Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2019/1027 E. 2020/2808 K. 02.12.2020 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2019/1027 E.  ,  2020/2808 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/1027
Karar No : 2020/2808

TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI): …Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

2- (DAVALI): …Birliği
VEKİLİ : Av. …

DAVACI YANINDA MÜDAHİL : …Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 02/10/2018 tarih ve E:2015/15049, K:2018/5104 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması davacı ile davalı idare tarafından istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 21/12/2015 tarih ve 29569 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2016 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 11. maddesinin 4., 7. ve 8. fıkraları, 13. maddesinin 1. fıkrası, 14. maddesinin 4. fıkrası, 15. maddesinin 1. ve 4. fıkraları, 16. maddesinin 1. fıkrası, 17. maddesinin 2. ve 3. fıkraları, 22. maddesinin 1. fıkrası ve “Avukatlık Ücret Tarifesi” bölümünün ikinci kısım ikinci bölümünde yer alan 4. maddesi, 7. maddesi, 16. maddesinin (a) ve (b) bentleri, 17. maddesi, 19. maddesi, 21. maddesinin (a) ve (b) bentleri ile 24. maddesinin (b) bendi ve Üçüncü kısımda yer alan 8. maddesinin ve maktu ücretlerdeki artış oranının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 02/10/2018 tarih ve E:2015/15049, K:2018/5104 sayılı kararıyla;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 11. maddesinin 4. fıkrası yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen 11. maddesinin 4. fıkrasında, icra ve iflas müdürlüklerinin yaptığı işlemler nedeniyle icra mahkemesine yapılan şikayetlerde, hukuka aykırılığın icra ve iflas memurunun hatasından kaynaklanması nedeniyle verilecek şikayetin kabulü kararlarında, Hazine aleyhine maktu ücrete hükmolunacağının düzenlendiği;
2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun “Şikayet ve Şartlar” başlıklı 16. maddesi, “Şikayet üzerine yapılacak muameleler” başlıklı 17. maddesi ve “Yargılama usulleri” başlıklı 18. maddesi uyarınca, “şikayet” müessesesinin icra iflas dairelerinin işlemlerinde kanuna veya usule aykırı hareket edildiği takdirde “İcra Mahkemesine” başvurulması öngörülen bir bir kanun yolu olduğu, bu tür şikayetlerin ivedi şekilde karara bağlanması gerektiği, şikayetin kabulü kararlarının da bozma ya da düzeltme şeklinde olacağı ayrıca memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin icrasına karar verileceğinin anlaşıldığı;
Dava konusu Tarife ile İcra Mahkemelerinin vereceği şikayetin kabulü kararlarında hukuka aykırılık memurun hatasından kaynaklı ise Hazine aleyhine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği düzenlenmiş ise de Kanun’da “şikayet” müessesinin ayrıntılı bir şekilde düzenlendiği ve vekalet ücretine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, öte yandan bu tür şikayetler kamu adına yapılmadığından Hazine aleyhine vekalet ücreti hükmedilebilmesi için yasal bir düzenleme gerektiği, kaldı ki bu davalarda Hazinenin taraf sıfatı da bulunmaması nedeniyle aleyhine hüküm kurulamayacağından, dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı;
Diğer yandan, memurların hatasından kaynaklı durumlarda tarafların zarara uğraması nedeniyle memurların cezai ve disiplin sorumluluğu bulunduğunun da açık olduğu;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 11. maddesinin 7. fıkrası yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen 11. maddesinin 7. fıkrasında, “Çocukla şahsi münasebetlerin düzenlenmesine dair ilamın icra müdürlüğü aracılığıyla yerine getirilmesi halinde alacaklı lehine Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün birinci sırasındaki maktu avukatlık ücretine hükmolunur. Borçlunun şahsi münasebetin icra müdürlüğü aracılığıyla tesisine bir yıl içinde birden fazla sebebiyet vermesi halinde, ikinci ve takip eden diğer şahsi münasebet tesisinde Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün birinci sırasındaki maktu ücretin yarısına hükmolunur.” hükmünün yer aldığı;
Davacı tarafından, çocukla şahsi münasebetlere ilişkin ilam borçlusunun rızaen bu yükümlülüğünü yerine getirdiği durumlarda da borçlunun vekalet ücreti ile sorumlu tutulmasına sebebiyet verildiği iddia edilerek bu düzenlemenin iptaline karar verilmesi istenilmiş ise de; çocuk tesliminde icra takibinin sadece tarafların rıza göstermemesi durumunda yapıldığı, tarafların rızaen bu yükümlülüğünü yerine getirdiği durumlarda icra takibi yapılmayacağı ve avukatlık ücreti borcu doğmayacağı dikkate alındığında, davalı Türkiye Barolar Birliği tarafından, takdir yetkisi çerçevesinde, avukatın emeği gözetilmek suretiyle ve maktu olarak belirlenen ücrette orantısızlık ve hukuka aykırılık görülmediği;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 11. maddesinin 8. fıkrası yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen 11. maddesinin 8. fıkrası ile icra dairelerinde takip edilen ve değeri para ile ölçülebilen işlerde borçlu ile vekili arasında çıkacak vekalet ücretine ilişkin ihtilaflarda vekalet ücretinin maktu ücretin altında kalmamak şartıyla nispi olarak belirleneceği (üçüncü kısmındaki yüzdelik oranların yarısı) ancak asıl alacağı geçemeyeceği esasının kabul edildiği;
