Danıştay Kararı 8. Daire 2019/8905 E. 2021/2183 K. 08.04.2021 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2019/8905 E.  ,  2021/2183 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/8905
Karar No : 2021/2183

Temyiz İsteminde Bulunanlar: 1- (Davacı) …
Vekili : Av. …

2- (Davalı) … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. …

İstemin Özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, taraflarca 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi: …
Düşüncesi :İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
Dava; davacının, 30.11.2008 tarihinde Batı Ataşehir – TEM arasında köprü, kavşak ve motorlu araç trafiğini düzenleme inşaatındaki alt geçitten yolun karşısına geçmek isterken inşaat alanında gerekli güvenlik ve koruyucu tedbirler alınmadığından bahisle 6 metrelik yükseklikten düşerek yaralanması neticesinde tedavi, ilaç, hastane masrafı, ulaşım gideri olarak 5.000,00-TL, devam eden ve edecek tedavi sürecince yapılacak giderler için 5.000,00-TL, çalışamama sebebiyle 20.000,00-TL, çalışma gücünde azalma nedeniyle 70.000,00TL olmak üzere toplam 100.000,00-TL maddi, 100.000,00-TL manevi zararının tazminen ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının Danıştay (Kapanan) Onbeşinci Dairesi’nin 24.01.2018 tarih ve E:2017/1947, E:2018/384 sayılı kararıyla; tedavi, ilaç, hastane masrafı, ulaşım gideri olarak talep edilen 5.000,00-TL, devam eden ve edecek tedavi sürecince yapılacak sair giderler için talep edilen 5.000,00-TL, çalışamama sebebiyle talep edilen 20.000,00-TL maddi tazminat talepleri yönünden reddedilen ve manevi tazminatın reddedilen kısımlarının onanmasına, kabul edilen 70.000,00-TL maddi ve 50.000,00-TL manevi tazminata ilişkin kısımlarının bozulmasına karar verilmesi üzerine, Mahkemece bozma kararına uyularak, davacının, özür oranının ve iş gücü kaybının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesi sonucu düzenlenen 24/04/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacının işgücü kaybına uğraması nedeniyle 306.077,00-TL zararın bulunduğu ve davalı İdarenin %20 kusur oranına tekabül eden miktarın 61.215,00-TL olarak tespit edildiği görüldüğünden söz konusu rapor hükme esas alınarak 61.215,00-TL maddi ve davacının yaralanmasına neden olan olayın gerçekleşme şekli, kişi üzerindeki etkisi, geleceğe yönelik etkileri değerlendirilerek duyulan elem ve ızdırap nedeniyle 30.000,00-TL manevi tazminatın davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 30/11/2008 tarihinde Batı Ataşehir – TEM arasında köprü, kavşak ve motorlu araç trafiğini düzenleme inşaatındaki alt geçitten yolun karşısına geçmek isterken inşaat alanında gerekli güvenlik ve koruyucu tedbirler alınmadığından bahisle davacının 6 metrelik yükseklikten düşerek yaralanması neticesinde gerçekleşen zararlarının tazminen ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Temyize konu kararın manevi tazminata yönelik kısmının incelenmesi;
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.
İdare Mahkemesi’nce verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve kanuna uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, kararın manevi tazminata ilişkin kısmının onanması gerekmektedir.
Temyize konu kararın maddi tazminata yönelik kısmının incelenmesi;
İdareler kural olarak yürüttükleri kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdürler. İdari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Bir başka anlatımla, kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekmektedir.
Olayda, can sağlık sigortası poliçesi kapsamında … Sigorta A.Ş.’nin davalı … Büyükşehir Belediyesi ile kaza yerinde inşaat işinin yapımını üstlenen … İnş. Ltd. Şti.’ye karşı açtığı ve … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:…, K:… sayılı dosyasında görülen rücuen tazminat davasında hükme esas alınan bilirkişi raporunda … İnş. Ltd. Şti.’nin %60; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin %20 ve davacı …’in %20 kusurlu olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesi’nce olayda davalı idarenin sorumluluğu belirlenirken söz konusu bilirkişi raporunda davalı idarenin kusuru olarak tespit edilen %20’lik kusur oranı hükme esas alınarak karar verilmiş olmakla birlikte; davalı idarenin, kavşak ve motorlu araç geçiş düzenlemesine ilişkin işin ve hizmetin asıl sahibi olduğu, davacının %20 oranındaki kusuru dışında kalan sorumluluğun idarenin yerine getirmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin tam olarak ve gerektiği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklandığı görülmekte olduğundan davalı idarenin tazmin sorumluluğunun tespitinde %80 oranının esas alınması gerekmektedir. Bununla birlikte mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde bir karar verilebilmesi için öncelikle adli yargıda davacı tarafından yüklenici şirket aleyhine bir tazminat davası açılıp açılmadığı, açılmış ise şirket tarafından davacıya bir tazminat ödenmesine karar verilip verilmediğinin araştırılması gerektiği de tabiidir.
