Danıştay Kararı 8. Daire 2021/633 E. 2022/6067 K. 27.10.2022 T.

Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/633 E.  ,  2022/6067 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/633
Karar No : 2022/6067

DAVACI : …

DAVALILAR : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- … Birliği Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU :
02.01.2020 tarih ve 30996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Manevi tazminat davalarında ücret” başlığını taşıyan 10. maddesinin 2. fıkrasının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :
Manevi tazminat davalarında, baştan belirli ya da belirlenebilecek bir miktarın bulunmadığı, ıslahın da mümkün olmadığı, miktarın hakimin takdirinde bulunduğu, davanın kısmen reddedilmesi durumunda avukatlık ücreti ödeneceği korkusunun dava hakkından vazgeçmeye yol açacağı, hiçbir kusuru bulunmayan manevi tazminat isteminde bulunan kişi aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin, adil yargılanma hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde olduğu, haksızlığı sabit olan tarafın, tüm masraflara tek başına katlanması ve reddedilen manevi tazminat için avukatlık ücretine hükmedilmemesi gerektiği, avukatlık ücretinin açılan manevi tazminat davasını anlamsızlaştırdığı öne sürülmektedir.

DAVALI İDARELERİN SAVUNMALARI :
DAVALI … BAKANLIĞI’NIN SAVUNMASI : Davaya konu düzenlemede, hak arama özgürlüğü kapsamında, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmeden, makul ve orantılı bir sınır dahilinde manevi tazminat davalarında avukatlık ücretinin belirlendiği, düzenlemenin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DAVALI … BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI’NIN SAVUNMASI: Usul yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği; esas bakımından, davaya konu düzenlemenin mahkemeye erişim hakkı ve adil yargılanma hakkına uygun olduğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinde yer alan, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı kuralı gereği, kaybedilen kısım için vekalet ücretine hükmedilmeye devam edileceğinden, davacının davaya konu düzenlemenin iptalini istemekte hukuki yararının bulunmadığı, düzenlemenin iptal edilmesi durumunda ise, gerçek anlamda ret edilen kısım dikkate alınarak hüküm kurulacağından, davacının ve davacı konumundaki diğer kişilerin mağduriyetine yol açacağı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Öğretide ve yargı kararlarında manevi tazminat davalarının kısmi dava olarak açılamayacağı, ıslah yoluyla da talebin artırılamayacağı benimsenmektedir. Ayrıca, manevi tazminat davalarında, tazminat miktarı baştan belirli ya da belirlenebilir nitelikte de değildir. Manevi tazminat bir bütündür. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yolu ile belirlenip karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün değildir. Manevi tazminat, zararın giderilmesi (giderim) değil, zarar görenin elem ve üzüntüsünün elden geldiği ölçüde denkleştirilerek tatmin edilmesi amacına dayanır. Manevi tazminatın takdirinde hakime çok geniş takdir yetkisi verilmiştir. Bu davalarda hüküm altına alınan tazminat miktarı belirlenirken genel olarak, olayın oluş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, zarar görenin kusur durumu, tarafların sıfatı, olayın ağırlığı, tarihi, paranın satın alma gücü gibi kriterler dikkate alınmakta ve nihayetinde davacı tarafın sebepsiz zenginleşmesine neden olmayacak bir miktar belirlenmektedir.
Bir manevi tazminat davasında, mahkemece talebin sadece az bir miktarı yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olsa bile bu husus davaya bakan mahkemece manevi tazminat talebine esas olan fiilin haksızlığını ortaya koymakta ve davalı tarafın dava açılmasına haksız fiili nedeniyle sebebiyet verildiğini tespit etmektedir.