Dairelerinin 23/06/2015 tarih ve E:2015/787 sayılı kararında, dava konusu maddeye benzer nitelikte 2015 yılı düzenlemesini hukuka aykırı bularak yürütmenin durdurulmasına karar verdiği, buna yönelik itirazın da İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/11/2015 tarih ve E:2015/1105 sayılı kararıyla reddedilmiş olmasına rağmen, davalı idarece icra müdürlüklerinde borçlu vekili olarak takip edilen işlerde vekalet ücretinin yine “nispi oranda” öngörüldüğü;
Bu durumda borçlu ile vekili arasında herhangi bir sözleşme yapılmamış ise dava konusu bu madde ile nispi olarak belirlenen vekalet ücretinin borçlu açısından aşırı oranda mali yüke neden olacağı ve borçlu vekili olarak icra dairesine yapılacak ilamsız takiplere ilişkin itirazlarda avukatın harcadığı çaba, gayret ve emeği ile alınacak nispi vekalet ücreti orantılı olmadığından, hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığı;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 13. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
Dava konusu Tarife maddesinde, Tarife’nin İkinci Kısmının İkinci Bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise; avukatlık ücretinin, Tarife’nin Üçüncü Kısmına göre hesaplanacağı, hesaplanan ücretin davanın görüldüğü mahkeme için öngörülen maktu ücretin altında kalması halinde ise, maktu ücrete hükmedileceği düzenlemesinin yer aldığı;
Mevcut durumun, maddi tazminat talebiyle açılan davalarda, kabul edilen tazminat miktarının önemli kısmının vekalet ücreti olarak davalı idareye ödenmesi sonucunu doğurarak, açılan tazminat davasını davacı açısından anlamsız hale getirdiği, bazı olaylarda ise, davacının dava açılmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma getirdiği;
Söz konusu Tarifenin, manevi tazminat davalarında avukatlık ücretini düzenleyen 10. maddesinde ise, davanın kısmen reddi durumunda karşı taraf vekili yararına tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği, bu davaların tamamının reddi durumunda ise, avukatlık ücretinin, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu hükmedileceğinin öngörüldüğü;
Bu durumda, tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki, mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusundaki eksik düzenleme nedeniyle, başka bir ifadeyle, dava konusu Tarifenin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, dava konusu Tarifenin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 13. maddesinin 1. fıkrasında hukuka uyarlık görülmediği;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 14. maddesinin 4. fıkrası yönünden;
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesi, “İşi sonuna kadar takip etme zorunluluğu ve başkasını tevkil” başlıklı 171. maddesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Yargılama giderleri” başlıklı 324. maddesi, “Beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi hâlinde gider” başlıklı 327. maddesinden bahsedilerek; avukatlık ücretinin avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı ifade ettiği ve bu meblağın dava sonunda ücret tarifesine göre belirleneceği, avukatın üzerine aldığı işi sonuna kadar takip etme zorunluluğunun bulunduğu, ceza davalarında tarifeye göre hükmedilmesi gereken avukatlık ücretinin yargılama giderlerinden olduğu, hakkında beraat kararı verilenlerin kendi kusurundan kaynaklı giderleri ödemek zorunda olduğu, bunun yanında önceden ödemek zorunda kaldığı giderlerin de Devlet Hazinesince üstlenileceğinin anlaşıldığı;
Dava konusu Tarife maddesi ile açılan bir ceza davasında, beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedileceği, ancak beraat eden sanıklar birden fazla ise beraat sebebi ortak olan sanıklar müdafii lehine tek, beraat sebebi ayrı olan sanıklar müdafii lehine ise ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı kuralının getirildiği;
Belirtilen açıklamalardan beraat eden kimse vekil ile temsil ediliyorsa bu giderin Devlet hazinesince üstlenilmesi gerektiği anlaşıldığından, dava konusu maddenin birinci cümlesinde hukuka aykırılık bulunmadığı;
Ancak bir davada Hazine aleyhine birden fazla vekalet ücreti ödenmesi sonucunu doğuran ikinci cümleye ilişkin yasal bir dayanağın bulunmadığı; daha açık bir ifade ile birden fazla sanığın olduğu durumlarda beraat sebeplerinin ayrı ya da aynı olması şeklinde bir ayrımın yasal karşılığının olmadığı; diğer yandan Avukatlık Kanunu’nun yukarıda anılan maddelerine göre ödenmesi gereken vekalet ücretinin “dava ya da iş” bazında belirlenmesi gerektiğinin anlaşıldığı; diğer bir ifade ile kural olarak tek dava ya da işe ilişkin vekalet ücretinin tarifeye göre tek olarak belirlenmesi gerektiği;
Sonuç olarak, dava konusu maddenin ikinci cümlesinde hukuka uyarlık bulunmadığı;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 15. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
