Danıştay 9. Daire Başkanlığı 2021/2899 E. , 2022/5028 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DOKUZUNCU DAİRE
Esas No : 2021/2899
Karar No : 2022/5028
TEMYİZ EDENLER: 1-(DAVACI) …
VEKİLİ : Av. …
2-(DAVALI) …Belediye Başkanlığı-…
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı adına, sahibi ve hissedarı olduğu Ankara ili, Çankaya İlçesi, …Mahallesi muhtelif ada/parsel numaralı taşınmazlar için 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları için tahakkuk ettirilen ve yapılandırılan arsa ve bina emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlık paylarının ödenen 91.619,93-TL’lik kısmının iadesi ile ödenmeyen 79.620,53-TL’lik kısmının kaldırılması istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddine dair işlemin iptali ile ödenen tutarın davanın açıldığı 24/02/2020 tarihi itibariyle işleyen 14.644,27-TL’lik faiziyle birlikte iadesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu olayda, 6736, 7020 ve 7143 sayılı Kanunlar uyarınca davacı kooperatifin kesinleşen borçları için yapılandırma talep ettiği, yapılandırılan borcun 91.619,93-TL’lik kısmının ödenmesinden sonra 6360 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin 15. fıkrası uyarınca, köyden mahalleye dönüştürülen … Mahallesi’nde bulunan taşınmazlar için emlak vergisinin alınmaması gerektiği, 6736, 7020 ve 7143 sayılı Kanunlardan yararlanılarak ödenen amme alacaklarının yasal faiziyle iadesi ve ödenmeyen vergilerin kaldırılması gerektiği ileri sürülerek düzeltme şikayet yolu ile davalı idareye başvurulduğu, söz konusu Kanunlardan yararlanılarak yapılandırılan vergilerin dava konusu edilmesine olanak bulunmadığından davalı idarenin, yapılan düzeltme şikayet başvurusunun, 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları için tahakkuk ettirilen ve 6736, 7020 ve 7143 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılan emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı paylarının ödenen 91.619,93-TL’lik kısmının kaldırılması ile davanın açıldığı 24/02/2020 tarihi itibariyle işleyen 14.644,27-TL’lik faizi ile birlikte iadesi ve yapılandırılan ancak ödenmeyen 79.620,53 TL’lik kısmının kaldırılması isteminin reddinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Dairelerinin 03/02/2021 tarihli ara kararına cevaben gönderilen bilgi ve belgelerden, davacı tarafından 6552 sayılı Yasa uyarınca 27/11/2014 tarihinde, 6736 sayılı Yasa uyarınca 23/11/2016 tarihinde, 7143 sayılı Yasa uyarınca 25/07/2018 tarihinde yapılandırma başvurusunda bulunduğu, davaya konu edilen borçların bir kısmının anılan Kanunlar kapsamında yapılandırıldığı, bir kısmının ise yapılandırma kanunlarına konu edilmediğinin anlaşıldığı, Mahkeme kararının, davanın, 2014 yılı 2. dönemi ile, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları için tahakkuk ettirilen emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı paylarının yapılandırma kanunları kapsamına giren kısımlarının reddine dair hüküm fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığı; dava konusu işlemin yapılandırma kanunları kapsamında başvuruya konu edilmeyen emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlıklarının korunması ait katkı paylarına ilişkin kısmına dair hüküm fıkrasına yönelik istinaf başvurusu yönünden; … Mahallesinin 2004 tarihli 5216 sayılı Kanun uyarınca köy tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüştürüldüğü, dava konusu işlemin, 6360 sayılı Kanunun 15. fıkrasının mülga son cümlesi uyarınca Emlak vergisi ve Belediye Gelirleri Kanununa göre alınması gereken harç ve katılım payları yönünden istisna kapsamında olduğu sonucuna varılan taşınmaz nedeniyle yapılandırma kanunları kapsamında başvuruya konu edilmeksizin ödenen arsa ve bina emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı paylarına ilişkin kısmında ve mahkeme kararının, davanın buna dair kısmının reddine ilişkin hüküm fıkrasında hukuka uygunluk görülmediği; faiz talebi yönünden ise, davacı tarafından ödenen 91.619,93-TL’lik tutarın 14.644,27-TL faizi ile birlikte iadesi istenildiğinden, Yapılandırma Kanunları kapsamında ödenmemesi nedeniyle iadesi gereken tutar üzerinden gecikme zammı oranında hesaplanacak, ancak davacının talebini aşmayacak tutarda faiz uygulanmasının yasaya ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun davanın yapılandırma kanunları kapsamına giren kısımlarının reddine dair hüküm fıkrasına yönelik kısmının reddine; kısmen kabulüne, yapılandırma kanunları kapsamında başvuruya konu edilmeksizin ödenen emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı paylarına ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasına, buna ilişkin kısmının iptaline, davacı tarafından, yapılandırma kanunları kapsamında başvuruya konu edilmeksizin ödenen arsa ve bina emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı paylarının, gecikme zammı oranında hesaplanacak, ancak davacının talebini aşmayacak tutarda faizi ile birlikte iadesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
DAVACININ İDDİALARI: Davalı Belediye Kanun’da öngörülen geçici muafiyetin … Mahallesi için uygulanamayacağını belirterek kooperatif adına vergi tahakkuk ettirdiği, biriken borçlar nedeniyle yapılandırmaya başvurulduğu, kanuni dayanağı olmayan vergi tahakkukunun vergi hatası kapsamında bulunduğu iddialarıyla kararın aleyhe kısmının bozulması istenilmektedir.
