Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2019/6780 E. , 2022/5712 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/6780
Karar No : 2022/5712
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Madencilik Nakliye İnşaat Oto Alım Satımı Reklamcılık ve Pazarlama Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Burdur İli Merkez İlçesi … Köyü sınırları içerisinde bulunan İR:… ruhsat nolu maden sahası sebebiyle davalı idare hesabına yatırılan teminat bedelinden irat olarak kaydedilen toplam 13.450,00-TL tutarın iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali ve bu tutarın kuruma başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; davacı şirket tarafından İR:… ruhsat nolu maden sahasına ait yatırılan teminat bedelinden irat olarak kaydedilen toplam 11.875,00-TL bedelin hukuka aykırı tahsil edildiği ileri sürülerek (en son 11.11.2011 tarihinde 3.500,00 TL’nin irat olarak kaydedildiği göz önüne alındığında) 11.11.2011 tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılması ya da aynı süre içerisinde idareye işlemin kaldırılması, geri alınması istemiyle başvurulması ve verilecek cevap üzerine kalan sürede dava açılması gerekirken, bu tarihten çok sonra “Orman sınırları içerisinde işgal ve faydalanma” suçunu işlemediğinin tespit edildiğinden bahisle 10.07.2017 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süre aşımı nedeniyle inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davacının teminatın iadesi için 10/07/2017 tarihinde, Burdur Orman İşletme Müdürlüğü’ne başvuruda bulunduğu, davalı kurumun 14/07/2017 tarihinde vermiş olduğu cevapta; “irat kaydedilen teminatlarınızın iadesi mümkün değildir” denilerek talebin reddedildiği, bu nedenle dava açma süresinin yeniden başladığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1. Temyiz isteminin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4. Kesin olarak, 18/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Uyuşmazlık, davacı uhdesinde bulunan maden sahası sebebiyle davalı idare hesabına yatırılan teminat bedelinden irat olarak kaydedilen toplam bedelin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemden kaynaklanmaktadır.
İdare Mahkemesince, davacı hakkında en son teminat irad işlemimin 11.11.2011 tarihinde yapıldığı bu tarihinten itibaren 60 gün içinde dava açılması ya da aynı süre içerisinde idareye işlemin kaldırılması, geri alınması istemiyle başvurulması ve verilecek cevap üzerine kalan sürede dava açılması gerekirken, bu tarihten çok sonra “Orman sınırları içerisinde işgal ve faydalanma” suçunu işlemediğinin tespit edildiğinden bahisle 10.07.2017 tarihinde yapılan başvuru üzerine verilen yanıtın dava açma süresini ihya etmeyeceği gerekçesiyle davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
2577 sayılı Yasa’da dava açma süresinin de yer aldığı usul hukuku hükümleri kamu düzenini ilgilendiren kurallardır. Kamu düzeninin tesisi adına getirilen bu kurallar nedeniyle uygulamada kimi durumlarda temel hak ve hürriyetlere ilişkin kısıtlamalara gidildiği görülmektedir. Ancak usul hukuku kurallarının yorumlanması ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması arasında hakkın özüne zarar vermeyecek adil bir dengenin kurulması esastır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 10/4/20003 tarihli ve E: 2012/112, K:2003/33 sayılı kararında, kamulaştırmasız elatma halinde öngörülen yirmi yıllık azami hakdüşürücü süreye karşı yapılan itiraz başvurusunda; ” …hukukun evrensel ilkelerine saygı duymak hukuk devleti olmanın gereğidir. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının ”zamanötesi” niteliğidir, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır.” şeklinde ifade edilen değerlendirmeyle, yirmi yıllık zamanaşımı süresini Anayasa ile güvence altına alınan ”mülkiyet hakkının” hukuka aykırı bir biçimde sınırlandığına karar verilmiştir. İdari Dava Daireleri Kurulu konuya ilişkin bir kararında; Anayasal güvence altındaki temel hak ve özgürlüklerden olan mülkiyet hakkının kullanılabilmesi için, 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca ilgililerin idareden gerekli işlemin yapılmasını her zaman isteyebileceği, mülkiyet hakkının kullanımı konusunda gerekli işlemin gerçekleştirilmesi için yapılan her yeni başvuru üzerine idarece tesis edilecek işlemler hakkında, 2577 sayılı Yasanın 7. maddesinde öngörülen süre içerisinde dava açılabileceği ilkesine yer verilmiştir. (İDDK 7/11/2014 tarihli ve E:2014/2313, K: 2014/4147 sayılı kararı)
”Mülkiyet Hakkı” kenar başlıklı Anayasa’nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmıştır.