Dava konusu düzenlemede; Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri genel kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen bir davanın feragat ya da kabul nedenleriyle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda hükmedilecek avukatlık ücretinin nasıl belirleneceği hususunun kurala bağlandığı; buna göre, birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat ya da kabul nedenleriyle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda Tarifede yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedileceği;
Dava konusu fıkrada, avukat tarafından harcanan emek ve mesai dikkate alınarak, birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat ya da kabul nedenleriyle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda Tarife’de yazılı ücretin yarısına, diğer durumlarda tamamına hükmedileceği düzenlemesine yer verildiğinden, söz konusu düzenlemede hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, yasal düzenlemeler ile Tarife’nin 15. maddesi birlikte dikkate alındığında, vekalet ücretinin yargılama giderleri arasında yer aldığı ve avukatlık ücretine hak kazanabilmek için avukatın hukuki yardımda bulunmuş olması gerektiğinin de kuşkusuz olduğu;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 15. maddesinin 4. fıkrası yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen 15. maddesinin 4. fıkrasında, “Vergi mahkemelerinde takip edilen davalarda taraflar arasında akdi avukatlık ücreti kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan akdi avukatlık ücretinin geçersiz sayıldığı hallerde; çıkabilecek uyuşmazlıkların Avukatlık Kanununun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca çözülmesinde avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısım birinci bölümünde belirtilen vergi mahkemelerine ilişkin ücretin üç katı olarak belirlenir. Ancak, belirlenen ücret değeri para ile ölçülebilen işlerde vekil eden lehine iptal edilen miktarı geçemez.” hükmünün yer aldığı;
Her ne kadar davalı idare tarafından daha önceki düzenlemede yer alan nispi vekalet ücretinden vazgeçilmiş ise de, bu kez de vekalet ücretinin Tarife’de vergi mahkemeleri için öngörülen maktu vekalet ücretinin üç katı şeklinde belirlenmesiyle dava aleyhine sonuçlanan tarafın yüksek miktarda avukatlık ücreti ödeyeceği, diğer yandan haksız vergi salındığını düşünen kişilerin hak arama yoluna başvurusunu engelleyeceği, öte yandan ülkenin ekonomik ve sosyal durumu dikkate alındığında avukatların davanın görümü sırasında harcadığı çaba, gayret ve emeğin karşılığı ile alınacak üç kat maktu vekalet ücretinin orantısız olduğu hususu da dikkate alındığında, söz konusu düzenlemenin hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığı; maktadır.
Öte yandan, 1136 sayılı Kanun’un 168. maddesinin 2. fıkrasındaki, hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği cümlesi ile de bu hususun Kanun’da düzenlendiği; dava konusu değişiklikle maktu vekalet ücreti getirilmiş ise de, vekalet ücretinin üç kat olarak belirlenmesinin, bu düzenlemelerde yer alan hükümlerin amacına uygun olmadığı; maktu ücret ile tarifede kesin olarak değeri biçilmiş vekalet ücretinin anlaşılması gerektiği;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 16. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
Dava konusu fıkrada, avukatların kendilerine intikal eden iş ve davalarda, dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce karşı taraf ile uzlaşma sağlayıp, ilam niteliğinde bulunan uzlaşma tutanağını düzenleyerek uyuşmazlığı ortadan kaldırmaları durumunda, Tarife’nin ilgili kısımlarında belirlenen avukatlık ücretinin tamamına hükmedileceği hususunun kurala bağlandığı; avukatlara uyuşmazlığın çözümü noktasında göstermiş oldukları emek ve çabanın karşılığı olarak, Tarife’de öngörülen ücretlerin uygulanmasına ilişkin dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 17. maddesinin 2. fıkrası yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen 17. maddesinin 2. fıkrasında, “Sigorta Tahkim Komisyonları, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücreti esas almak ve 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunundaki beşte birlik orana uyulmak kaydıyla, Tarifenin üçüncü kısmına göre avukatlık ücretine hükmeder. Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” hükmünün yer aldığı;
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 17. fıkrasında talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücretinin, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin beşte biri olacağı hükmüne yer verildiği;
Dava konusu Tarife maddesinde, Sigorta Tahkim Komisyonlarında takip edilen işlerde Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan ücretin esas alınacağı belirtildikten sonra, takip edilen iş konusunun para ile değerlendirilip değerlendirilmediği ayrımı yapılmadan 5684 sayılı Kanun uyarınca talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücretinin beşte bir olacağının düzenlendiği, ancak bu kez vekalet ücretinin Tarifenin Üçüncü Bölümünde belirtilen nispi oranlara göre belirleneceğinden bahsedildiği; belirtilen bu ifade ile sigorta şirketleri ile sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler açısından vekalet ücretinin nispi olarak mı yoksa maktu olarak mı belirleneceği konusunda tereddütler yaşanabileceği;
