Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2019/1452 E. 2021/452 K. 10.03.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2019/1452 E.  ,  2021/452 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/1452
Karar No : 2021/452

TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI): …, … Vakfı
VEKİLİ : Av. …
2-(DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 27/12/2018 tarih ve E:2012/7302, K:2018/10744 sayılı kararının iptale ilişkin kısımlarının davalı idare, davanın reddine ilişkin kısımlarının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanarak 03/10/2012 tarihinde askıya çıkarılan Mardin-Batman-Siirt-Şırnak-Hakkari Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 27/12/2018 tarih ve E:2012/7302, K:2018/10743 sayılı kararıyla; Dairelerince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden;
İtiraz 1. Organize Hayvancılık Bölgeleri
Dava konusu planın açıklama raporunda, alana ilişkin tarım sektörüne yönelik ana stratejilerin belirlendiği, burada hayvansal üretime ilişkin uygulama stratejilerinin oluşturulduğu, davalı idarece de bölgenin en büyük potansiyelinin tarım (bitkisel ve hayvansal) üretim olduğu, bu potansiyelin değerlendirilmesi için plan kararlarının getirildiği, küçük işletmelerin faaliyetlerini sürdürmelerine engel bulunmadığının belirtildiği, buna göre bölgede organize tarım ve hayvancılık bölgeleri kullanımının öngörülmesinin ve gerçekleşmesinin bölgenin gelişmesinde büyük rol oynayacağı,
Bu itibarla, plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen organize tarım ve hayvancılık bölgesi olan bir alanın uyulması zorunlu olan ilgili yönetmelikte belirlenen esaslar dahilinde yer seçimine konu olması halinde, tarıma dayalı ihtisas OSB olarak kullanılmasında bir sakınca bulunmadığı, bu itibarla davaya konu plan hükümlerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 2- 4.52 sayılı plan uygulama hükmü
Davaya konu Çevre Düzeni Planında, 4.52. sayılı plan notundan başka davalı idarece de belirtildiği gibi plan uygulama hükümlerinin sulak alanlara ilişkin 8.3.2.5 sayılı plan notunda sulak alanlar başlığı altında bu alanlarda mevzuat hükümlerine uyulacağı yönünde düzenlemeler yapıldığı, bu tanımların, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde belirlenen tanımla örtüştüğü, Yönetmelik ile planda yer alan tanımların içeriği yönünden sulak alanların korunması ile uyuşmayan bir farklılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, itiraz edilen plan notunda mevzuata aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 3- 7.4 sayılı plan uygulama hükmü
Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İtiraz 4- 7.34 sayılı plan uygulama hükmü
Davaya konu 7.34 sayılı plan hükmünde, yer alan düzenlemenin, plan esnekliğini ve dinamizmini sağlaması açısından önemli olmasına karşın fazlasıyla genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangilerinin gerektirmeyeceği konusunda bir düzenleme yapılarak net bir çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği, bu nedenle de şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olmadığı,
İtiraz 5- 4.5 sayılı plan uygulama hükmü
Davacı İtirazları, davalının savunması, imar mevzuatı bir arada değerlendirildiğinde, il çevre düzeni planlarının yapılmasından sonra alt ölçekli planların yapılabileceği, alt ölçekli planların buna göre düzenleneceği, maddede getirilen tanımlamada plan hiyerarşisine ve mevzuata aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 6- 7.9 sayılı plan uygulama hükmü
Davacının itiraz ettiği plan hükümleri kaldırıldığından bu hususa ilişkin davanın konusunun kalmadığı,
İtiraz 7- 8.3.16.3 sayılı plan uygulama hükmü
05/03/2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik ile, mesire yerlerinin A. B, C ve D tipi mesire yerleri olarak tanımlandığı, bu tip mesire alanlarının hangisinde gecelemeye olanak sağlandığının hükme bağlandığı,
Dava konusu plan yapılırken sözü edilen Yönetmelik hükümlerinin olmaması nedeniyle planda dava konusu düzenlemenin getirildiği, ancak dava devam ederken davalı idarenin belirtildiği gibi planda yeniden düzenleme yapıldığından davanın bu kısmının konusunun kalmadığı,
İtiraz 8- 8.3.26.5. sayılı plan uygulama hükmü
