Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2021/3938 E. , 2022/4232 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/3938
Karar No : 2022/4232
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACILAR) 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …
2- (DAVALI) … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Çanakkale ili, Gelibolu ilçesi, Anafartalar Özel Eğitim Meslek Lisesi öğrencisi olan -davacıların müşterek çocuğu- müteveffa …’ın “engelli bireylere istihdam edilebilir mesleki becerilerin kazandırılması” konulu Erasmus+mesleki eğitim projesi kapsamında gönderildiği İspanya’nın Marbella şehrinde 13/04/2015 tarihinde denize girerken boğulması olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle; baba … için ıslah suretiyle 51.295,97-TL ve anne … için ıslah suretiyle 58.972,96-TL olmak üzere toplam 110.268,93-TL maddi ve davacıların her biri için 100.000,00-TL olmak üzere toplam 200.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davalı idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca zararı tazmin sorumluğunun bulunduğu, dava konusu olay nedeniyle davacıların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zararın hesaplanması için dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, bilirkişi raporunda davacı anne için 58.972,96-TL, baba için 51.295,97-TL destekten yoksun kalma zararının hesaplandığı, anılan raporun hükme esas nitelikte bulunduğu, ancak olayda vefat edenin, asıl eğitim faaliyeti dışında izinsiz olarak denize girdiği ve dikkatsiz ve tedbirsiz davranışından ötürü zararlı sonucun ortaya çıkması karşısında, müterafik kusur halinin mevcut olduğu, düzenlenen bilirkişi raporunda saptanan destekten yoksun kalma tutarlarından, müterafik kusur durumu da dikkate alınarak 1/2 oranında eksiltme yapılmak suretiyle davacılardan anne …’a bilirkişi tarafından hesaplanan maddi tazminat miktarının 1/2 oranı olan 29.486,48-TL, baba …’a da 25.647,99-TL olmak üzere toplam 55.134,47-TL maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği; manevi tazminata ilişkin olarak anne … ve baba …’a her biri için 12.500,00-TL olmak üzere toplam 25.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinafa konu İdare Mahkemesi kararında müteveffaların anne ve babasının destekten yoksun kalma tazminat miktarının hesaplanması için yaptırılan bilirkişi incelemesinde bilirkişiler tarafından destekten yoksun kalma tazminatının PMF1931 yaşam tablosu esas alınmak suretiyle belirlendiği, destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasının “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosuna” göre belirlenmediği görüldüğünden; Dairelerince, davacılardan müteveffanın anne ve babasının destekten yoksun kalma tazminat miktarının hesaplanması için hesap bilirkişisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunun, PMF1931 yaşam tablosunun esas alınmasında hukuksal isabet görülmeyerek, 06/12/2019 tarihli ara kararla bilirkişiden; müteveffa ve anne-babasının muhtemel bakiye yaşam sürelerinin TRH2010 adı verilen ulusal mortalite tablosu esas alınmak ve ölenin desten oranı yeniden belirlenmek suretiyle destekten yoksun kalma tazminat miktarının yeniden hesaplanmak üzere ek rapor hazırlanmasının istenildiği ve bilirkişi tarafından davacılardan anne ve babanın destekten yoksun kalınan tazminat miktarının TRH2010 ulusal mortalite tablosu esas alınmak suretiyle hesaplandığı ve ek bilirkişi raporlarının dava dosyasına sunulduğu, ek bilirkişi raporlarının taraflara tebliğ edildiği, davacı tarafından ek bilirkişi raporlarına itirazda bulunulduğu ancak ek bilirkişi raporlarının tebliği sonrası ıslah dilekçesinin sunulmadığı, davacı itirazlarının raporları sakatlar nitelikte görülmediği, maddi tazminatla ilgili olayın oluş şekline göre davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, ölenin müterafik kusuru da gözönüne alınarak davalı idarenin %60 kusurlu olduğu gözetilerek anne için bilirkişice hesaplanan 151.745,65-TL’lik tutarın 91.047,39-TL’si ile baba için hesaplanan 123,848,29-TL’lık tutarın 74.308,65-TL’sının ödenmesi gerekmekte ise de, davacı tarafından ek bilirkişi raporunun tebliği üzerine tazminat tutarına yönelik ıslah dilekçesi verilmediği, Mahkeme yargılaması aşamasında verilen 31/07/2018 tarihli dilekçede ıslah edilen tutarlar esas alınarak anne için 58.972,96-TL, baba için 51.295,97-TL olmak üzere toplam 110.168,93-TL maddi tazminatın 100,00-TL’lik kısmının adli yargıda ilk davanın açıldığı 17/11/2015 tarihinden, kalan kısmının ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 02/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği; davacıların manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun incelenmesi sonucunda, manevi zararın tazminine hükmedilirken, mağdurlarda haksız zenginleşme sağlanmadan, bir yandan ilgililerin sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabın kısmen giderilmesini ifade edecek, diğer yandan idarenin hukuka aykırılığının ağırlığını ortaya koyacak ve hukuka aykırılığı özendirmeyecek bir miktarın belirlenmesi gerektiği, bu itibarla, davacıların olay sebebiyle duydukları acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, kusurun niteliği, oranı, davacıların sosyal durumu da dikkate alınarak, takdiren davacı anne …’a 25.000,00-TL, baba …’a 25.000,00-TL, olmak üzere toplam 50.000,00-TL manevi tazminatın adli yargıda ilk davanın açıldığı, 17/11/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi gerektiği, dolayısıyla kararın, kabule ilişkin kısmına karşı davalı istinaf başvurusunun reddine, kararın maddi tazminatın reddine ilişkin kısmına yönelik davacı istinaf başvurusunun kabulüne, kararın bu kısmının kaldırılmasına, kaldırılan 53.134,46-TL tazminata ilişkin kısım yönünden de davanın kabulü ile toplam 110.268,93-TL maddi tazminatın 100,00-TL’lık kısmının adli yargıda ilk davanın açıldığı 17/11/2015 tarihinden, kalan kısmın ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 02/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine, manevi tazminat tutarının reddedilen 175.000,00-TL tutarın 150.000,00-TL’lik kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine, 25.000,00-TL’lik kısmına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile bu kısmının kaldırılarak anne ve baba için 25.000,00’er TL’den toplam 50.000,00-TL manevi tazminatın adli yargıda ilk davanın açıldığı 17/11/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarı toplamı olan 160.268,94-TL üzerinden hesaplanan 10.947,98-TL karar harcından davacı tarafından önceden yatırılan 1.060,98-TL harcın mahsubu ile kalan 9.887,98-TL harcın davacı tarafa tamamlattırılmasına, mahkemeye erişim hakkı kapsamında Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat tutarı için 1.700,00-TL ve manevi tazminat tutarı için 1.700,00-TL olmak üzere 3.400,00-TL maktu vekalet ücretinin mükerrer olmamak üzere davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, mükerrer olmamak üzere hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarı üzerinden nisbi olarak hesaplanan (14.425,00 + 7.300,00) 21.725,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, nispi karar harcının davalı tarafça ödenmesi gerektiği, takdir edilen manevi tazminat miktarlarının düşük kaldığı, her bir davacının davası için bağımsız olarak kabul edilen miktarlar üzerinden ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kısmen kabulü ile hükmedilen manevi tazminat miktarlarının düşük olduğu gerekçesiyle kararın manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması; maddi tazminata ilişkin olarak ise, faizin başlangıç tarihi ve vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Çanakkale ili, Gelibolu ilçesi, Anafartalar Özel Eğitim Meslek Lisesi öğrencisi olan -davacıların müşterek çocuğu- müteveffa …’ın “engelli bireylere istihdam edilebilir mesleki becerilerin kazandırılması” konulu Erasmus+mesleki eğitim projesi kapsamında gönderildiği İspanya’nın Marbella şehrinde 13/04/2015 tarihinde denize girerken boğulması olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle; baba … için ıslah suretiyle 51.295,97-TL ve anne … için ıslah suretiyle 58.972,96-TL olmak üzere toplam 110.268,93-TL maddi ve davacıların her biri için 100.000,00-TL olmak üzere toplam 200.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ‘Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması’ başlıklı 13. maddesinde; “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir. Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.” hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davanın maddi ve manevi tazminatlara ilişkin temyiz istemleri yönünden:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davanın yasal faize ilişkin kısmı yönünden:
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı Kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile; “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanun’un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanun’a geçici 7. madde ile “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” hükmü eklenmiştir.
