Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2019/1450 E. 2021/659 K. 31.03.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2019/1450 E.  ,  2021/659 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/1450
Karar No : 2021/659

TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI): … Vakfı
VEKİLİ : Av. ….
2-(DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 27/12/2018 tarih ve E:2012/7446, K:2018/10743 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: …. Bakanlığıca onaylanarak … tarihinde askıya çıkarılan Yozgat-Sivas-Kayseri Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin … tarih ve E:…, K:.. sayılı kararıyla; Dairelerince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden;
İtiraz- 1
Plan açıklama raporunda, plan hazırlanmasıyla ilgili hususların ve yaklaşımın açıklandığı, plan uygulamasının plan hükümlerinde düzenlendiği, plan hükümlerinin 1 sayılı amaç maddesinde yer alan düzenlemenin çevre düzeni planının amacına uygun olduğu, ayrıca mevzuatta yer alan çevre düzeni planı tanımı ile örtüştüğü görüldüğünden, bu hususun planı kusurlandırmadığı,
İtiraz 2
Mevzuat uyarınca il bütününde yapılacak çevre düzeni planlarının, davaya konu çevre düzeni planınca uyumlu olması gerektiği, il çevre düzeni planları yapıldıktan sonra alt ölçekli imar planların yapılabileceği gözetildiğinde, mevzuatta yer alan tanımlara uygun hazırlanan davaya konu plan hükmünde mevzuata aykırılık olmadığı,
İtiraz 3
Davaya konu plan notlarının 4.23. sayılı maddesinde organize tarım ve hayvancılık alanlarının tanımlandığı, 8.2.7. sayılı maddesinin alt maddelerinde bu alanlarda bulanabilecek kullanımların belirlendiği,
Planın 8.2.7.4. sayılı maddesinde, bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik her türlü önlemlerin alınmasının zorunlu olduğu, 8.2.7.3. sayılı maddesinde, bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde bu alanların yer seçiminin en az 20 ha olacak şekilde il toprak kurulu marifetiyle ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda yapılabileceği, yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda bu planda değişikliğe gerek olmaksızın imar planlarının hazırlanıp onaylanacağının hüküm altına alındığı,
Diğer taraftan, plan açıklama raporunda, alana ilişkin tarım sektörüne yönelik ana stratejilerin belirlendiği, burada hayvansal üretime ilişkin strateji ve uygulama stratejilerinin oluşturulduğu,
Davalı idarece de bölgenin en büyük potansiyelinin tarım (bitkisel ve hayvansal) üretimi olduğu, bu potansiyelin değerlendirilmesi için plan kararlarının getirildiği, küçük işletmelerin faaliyetlerini sürdürmelerine engel bulunmadığı yönündeki görüşlere göre bölgede organize tarım ve hayvancılık bölgeleri kullanımının öngörülmesinin ve gerçekleşmesinin bölgenin gelişmesinde büyük rol oynayacağı,
Bu itibarla plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, davaya konu plan hükümlerinde şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Diğer taraftan en az 20 ha olacak şekilde belirlenen organize hayvancılık ve tarım alanlarında tarım ve hayvancılık amaçlı yapının ve bu yapıların içerisinde çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesislerinin de yapılmasının öngörülmesinin bu kullanımların yerleri, büyüklükleri ve yapı yoğunluklarının alt ölçekli imar planlarıyla belirlenecek olması karşısında 20 ha büyüklüğündeki bir alanda tarımsal üretimin ve üretimde çalışanların ihtiyacının sağlanmasına yönelik getirilen düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 4
05/03/2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik ile, mesire yerlerinin A, B, C ve D tipi mesire yerleri olarak tanımlandığı, bu tip mesire alanlarının hangisinde gecelemeye olanak sağlandığının hükme bağlandığı,
Dava konusu plan yapılırken sözü edilen Yönetmelik değişikliğinin olmaması nedeniyle plandaki düzenleme getirildiği, bu duruma göre planda yeni yapılan Yönetmeliğe gönderme yapılması gerektiği kabul edilmekle birlikte, bu hususun hukuka aykırılık nedeni olarak görülmediği,
İtiraz 5
Bilirkişi raporunda yer alan, “2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun Tanımlar başlıklı 3 (a) maddesinin 13. bendinde, doğal (tabii) sit; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlar şeklinde tanımlandığı için, bu Kanun maddesiyle aynı olan 4.55.2 sayılı plan hükmüne yapılan itirazın yasal geçerliliğinin bulunmadığı görüşündeyiz,” yönündeki tespit doğrultusunda, söz konusu Kanuna uygun düzenlenen plan notunda mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 6
Plan hükmünde yer alan düzenlemede, özel kanunlara tabi alanlarda farklı kurumların yetki ve sorumluluklarının olabileceği, bu nedenle bu yasal yetkiler nedeniyle sınırların değişebileceği, sınır değişikliğinin plan değişikliğini gerektirmesi ve böyle bir zorunluluk bulunması halinde davalı idarenin dosyadaki savunmalarından plan değişikliği yapabileceği, dolayısıyla plan hükmünde mevzuata aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 7
Davaya konu 7.20 sayılı plan hükmünde, yer alan düzenlemenin, plan esnekliğini ve dinamizmini sağlaması açısından önemli olmasına karşın fazlasıyla genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangilerinin getirmeyeceği konusunda net bir düzenleme yapılarak çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği, bu nedenle de mevcut haliyle söz konusu plan notunun şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığı,
İtiraz 8
Davaya konu yaylalık alanlarla ilgili plan notu ile mera, yaylalık, kışlak ve Hazineye kayıtlı alanlar dışında tarım dışı ve marjinal araziler kapsamında özel mülkiyete konu alanlarda kırsal turizm tesisleri yapılması önerilerek çevre tahribatının önlenmeye çalışıldığı, minumum ifraz koşulu getirilerek E=0,10 olarak belirlendiği, toplam inşaat alanı belirtilmesinin emsal değeri verilmesi nedeniyle planın eksikliği olmadığı,
Ekolojik yapı ile bütünleşik tesislerin yapılması öngörülen Eko Turizm alanları ile ilgili olarak da aynı sonuca ulaşıldığından sözü edilen maddelerde mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 9-10-11-12-13
Dairelerince tarım alanları, mutlak tarım alanları, özel ürün arazileri ve dikili tarım alanlarına yönelik yapılan ortak değerlendirmede,
Davaya konu 8.8. sayılı plan notu ve devamı maddelerinde, tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için genel hükümler getirilerek Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan yapılaşma koşullarına atıfta bulunulduğu, plan hükümlerinin devamı maddelerinde mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile ilgili olarak ayrıntılı yapılaşma koşullarının getirildiği,
Planın 8.8.6. sayılı maddesinde Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda dikili, özel ürün, fiilen sulanan veya sulama projesi kapsamında bulunan tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapı yapılabileceği ve bu planın 8.2.7. organize tarım ve hayvancılık alanları hükmü çerçevesinde ilgili idarelerce yapılacak olan uygulamalar haricinde hayvancılık tesisi yapılaşmasına izin verilmeyeceğinin düzenlendiği,
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, yapı şartları başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde inşaat alanı katsayısı %5’den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda 250 m²’yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabi zeminden yüksekliği (6,50) m’ yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırına (5.00) m’ den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binalarının yapılabileceği; bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar mahreç aldığı yola (10) m’den parsel hudutlarına (5.00) m’den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40’ı ve yapı yüksekliği (6.50) m’yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabileceği, bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de, inşaat alanı katsayısının %40’ı geçemeyeceğinin hükme bağlandığı,
Davalı idarece bu bağlamda, yukarıda değinilen Yönetmelik’te belirtilen %40 emsalin altında 0,20 emsal verildiğinin belirtildiği,
Davacının sözünü ettiği 0,05 emsalin ise sözü edilen Yönetmeliğin 63. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen yapılaşma emsali olduğu, buna göre, E:0,05 emsalin bir ailenin oturmasına elverişli bağ ve sayfiye evine ilişkin olduğu, entegre nitelikte olmayan konutla birlikte ayrı ayrı yapılan hayvancılık yapıları için emsalin 0,40 olarak belirlendiği,
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile, bu planda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki tarım arazilerinde yapılacak olan tarımsal yapıların yapımı öngörülerek mutlak tarım arazilerinde E:0,20, dikili ve özel ürün arazilerinde E:0,10 olarak belirlendiği,
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği,
Diğer taraftan, planın Mutlak Tarım Arazileri başlıklı 8.8.15.1. sayılı maddesinde bu alanlarda, tarımsal amaçlı yapıların yapılabileceğinin belirtildiği, yine özel ürün arazileri başlıklı 8.8.16.1. sayılı maddesinde ve dikili tarım arazileri başlıklı 8.8.17.1. sayılı maddesinde de aynı düzenlemenin yer aldığı,
4.24. sayılı maddesinde ise, tarımsal amaçlı yapılar “toprak koruma ve sulamaya yönelik alt yapı tesisleri entegre nitelikte olmayan hayvancılık ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatı mandıralar, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği itibariyla hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürünün kalite ve besin değerinin kaybolması söz konusu ise bu ürünlerin işlenmesi için kurulan tesisler ile T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan tesisler ” olarak tanımlandığı,
3194 sayılı İmar Kanununun 27. maddesinde entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ibaresinin yer aldığı,
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanunda öngörülen ve 4.24. sayılı plan notunda belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı,
Kaldı ki, 5403 sayılı Kanun ve plan hükümleri uyarınca tarım arazilerinin bölünemeyeceği açık olduğundan tarım topraklarında tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi amacıyla mutlak tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapılar için E:0.20, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri için E:0,10 yapılaşma koşullarının getirilmesinin mevzuata aykırı olmadığı,
Diğer taraftan çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil olduğu, toplam inşaat alanı ifadesinin de tüm katların toplam alanını ifade ettiği, dolayısıyla yeniden düzenlenmesine gerek olmadığı,
Öte yandan, davaya konu planda, tarımsal vasfı düşük olan alanlardan daha düşük olan alanlara doğru bir yapılaşma artışı öngörüldüğü, tarımsal işletmelerin desteklenmesi amacıyla sadece Başbakanlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunlara bağlı kuruluşlar tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler bağlamında tarımsal amaçlı yapılar ile destekleme projeleriyle en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık tesislerinde yapılaşma şartlarının %50 artırılmasının yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu,
Ayrıca planın 8.8.4. maddesinde yer alan T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı veya İl Tarım Müdürlüğünün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında görüş veremediği alanlar” ifadesinin; tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımı için ilk mevzuat düzenlemesinin 11/03/1989 tarihinde olması nedeni ile bu tarihten önce herhangi bir tarım dışı kullanım izni alınmaksızın üzerinde yapı yapılan tarım topraklarında tarım dışı kullanımın belirtilen tarihten önce olduğunun belgelendirilmesi durumu ve 5403 sayılı Kanunun Geçici 1. ve Geçici 4. maddeleri kapsamında kalan araziler için belirtilen idarelerce görüş verilememesi durumu dikkate alınarak oluşturulduğu anlaşıldığından, bu tür arazilerde marjinal tarım arazilerine ilişkin hükümlerin kabul edilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı,
Öte yandan, tarım alanı olarak gösterilen mera alanları ile ilgili plan notuna yönelik davacı iddiası açısından bu alanlara ilişkin Mera Kanununa atıf yapılması ve sözü edilen düzenlemenin yeterli korunmayı sağlaması nedeniyle hukuka aykırılık görülmediği,
İtiraz 14
Dava konusu plan hükmü ile, planda mera olarak gösterilmiş olmakla birlikte, bu alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar olması durumunda tarım alanlarına ilişkin hükmün uygulanacak olması, meraların Mera Kanununda belirlenen kurallara aykırı kullanılmayacağı, yetkili idareler tarafından bu Kanun uyarınca yapılacak işlemlerin plan hükmü olarak ayrıca yazılmasına gerek olmadığı, plan uygulama hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı,

