Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/4696 E. , 2022/4875 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2022/4696
Karar No : 2022/4875
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Birliği
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı hakkında Konya Barosu Disiplin Kurulunca verilen üç ay süre ile işten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair … tarih ve E:…,K:… sayılı karara karşı … Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne ve söz konusu kararın üç yıl süre ile işten çıkarma cezası ile cezalandırılması şeklinde düzeltilerek onanmasına ilişkin … tarih ve E:…, K:… sayılı Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu kararının bir daha görüşülmek üzere Adalet Bakanlığınca geri gönderilmesi üzerine ilk kararda ısrar edilmesine ilişkin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan … Ağır Ceza Mahkemesinin istinaf edilmeden kesinleşen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile müdahil avukatın terör örgütü üyeliği sabit görülerek, etkin pişmanlıktan faydalanarak, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirdiği gerekçesiyle “ceza verilmesine yer olmadığı”na karar verildiği, “ceza verilmesine yer olmadığı hükmü”nün 1136 sayılı Kanunun 5/1-a maddesinde sayılan avukatlığa engel suçlardan “mahkumiyet” hükmü olmadığının açık olduğu, dolayısıyla müdahil avukata meslekten çıkarma cezası verilemeyeceği, ancak, davalı idarenin bir meslek kuruluşu olarak mesleki disiplini sağlama görevinin devam ettiği ve fiilin disiplin hukuku yönünden değerlendirilebileceği, müdahil avukatın silahlı terör örgütü üyeliği yönünde tespite yer verilerek hüküm kurulmuş olması karşısında, disiplin cezasının, ceza mahkemesince tespiti yapılan suçun niteliği ve ağırlığı ile avukatlık mesleğinin önem ve özelliği dikkate alınarak davalı idare tarafından takdir edileceği, ancak disipline konu eylemler ile yaptırımlar arasında adil bir dengenin gözetilmesinin de hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu, eylem ile yaptırım arasında bulunması gereken adil dengenin “ölçülülük ilkesi” olarak da adlandırıldığı ve bu ilkenin alt ilkelerini elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkelerinin oluşturduğu, benzer suçlarla itham edilerek yargılananların fillerinin ağırlığı ve kişiye özgü durumları dikkate alınarak, ceza mahkemelerinde farklı ağırlıklarda yaptırımlara hükmedildiği; mahkumiyet, belli bir cezanın gerektiği hususunun tespiti yanısıra belli sürelerle denetime tabi tutularak hükmün açıklanmasına geri bırakılması, ceza verilmesine yer olmadığı ya da beraat kararı verildiği; mahkumiyet hükmü ile beraat kararı tamamen zıt yönde olduğu gibi, ceza mahkemesinde yapılan tespitler ve fiilin ağırlığı değerlendirilerek, herhangi bir ceza verilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılan durumların, ceza verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldıktan sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen durumlara göre daha hafif bir durumu tanımladığı, davalı idarenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişiler hakkında üç yıllık üst sınırdan değil, daha az süreli cezalar verdiği (… Bölge İdare Mahkemesi … İ.D.D. E:… vb.), ceza yargılaması sonucunda ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilen davacının eyleminin ağırlığının, hakkında ceza verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldıktan sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen kişilere göre daha hafif olduğu gözetildiğinde, davacıya üç yıllık üst sınırdan cezalandırılması durumunda, eylem ile yaptırım arasındaki adil denge “ölçülülük” ve hakkaniyet ilkesinin ihlal edilmiş olacağı, bu itibarla davacının eyleminin ağırlık durumu dikkate alınmadan ve benzer olaylarla kıyaslanmadan 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 135. maddesinin 4. fıkrasında belirlenen üç yıllık üst sınırdan ceza verilmekle ölçülülük ilkesinin ihlal edilmiş olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı Türkiye Barolar Birliği tarafından, hukuka ve usule aykırı olduğu belirtilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İstinaf” başlıklı 45. maddesinde, “1) İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir.
3) Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.
6) Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanun’un “Temyiz” başlıklı 46. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; Belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan davalar; (d) bendinde ise, belli bir ticari faaliyetin icrasını süresiz veya otuz gün yahut daha uzun süreyle engelleyen işlemlere karşı açılan davalar hakkında verilen kararların Danıştay’da, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebileceği kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; İdare Mahkemelerinin tek hakim sınırı dışında kalan bütün kararlarına karşı mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine istinaf başvurusunda bulunulabileceği, bölge idare mahkemesince istinaf incelemesi üzerine verilen kararlara karşı ise sadece 2577 sayılı Kanun’un 46. maddesinde yer alan konular ile sınırlı olarak Danıştay’a temyiz başvurusunda bulunulabileceği, bölge idare mahkemelerince istinaf incelemesi üzerine verilen ve 46. madde kapsamı dışında olan kararların ise kesin olduğu görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, Türkiye Barolar Birliğinin dava konusu ısrar kararı üzerine davacı hakkında verilen “3 yıl süre ile işten çıkarma” cezasının iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun temyiz kanun yoluna başvurulabilecek davaların tahdidi olarak sayıldığı 46. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davası” olarak nitelendirilemeyeceği, nitekim 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Disiplin cezaları” başlıklı 135. maddesinin 1. fıkrasının (4) numaralı bendinde, işten çıkarma, “avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere mesleki faaliyetlerin yasaklanması” olarak tanımlanmış olup, meslekten çıkarılma sonucunu doğuran disiplin cezası niteliğine sahip bulunmayan dava konusu işlem hakkında açılan davanın, 2577 sayılı Kanunun m.46/1-(c) kapsamında yer almadığı, öte yandan, avukatlık mesleği ticari faaliyet olarak da değerlendirilemeyeceğinden uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanunun 46. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi kapsamında da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, temyiz istemine esas teşkil eden kararın Bölge İdare Mahkemesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 46. maddesine göre temyiz yolu açık olmayan “kesin” kararlarından olduğu anlaşıldığından temyiz isteminin incelenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1- TEMYİZ İSTEMİNİN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
2- Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
Kesin olarak, 15/09/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.