Nitekim, 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde; “AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde Ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.” ifadesine yer verilmiştir.
Faiz, idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
Yapılan bu açıklamalar karşısında, uğranılan zararın gerçek miktarının Mahkeme tarafından yapılan inceleme sonucunda net bir şekilde ortaya çıkması durumunda, ortaya çıkan bu gerçek zararın tamamının tazmini amacıyla verilen miktar artırımına (ıslah) ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp, mevcut davada talep edilen tazminat miktarının ıslah suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa, bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; meydana gelen zararların tespiti amacıyla İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilen ve davacılar tarafından ıslah edilen bu yeni zarar miktarının; olay tarihi veya idareye başvurma tarihi veya dava tarihi itibarıyla elde etmek istedikleri gerçek zararları olduğu açıktır.
Bu durumda; temyize konu kararda, “davanın kabulü ile toplam 110.268,93-TL maddi tazminatın 100,00-TL’lik kısmının adli yargıda ilk davanın açıldığı 17/11/2015 tarihinden, kalan kısmın ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 02/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine” ibaresinin “davanın kabulü ile toplam 110.268,93-TL maddi tazminatın adli yargıda ilk davanın açıldığı 17/11/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacılara ödenmesine” şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Hükmedilen yargılama giderleri ve vekalet ücretlerine yönelik kısımlarının incelenmesi:
02/01/2020 tarih ve 30996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin ‘Manevi tazminat davalarında ücret’ başlıklı 10. maddesinde; “Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.” düzenlemesi, “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlıklı 13. maddesinde, “Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.” düzenlemesi yer almıştır.
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında, davalı idarenin %60 oranında kusurlu olduğu gözetilerek anne için bilirkişice hesaplanan 151.745,65-TL’lik tutarın 91.047,39-TL’si ile baba için hesaplanan 123,848,29-TL’lık tutarın 74.308,65-TL’sının ödenmesi gerekmekte ise de, davacı tarafından ek bilirkişi raporunun tebliği üzerine tazminat tutarına yönelik ıslah dilekçesi verilmediği, Mahkeme yargılaması aşamasında verilen 31/07/2018 tarihli dilekçede ıslah edilen tutarlar esas alınarak anne için 58.972,96-TL, baba için 51.295,97-TL olmak üzere toplam 110.268,93 TL maddi tazminatın tamamının kabulüne karar verildiği halde, davacılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bu itibarla, kararda yer alan “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat tutarı için 1.700,00-TL maktu vekalet ücretinin mükerrer olmamak üzere davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine” ibaresinin karardan çıkarılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan; anılan kararda manevi tazminata ilişkin olarak anne ve baba için ayrı ayrı olmak üzere 25.000,00-TL’den toplam 50.000,00-TL manevi tazminatın davacılara ödenmesine, 150.000,00-TL manevi tazminatın reddedilmesine, kabul edilen 50.000,00-TL manevi tazminat üzerinden davacılar lehine 7.300,00-TL vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiş olup, yukarıda yer verilen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan, davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği düzenlemesi uyarınca, reddedilen manevi tazminat üzerinden de davalı idare lehine 7.300,00-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, kararda yer alan “manevi tazminat tutarı için 1.700,00 TL…maktu vekalet ücretinin mükerrer olmamak üzere davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,” ibaresinin “manevi tazminat tutarı için 7.300,00-TL…maktu vekalet ücretinin mükerrer olmamak üzere davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,” şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun ‘Mevzuu’ başlıklı 2. maddesinde; yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu, ‘Mükellef’ başlıklı 11. maddesinde; genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu, ‘Harçdan müstesna işlemler’ başlıklı 13. maddesinin (j) fıkrasında; Genel Bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemlerinin harçtan muaf olduğu belirtilmekle birlikte, parantez içi hükmünde yukarıdaki işlemlerin hesaplanacak harçlarının, Genel Bütçeye dahil idarelerin haklılığı nispetinde karşı taraftan tahsiline igili yargı merciince karar verileceği düzenleme altına alınmış olup, ‘Harç alma ölçüleri’ başlıklı 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev’i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı, ‘Değer esası’ başlıklı 16. maddesinde; değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu, ‘Harcın nispeti’ başlıklı 21. maddesinde; yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği, ‘Nispi harclarda ödeme zamanı’ başlıklı 28. maddesinde ise; (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın verilmesinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun’un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.