İtiraz 15
Orman alanlarına yönelik getirilen uygulama hükmü ile orman olup da mevzuat uyarınca tahsis yapılan alanların amaçlarına uygun olarak kullanılmasına olanak sağlandığı,
Orman alanlarının ilgili mevzuat uyarınca korunmasının esas olduğu, ancak mevzuat hükümleri uyarınca tahsis yapılan alanların planda değişiklik yapılarak başka bir amaca ayrılması ve başka bir kullanımda gösterilmesinin alanın orman statüsüne aykırı olacağı, bu bağlamda davaya konu düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 16
Bilirkişi raporunda yer alan “Bu maddelerde asgari parsel büyüklüğü ve maksimum emsaller belirlenmiştir. Böylece her parselde ne kadar inşaat yapılabileceği hesaplanabilmektedir. Belirtilen tesislerin nazım ve uygulama imar planlarının ilgili idarelerce onaylanması öngörülmüştür. Çevre düzeni planının yapılaşmanın her koşulunu belirlemesi beklenmemelidir. Tarım ve orman alanlarıyla ilgili olarak dava dilekçesinde belirtilen kaygıların, ilgili mevzuat dikkate alınarak hazırlanması gereken imar planlarında ortaya çıkacağı varsayımının gerçekçi olmadığı bu nedenle Plan Hükümlerinin 8.18.2.4. ve 8.18.2.5. maddelerinin planlama ilkelerine uygun olduğu görüşündeyiz.” tespiti doğrultusunda, dava konusu plan hükmünde şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmediği,
İtiraz 17
8.2.4.4. sayılı plan hükmü yönünden, bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda, sanayi bölgelerinin plan değişikliği gerektirmeksizin organize sanayi bölgesi olarak ayrılmasının olumlu bir karar olduğu hususu gözönünde bulundurulduğunda, bu plan hükmüne yönelik mevzuata aykırılık bulunmadığı,
8.18.5.1. sayılı plan hükmü yönünden, Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.