Bu nedenle maddede yer alan ifadelerin tereddüte mahal vermeyecek şekilde herkes için açık ve anlaşılır olması gerektiğinden, uygulamada tereddüt doğuracağı sonucuna varılan dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık görülmediği;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 17. maddesinin 3. fıkrası yönünden;
Dava konusu hükümde, Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulunda görülen işler ile ilgili olarak Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ilk derecede görülen davalar için öngörülen vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin düzenlendiği;
Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulunun görev ve yetkileri ile çözümleyeceği uyuşmazlıkların niteliği ile bu Kurula yapılan başvuruların bir dava niteliğinde olmadığı göz önüne alındığında, bu Kuruldaki işler bakımından avukatın harcadığı çaba, gayret ve emeğin Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ilk derecede görülen davalarda harcayacağı çaba, gayret ve emek ile eşdeğer kabul edilerek yapılan düzenlemede hukuka uyarlık görülmediği;
Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 22. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen 22. maddesinin 1. fıkrasında, “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda kırk dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %70’i oranında avukatlık ücretine, toplamda ikiyüzelli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %60’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda ikiyüzelliden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” hükmünün yer aldığı;
Davalı idare tarafından, uyuşmazlık konusu Tarife maddesinin, tarafların adalet, hakkaniyet ilke ve ölçüleri içerisinde yer almayacak şekilde avukatlık ücreti ile sorumlu tutulmaması ve seri davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirilmemesine, bu nedenle adil ve kademeli bir düzenleme yapılması gerektiğine ilişkin Daireleri kararına istinaden yürürlüğe konulmuş ise de, yapılan kademelendirmenin beklenen bu ölçüsüzlüğü ortadan kaldırmayacağı; daha açık bir ifade ile kırk olarak belirlenen ilk kademeye kadar pratikte seri olarak özellikle idari yargıda çok az dava bulunduğu göz önüne alındığında, getirilen bu düzenlemenin esasen uygulanabilirliğinin pek az olacağı; bu değişiklikle, avukatın hukuki yardımı ile aldığı avukatlık ücreti arasındaki nispetsizliğin giderilemeyeceği;
Bu nedenle kademelendirmenin başta usul ekonomisi olmak üzere, pratikteki uygulamalara ilişkin istatistiksel verilerin de hesaba katılmasıyla, belirtilen ilkeler ve gerçekte avukatın hukuki yardımının karşılığı oranı göz önüne alınarak makul bir şekilde yapılması gerekirken, seri davalarda ilk olarak 40’dan başlar şekilde ve tam ücretin %70’i oranında avukatlık ücretine hükmedileceği şeklindeki düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı;
Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 4. maddesi yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 4. maddesinde, “Tahliyeye ilişkin icra takipleri için 1.800,00 TL” hükmünün yer aldığı;
Davacı tarafından, benzer işler olan, icra dairelerinde yapılan takipler bakımından 300,00 TL, icra mahkemelerinde takip edilen işler için 360,00 TL ve icra mahkemelerinde takip edilen dava ve duruşmalı işler için 600,00 TL maktu ücret öngörülmesine karşın, tahliyeye ilişkin icra takipleri için 1.800,00 TL ücret belirlenmesi nedeniyle söz konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı iddia edilerek iptali istenilmekte ise de, davalı Türkiye Barolar Birliği tarafından, takdir yetkisi çerçevesinde, avukatın emeği gözetilmek suretiyle ve maktu olarak belirlenen ücrette orantısızlık ve hukuka aykırılık görülmediği;
Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 7. maddesi yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 7. maddesinde, “Sulh Hukuk Mahkemeleri, Sulh Ceza Hakimlikleri ve İnfaz Hakimliklerinde takip edilen davalar için 900,00 TL” hükmünün yer aldığı;
Davacı tarafından, Sulh Ceza Hakimliği ile İnfaz Hakimliğinin görevlerinin soruşturma ve infaza ilişkin olduğu, diğer mahkemelere nazaran soruşturma ve infaz aşamalarında avukatın harcadığı çaba, gayret ve emek ile alınacak vekalet ücreti arasında orantısızlık bulunduğu iddia edilerek bu düzenlemenin sulh ceza hakimlikleri ile infaz hakimliklerine ilişkin kısmının iptaline karar verilmesi istenilmiş ise de; davalı Türkiye Barolar Birliği tarafından, takdir yetkisi çerçevesinde, avukatın emeği gözetilmek suretiyle ve maktu olarak belirlenen ücrette orantısızlık ve hukuka aykırılık görülmediği;
Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 16. maddesinin (a) ve (b) bentleri ile 21. maddesinin (a) ve (b) bentleri yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 16. maddesinde, “İdare ve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için
a) Duruşmasız ise 1.000,00 TL
b) Duruşmalı ise 1.500,00 TL” hükmü,
21. maddesinde ise,
“Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ilk derecede görülen davalar için
a) Duruşmasız ise 1.800,00 TL
b) Duruşmalı ise 3.000,00 TL” hükmünün yer aldığı;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu hükümleri uyarınca şartları, esasları ve karar süreci ayrıca düzenlenmiş olan ve avukatın ayrı bir hazırlık süreci içinde emek ve çaba sarf ederek söz almak suretiyle iddia ve savunmalarını sunduğu duruşmalı uyuşmazlıklar için görece daha fazla avukatlık ücreti belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; kaldı ki, Tarifenin bütünü, duruşma süreci ve duruşma için gösterilecek emek ve çaba dikkate alındığında duruşmalı uyuşmazlıklar için farklı ücret öngörülmesinin hukukun ve hakkaniyetin bir gereği olduğu;
Bu duruma göre, idare ve vergi mahkemelerinde takip edilen davalar ile Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde ilk derecede görülen davalar için asgari avukatlık ücretinin saptanmasında duruşma yapılması kıstas alınarak, uyuşmazlığın duruşma yapılarak çözümlendiği davalar için, duruşma yapılmaksızın uyuşmazlığın çözümlendiği davalara nazaran daha fazla avukatlık ücreti öngörülmesi suretiyle düzenleme yapılmasında hukuka aykırılık görülmediği;
Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 17. maddesi yönünden;
Dava konusu düzenlemede “Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığında takip edilen davalar ve işler için 1.800,00 TL” hükmünün yer aldığı;
6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödemek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurular için tazminat talebi hakkında karar vermek amacıyla Adalet Bakanlığı bünyesinde bir komisyonun kurulması ve bu komisyonun kararlarına karşı süresi içerisinde Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilmesinin öngörüldüğü;
Avukatın aldığı bir davayı ya da işi Avukatlık Kanunu’nun 171. maddesi uyarınca sonuna kadar takip etme zorunluluğu bulunduğu; Tarife’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde açılan davalara ilişkin ayrı bir vekalet ücretinin de öngörüldüğü; dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından karar verilmeden önce bazı durumlarda uzlaşma görevi yapan Tazminat Komisyonuna başvurulmasının, “Uluslararası Yargı Mercilerine” açılan bir davadan bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği; kaldı ki 6384 sayılı Kanun gerekçesinde, başvuranlara ek bir külfet yüklenmemesinin amaçlandığının belirtildiği;
Sonuç olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığında takip edilen davalar ve işler için ayrıca vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlık görülmediği;
Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 19. maddesi ile 24. maddesinin (b) bendi yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 19. maddesinde, “Sayıştayda görülen hesap yargılamaları için 3.500,00 TL” hükmü, 24. maddesinin (b) bendinde ise,
“b) Bireysel başvuru
Duruşmalı işlerde 3.600,00 TL
Duruşmasız işlerde 1.800,00 TL” hükmünün yer aldığı;
Anayasa’da yüksek mahkemeler arasında sayılmasa da Anayasa Mahkemesinin tespitlerinden hareketle niteliği itibarı ile Sayıştayı bir mahkeme, gördüğü hesap yargılamasını da dava olarak değerlendirmenin doğru olacağı;
Dava konusu Tarife’de Sayıştay dahil olmak üzere yüksek mahkemelere ilişkin ayrı ayrı avukatlık ücreti belirlenmiş ise de esasen nitelikleri itibarıyla vekalet ücretini farklı kılacak bir nedenin bulunmadığı; daha açık bir ifade ile sayılan yargı mercilerinin gördüğü davaların, yargısal niteliği itibarı ile farksız olduğundan, vekalet ücreti belirlenirken bir önceki yıla ilişkin enflasyon oranı da dikkate alınarak bu merciler arasında bir denge kurulmasının zorunlu olduğu;
Bu durumda, dava konusu Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 19. maddesi ile 24. maddesinin (b) bendinde hukuka uyarlık görülmediği;
Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün Üçüncü Kısmında yer alan 8. maddesi yönünden;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin dava konusu edilen “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün Üçüncü Kısmında yer alan 8. maddesinde, “3.000.000,00 TL’dan yukarısı için %1,00” hükmünün yer aldığı;
Dava konusu Tarife’nin Üçüncü Kısmında yargı yerleri ile icra ve iflas dairelerinde yapılan ve konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki yardımlara ödenecek avukatlık ücretinin düzenlendiği; söz konusu düzenlemede; hukuki yardımın kapsadığı parasal değerlerin tutarları kademelendirilerek, ilk 35.000,00 TL için %12, sonra gelen 45.000,00 TL için %11, sonra gelen 80.000,00 TL için %8, sonra gelen 240.000,00 TL için %6, sonra gelen 600.000,00 TL için %4, sonra gelen 750.000,00 TL için %3, sonra gelen 1.250.000,00 TL için %1,50, 3.000.000,00 TL’den yukarısı için %1,00 şeklindeki usul izlenerek avukatlık ücretinin hesaplanacağının öngörüldüğü;