Bu bağlamda, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının tümüyle haksız çıkan tarafa, başka bir deyişle davalı idareye yükletileceği, nispi karar harcı dışında kalan yargılama giderleri için haklılık oranına göre değerlendirme yapılacağı hususu açıktır.
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında; hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarı toplamı olan 160.268,94-TL üzerinden hesaplanan 10.947,98-TL karar harcından davacılar tarafından önceden yatırılan 1.060,98-TL harcın mahsubu ile kalan 9.887,98-TL harcın davacılara tarafa tamamlattırılmasına karar verildiği görülmekle birlikte; hüküm altına alınan 160.268,94-TL üzerinden hesaplanan 10.947,98-TL nispi karar harcının tümüyle haksız çıkan tarafa, başka bir deyişle davalı idareye yükletilmesi gerektiği açık olup, “hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan 10.947,98-TL nispi karar harcının davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine” ibaresinin karara eklenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunmayan temyiz istemlerinin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının; maddi ve manevi tazminata ilişkin kısımlarının oybirliğiyle ONANMASINA, yasal faizin başlangıç tarihinin yukarıda belirtilen şekilde oyçokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA, davacılar aleyhine hükmedilen maddi tazminata ilişkin kısmının, davalı idare lehine hükmedilen manevi tazminata ilişkin kısmının ve nispi karar harcının yukarıda belirtilen şekilde oybirliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından varsa artan tutarın Mahkeme tarafından taraflara iadesine,
4. Kesin olarak, 17/06/2022 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Dava; Çanakkale ili, Gelibolu ilçesi, Anafartalar Özel Eğitim Meslek Lisesi öğrencisi olan -davacıların müşterek çocuğu- müteveffa …’ın “engelli bireylere istihdam edilebilir mesleki becerilerin kazandırılması” konulu Erasmus+mesleki eğitim projesi kapsamında gönderildiği İspanya’nın Marbella şehrinde 13/04/2015 tarihinde denize girerken boğulması olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle; baba … için ıslah suretiyle 51.295,97-TL ve anne … için ıslah suretiyle 58.972,96-TL olmak üzere toplam 110.268,93-TL maddi ve davacıların her biri için 100.000,00-TL olmak üzere toplam 200.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Davaya konu uyuşmazlık, hukuka aykırı haksız fiilden kaynaklanmaktadır. Haksız fiilden doğan tazminat borçlarında temerrüt, haksız fiil tarihinde kendiliğinden gerçekleşir. Bu itibarla ayrıca bir bildirim yapılmasına gerek yoktur.
Bu durumda, davacılar tarafından da talep edildiği üzere, hükmedilen tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi ve temyize konu kararın tazminata işletilecek yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının belirtilen şekilde düzeltilmesi gerektiği görüşüyle bu kısma yönelik çoğunluk kararına katılmıyorum.