Danıştay 9. Daire Başkanlığı 2019/5688 E. , 2021/2943 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DOKUZUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5688
Karar No : 2021/2943
Kararın Düzeltilmesini İsteyen : …Vergi Dairesi Müdürlüğü-…
Vekili : Av. …
Karşı Taraf : …
İstemin Özeti : Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 18/04/2019 tarih ve E:2016/20419, K:2019/1752 sayılı kararının; dilekçede ileri sürülen nedenlerle düzeltilmesi istenilmektedir.
Cevabın Özeti : Cevap verilmemiştir.
Tetkik Hakimi …Düşüncesi :Davalının karar düzeltme isteminin dava konusu ödeme emrinin 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılan matrah arttırımından kaynaklanan kurumlar vergisi ve katma değer vergisine ilişkin kısmı ile yargı harcına ilişkin kısımları yönünden reddi, diğer kısımlar yönünden kabulü gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:
Danıştay dava daireleri ile İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulları tarafından verilmiş olan kararlar hakkında kararın düzeltilmesi isteminin kabulü ancak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinde yazılı sebeplerden birinin bulunması ile mümkündür.
Davalı idarenin karar düzeltme dilekçesinde dava konusu ödeme emrinin 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılan matrah arttırımından kaynaklanan kurumlar vergisi ve katma değer vergisine ilişkin kısmı ile davacının ortak olduğu dönem dikkate alınmak suretiyle yargı harcına ilişkin kısmına yönelik olarak ileri sürdüğü iddialar, Dairemiz kararının bu kısımlarının düzeltilmesini gerektirecek nitelikte bulunmamaktadır.
Karar düzeltme dilekçesinde, dava konusu ödeme emrinin diğer kısımlarına ilişkin olarak ileri sürülen iddialar ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesine göre yerinde görüldüğünden Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 18/04/2019 tarih ve E:2016/20419; K:2019/1752 sayılı kararının bu kısmı kaldırıldıktan sonra davacının temyiz istemi incelendi;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27’inci maddesinin (4) numaralı fıkrasında; Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılmasının, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durduracağı, ancak, 26. maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemlerinin devam edeceği, bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davaların, tahsil işlemini durdurmayacağı, bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebileceği açıklanmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 55. maddesinde; amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi (7) gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” ile tebliğ olunacağı, aynı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 58. maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zaman aşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği, 35. maddesinde de limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacağı hükümleri yer almaktadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde ise, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, temsilcilerin veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri düzenlemelerine yer verilmiştir. Anılan Kanun’un 122. maddesinin 3. fıkrasında; vergi mahkemesinde dava açma dolayısıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin 3 numaralı fıkrası gereğince tahsili durdurulan vergilerden taksit süreleri geçmiş olanların, vergi mahkemesi kararına göre hesaplanan vergiye ait ihbarnamenin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödeneceği ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, vergi mahkemelerinde dava açılmasının tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durduracağı, bu vergilerden taksit süreleri geçmiş olanların, mahkeme kararına göre hesaplanan vergiye ait ihbarnamenin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödeneceği, diğer bir ifade ile mahkeme kararı uyarınca hesaplanan kısım hakkında tahsilat işlemlerine devam edilebilmesi için söz konusu kararının kesinleşmesi şartının bulunmadığı; kanuni temsilcilerin sorumluluğunu düzenleyen Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde ilgililere rücu olanağı tanınarak şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan borcun tamamı üzerinden müteselsilen sorumlu tutulmuş olmalarına karşın; ortakların sorumluluğunu düzenleyen 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının sermaye payları oranında tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan borçtan sorumluluğu yoluna gidildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ortağa bu sorumluluktan doğan borcunu rücu etme imkanının da tanınmaması karşısında ödemekle sorumlu olduğu borç tutarının net olarak tespitinin önem arz ettiği açıktır.
Somut olayda; asıl borçlu şirkete ait hacizli araç ile taşınmazın bulunduğu görüldüğünden, öncelikle bunların satışı gerçekleştirilerek şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan borç tutarının tam olarak tespit edilmesi müteakiben ortak olan davacının hissesi oranında hesaplama yapıldıktan sonra ödenmesi icabeden borç mahiyet ve miktar olarak açıkça tespit edilerek bu borç için ödeme emri düzenlenmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden davacı adına ödeme emrinin düzenlendiği tarihte asıl borçlu şirket adına kayıtlı bulunan hacizli taşınmaz ile aracının satışlarının gerçekleştirilmediği ve davacının sorumlu olduğu borç miktarının yukarıda açıklandığı şekilde tespit edilmediği anlaşıldığından, davacı adına düzenlenen ödeme emrinde ve davanın kısmen reddine ilişkin Vergi Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulüne, …. Vergi Mahkemesi’nin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının redde ilişkin hüküm fıkrasının yargı harcı dışında kalan kısmının bozulmasına, kalan kısma ilişkin karar düzeltme isteminin reddine, 22/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.