelendirmeleri kaydıyla, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ne girmelerinin zorunlu olmadığına, ancak bu derse girmek istedikleri takdirde velilerinden yazılı dilekçe getirmelerinin gerekli olduğuna karar verildiği görülmektedir.
Dolayısıyla, Hristiyanlık ve Musevilik dışındaki diğer dinlere mensup veya herhangi bir dine inanmayan öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ni okumalarının zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.
Davacılar tarafından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 09/10/2007 tarih ve Başvuru No:1448/04 sayılı Hasan ve Eylem Zengin kararı ile 16/09/2014 tarih ve Başvuru No:21163/11 sayılı Mansur Yalçın ve diğerleri kararlarına atıf yapılmış olup; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi müfredatının nesnellik ve çoğulculuk ölçütlerini taşımaması nedeniyle Hristiyanlık ve Musevilik dışındaki diğer dinlere mensup veya herhangi bir dine inanmayan öğrencilere de muafiyet tanınması istenilmektedir.
Yukarıda değinilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında yer alan, dersin içeriğinin düzeltilmesi yönündeki değerlendirmeler doğrultusunda, müfredat değişikliği yapılmış olup, bakılan uyuşmazlığın, bu müfredat değişikliği üzerine yeniden düzenlenen din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin içeriğinin değiştirilmesi isteminden değil, doğrudan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nden muaf tutulma isteminden kaynaklandığı görülmektedir. Bu nedenle, hukuki irdelemenin bu çerçevede yapılması ve uyuşmazlığın normlar hiyerarşisi ilkesine göre Anayasa’ya göre çözümlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. maddesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nin zorunlu tutulması karşısında, davacıların, çocuğunun bu dersten muaf tutulması isteminin reddedilmesine ilişkin dava konusu İstanbul Valiliği işlemi ile, Hristiyanlık ve Musevilik dışındaki diğer dinlere mensup veya herhangi bir dine inanmayan öğrencilere bu dersten muafiyet tanınmamasına ilişkin dava konusu Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın … tarih ve … sayılı kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.DAVANIN REDDİNE
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/11/2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :
(X)- Dava, davacı tarafından, zorunlu Din Dersi muafiyet talebine yönelik yapılan başvurunun reddi yolundaki … tarih ve … sayılı işlem ile bu işleme dayanak gösterilen … tarih ve … sayılı Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu kararının; “… ilk ve orta öğretim kurumlarımızda öğrenim gören TC uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelemeleri kaydıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerine girmelerinin zorunlu olmadığı…” şeklindeki ibarenin eksik düzenleme nedeniyle iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “VI. Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinde;
“Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14′ üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz,” hükmü yer almıştır.
Anayasa’nın 90. maddesinde ise; “…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” kuralı bulunmaktadır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde de; “Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer alan Anayasal ve yasal düzenlemelerden anlaşıldığı üzere; din ve ahlak eğitim ve öğretiminin Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılacağı, din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı, bunun dışındaki din eğitim ve öğretiminin ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlı olduğu görülmektedir.
Burada, din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemektir. Dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alınmıştır. Din eğitimi yerine “din kültürü” dersinden söz edilmesi de bu amacı açıkça ortaya koymaktadır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulmuştur.