DAVALININ İDDİALARI: Dava konusu taşınmazların bulunduğu … Mahallesinin çok Kanun’dan çok önce köy vasfını yitirip mücavir alan içinde kaldığı, belediye hizmetlerinden yararlanarak artırımlı emlak vergisine tabi olduğu, vergilendirmede adalet ilkesi gereği, konut ve arsa fiyatlarının yüksek olduğu, lüks kapsamda bulunan yer için muafiyet hükmünün uygulanamayacağı iddialarıyla kararın aleyhe kısmının bozulması istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı tarafından savunma verilmemiştir. Davacının savunması yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY: Davacı adına, sahibi ve hissedarı olduğu Ankara ili, Çankaya İlçesi, … Mahallesi muhtelif ada/parsel numaralı taşınmazlar için 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları için tahakkuk ettirilen ve yapılandırılan arsa ve bina emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlık paylarının ödenen 91.619,93-TL’lik kısmının iadesi ile ödenmeyen 79.620,53-TL’lik kısmının kaldırılması istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddine dair işlemin iptali ile ödenen tutarın davanın açıldığı 24/02/2020 tarihi itibariyle işleyen 14.644,27-TL’lik faiziyle birlikte iadesi istenilmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesinin 2. fıkrasında, kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakimin, örf ve adet hukuka göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar vereceği öngörülmüş; 4. maddesinde de hakimin takdir yetkisi düzenlenmiştir. Buna göre, kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.
Anayasanın 148. maddesinin 1. fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımında uygunluğunu denetleyeceği ve bireysel başvuruları karara bağlayacağı düzenlenmiş; 152. Maddesinde de bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı öngörülmüştür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taleple Bağlılık İlkesi” başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında: “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 10/2/2011 tarihli ve E.:2008/58, K.: 2011/37 sayılı iptal kararı üzerine, 15/06/2012 tarihli, 28324 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, aynı tarihte yürürlüğe giren 6322 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la yeniden düzenlenen 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin dördüncü fıkrasında “fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın, mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte, 120. madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edileceği, söz konusu 120. maddede ise; vergi hatalarının düzeltme fişine dayanılarak düzeltileceği, hatanın mükellef aleyhine yapılmış olması halinde, fazla verginin, aynı fişe dayanılarak terkin ve tahsil olunmuş ise mükellefe reddolunacağı, düzeltme fişinin bir nüshasının, reddedilecek miktarla müracaat edeceği muhasebe ve müracaat süresi zikredilmek suretiyle mükellefe tebliğ edileceği belirtilmiştir.
213 sayılı Kanun’un yine aynı Kanunla eklenen geçici 29. maddesinde ise bu Kanunun 112. maddesinin 4. fıkrasının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde uygulanacağı öngörülmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptali ile ödenen tutarın iadesine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, taraflarca ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının, faize ilişkin kısmına yönelik temyiz istemine gelince;
Yukarıda yer verilen düzenlemelerde görüleceği üzere, Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesinde hakime hukuk yaratma yetkisi tanınmış ve bu yetkinin kullanılacağı koşullar ve sınırlar belirlenmiş bulunmaktadır. Buna göre, bu yetkinin kanunda ve örf ve adet hukukunda kural olmaması durumda kullanılması öngörülmüş ve hakimin kanun koyucu gibi hareket etmesi gereği vurgulanmıştır. Bu kapsamda, keyfilikten ve o anın koşullarının etkisinden uzak bir şekilde, eşitlik ve hukuk güvenliği çerçevesinde, hukuk devletinin gerekleri ile sonradan diğer olaylar için de temel olabilecek şekilde kullanılması gerekmektedir.
Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde ise, hakimin takdir yetkisi düzenlenmiştir. Hakimin takdir yetkisi, hukuk yaratma yetkisinden farklıdır. Burada, hakimin önündeki somut olaya uygulayacağı bir kural bulunmakta olup, olayın önceden bilinmeyen özellikleri dolayısıyla hakime bir değerlendirme, tercih yapma yetkisi tanınmış bulunmaktadır.