Mülkiyet hakkı, yaşam ve özgürlük hakkı ile birlikte diğer tüm temek hak ve hürriyetlere kaynaklık etmesi nedeniyle, ulusal mevzuat ve evrensel insan hakları metinlerinde özel bir yere sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi James ve diğerleri/Birleşik Krallık kararında (AİHM) Sözleşmenin Ek 1 nolu Protokol’ün 1. maddesinde düzenlenen ”mülkiyet hakkının” korunmasına ilişkin üç kurala yer vermiştir. Birinci kural; mülkiyete saygının esas olduğu, ikincisi; bir kimsenin ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği, üçüncü olarak; mülkiyet hakkının üye devletlerin mülkiyetin kamu yararına kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmeyeceğidir. Mahkeme bu kuralların yorumlandığı Bruncrona/Finlandiya, Broniowski/Polonya kararlarında, mülkiyete ilişkin getirilen kuralların ”mülkiyet hakkına saygı” ışığında yorumlanması gerektiğini belirterek, mülkiyet hakkının korunması üzerinde önemle durmuştur.
AİHM 8/7/2008 tarihli ve 1411/03 Başvuru numaralı Turgut ve diğerleri/Türkiye ve 2/6/2009 tarihli ve 343/04 Başvuru numaralı Hacısalihoğlu/Türkiye kararlarında; başvuranların tapuları iptal edilinceye ve Hazine adına tescil edilinceye kadar, taşınmazların hukuken maliki olduklarını ve mülkiyet haklarının tartışmasız delilini teşkil eden sicile güven ilkesinden yararlandıklarını, mülkiyet hakkından, kamu yararı bulunması nedeniyle mahkeme kararıyla mahrum kaldıklarını, ancak, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığını kaydederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamadığı gerekçesiyle AİHS’e ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Söz konusu kararlarda, başvuranların mülkiyet haklarından yargı kararıyla yoksun bırakıldıkları tespitine yer verilmiştir. AİHM, müdahaleye gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatmıştır. Bu çerçevede AİHM, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmemesi durumunda mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ve hiçbir tazminat ödenmemesi durumunun ise 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak istisnai koşullarda meşruiyet kazanabileceğini ve mevcut davada mülklerinin Hazine’ye devredilmesi nedeniyle başvuranlara hiçbir tazminat ödenilmediğini ifade etmiştir.
Anayasamızın 35. madde hükmü ve yukarıda anılan mahkeme kararları uyarınca mülkiyet hakkına saygının temel bir prensip olarak kabulü esastır. Kamu yararı gereği mülkiyet hakkının sınırlandığı durumlarda ise kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi kapsamında hak sahibinlerinin zararının idarece karşılanması gerekmektedir.
Olayda, maden sahası sebebiyle davalı idare hesabına yatırılan teminat bedelinin irat olarak kaydedilmesinin, ekonomik bir değer taşıyan, parayla ölçülebilen, devir ve intikale elverişli olan bütün malvarlığı değerlerinden olup anayasal mülkiyet hakkı içerisinde bulunduğu kuşkusuzdur.
Mülkiyet hakkının kullanımı konusunda gerekli işlemin gerçekleştirilmesi için yapılan her yeni başvuru üzerine idarece tesis edilecek işlemler hakkında 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup, anılan başvurunun reddi üzerine açılan davada süre aşımı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, açılan davanın süresinde olduğunun kabulü gerekeceğinden, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.