Buna göre, uyuşmazlığın çözümü için; ülkemizde verilen din kültürü ve ahlak öğretiminin Anayasamızda zorunlu tutulduğu şekliyle dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacına hizmet edip etmediği ile yapılan müfredat değişikliğinin nesnellik ve çoğulculuk ölçütlerini taşıyıp taşımadığının ortaya konulması gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; davacıların, çocuklarının zorunlu din dersi eğitiminden muaf tutulması istemiyle davalı idareye başvurduğu; bu başvurunun 1739 sayılı Milli Eğitim temel Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca din kültürü ve ahlak öğretiminin ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı; Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığının … gün ve … sayılı kararıyla da; Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Hristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf tutulduğu; bu dinden birine mensup olduklarını belgelendirmeleri kaydıyla din kültürü ve ahlak bilgisi dersine girmelerinin zorunlu olmadığı yönündeki gerekçeleriyle reddedilmesi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) 04/11/1950 tarihinde imzalanmış ve 03/09/1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 04/11/1950 tarihinde imzalanmış ve Sözleşme ile bağlanma işlemi tamamlanmak üzere, 19/3/1954 tarih ve 8662 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “10/3/1954 tarih ve 6366 sayılı İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve Buna Ek Protokolün Tasdiki Hakkında Kanun” çıkarılarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye açısından bağlayıcı hale gelmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir” hükmü, aynı maddenin 2. fıkrasında da; “Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir” hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No’lu Protokolü’nün 11 No’lu Protokol ile değiştirilen “Eğitim hakkı” başlıklı 2. maddesine, Türkiye tarafından 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu gerekçe gösterilerek çekince konulmuş ise de; 1 No’lu Protokolün “Eğitim Hakkı” başlıklı 2. maddesinde; “Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 41. maddesinde; “Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”; 46. maddesinde de; “”1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleşen kararı icrasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir (…)”” kuralı getirilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 09/10/2007 tarih ve Başvuru No: 1448/04 sayılı Hasan ve Eylem Zengin kararında; başvuranların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması talepleri başvuru tarihindeki müfredat programının dini inançlarını yansıtmadığı iddiasına yönelik olduğundan, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda okutulan “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersine ilişkin beş ders kitabının içerikleri incelenmiş, anılan Mahkemece, söz konusu müfredatın incelemesi sonucunda, Türkiye’de hakim olan dinsel çeşitliliğin, “din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerinde dikkate alınmadığı, “din kültürü ve ahlak bilgisi” konusunda verilen eğitimi, nesnellik ve çoğulculuk ölçütlerinikarşıladığının ve başvuranların özel durumunda Eylem Zengin’in Alevi inancına mensup babasının, ders programında eksik olduğu açıkça görülen dini ve felsefi kanaatlerine saygı gösterdiğinin söylenemeyeceği değerlendirmesi yapılmıştır.
Öte yandan, yine aynı kararda; “ailelerin inançlarına saygı gösterilmesinin sağlanması için uygun araçlar bulunup bulunmadığı” hususu da irdelenmiş olup; bu bağlamda, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu’nun 09.07.1990 tarihli kararıyla (iş bu dava konusu olan karar) zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muafiyet seçeneğinin ortaya çıktığı, bu karara göre, sadece “T.C. uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup” öğrencilerin “bu dinlerden birine mensup olduklarını beyan etmeleri kaydıyla” muafiyet imkanına sahip olacağı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. maddesine göre “kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı” dikkate alındığında; Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu’nun kararıyla, T.C. uyruklu yalnız iki kategorideki öğrenciye; bir başka değişle ailesi Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup olanlara muafiyet olasılığının sağlandığı, bu durumun, din derslerinin içeriğinin, bu iki sınıfa mensup öğrencileri, okulun verdiği din eğitimiyle ebeveynlerin dini ve felsefi inançları arasında çatısmayla karşı karşıya bırakılabileceği, sonuç olarak, muafiyet usulünün uygun bir yöntem olmadığı ve din derslerinde öğretilenin çocukların üzerinde okul ile kendi değerleri arasında bağlılık çatışmasına yol açabileceğini haklı olarak düşünebilecek ebeveynlere yeterince koruma sağlamadığı, bu durumda özellikle Sünni İslam’dan farklı din veya felsefi inanışlara sahip ebeveynlerin çocukları için uygun bir seçim yapma imkanının öngörülmediği, din dersinden muafiyet işleminin, farklı dini veya felsefi inanıslara sahip aileleri ağır bir yük altına sokabilmekte ve onları, çocuklarının din dersinden muaf tutulmaları için dini ya da felsefi inançlarını ifsa etmeye mecbur kılmakta olduğu belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ” 16/09/2014 gün ve Başvuru No: 21163/11 sayılı Mansur Yalçın ve Diğerleri kararında ise; başvuranların ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulması öngörülen “din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerinde Alevi İslam inancı, felsefesi ve kültürü ile ilgili bilgilere de yer verilmesi istemlerine ilişkin olarak, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı ders kitapları ile dosyada bulunan bilirkişi raporları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 09/10/2007 tarih ve Başvuru No: 1448/04 sayılı Hasan ve Eylem Zengin kararı bir arada değerlendirilerek ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin genel anlamıyla yorumlanmasına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendi içtihadından kaynaklanan temel ilkelere atıfta bulunarak: 2011- 2012 yıllarında zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine ilişkin müfredatta ve ders kitaplarında yapılan önemli değişikliklere rağmen, Taraf Devletin eğitim sistemi öğrenci velilerinin inançlarına saygı duyulmasını sağlayacak yeterli donanıma sahip hale getirilmediği, özellikle de Sünni İslam dışında bir dini ya da felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına yönelik uygun bir seçme olasılığı öngörülmemiş olduğu ve fazlasıyla sınırlanmış olan muafiyet usulünün ise; söz konusu ebeveynlerin üzerine ağır bir yük yüklediği ve çocuklarının din derslerinden muaf tutulabilmesi için dini ya da felsefi inançlarını ifşa etmeye zorlandığı ifade edilmiştir.