Hakimin takdir yetkisi de sınırsız değildir. Hakim bu yetkisini, ancak kendisine kanunen açık yahut zımni olarak bu hakkın tanınmış olduğu durumlarda, kanunun çizdiği sınırlar içerisinde, hakkaniyet ve nefaset kurallarına göre kullanması gerekmektedir.
Bu açıklamalar kapsamında, somut olaya ilişkin bir kanun hükmünün bulunması ve kanun hükmünde hakime açık ya da zımni olarak takdir yetkisi tanınmamış olduğu durumlarda, hakimin hukuk yaratma ya da takdir yetkisini kullanması mümkün değildir. Başka bir anlatımla, bu durumda hakimin, ilgili kanun hükmünü ihmal etme yetkisi bulunmamaktadır. Aksi bir tutum, keyfiliğe, ayrımcılığa, hukuk düzeninin bozulmasına yol açacaktır.
Ancak böyle bir durumda, söz konusu kanun hükmünün Anayasaya aykırı olduğu kanısına varılması halinde, hakime, Anayasanın 152. maddesinde, ilgili kanun hükmünün Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, kanunların Anayasaya aykırılığını denetlemekle görevli Anayasa Mahkemesine itiraz yoluna başvurma imkanı tanınmıştır.
Mükelleflerden fazla ve yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesi durumunda, iade edilen tutarlara hangi oranda faiz ödeneceği konusunda açık bir düzenleme bulunmadığından, hukuk yaratma yetkisi kapsamında yerleşik Danıştay içtihatları ile 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca hesaplanacak faiz oranının uygulanması öngörülmüş bulunmaktaydı. Ancak, 15/06/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6322 sayılı Kanun ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112/4. maddesi yeniden düzenlenmiş ve fazla ve yersiz tahsil edilen vergilerin 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faiziyle iade edileceği açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Bununla birlikte, 112. maddesinin 4. fıkrasının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde uygulanacağı öngörülmüştür.
Diğer bir ifadeyle, vergi idaresince, mükelleflerden, 15/06/2012 tarihinden sonra fazla ve yersiz olarak tahsil edilen tutarların 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faiziyle iade edileceği açıkça hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; dava dilekçesinde davacı tarafından, sahibi ve hissedarı olduğu Ankara ili, Çankaya İlçesi, …Mahallesi muhtelif ada/parsel numaralı taşınmazlar için 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları için tahakkuk ettirilen ve yapılandırılan arsa ve bina emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlık paylarının ödenen 91.619,93-TL’lik kısmının iadesi ile ödenmeyen 79.620,53-TL’lik kısmının kaldırılması istemiyle yapılan düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddine dair işlemin iptali ile ödenen tutarların davanın açıldığı 24/02/2020 tarihi itibariyle işleyen 14.644,27-TL’lik faiziyle birlikte iadesi faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmiş olmasına karşın, mahkemece davanın reddedilmesi üzerine yapılan istinaf başvurusu neticesinde, bölge idare mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkeme kararının kaldırılmasına,yapılandırma kanunları kapsamında başvuruya konu edilmeksizin ödenen emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlık paylarına ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılmasına, buna ilişkin kısmının iptaline, davacı tarafından, yapılandırma kanunları kapsamında başvuruya konu edilmeksizin ödenen arsa ve bina emlak vergileri ile taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait katkı paylarının, gecikme zammı oranında hesaplanacak, ancak davacının talebini aşmayacak tutarda faizi ile birlikte iadesine karar verildiği görülmüştür.
Olayda, dava dilekçesinde, 15/06/2012 tarihinden sonraki dönemlerde ödenen tutarın 14.644,27-TL’lik faiziyle birlikte iadesinin istenildiği görüldüğünden ve tahsil tarihi itibarıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112/4. maddesi yürürlükte olduğundan, faiz talebinin 213 sayılı VUK’un 112/4. maddesi uyarınca tecil faiz oranı olarak değerlendirilmesi gerektiği de göz önüne alındığında, Kanun’un açık hükmü bulunmasına karşın hukuk devletinin adil dengesinin korunması gerektiğinden bahisle devlet tarafından kendi alacaklarına uygulanan faiz oranı olan 213 sayılı Kanun’un 112/3. maddesi uyarınca 6183 sayılı Kanun’a göre tespit edilen gecikme zammı oranında faizin uygulanması gerektiği yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmayıp davacının talebini de aşmayacak şekilde faiz yönünden yeniden karar verilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1-Davacının temyiz isteminin reddine, davalının temyiz isteminin kısmen kabulüne kısmen reddine,
2-… Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının faize ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, diğer kısmın ONANMASINA,
3-Temyiz isteminde bulunanlardan …-TL maktu harç alınmasına,
4-Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 25/10/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.