İtiraz 18
Davaya konu çevre düzeni planı yapım aşamasında iken yerleşim bölgesindeki illerde yer alan yerleşim yerlerine ilişkin İller Bankası tarafından ihale edilmiş çalışmaların bulunabileceği gözetilerek çevre düzeni planı nüfus kabullerini aşmamak kaydıyla çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın veri tabanına işlenerek alt ölçekli planların yapılmasında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmediği,
İtiraz 19
Davaya konu plan hükmü ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca tarihi, kültürel ve doğal özellikleri esas alınarak bazı bölgelerde ve bu planda belirlenmiş olan tur güzargahlarında “Turizm Tesislerinin Belgelendirme ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelikte tanımlanan temalı tesisler ve günübirlik tesislerin yer alabileceğinin düzenlendiği,
Turizm Bakanlığının yetkisi dahilinde olan alanlarda sözü edilen Yönetmelikte yer alan tesislerin hangisinin yapılabileceği önceden belirlenmediğinden bu tesislerin geleneksel yöre mimarisi ve yöresel yerleşme dokusunu yansıtan uygulamaların yapılması suretiyle yapılaşma koşullarının imar planlarına bırakılmasında mevzuata aykırılık görülmediği,
Öte yandan davalı tarafından belirtildiği gibi gösterim tekniği sebebi ile tur güzergahlarının plan paftasında mevcut ulaşım bağlantılarına paralel gösterildiği ve yeni bir ulaşım bağlantısının yapılmadığı, 
İtiraz 20
Davaya konu 8.8 sayılı plan notu ve devamı maddelerinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa tabi tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için genel hükümler getirilerek Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan yapılaşma koşullarına atıfta bulunulduğu, plan hükümlerinin devamı maddelerinde mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile ilgili 8.9. sayılı madde ve devamı maddelerinde ise 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemelerine Dair Tarım Reformu Kanununa tabi araziler ile ilgili olarak ayrıntılı yapılaşma koşullarının getirildiği,
Planın 8.8.6. sayılı maddesinde Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda dikili özel ürün, fiilen sulanan veya sulama projesi kapsamında bulunan tarım arazilerinde bu planın 8.2.7. Organize tarım ve hayvancılık alanları hükmü çerçevesinde ilgili idarelerce yapılacak olan uygulamalar haricinde hayvancılık tesisi yapılmasına izin verilmeyeceğinin düzenlendiği,
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, yapı şartları başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde inşaat alanı katsayısı %5’den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda 250 m²’yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabi zeminden yüksekliği (6,50) m’ yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırına (5.00) m’ den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binalarının yapılabileceği; bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar mahreç aldığı yola (10) m’den parsel hudutlarına (5.00) m’den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40’ı ve yapı yüksekliği (6.50) m’yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabileceği, bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de, inşaat alanı katsayısının %40’ı geçemeyeceğinin hükme bağlandığı,
Davalı idarece bu bağlamda, yukarıda değinilen Yönetmelik’te belirtilen %40 emsalin altında 0,20 emsal verildiğinin belirtildiği,
Davacının sözünü ettiği 0,05 emsalin ise anılan Yönetmeliğin 63. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen yapılaşma emsali olduğu, buna göre, E:0,05 emsalin bir ailenin oturmasına elverişli bağ ve sayfiye evine ilişkin olduğu, entegre nitelikte olmayan konutla birlikte ayrı ayrı yapılan hayvancılık yapıları için emsalin 0,40 olarak belirlendiği ,
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile, bu planda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki tarım arazilerinde yapılacak olan tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların yapımı öngörülerek sulanan tarım arazilerinde E:0,20 olarak belirlenerek tarımsal amaçlı yapı yapılacağının belirtildiği,
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği gözönüne alındığında, planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği,
Yine 4.24. sayılı maddesinde ise, tarımsal amaçlı yapılar “toprak koruma ve sulamaya yönelik alt yapı tesisleri entegre nitelikte olmayan hayvancılık ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatı mandıralar, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği itibarıyla hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürünün kalite ve besin değerinin kaybolması söz konusu ise bu ürünlerin işlenmesi için kurulan tesisler ile T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan diğer tesisler ” olarak tanımlandığı,
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanunda öngörülen ve 4.24 sayılı plan notu ile 8.8.6. sayılı plan notunda belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı, 5403 sayılı Kanun ve plan hükümleri uyarınca tarım arazilerinin bölünemeyeceği açık olduğundan sulanan tarım topraklarında hayvancılık faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla sulanan tarım alanlarında öngörülen emsal: 0,20 değerinin mevzuata aykırı olmadığı,
Diğer taraftan, davaya konu planda, tarımsal vasfı düşük olan alanlardan daha düşük olan alanlara doğru bir yapılaşma artışı öngörüldüğü tarımsal işletmelerin desteklenmesi amacıyla sadece Başbakanlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunlara bağlı kuruluşlar tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler bağlamında tarımsal amaçlı yapılar ile destekleme projeleriyle en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık tesislerinde yapılaşma şartlarının %50 artırılmasının yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu,
İtiraz 21
Planın ilgili maddesi ile askeri alan dışına çıkarılan alanların sadece sosyal ve teknik alt yapı alanı olarak ayrılabileceğinin düzenlendiği, bu planların yerleşik ya da gelişme alanlarının ihtiyacı olduğu gözönünde bulundurulduğunda, 1/100.000 ölçekte bir değişikliğe gerek bulunmadığı,
Ayrıca alt ölçekli plan konusu olmayıp plan lejantında yer alan bir kullanım (örneğinin bölge parkı gibi) getirildiğinde planda davalı idarece değişikliğinin yapılacağı,
İtiraz 22
Davaya konu planın 4.62 sayılı “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alanlar” başlığı altında yer alan tanımda, bu alanların yapılaşmaya kapatılması öngörülmüş iken, davaya konu plan notu ile tarımsal amaçlı yapılar tanımındaki yapılar ve zorunlu olan teknik altyapı hizmetlerine ilişkin uygulamalar dışında yapılaşmaya açılmasında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
İtiraz 23
Davaya konu planda özel statülü alanlar ile önemli doğa alanlarının plan hükümlerinde korumaya alındığı, ilan edilmiş alanların (yasal statülü) planda gösterildiği, davacının öne sürdüğü iddiaların planı kusurlandırmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
İtiraz 24
Davaya konu planla alana getirilen yapılaşma kararlarının alanın özelliği gözönünde bulundurulmadan oluşturulduğu, gölün sınırına dayanan davaya konu kentsel gelişme alanının öngörüldüğü ve bu gelişme alanları ile göl arasında tampon alan bırakılmadığı, değerli doğal özellikleri olan gölün hemen yanına küçük sanayi ve çalışma alanı öngörülmesinin nedeninin de anlaşılamadığı, bu bağlamda alanın özelliği gözetilmeden getirilen kullanım kararlarının planlama ilkelerine şehircilik esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı,