Son olarak, Anayasa Mahkemesi’nin 07/04/2022 tarih ve Başvuru No: 2014/15345 sayılı Hüseyin El Nazlı Şirin El başvurusu üzerine verdiği kararda; “AİHM kararları ile Danıştayın önceki kararlarındaki değerlendirmeler de dikkate alınarak, TTK’nın … tarihli ve … sayılı kararıyla kabul edilen ortaöğretim 9, 10, 11 ve 12. sınıflar DKAB dersi öğretim programı, … tarihli ve … sayılı kararıyla kabul edilen ilköğretim 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıflar DKAB dersi öğretim programı ile bu programlara ilişkin değişiklikler getiren … tarihli ve … ile … sayılı kararlarla düzenlenen ve 2011-2012 öğretim yılında uygulanmaya başlanan DKAB dersi programları ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Esasen 2018-2019 eğitim ve öğretim yılına kadar olan dönemde yürürlükte bulunan DKAB müfredatı bakımından AİHM’in bu müfredatta öncelikli olarak İslam dinine ait bilgilere yer verildiği, ders müfredatında yapılan değişikliklerin bu dersin ana bileşenleri bakımından gerçek anlamda bir revizyon sonucu doğurmadığı, Danıştayın ülkemizde çoğulculuk anlayışı içinde nesnel bir şekilde DKAB öğretiminin verilmediği şeklindeki tespitlerinden ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmamaktadır.
DKAB dersi programlarında yapılan incelemede ilköğretim DKAB dersi (4, 5, 6, 7 ve 8. sınıflar) öğretim programında ders programlarının baskın bir şekilde ülkemizin kendine özgü tarihsel birikimi ve sosyolojik yapısı çerçevesinde İslam’ın Türk milletinin çoğunluğu tarafından uygulanan ve yorumlanan şekline ilişkin bilgilere odaklandığı, yalnızca İslam dinine ait ibadetlerin öğretildiği, müfredatın öğretimin ötesine geçerek eğitim içeriğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla 2018-2019 eğitim-öğretim yılına kadar olan dönemde bu dersin Anayasa’nın 24. maddesinin dördüncü fıkrasında dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla zorunlu olması öngörülen din kültürü ve ahlak öğretimi içeriğine kavuşturulamadığı kanaatine ulaşılmıştır…….
Sonuç olarak açıklanan gerekçelerle somut başvurudaki değerlendirmelerin konusu olan 2018-2019 eğitim ve öğretim yılına kadar olan dönemdeki DKAB dersi müfredatı, içerik olarak dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek amacıyla zorunlu olması öngörülen din kültürü öğretimi kapsamında değil din kültürü öğretimini aşan, İslam dininin ve onun belirli bir yorumunun eğitim ve öğretimi kapsamında değerlendirilmiştir. Dolayısıyla anılan DKAB dersini kızının almasını istemeyen başvurucu için uygun alternatifler sunulmaması başvurucunun ebeveynlerin eğitim ve öğretimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal etmiştir.” ibarelerine yer verilmiş ve 2018-2019 dönemine kadar uygulanan din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatının başvurucunun ebeveynlerin eğitim ve öğretimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkını ihlal ettiğine karar verilmiştir.
Yukarıda yer alan açıklamalar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararları ışığında, Anayasanın 24. maddesi ve 1739 Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığı hususunda tartışma bulunmadığı açık olup; ülkemizde okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin müfredatının nesnellik ve çoğulculuk ölçütlerini taşımadığı ve bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları sonrası yapılan müfredat değişikleri ile bu eksikliğin yeterince giderilemediği Anayasa Mahkemesince de ortaya konulduğundan, davacı tarafından, zorunlu din dersi muafiyet talebine yönelik yapılan başvurunun reddi yolundaki işlem ile bu işleme dayanak gösterilen … tarih ve … sayılı Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu kararının; “… ilk ve orta öğretim kurumlarımızda öğrenim gören TC uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelemeleri kaydıyla din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine girmelerinin zorunlu olmadığı…” şeklindeki ibarenin eksik düzenleme nedeniyle iptali gerektiği görüşüyle aksi yöndeki karara katılmıyoruz.