Buna göre manevi tazminat taleplerinin reddedilen kısmı yönünden davacı tarafın mutlak bir haksızlığından söz edilmesine de hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, manevi tazminat talebinin reddedilen kısmı yönünden nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin, mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz müdahale oluşturabileceği de dikkate alınarak davaya konu düzenlemenin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; 02/01/2020 tarih ve 30996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Manevi tazminat davalarında ücret” başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen ”Manevi tazminat davalarında ücret” başlığını taşıyan 10. maddesinde; ”(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.” kuralı yer almıştır.
Bireylerin, hukuk düzeni tarafından korunan kişilik haklarına karşı hukuka aykırı olarak yapılan bir saldırı sonucunda ikame edecekleri manevi tazminat davalarında, amaç bir zararın giderilmesi değil, zarar görenin elem ve üzüntüsünün elden geldiği ölçüde denkleştirilerek tatmin edilmesi amacına yönelik olup ve bu haliyle baştan belirlenebilecek bir miktar bulunmamakta ve sonradan ıslahı da mümkün olmamaktadır. Hükmedilecek miktar tamamen hakimin takdirinde bulunmakta ve hakim manevi tazminata hükmederken; saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliğini, kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve kusuru bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesi, kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını, olayın ağırlığını, adalete uygun olup olmadığını ve nihayet hükmedilecek tazminat miktarının zenginleşmeye sebep olmayacak nitelikte olmasını göz önünde bulundurmaktadır.
Manevi tazminat davalarında, bireyler hukuka aykırı eylem nedeniyle kişilik haklarına yapılan saldırı sonucunda duydukları üzüntünün karşılanması amacıyla dava değerini yüksek belirlemiş olsalar bile, hakim tarafından hükmedilecek tutar, yukarıda bahsedilen objektif ölçütler çerçevesinde değerlendirilmekle birlikte sonuçta hakimin subjektif takdir yetkisi çerçevesinde belirleneceğinden, kişilik hakları zarara uğradığı için hakimin takdiri nedeniyle bir miktar tazminata hak kazanan davacının reddedilen miktar üzerinden bir de karşı tarafa avukatlık ücreti ödemeye mecbur kalma korkusu dava açma hakkından vazgeçmeye dolayısıyla da mahkemeye erişim hakkını kısıtlamaya yol açacağı gibi, hiçbir kusuru bulunmayan manevi tazminat isteminde bulunan kişi aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi, adil yargılanma hakkının zedelenmesine ve hukuki tatminin azalmasına ve ayrıca kişilik hakları hukuka aykırı bir şekilde ihlal edilen davacının mükerrer mağduriyet yaşamasına neden olacağından, davaya konu düzenlemede bu yönüyle hukuka ve hakkaniyet kurullarına uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, 02.01.2020 tarih ve 30996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davacı tarafından, … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … esasına ve … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin … esasına kayıtlı olarak açtığı manevi tazminat davalarında, davaların kısmen kabul kısmen reddine karar verilmesi nedeniyle davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden davacı aleyhine (nispi) vekalet ücretine hükmedilmesi üzerine dava konusu Tarife maddesinden haberdar olunduğu belirtilerek bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı … Birliğinin davanın süresinde açılmadığına yönelik itirazı yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.

ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinde; “(Değişik:2/5/2001 – 4667/77 md.) Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi
arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükmü ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinin 1. fıkrasında, “Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.”; 2. fıkrasında, “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. (…) ” hükmüne yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde, ” Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.”; “Vekalet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi” başlıklı 330. maddesinde, “Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücreti, taraf lehine hükmedilir.”; “Yargılama giderlerine hükmedilmesi” başlıklı 332. maddesinde, ” Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir. Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır.” hükmü yer almıştır.
02.01.2020 tarih ve 30996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Manevi tazminat davalarında ücret” başlığını taşıyan 10. maddesinde; “(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.” kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine, Anayasa’nın 148. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir.” hükmü yer almıştır.
Aleyhe hükmedilen vekalet ücretinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bir bireysel başvuruda; Anayasa Mahkemesi 07/11/2013 gün ve Başvuru No:2012/791 numaralı kararında konuya ilişkin temel ilkeleri ortaya koymuştur.
Buna göre, “Sözleşmenin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin, (1) numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkı…” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. (…) Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir. (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 – 39)
Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir.
(…) Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.
Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelere göre, istenen tazminatın reddedilmesi üzerine belirli bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesi tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak her bir uyuşmazlığın kendine özgü niteliklerinin ve uyuşmazlığa konu olayın, davacıların mahkemeye erişim hakkı üzerinde farklı sonuçlar doğurabilmesi de mümkündür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu – Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Dava konusu Tarife hükmü bu çerçevede incelendiğinde; reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin üçüncü kısmına göre nispi vekalet ücretine hükmedileceği öngörülmekle birlikte, bu ücretin kabul edilen miktar üzerinden davacı lehine hükmedilen nispi vekalet ücreti miktarını geçemeyeceği yönünde bir sınırlamaya da yer verildiği dikkate alındığında, düzenlemenin tarafların çıkarlarını karşılıklı olarak koruyucu mahiyette olduğu, avukatın harcadığı emek ve mesai ile bireyin hak arama özgürlüğü dengesi açısından herhangi bir orantısızlık görülmediği ve hakkın özüne zarar vermediği sonucuna varıldığından dava konusu Tarife hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
27/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :
(X)- Dava, 02.01.2020 tarih ve 30996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Manevi tazminat davalarında ücret” başlığını taşıyan 10. maddesinin 2. fıkrasının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davaya konu Tarifenin ”Manevi tazminat davalarında ücret” başlığını taşıyan 10. maddesinde; ”(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.” kuralı yer almıştır.
Tarifenin 10. maddesinde; manevi tazminat davalarında avukatlık ücretinin belirlenmesine ilişkin esaslar kurala bağlanmış olup, maddenin dava konusu 2. fıkrasında, davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği belirtilmiştir.
Öğretide ve yargı kararlarında manevi tazminat davalarının kısmi dava olarak açılamayacağı, ıslah yoluyla da talebin artırılamayacağı benimsenmektedir. Ayrıca, manevi tazminat davalarında, tazminat miktarı baştan belirli ya da belirlenebilir nitelikte de değildir. Manevi tazminat bir bütündür. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yolu ile belirlenip karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün değildir. Manevi tazminat, zararın giderilmesi (giderim) değil, zarar görenin elem ve üzüntüsünün elden geldiği ölçüde denkleştirilerek tatmin edilmesi amacına dayanır. Manevi tazminatın takdirinde hakime çok geniş takdir yetkisi verilmiştir. Bu davalarda hüküm altına alınan tazminat miktarı belirlenirken genel olarak, olayın oluş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, zarar görenin kusur durumu, tarafların sıfatı, olayın ağırlığı, tarihi, paranın satın alma gücü gibi kriterler dikkate alınmaktadır.
Manevi tazminat davalarında, davacılar tarafından kendi duydukları üzüntüyü karşılamak üzere yüksek dava değeri belirlenmekle birlikte, hükmedilecek tutar, objektif ve subjektif kriterler ışığında tamamen hakimin takdir yetkisi çerçevesinde şekilleneceğinden, kişilik hakları zarara uğradığı için bir miktar tazminata muhik olan davacıya hakimin takdiri nedeniyle reddedilen miktar üzerinden bir de vekalet ücreti yükletilerek mükerrer mağduriyet yaşamasının önüne geçilmesi esasen sosyal hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir.

Bu bakımdan; hükmedilecek tazminat miktarı hakimin takdirinde olan manevi tazminat davalarında, reddedilen miktar yönünden davalı vekili lehine avukatlık ücretine hükmedilebilecek olması, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olduğu anlaşıldığından, davaya konu Tarife maddesinin iptaline karar verilmesi gerektiği görüşü ile çoğunluk kararına katılmıyorum.