İtiraz 25 (Tarım alanlarında getirilen kullanım kararları)
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları değerlendirildiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı,
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği,
Bu bağlamda, değerlendirme yapıldığında üst ölçekli çevre düzeni planı yapılırken davaya konu plan ile Sivas İli Suşehri’nin doğusundaki gelişme alanları ile Kılıçkaya Barajı kıyısındaki turizm tesisi alanı, Sivas Merkezde Kızılırmak’ın güneyinde gelişme alanı ile Kızılırmak’ın kuzeyindeki büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluşları alanı, Sivas Sarkışla Merkezinin batısında konut dışı kentsel çalışma alanı ve gelişme alanı, Sivas Kangal Merkezi batısında gelişme alanı kararları açısından getirilen kullanım kararlarında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Nitekim bilirkişi raporunda da Kızılırmak’ın güneyinde getirilen sanayi alanı ile büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluşları alanı ve Sivas Şarkışla Merkezi Batısında konut dışı kentsel çalışma alanı açısında olumsuz bir değerlendirme ve tespit yapılmadığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar doğrultusunda, kentlerin gelişme yönü doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği bu bağlamda şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmediği,
Dairelerince prensip olarak yukarıda belirtilen hususlar kabul edilmekle birlikte, yerleşmelerin planlara getirilen leke kararlarının alanın doğal yapısı, gelişme yönü ve büyüklükleri, yer seçimi, alanın özelliği, doğal yapısı ve yasal yapay ve doğal eşikler gözönünde bulundurulduğunda Kayseri Sindelhöyük’ün doğusunda Soysallı yol ayrımına kadar gelişme alanı açısından, alanda getirilen gelişme alanının tarım arazileri niteliğinde toprakların bulunduğu alana rastladığı, oysa kentin batı güney ve kuzeybatısında bu nitelikte olmayan arazilerin bulunduğu, gelişme yönünün bu alanda olmasının verimli tarım topraklarının korunmasını sağlayacağı,
Öte yandan, Sivas Merkezde Kızılırmak’ın kuzeyinde küçük sanayi alanının yapılaşmamış verimli tarım toprağı üzerinde konumlandırıldığı görüldüğünden, bu alanlarda getirilen kullanım kararında, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık (Daire kararında sehven aykırılık yazıldığı görülmüştür.) görülmediği gerekçesiyle;
Dava konusu Çevre Düzeni Planının;
7.20 sayılı plan notu, 8.17.10.1. sayılı plan notu, Engir Gölünde getirilen kullanım kararları, Sindelhöyük’te getirilen kullanım kararları ve Sivas Merkez Kızılırmak’ın kuzeyinde öngörülen küçük sanayi sitesi kullanımının iptaline,
Diğer kısımları yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından savunma verilmemiş, davalı idarenin savunması ise, uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ:
Uyuşmazlığın dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 6- 7.6 sayılı plan hükmü yönünden incelenmesi;
Uyuşmazlık konusu Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümleri 20. sayfa, 7.6. sayılı maddesinde “Planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili alarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” kuralı yer almıştır.
Bilirkişi raporunda, söz konusu plan hükmüne yönelik olarak, “Özel kanunlara tabi alanlar için plan hazırlayıp onaylama yetkisine sahip kuruluşlar, üst ölçekli plan kararı olmadan yer belirleme ve plan onama kararlarını aldıkları takdirde, üst ölçekli Çevre Düzeni Planı kararı olmadan arazi kullanım kararlarını belirlemiş olacaklardır. Böyle bir tutum, hiyerarşik bir yapısı olan planlama sistemine temelden aykırı bir işlem olacaktır. Bu nedenle, özel kanunlarla vetki verilen kuruluşlar Çevre Düzeni Planı kararlarıyla çelişen bir arazi kullanım kararı almadan önce çevre düzeni planında gerekli değişiklik yapılmalıdır. Toplu Konut Kanununun yukarıda alıntısı yapılan 4. maddesinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığına sahip oldukları arazilerle ilgili her tür ve ölçekte plan yapma ve tadil etme yetkisi verildiği için, TOKİ Başkanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile işbirliği içinde önce Çevre Düzeni Planında gerekli değişikliği mevzuata uygun olarak hazırlayıp onay için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sunabilir. Bilirkişi kurulumuz bu nedenlerle dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Hükümlerinin 7.6 maddesinin “kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır” cümlesinin planlama ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.” tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile bu planın onayından sonra özel kanunlara tabi alanların sınırlarında değişiklik olduğu takdirde, Çevre Düzeni Planı kararlarından farklı olsun ya da olmasın, planda değişiklik yapılmaksızın geçerli olmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sözü edilen mevzuat değişikliği nedeniyle planda söz konusu olması gereken değişiklikler plana işlenmeden geçerli olacaktır.
Bu itibarla, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, Çevre Düzeni planının onanmasından sonra yürürlüğe girecek özel kanunlara tabi alanlara yönelik sınır değişikliklerinin, plan değişikliğini gerektirmesi halinde, bu hususun bir plan kararı olarak işlenmesi gerektiği açık olup, bu yapılmaksızın planın değişmiş sayılmasını öngören hükmün şehircilik ilkelerine planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 15- 8.11.4 sayılı plan hükmü-Orman alanlarında tahsis amacına uygun kullanım getirilmesi hususuna ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.11.4 sayılı plan hükmü uyarınca, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının kullanımı ya da tahsisine ilişkin kural ve koşulların yanı sıra uygulama ilke ve esaslarının üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planında ortaya konulması gerekmekte olup, anılan plan hükmü, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının tahsisini çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkardığı gibi alanda tahsis edilen kullanımın, üst ölçekli plan kararlarına aykırı olması sonucunu da doğurabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 8.11.4 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 17- 8.18.5.1. sayılı plan hükmü yönünden incelenmesi;
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde, enerji üretim alanlarının dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 25- Suşehri’nin doğusundaki ve Kangal’ın batısındaki gelişme alanları ile Kılıçkaya Barajı kıyısındaki turizm tesis alanı yönünden incelenmesi;
Uyuşmazlık konusu çevre düzeni planı ile belirlenen dava konusu gelişme alanları bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut yerleşmelerden çok daha geniş bir alanda, verimli tarım arazilerinin üzerinde gelişme alanları önerildiği, yerleşik alanların tümüyle dolu varsayıldığı, potansiyellerin değerlendirilmediği, ayrıca kapsamlı inceleme ve analiz yapılmadan plan kararlarının getirildiği, plan notlarıyla bu alanların denetim altına alınmasını denetleyecek kararlar öngörülmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan dava konusu gelişme alanlarında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, yukarıda yer verilen hususlar yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması, diğer hususlar yönünden ise temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden tarafların yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :
Yozgat-Sivas-Kayseri Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, 07/09/2012 tarihinde 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi uyarınca onaylanmış ve 10/10/2012 tarihinde askıya çıkarılmıştır.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Dava konusu planın onay tarihinde yürürlükte bulunan, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza”; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge”; coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor, (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu: Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7 nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmış, çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” vurgulanmıştır.
Yönetmeliğin “Planlama alanının tespiti” başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistikî bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- 07/09/2012 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak, 10/10/2012 tarihinde askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Yozgat-Sivas-Kayseri Çevre Düzeni Planının;
İtiraz 17- 8.18.5.1. sayılı plan uygulama hükmü
İtiraz 25- Suşehri’nin doğusundaki ve Kangal’ın batısındaki gelişme alanları dışında kalan hususlar yönünden;
1.1- TARAFLARIN İDDİALARI;
Davacı tarafından; dava konusu Çevre Düzeni Planının, yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümleri yönünden, davanın reddine karar verilen kısımlarında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği iddia edilmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu Çevre Düzeni Planının yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümlerinin, iptaline karar verilen kısımlarında, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği iddia edilmektedir.
1.2- TARAFLARIN SAVUNMALARI;
Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, davanın reddine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş olup, davacı tarafından savunma verilmemiştir.