Davacı tarafından; 2013 yılı Tarifesi’nin 8. maddesinin, 3.000.000,00 TL’den yukarısı için %0,1 şeklinde düzenlenmiş olmasına karşın, 2014 yılı Tarifesi’nde bu oranın %1,00 olarak belirlendiği ve dava konusu Tarife’de de bu oranın aynen muhafaza edildiği, %900 oranında yapılan söz konusu artışın, yıllık enflasyon oranı, kalkınma hızı ve refah payı göz önüne alındığında çok yüksek olduğu ileri sürülmekte ise de, bu sıradaki oranın binde bir olarak kabul edilmesi halinde iptali istenilen 8. sırada belirtilen hukuki yardımın kapsadığı meblağ yüksek olmasına karşın ödenecek ücret tutarın, bir önceki 7. sırada belirtilen daha düşük meblağ için öngörülen orana göre hesaplanacak ücret tutarından daha düşük olmasına neden olacağından, yapılan düzenlemede hukuka ve hakkaniyete aykırılık görülmediği;
Tarife’deki maktu ücretlerdeki artış oranı yönünden;
Dava konusu Tarife’de, bir önceki yıl tarifesi olan 2015 yılına ilişkin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi göz önünde bulundurulduğunda; maktu ücretlerde yapılan artış oranının %11 ile %100 arasında değiştiğinin görüldüğü;
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan, 2015 yılı enflasyon oranının %8,81 olduğu dikkate alındığında, dava konusu Tarife’nin maktu ücretler bölümünde yapılan artışların tamamının söz konusu enflasyon oranının üzerinde olduğunun anlaşıldığı;
Haklı gerekçenin bulunması halinde, maktu ücretlerde enflasyon oranının üzerinde artış yapılabileceği açık ise de; davalı idarece enflasyon oranı üzerinde yapılan söz konusu artışların haklı gerekçesinin ortaya konulamadığı anlaşıldığından, maktu ücretlerde yapılan artışlarda hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle,
Dava konusu Tarife’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 11. maddesinin 4. ve 8. fıkrası, 13. maddesinin 1. fıkrası, 14. maddesinin 4. fıkrasının 2. cümlesi, 15. maddesinin 4. fıkrası, 17. maddesinin 2. ve 3. fıkraları, 22. maddesinin 1. fıkrası, “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım İkinci Bölümünde yer alan 17. maddesi, 19. maddesi ve 24. maddesinin (b) bendi ile maktu ücretlerdeki artış oranının iptaline, “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 11. maddesinin 7. fıkrası, 14. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesi, 15. maddesinin 1. fıkrası, 16. maddesinin 1. fıkrası, “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım İkinci Bölümünde yer alan 4. maddesi, 7. maddesi, 16. maddesinin (a) ve (b) bendi, 21. maddesinin (a) ve (b) bendi ve Üçüncü Kısımda yer alan 8. maddesi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, çocukla şahsi münasebetin, borçlunun kusuru nedeniyle icra müdürlüğü aracılığıyla tesis edilmediği durumlarda da borçlunun vekalet ücreti ile sorumlu tutulmasına sebebiyet verildiğinden, Tarife’nin 11. maddesinin 7. fıkrasının; ceza mahkemelerinde taraf sıfatı bulunmayan Hazine aleyhine hüküm kurulamayacağından, Tarife’nin 14. maddesinin 4. fıkrasının; zımmi ret veya gerekçesi yetersiz idari işlemin iptali için açılan davalarda davacının davalı idarenin savunmasının görmeden ya da yeteri kadar inceleyemeden feragat hakkını kullanmaya zorlandığından, Tarife’nin 15. maddesinin 1. fıkrasının; uzlaşma sağlanması ile avukatlık ücretinin tamamına hükmedilmesi, avukatın harcadığı çaba ve emeği ile orantılı olmayıp alternatif uyuşmaklık yollarının cazip olmaktan çıkaracağından, Tarife’nin 16. maddesinin 1. fıkrasının; benzer işler için daha az maktu ücret öngörülmesine karşın, tahliyeye ilişkin icra takipleri için 1.800,00 TL ücret belirlendiğinden, “Ücret Tarifesi” bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümde yer alan 4. maddesinin; Sulh Ceza Hakimliği soruşturma aşamasında, İnfaz Hakimliği de cezanın infazı aşamasında bir çok yetki ile donatılmış olup, yargılamaya ilişkin vazifeleri haiz bulunmamaları karşısında, vermiş oldukları kararlarda vekalet ücretine hükmetmelerinin yasal olarak mümkün olmadığından, “Ücret Tarifesi” bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümde yer alan 7. maddesinin; duruşmalı ve duruşmasız davalar arasındaki ücret farkı ölçüsüz olduğundan, “Ücret Tarifesi” bölümünün İkinci Kısım, İkinci Bölümde yer alan 16. ve 21. maddesinin (a) ve (b) bentlerinin; %0,1 den %1 oranına fahiş miktarda artış yapıldığından, “Ücret Tarifesi” Bölümünün Üçüncü Kısımda yer alan 8. maddesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, ülkenin ekonomik ve sosyal durumu da dikkate alınarak düzenlenen Tarife’de avukatın hak edeceği belirtilen ücretlerin, ülkenin ekonomik koşullarına uygun olduğu gibi, genelde baroların tekliflerini, özelde kamu yararı ve avukatın bilgi ve tecrübesinin yanı sıra, harcadığı emek ve mesaisi de dikkate alınarak, Danıştay içtihatları doğrultusunda hukuka uygun olarak belirlendiği belirtilerek, Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı ve davacı yanında müdahil tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …DÜŞÜNCESİ : Daire kararının, dava konusu Tarife’nin maktu ücretlerdeki artış oranının iptaline ilişkin kısmının bozulması, diğer kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinde; “(Değişik : 2/5/2001 – 4667/77 md.) Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” hükmü ile
“Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168. maddesinde;
“(Değişik: 2/5/2001 – 4667/81 md.) Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.
Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16/6/2009-5904/35 md.) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır.
Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.” hükmü bulunmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Daire kararının, Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 13. maddesinin 1. fıkrasında, tümden ret ya da kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlanan maddi tazminat davalarında, taraflar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamındaki, mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeden ne şekilde hesaplanacağı konusundaki eksik düzenleme nedeniyle, başka bir ifadeyle, dava konusu Tarife’nin 10. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına paralel bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, hukuka uyarlık görülmediği gerekçesi isabetli olmakla birlikte, davacı tarafça, maktu ücretin İcra Mahkemelerinde görülen davalar yerine görüldüğü mahkemeye göre belirlenmesinin taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirebileceği, bunun yerine tüm mahkemeler için İcra Mahkemelerindeki maktu ücretin esas alınması gerektiği iddia edilerek söz konusu fıkranın iptali istenilmişse de, dava konusu fıkrada, davanın tek bir mahkemeye göre değil, görüldüğü mahkemeye göre değerlendirilmesi ve görüldüğü mahkemece maktu vekalet ücretine hükmedileceğinin öngörülmesi amaçlanmış olup, birbirinden farklı Mahkemelerde görülen davalar için, avukat tarafından harcanan emek ve mesainin de farklılık göstereceği açık olduğundan, dava konusu düzenlemede bu yönüyle hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı açıktır.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Sekizinci Dairesi kararının, dava konusu Tarife’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 11. maddesinin 4., 7. ve 8. fıkraları, 13. maddesinin 1. fıkrası, 14. maddesinin 4. fıkrası, 15. maddesinin 1. ve 4. fıkraları, 16. maddesinin 1. fıkrası, 17. maddesinin 2. ve 3. fıkraları, 22. maddesinin 1. fıkrası ve “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım İkinci Bölümünde yer alan 4. maddesi, 7. maddesi, 16. maddesinin (a) ve (b) bentleri, 17. maddesi, 19. maddesi, 21. maddesinin (a) ve (b) bentleri ile 24. maddesinin (b) bendi ve Üçüncü Kısımda yer alan 8. maddesine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Daire kararının maktu ücretlerdeki artış oranının iptaline ilişkin kısmına gelince;
Danıştay Sekizinci Dairesince, dava konusu Tarife’de, bir önceki yıl tarifesi olan 2015 yılına ilişkin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi göz önünde bulundurulduğunda; maktu ücretlerde yapılan artış oranının %11 ile %100 arasında değiştiğinin görüldüğü; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan, 2015 yılı enflasyon oranının %8,81 olduğu dikkate alındığında, dava konusu Tarife’nin maktu ücretler bölümünde yapılan artışların tamamının söz konusu enflasyon oranının üzerinde olduğunun anlaşıldığı; haklı gerekçenin bulunması halinde, maktu ücretlerde enflasyon oranının üzerinde artış yapılabileceği açık ise de; davalı idarece enflasyon oranı üzerinde yapılan söz konusu artışların haklı gerekçesinin ortaya konulamadığı anlaşıldığından, maktu ücretlerde yapılan artışlarda hukuka uyarlık bulunmadığından iptaline karar verilmişse de, Tarife’nin maktu ücretlere ilişkin bölümlerinde yapılan düzenlemelerde, enflasyon oranı dikkate alınmak suretiyle ülkenin ekonomik ve sosyal durumu, avukatların davanın görümü sırasında harcadığı çaba, gayret ve emek, taraflara ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi ile 2014 yılına oranla 2015 yılında bir artış yapılmadığı hususlarının hesaba katılması gerekmekte olup, maktu ücretler bölümünde yapılan artışların tamamının enflasyon oranının üzerinde olduğundan bahisle verilen iptal kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, maktu ücretler bölümünde yapılan artışların tamamının iptaline karar verilmişken, “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım İkinci Bölümünde yer alan 4. maddesi, 7. maddesi, 16. maddesinin (a) ve (b) bendi, 21. maddesinin (a) ve (b) bendi yönünden verilen ret kararları ile belirlenen maktu ücretlere ilişkin artış oranlarının da hukuka uygun bulunduğu dikkate alındığında, Tarife’deki maddelere ilişkin tespit yapılmaksızın, yapılan tüm artışların enflasyon oranının üzerinde olduğu değerlendirmesi ile verilen iptal kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2.Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 02/10/2018 tarih ve E:2015/15049, K:2018/5104 sayılı kararının dava konusu Tarife’nin maktu ücretlerdeki artış oranının iptaline ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3.Dava konusu Tarife’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 11. maddesinin 4., 7. ve 8. fıkraları, 13. maddesinin 1. fıkrası, 14. maddesinin 4. fıkrası, 15. maddesinin 1. ve 4. fıkraları, 16. maddesinin 1. fıkrası, 17. maddesinin 2. ve 3. fıkraları, 22. maddesinin 1. fıkrası ve “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün İkinci Kısım İkinci Bölümünde yer alan 4. maddesi, 7. maddesi, 16. maddesinin (a) ve (b) bentleri, 17. maddesi, 19. maddesi, 21. maddesinin (a) ve (b) bentleri ile 24. maddesinin (b) bendi ve Üçüncü Kısmında yer alan 8. maddesine ilişkin kısımlarının ONANMASINA,