Belirtilen nedenlerle temyize konu kararın bu kısmın bozulması gerekmektedir.
Öte yandan, davacı tarafından sunulan temyiz dilekçesinde, 07.08.2014 tarihli miktar artırım dilekçesi ile dava dilekçesinde talep edilen maddi tazminat miktarı artırılırken hükmedilecek maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği ve fakat temyize konu kararda yasal faiz taleplerine ilişkin hüküm kurulmadığı, bu sebeple kararın bu yönüyle de hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ”Tebligat ve cevap verme” başlıklı 16. maddesinde, ”1.Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur. 2.Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir. 3.Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler. Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez. 4.Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.” hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda açık metinlerine yer verilen 2577 sayılı Kanun’un 16. maddesindeki bu hüküm, yerleşik idari yargı kararlarında iddianın ve savunmanın genişletilmesi/değiştirilmesi yasağının dayanağı olarak kabul edilmektedir.
Bu hususun tek istisnası ise; tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen ”Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” hükmüdür.
6459 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde, “AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.” ifadesine yer verilmiştir.
Anılan düzenleme ile birlikte, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar bir defaya mahsus arttırılmasına olanak tanınmış, miktar artırım yolu ile faiz talep edilebilmesine yönelik bir düzenleme öngörülmemiştir.
Davacı tarafından toplam 100.000,00-TL maddi, 100.000,00-TL manevi tazminat istemiyle görülen davanın açıldığı, dava dilekçesinde faiz talep edilmediği, 07.08.2014 tarihli miktar artırım dilekçesi ile dava dilekçesinde istenilen maddi tazminat miktarının 418.834,00-TL olarak artırıldığı, miktar artırım dilekçesinde dava dilekçesindeki miktarı da kapsayacak şekilde faiz talep edildiği, Mahkemece davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilirken yasal faize hükmedilmediği anlaşılmaktadır.
Davacının, miktar artırım dilekçesinde gündeme getirdiği yasal faiz talebi, “taleple bağlılık” kuralının istisnası olan miktar artırımı kapsamında olmadığından, davacının İdare Mahkemesi kararında yasal faiz taleplerine ilişkin hüküm kurulmamasının hukuka aykırı olduğu yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; … İdare Mahkemesinin temyize konu kararının maddi tazminata ilişkin kısmının gerekçede oyçokluğuyla bozulmasına, manevi tazminata ilişkin kısmının ise oybirliğiyle onanmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 08/04/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY :
(X)-Dava; davacının, 30.11.2008 tarihinde Batı Ataşehir – TEM arasında köprü, kavşak ve motorlu araç trafiğini düzenleme inşaatındaki alt geçitten yolun karşısına geçmek isterken 6 metrelik yükseklikten düşerek yaralanması neticesinde inşaat alanında gerekli güvenlik ve koruyucu tedbirler alınmadığından bahisle tedavi, ilaç, hastane masrafı, ulaşım gideri olarak 5.000,00-TL, devam eden ve edecek tedavi sürecince yapılacak giderler için 5.000,00-TL, çalışamama sebebiyle 20.000,00-TL, çalışma gücünde azalma nedeniyle 70.000,00TL olmak üzere toplam 100.000,00-TL maddi, 100.000,00-TL manevi zararının tazminen ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi’nce; 61.215,00-TL maddi ve 30.000,00-TL manevi tazminatın davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, görülen davanın toplam 100.000,00-TL maddi, 100.000,00-TL manevi tazminat istemiyle açıldığı, dava dilekçesinde faiz talep edilmediği, 07.08.2014 tarihli miktar artırım dilekçesi ile dava dilekçesinde istenilen maddi tazminat miktarının 418.834,00-TL olarak artırıldığı, miktar artırım dilekçesinde dava dilekçesindeki miktarı da kapsayacak şekilde faiz talep edildiği, Mahkemece davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilirken yasal faize hükmedilmediği; davacı tarafından sunulan temyiz dilekçesinde, temyize konu kararda yasal faiz taleplerine ilişkin hüküm kurulmadığı, bu sebeple kararın bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunun belirtildiği görülmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile ”Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” hükmü eklenmiştir.
2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasına eklenen hüküm ile tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır.
Söz konusu hükmün amaçsal yorumundan, taleple bağlılık kuralının istisnası olduğu anlaşılmakta olup, bu itibarla, davacının dava dilekçesinde talep etmemiş olmakla birlikte daha sonra miktar artırım dilekçesi ile birlikte yasal faiz talebinde bulunabileceği sonuç ve kanaatine varıldığından yasal faiz talebi hakkında hüküm kurmayan İdare Mahkemesi kararında bu yönüyle de hukuki isabet bulunmadığı görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına bu kısım yönünden katılmıyoruz.