1.3- HUKUKİ DEĞERLENDİRME;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu planın,
İtiraz 17- 8.18.5.1. sayılı plan uygulama hükmü
İtiraz 25- Suşehri’nin doğusundaki ve Kangal’ın batısındaki gelişme alanları dışında kalan hususlar, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, aşağıda yer verilen hususlar yönünden Daire kararına açıklama konulmasına gerek görülmüştür:
İtiraz 8 ile İtiraz 16 yönünden;
Dava konusu edilen plan hükümleri ile kırsal turizm alanları ve eko-turizm alanları ile Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğundaki akaryakıt ve LPG istasyonları ile bunlara bitişik olan tesislere yönelik yapılaşma koşulları belirlenmiş olup, davalı idare tarafından da belirtildiği üzere, bu alanlara ilişkin maksimum emsal, maksimum yapı yükseklikleri ve yapı yapılabilecek minimum parsel büyüklüğünün verilmiş olmasının, davacının ortaya koyduğu muhtemel olumsuz gelişmelerin önüne geçebilecek bir kısıtlama niteliğinde olduğu açıktır.
Öte yandan, söz konusu yapılaşma koşullarının esasen alt ölçekli planlar ile belirlenebilecek hususlar olduğu, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planı ile öngörülen bu değerlerin alt ölçekli planları yönlendirmeye ve bu planlarda ortaya konulacak yapılaşma koşullarına sınır getirmeye yönelik olduğu kuşkusuzdur.

İtiraz 9 yönünden;
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 63. maddesinde “Üst ölçek planı bulunmayan iskan dışı alanlarda bulunan parsellerde; inşaat alanı katsayısı %5 den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda (250) m2 yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabii zeminden yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binaları yapılabilir. Bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tüm faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla, konutla birlikte veya ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar, mahreç aldığı yola (10.00) m.den, parsel hudutlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40 ı ve yapı yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabilir. Bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de inşaat alanı katsayısı (0.40)’ ı geçemez. ” hükmü yer almaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin 8.7 sayılı maddesinde ise, Başbakanlık, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (yeni adıyla Tarım ve Orman Bakanlığı), ilgili Bakanlıklar ve bunların bağlı kuruluşları tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetlerde, tarımsal amaçlı yapı yapılması durumunda … ve şahısların süt inekçiliği ve besi hayvancılığı ile ilgili yapacakları en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş ve üzeri kapasiteli hayvancılık veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık yatırımlarının yapılaşma emsal değerlerinin (E) %50 oranında arttırılabileceği öngörülmüştür.
Davacı tarafından yukarıda yer verilen plan hükmü belirtilerek, birtakım projelerle ilgili tesislerde emsal değerin %50 oranında arttırılması yönündeki düzenlemenin tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasına yol açacağı iddia edilmekte ise de, mutlak, özel ürün ve dikili tarım arazilerinde söz konusu plan hükmündeki koşulların sağlanması halinde, emsalin %50 arttırılması durumunda dahi, emsal değerlerinin Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 63. maddesi ile öngörülen 0.40’ı aşmayacağı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sadece dava konusu plan ile 0.30 olarak belirlenen marjinal tarım arazilerinde emsalin %50 artırılması halinde, emsal değerinin 0.45’e çıkabileceği ve bu durumda Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde öngörülen en yüksek 0.40 emsalin aşılması durumunun ortaya çıkabileceği değerlendirilebilir ise de, bu hallerde davalı idare tarafından Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 63. maddesinde öngörülen usul ve esaslara uyulmak suretiyle uygulama yapılabileceği açıktır.
İtiraz 20 yönünden;
Dava konusu 8.8.6 sayılı plan hükmü ile sulama alanı ve sulu arazi olarak belirlenen/belirlenecek tarım arazilerinde hayvancılık tesisi yapılmasına izin verilmeyeceği kurala bağlanmış ancak, planın “8.2.7. sayılı Organize Tarım ve Hayvancılık Alanları” hükmüne atıf yapılarak, bu alanlarda organize tarım ve hayvancılık alanları çerçevesinde ilgili idarelerce yapılacak uygulamalar doğrultusundaki hayvancılık tesisleri konusunda istisna getirilmiştir.
Öte yandan, Plan Hükümlerinin 4.23 sayılı maddesinde, organize tarım ve hayvancılık alanlarında, tarımsal amaçlı yapıların yanında tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak yer alabilmesi mümkün kılınmıştır.
Diğer taraftan, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, yapı şartları başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapıların yapılabileceği öngörülmüştür.
Bu itibarla, dava konusu 8.8.6 sayılı plan hükmü ile sulama alanı ve sulu arazi olarak belirlenen/belirlenecek tarım arazilerinde, organize tarım ve hayvancılık alanları çerçevesinde ilgili idarelerce yapılacak uygulamalar doğrultusunda hayvancılık tesislerin yapımı öngörülmekte ise de, davalı idare tarafından Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 63. maddesinde öngörülen usul ve esaslara uyulmak suretiyle uygulama yapılabileceğinden, söz konusu 8.8.6 sayılı plan hükmünün sadece entegre niteliğinde olmayan hayvancılık tesislerine yönelik olduğu ve uygulamanın bu nitelikteki tesisler dikkate alınarak yapılabileceğinin kabulü gerekmektedir.
2- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 17- 8.18.5.1. sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
2.1-DAVA KONUSU DÜZENLEME
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin 8.18.5.1 sayılı maddesinde “Enerji üretim alanlarında ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya enerji piyasası düzenleme kurumunca verilecek lisans kapsamında, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın, imar planlarının ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda ilgili idaresince onaylanmasını müteakip uygulamaya geçilir. Onaylı imar planları, sayısal ortamda, bilgi için Bakanlığa gönderilir.” hükmüne yer verilmiştir.
2.2- DAVACININ İDDİALARI
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarının havza ölçeğinde değerlendirme, planlama imkanı veren planlar olduğu, söz konusu maddede ise, bölge planlaması reddedilerek, plan revizyonu prosedürünün plan hükmünde tanımlanan fonksiyonlar için kaldırılması ve bu konudaki denetimin sadece idari olarak sağlanmasına yol açılarak, hem mevzuata hem de şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı uygulamalara neden olunduğu iddia edilmektedir.