4.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5.Kesin olarak, 02/12/2020 tarihinde, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Genel Hükümler” Bölümünde yer alan 14. maddesinin 4. fıkrası ile “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün Üçüncü Kısmında yer alan 8. maddesi yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Dava konusu Tarife’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 14. maddesinin 4. fıkrasının birinci cümlesi ile beraat eden sanık yararına Hazine aleyhine vekâlet ücreti hükmedilmesine olanak sağlanmıştır. Ancak; gerek hukuk mahkemelerinde, gerek ceza mahkemelerinde, gerekse idare mahkemelerinde davada taraf sıfatı bulunmayan aleyhine hüküm kurulmasına olanak bulunmadığından, dava konusu düzenleme öncelikle bu yönüyle hukuka aykırı bulunmaktadır.
Öte yandan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca, haksız yere yakalanan veya tutuklanan sanığa tazminat hakkı tanındığından, beraat eden veya haksız yere yakalanan ve tutuklanan sanığın daha sonra Hazine aleyhine açacağı ayrı bir dava ile tüm zararlarını, bu arada avukatına ödemek zorunda kaldığı vekalet ücretini Devletten talep etmesi mümkün olup, dolayısıyla beraat eden sanığın avukatlık ücreti de dahil katlandığı yargılama giderlerini bu şekilde tazmin olanağı bulunmaktadır.
Ayrıca, beraat eden sanıkların avukatlık ücretinin Hazinece karşılanacağına dair bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır.
Bu nedenle; dava konusu Tarife’nin 14. maddesinin 4. fıkrasının birinci cümlesi yönünden Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- Dava konusu Tarife’nin “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 14. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesi ile beraat eden sanıklar birden fazla ise beraat sebebi ortak olan sanıklar müdafii lehine tek, beraat sebebi ayrı olan sanıklar müdafii lehine ise ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı kuralı getirilmiş olup, beraat eden sanıkların avukatlık ücretinin Hazinece karşılanacağına dair kuralın yer aldığı fıkranın birinci cümlesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığından, ikinci cümlenin iptaline ilişkin Daire kararının bu gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına gerekçe yönünden katılmıyoruz.

KARŞI OY
XXX-Dava konusu Tarife’nin Üçüncü Kısmında yargı yerleri ile icra ve iflas dairelerinde yapılan ve konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen hukuki yardımlara ödenecek avukatlık ücreti düzenlenmiş, söz konusu düzenlemede, hukuki yardımın kapsadığı parasal değerlerin tutarları kademelendirilerek, ilk 35.000,00 TL için %12, sonra gelen 45.000,00 TL için %11, sonra gelen 80.000,00 TL için %8, sonra gelen 240.000,00 TL için %6, sonra gelen 600.000,00 TL için %4, sonra gelen 750.000,00 TL için %3, sonra gelen 1.250.000,00 TL için %1,50, 3.000.000,00 TL’den yukarısı için %1,00 şeklindeki usul izlenerek avukatlık ücretinin hesaplanacağı öngörülmüştür.
2013 yılı Tarifesi’nin 8. maddesinin, 3.000.000,00 TL’den yukarısı için %0,1 şeklinde düzenlenmiş olmasına karşın, 2014 yılı Tarifesi’nde bu oran %1,00 olarak belirlenmiş ve dava konusu Tarife’de de bu oran aynen muhafaza edilmiştir.
Dava konusu bu madde ile nispi olarak belirlenen vekalet ücretinin aşırı oranda mali yüke neden olacağı ve avukatın harcadığı çaba, gayret ve emeği ile alınacak nispi vekalet ücretinin orantılı olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Nitekim, nispi vekalet ücreti hesaplanırken, hukuki yardımın kapsadığı parasal değerlerin tutarı arttıkça oranın azaldığı ve uyuşmazlık konusu parasal değer arttıkça avukatın harcadığı çaba ve emeğin de artması gibi bir durumun söz konusu olamayacağı dikkate alındığında, 3.000.000,00 TL’den yukarısı için %1,00’lik oran belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Daire kararının Tarife’nin “Avukatlık Ücret Tarifesi” Bölümünün Üçüncü Kısmında yer alan 8. maddesi yönünden bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.