2.3- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Söz konusu plan uygulama hükmünde, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda enerji üretim tesislerine yönelik imar planlarının hazırlanabilmesine imkân tanındığı, gerekli görülen durumlarda 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği yapılmasının mümkün olduğu savunulmaktadır.
2.4- DAİRE KARARI
Planlama bölgesi dahilinde kesin karara bağlanmamış enerji yatırım kararlarının planda gösterilmediği, bu planın onayından sonra karara bağlanmış yatırım kararlarının, Dairelerince iptaline karar verilen 7.20 maddesinin yeniden düzenlenmesinden sonra plan değişikliği gerektiriyorsa, bu şekilde plana işleneceği, dolayısıyla plan hükmünde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Ölçeği gereği leke plan niteliğinde bulunan dava konusu Yozgat-Sivas-Kayseri Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği bir plan olup, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan enerji üretim alanlarının üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesi ve planda bu hususlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin bulunması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde ise, enerji üretim alanlarının dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Dairece, bakılan uyuşmazlıkta, 7.20 sayılı plan hükmünün plan esnekliği ve dinamizminin sağlanması açısından önemli olmasına karşın genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların, mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin, hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği, hangilerinin gerektirmediği konusunda net bir düzenleme yapılarak, çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiş olmasına karşın, yargı kararıyla yeniden düzenlenmesi öngörülen bu plan hükmüne benzer nitelikteki dava konusu 8.18.5.1 sayılı plan hükümlerine yönelik davanın reddine karar verilmesinde de hukuki isabet görülmemiştir.
Kaldı ki, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2018/3405, K:2019/2906 sayılı kararı da bu yöndedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 17- 8.18.5.1. sayılı plan uygulama hükümlerine ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
3- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 25- Suşehri’nin doğusundaki ve Kangal’ın batısındaki gelişme alanlarına ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
3.1- DAVACININ İDDİALARI
Dava konusu planın aşağıda belirtilen bölümlerinde, verimli tarım arazilerinde gelişme alanlarının önerildiği, “bir avuç toprak üretilmeyen kaynak” anlayışı doğrultusunda korunması gereken, sürdürülebilir yaşamın güvencesi olan tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasının kesinlikle kabul edilemeyeceği, planlamanın amacının yerleşimlerin sürdürülebilir bir şekilde gelişmesini sağlamak iken, plan ile tam tersi yönde gelişmesine olanak vermenin şehircilik ve planlama ilkeleri açısından uygun olmadığı iddia edilmektedir.
3.2- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Davacının iptalini istediği Suşehri doğusundaki, Şarkışla batısındaki, Kangal batısındaki ve Sindelhöyük doğusundaki “gelişme alanları” nın Şarkışla batısındaki konut dışı kentsel çalışma alanının, adı geçen yerleşmeler için planla belirlenen fonksiyonlar ve bu fonksiyonlar doğrultusunda hesaplanan plan kabul nüfusları doğrultusunda belirlendiği savunulmaktadır.
3.3- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda; “Suşehri, verimli tarım toprakları ve Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer almaktadır. Çevre Düzeni Planında kentsel gelişmeler, şimdiki yerleşik alanın batı ve kuzeyi ile doğusundaki Avculu Köyü yönünde önerilmiştir. Davacının itiraz ettiği doğu yönündeki gelişme mutlak tarım arazisi niteliğindeki tarım toprakları üzerindedir. Bu araziler üzerinde kentsel gelişme planlanması için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 13(d) maddesi uyarınca ilgili Bakanlık tarafından Kamu Yararı kararı alındığına dair dava dosyasında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Bu Kanun maddesi, böyle bir karar alınmadan mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazilerinin tarımsal üretim amacı dışında kullanılmasına olanak tanımamaktadır. Ayrıca Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alan bu bölgede kentsel gelişmenin sıvılaşma olasılığı yüksek olan alüvyon topraklar üzerinde gerçekleşmemesi gerekir. Bilirkişi kurulumuz bu nedenlerle Suşehri’nde doğu yönünde kentsel gelişme planlanmış olmasının planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planında Kangal’ın batısı ve kuzeybatısında büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı ve büyük bölümü konuta ayrılacak kentsel gelişme alanı önerilmiştir. Kangal’ın kuzeybatısında, 5403 sayılı Kanunun 13. maddesinde sayılan mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri niteliğinde toprakların bulunduğu geniş bir vadinin yer aldığı görülmektedir. Planlanan kentsel gelişme alanının bu vadiye açılan demiryoluna kadar uzanan bölümünün yukarıda sayılan tarım toprakları üzerine rastladığı görülmektedir. Bilirkişi kurulumuz, 5403 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca Kamu Yararı kararı alınmadan belirtilen nitelikte tarım topraklarının tarım dışı amaçla kullanılmasının 5403 sayılı Kanuna ve planlama ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
3.4- DAİRE KARARI
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı,
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği,
Bu bağlamda, değerlendirme yapıldığında, üst ölçekli çevre düzeni planı yapılırken davaya konu plan ile Sivas İli Suşehri’nin doğusundaki gelişme alanları ile Sivas Kangal Merkezi batısında gelişme alanı kararları açısından getirilen kullanım kararlarında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Dava konusu planın onay tarihinde yürürlükte bulunan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin “Planın niteliği” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında,
Çevre düzeni planı;
a) Kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan,
b) Kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen,
c) Tarihi, kültürel ve doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesine yönelik genel hedefleri, ilkeleri, stratejiyi ve politikaları belirleyen
ç) Karar ve hükümleriyle alt ölçekli planları yönlendiren,
d) Plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü, arazi kullanım sürekliliğini sağlayan,

e) Planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan,
f) Planlama sürecinin her aşamasında bir önceki aşamalara geri dönerek değerlendirilmelerin yapılabildiği geri beslemeli sürece sahip olan,
g) Karşılaştırılabilir, değerlendirilebilir, sorgulanabilir, geliştirilebilir ve güncellenebilir standart veri tabanına sahip olan,
ğ) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğini taşır.” kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda yerilen mevzuat hükmü uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesi ile plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü ile arazi kullanım sürekliliğininin sağlanmasının, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planının H40 sayılı paftasında Suşehri’nin doğusunda ve J38 paftasında Kangal’ın batısında yerleşimlerin ihtiyacına yönelik olarak dava konusu gelişme alanlarının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı Açıklama Raporunda (syf 2), bölgede, “koruma-kullanma dengesini” sağlayacak genel arazi kullanım kararlarının üretilmesi, planın hedefleri arasında sayılmış, planın genel yaklaşımı olarak, kalkınma sürecinde büyük öneme sahip olan tarım arazilerinin, sulama alanları ve arazi toplulaştırma alanlarının sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla, ilgili Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunması ilkesi ile sürdürülebilir ekonomik kalkınmada tarım sektörünün bölge için oynadığı tartışmasız rolün devamlılığını sağlayacak, tarım ve tarıma dayalı sanayiinin eşgüdüm halinde desteklenmesi başta olmak üzere, istihdam yaratacak tüm kullanım alanlarına yönelik kararların, bölge planlarındaki stratejiler ile örtüşmesi ilkesinin benimsendiği belirtilmiştir (syf 7).
Bilirkişi raporundaki yukarıda yer verilen tespitler, dava konusu planın açıklama raporundaki belirlemeler göz önünde bulundurulduğunda, gelişme alanı belirlenen söz konusu bölgelerin, verimli tarım arazileri olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu planda, bir yerleşim için tarım sektörünün, öncül sektör olarak öngörülmesi ve alanda tarım arazilerinin bulunması, bu yerleşim için gelişme alanları düzenlenmemesi anlamına gelmediği kabul edilebilir ise de, çevre düzeni planlarının yukarıda yer verilen niteliği göz önünde bulundurulduğunda, ölçeği itibarıyla bu planda, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerektiği açıktır.

Bu doğrultuda, Çevre Düzeni Planının yukarıda belirtilen amacı ve genel yaklaşımı da göz önünde bulundurulduğunda, verimli tarım topraklarının yer aldığı bölgelerde, gelişme alanlarının belirlenme gerekçelerinin dava konusu planda somut olarak ortaya konulması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, söz konusu verimli tarım arazilerine getirilen gelişme alanı kullanımlarının gerekliliği ve bu kullanıma yönelik stratejinin belirlenmesine esas analiz ve araştırmaların, planın ne araştırma raporu ne de açıklama raporunda yer aldığı, plan notlarıyla, alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte, bu alanların denetim altına alınmasını sağlayacak kararların getirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, niteliği gereği plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü, arazi kullanım sürekliliğini sağlaması gereken, dava konusu Çevre Düzeni Planının kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmadığı anlaşılan yukarıda yer verilen gelişme alanı kararlarında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
Öte yandan, davalı idarece söz konusu kentsel gelişme alanlarının, adı geçen yerleşmeler için planla belirlenen fonksiyonlar ve bu fonksiyonlar doğrultusunda hesaplanan plan kabul nüfusları doğrultusunda belirlendiği belirtilmekte ise de, TÜİK verileri uyarınca, Suşehri ilçesinin 2020 yılı nüfusunun 25.392 kişi, nüfus artış hızının binde -6.13, plan açıklama raporu uyarınca 2040 yılı plan nüfus kabülünün 33.000 kişi olduğu, Kangal ilçesinin ise 2020 yılı nüfusunun 20.760 kişi, nüfus artış hızının binde -19.78, plan açıklama raporu uyarınca 2040 yılı plan nüfus kabülünün ise 31.000 kişi olduğu görülmekte olup, açıklama raporunda, söz konusu bölgelere yönelik nüfus kabulünün dayanağı bölgesel bir yatırım kararı ya da göç v.b gibi herhangi bir gerekçeye de yer verilmediği anlaşıldığından, bu haliyle davalı idarenin savunmasına itibar edilmesi mümkün görülmemiştir. (https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=nufus-ve-demografi-109&dil=1)
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 25- Suşehri’nin doğusundaki ve Kangal’ın batısındaki gelişme alanları yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne,
2- Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 27/12/2018 tarih ve E:2012/7446, K:2018/10743 sayılı kararının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 07/09/2012 tarihinde onaylanan Yozgat-Sivas-Kayseri Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 17- 8.18.5.1. sayılı plan uygulama hükmü ile İtiraz 25- Suşehri’nin doğusundaki ve Kangal’ın batısındaki gelişme alanlarına ilişkin davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının BOZULMASINA oyçokluğuyla,

3- Davacının temyiz isteminin kısmen reddine,
4- Kararın, dava konusu planın yukarıda belirtilen kısımlar dışında kalan davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA itiraz 6 ve 15 yönünden oyçokluğuyla, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle,
5- Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
6- Kararın, dava konusu planın iptaline yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA itiraz 22 ve 25 (Sindelhöyük kullanım kararı-Kızılırmak’ın kuzeyindeki küçük sanayi sitesi) yönünden oyçokluğuyla, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle,
7- Kullanılmayan … TL yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine,
8- Bozulan hüküm fıkrası yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
9- Kesin olarak, 31/03/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

X- Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 6- 7.6 sayılı plan hükmü”ne ilişkin kısmı yönünden;
Uyuşmazlık konusu Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümleri 20. sayfa, 7.6. sayılı maddesinde “Planda gösterilen sınırlarda farklılıklar olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır.” kuralı yer almıştır.
Bilirkişi raporunda, söz konusu plan hükmüne yönelik olarak, “Özel kanunlara tabi alanlar için plan hazırlayıp onaylama yetkisine sahip kuruluşlar, üst ölçekli plan kararı olmadan yer belirleme ve plan onama kararlarını aldıkları takdirde, üst ölçekli Çevre Düzeni Planı kararı olmadan arazi kullanım kararlarını belirlemiş olacaklardır. Böyle bir tutum, hiyerarşik bir yapısı olan planlama sistemine temelden aykırı bir işlem olacaktır. Bu nedenle, özel kanunlarla vetki verilen kuruluşlar Çevre Düzeni Planı kararlarıyla çelişen bir arazi kullanım kararı almadan önce çevre düzeni planında gerekli değişiklik yapılmalıdır. Toplu Konut Kanununun yukarıda alıntısı yapılan 4. maddesinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığına sahip oldukları arazilerle ilgili her tür ve ölçekte plan yapma ve tadil etme yetkisi verildiği için, TOKİ başkanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile işbirliği içinde önce Çevre Düzeni Planında gerekli değişikliği mevzuata uygun olarak hazırlayıp onay için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sunabilir. Bilirkişi kurulumuz bu nedenlerle dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Hükümlerinin 7.6 maddesinin “kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır” cümlesinin planlama ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.” tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile bu planın onayından sonra özel kanunlara tabi alanların sınırlarında değişiklik olduğu takdirde, Çevre Düzeni Planı kararlarından farklı olsun ya da olmasın, planda değişiklik yapılmaksızın geçerli olmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sözü edilen mevzuat değişikliği nedeniyle planda söz konusu olması gereken değişiklikler plana işlenmeden geçerli olacaktır.
Bu itibarla, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, Çevre Düzeni planının onanmasından sonra yürürlüğe girecek özel kanunlara tabi alanlara yönelik sınır değişikliklerinin, plan değişikliğini gerektirmesi halinde, bu hususun bir plan kararı olarak işlenmesi gerektiği açık olup, bu yapılmaksızın planın değişmiş sayılmasını öngören hükmün şehircilik ilkelerine planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 6- 7.6 sayılı plan hükmü” yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY

XX- Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 15- 8.11.4 sayılı plan hükmü-Orman alanlarında tahsis amacına uygun kullanım getirilmesi hususu”na ilişkin kısmı yönünden;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.11.4 sayılı plan hükmü uyarınca, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının kullanımı ya da tahsisine ilişkin kural ve koşulların yanı sıra uygulama ilke ve esaslarının üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planında ortaya konulması gerekmekte olup, anılan plan hükmü, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının tahsisini çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkardığı gibi alanda tahsis edilen kullanımın, üst ölçekli plan kararlarına aykırı olması sonucunu da doğurabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 8.11.4 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine. planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Kaldı ki, Çevre ve Orman Bakanlığınca 01/04/2011 tarihinde onaylanan Van-Bitlis-Muş Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmünün yürütmesinin durdurulmasına ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 19/01/2016 tarih ve E:2011/7412 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/12/2016 tarih ve YD İtiraz No:2016/1247 sayılı kararıyla reddedilmiş;
02/04/2015 tarihinde askıya çıkarılan Adıyaman-Şanlıurfa-Diyarbakır Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmüne yönelik yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 05/02/2018 tarih ve E:2014/8186 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/04/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/87 sayılı kararıyla kabul edilerek, yukarıda yer verilen gerekçelerle söz konusu plan hükmünün yürütülmesi durdurulmuştur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 15- 8.11.4 sayılı plan hükmü-Orman alanlarında tahsis amacına uygun kullanım getirilmesi hususu”

yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY

XXX- Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 17- 8.18.5.1. sayılı plan uygulama hükmü yönünden, temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

XXXX-Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 22- 8.17.10.1 sayılı plan hükmü”ne ilişkin kısmı yönünden;
Yozgat-Sivas-Kayseri Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının dava konusu 8.17.10.1 sayılı plan hükmünde, “Bu alanlarda, “8.1.2. Kırsal Yerleşmeler” kapsamında kalan yerleşmelere, 4.24. Tarımsal Amaçlı Yapılar tanımındaki yapılara ve zorunlu olan teknik altyapı hizmetlerine ilişkin uygulamalar dışında, yapılacak olan uygulamalarda ÇED Yönetmeliği kapsamında kalanlar için “çevresel etki değerlendirmesi olumlu” veya “çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması; ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü ile birlikte alan için üniversitelerce hazırlanacak olan bilimsel rapor bulunması ve bakanlığın uygun görüşü doğrultusunda ilgili idarelerce işlem tesis edilir.” kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının ölçeği itibarıyla, leke niteliğinde genel kullanım kararlarını belirleyen bir plan olduğu göz önünde bulundurulduğunda, “Doğal ve Ekolojik Karakteri Korunacak Alan” olarak gösterilen alanların sınırlarının alt ölçekli planlar ile kesinleştirileceği açık olup, bu alanlar içerisinde oluşabilecek kullanım taleplerinin bölgenin doğal ve ekolojik yapısına olabilecek etkilerinin saptanması ve buna bağlı olarak uygun görülüp veya görülmemesi hususunun alt ölçekli planlar hazırlanırken belirlenmesi gerekmektedir.
Bu doğrultuda, alt ölçekli planlar ile yapılacak olan uygulamalarda, doğal ve ekolojik alanlar içerisinde bulunan bölgelere yönelik yatırımlarda, ÇED Yönetmeliği kapsamında kalanlar için “çevresel etki değerlendirmesi olumlu” veya “çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması; ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü ile birlikte alan için üniversitelerce hazırlanacak olan bilimsel rapor bulunması ve bakanlığın uygun görüşü doğrultusunda işlem tesis edilmesinin, dava konusu Çevre Düzeni Planının koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi yaklaşımına uygun olduğu anlaşıldığından, alt ölçekli planları yönlendirmeye yönelik ilke ve strateji belirleyen söz konusu plan hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 22- 8.17.10.1 sayılı plan hükmü” yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXX- Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 25- Sindelhöyük gelişme alanı ile Sivas Merkezde Kızılırmak’ın kuzeyinde önerilen küçük sanayi sitesine ” ilişkin kısmı yönünden;
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması gerektiği bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usul ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Davaya konu planın genel hükümler başlığı altında toplanan hükümlerin 7.1. sayılı maddesinde bu planın plan paftaları, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün esas alınacağı, 7.3. sayılı maddesinde bu plan hedeflerine koruma, planlama ve gelişme ilkelerine, plan kararlarına aykırı hiçbir ölçekte plan revizyonları plan değişiklikleri veya ilavesi yapılamayacağı, 7.6. sayılı maddesinde bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, bu plan ile belirlenen kentsel kırsal kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere makroformu/gelişme yönünü gösterecek şekilde – şematik olup alt ölçekli planlara çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği, kentsel yerleşim alanları başlığı altında, 8.16. maddesinde kentsel gelişme alanlarının alt ölçekli planlarının bütüncül olarak yapılacak olup uygulamaların bu plan ile belirlenen nüfus kabullerine ve projeksiyon dönemine göre denetimli olarak ve etaplar halinde yapılabileceği, bu alanlarda uygulama imar planı onaylanmadan uygulama yapılamayacağı, bu planda kentsel yerleşimler için hesaplanmış olan nüfus kabulleri esas alınarak kentsel yerleşim içindeki yoğunluk dağılımının planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri dikkate alınarak alt ölçekli planları da yapılacağı düzenlenmiştir.

Çevre düzeni planlarını leke plan olmaları nedeniyle uygulama imar planları gibi değerlendirilmeyeceği gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Nitekim 3194 sayılı Kanunun 8. maddesinin (f) bendi uyarınca kentsel asgari standartların, Bakanlıkça belirlenen esaslar doğrultusunda çevre düzeni planı ile belirlenebileceği, uygulamaya ilişkin kararların yörenin koşulları, parselin bulunduğu bölgenin genel özellikleri, yapının niteliği ve ihtiyacı, erişebilirlik, sürdürülebilirlik, çevreye etkisi dikkate alınarak ve ölçüleri verilerek Bakanlıkça belirlenen esaslara göre uygulama imar planında belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Davalı idarece bu çerçevede çevre düzeni planı kararları doğrultusunda uygulama yapılamamakta olup, mevzuat gereği 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile nitelikli tarım alanlarının imara açılmasının söz konusu olmadığı, yerleşim alanlarının yasal, doğal ve yapay eşikler göz önüne alınarak, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri, Bakanlığın uygun görüşü doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarında kesinleşeceği ifade edilmiştir.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise ilgi mevzuatı uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı açıktır.
Bu durumda, üst ölçekli Çevre Düzeni Planında Sindelhöyük’te getirilen kullanım kararı ile Sivas Merkezde Kızılırmak’ın kuzeyinde önerilen küçük sanayi sitesi yönünden şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 25- Sindelhöyük gelişme alanı ile Sivas Merkezde Kızılırmak’ın kuzeyinde önerilen küçük sanayi sitesi” yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.

KARŞI OY

XXXXXX- Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 25- Suşehri’nin doğusundaki gelişme alanı yönünden, temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

XXXXXXX- Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 25- Kangal’ın batısındaki gelişme alanı yönünden, temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.