Sözü edilen madde ile, planda mera olarak gösterilmiş olmakla birlikte, bu alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar olması durumunda tarım alanlarına ilişkin hükmün uygulanacağının belirtildiği, meraların Mera Kanununda belirlenen kurallara aykırı kullanılmayacağı, yetkili idareler tarafından bu Kanun uyarınca yapılacak işlemlerin plan hükmü olarak ayrıca yazılmasına gerek olmadığı, plan uygulama hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı,
İtiraz 9- 8.3.37.1 ile 8.3.37.2 sayılı plan uygulama hükümleri
Davalı idarece, planın 7.34. uygulama hükmü uyarınca, karayolları ve havaalanlarının daha sonra yatırım kararı haline gelmesi halinde plan değişikliği yapılabileceğinin ifade edildiği,
Planlama bölgesi dahilinde kesin karara bağlanmamış yatırım kararlarının planda gösterilmediği, bu planın onayından sonra karara bağlanmış yatırım kararlarının, Dairelerince bu kararla iptaline karar verilen 7.34 maddesinin yeniden düzenlenmesinden sonra plan değişikliği gerektiriyorsa, plan değişikliği yapılarak plana işleneceği hususu gözönünde bulundurulduğunda bu hususa ilişkin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümleri
Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İtiraz 11- 8.3.17.3 sayılı plan uygulama hükmü
Orman alanlarına yönelik getirilen uygulama hükmü ile orman olup da mevzuat uyarınca tahsis yapılan alanların amaçlarına uygun olarak kullanılmasına olanak sağlandığı,
Orman alanlarının ilgili mevzuat uyarınca korunmasının esas olduğu, ancak mevzuat hükümleri uyarınca tahsis yapılan alanların planda değişiklik yapılarak başka bir amaca ayrılması ve başka bir kullanımda gösterilmesinin alanın orman statüsüne aykırı olacağı,
Bu bağlamda davaya konu düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 12- 8.3.36 sayılı plan uygulama hükmü
Planın ilgili maddesi ile askeri alan dışına çıkarılan alanların sadece sosyal ve teknik alt yapı alanı olarak ayrılabileceğinin düzenlendiği, bu alanlara yerleşik alan ya da gelişme alanlarının ihtiyacı olduğu gözönünde bulundurulduğunda, 1/100.000 ölçekte bir değişikliğe gerek bulunmadığı,
Ayrıca sadece alt ölçekli plan konusu olmayıp plan lejantında yer alan bir kullanım (örneğinin bölge parkı gibi) getirildiğinde davalı idarece planda değişiklik yapılacağı,
İtiraz 13- 7.61. sayılı plan uygulama hükmü
Davaya konu Çevre Düzeni Planının yapım aşamasında iken, yerleşim bölgesindeki illerde yer alan yerleşim yerlerine ilişkin İller Bankasınca ihale edilmiş ve çalışmalara başlanmış imar planlarının bulunabileceği gözetilerek çevre düzeni planı nüfus kabullerini aşmamak kaydıyla çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın veri tabanına işlenerek alt ölçekli planların yapılmasında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmediği,
İtiraz 14- Önemli doğa alanlarının plana eksik işlenmesi hususu
Davaya konu planda özel statülü alanlar ile önemli doğa alanlarının plan hükümlerinde korumaya alındığı, ilan edilmiş alanların (yasal statülü) planda gösterildiği, davacının öne sürdüğü İtirazların planı kusurlandırmayacağı,
İtiraz 15- Tarım alanlarında yapılaşma koşulları ve kullanım kararları
a- Tarım alanları yapılaşma koşulları
Davaya konu 8.3.8 sayılı plan notu ve devamı maddelerinde, tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için genel hükümler getirilerek Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan yapılaşma koşullarına atıfta bulunulduğu, plan hükümlerinin devamı maddelerinde mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile ilgili olarak ayrıntılı yapılaşma koşullarının getirildiği,
Planın 8.3.8.2. sayılı maddesinde Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda dikili özel ürün, fiilen sulanan veya sulama projesi kapsamında bulunan tarım arazilerinde 3194 sayılı İmar Kanununun 27. maddesi kapsamında kalan hayvancılık amaçlı yapılar hariç hayvancılık tesisi yapılmasına izin verilmeyeceğinin düzenlendiği,
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, yapı şartları başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde inşaat alanı katsayısı %5’den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda 250 m²’yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabi zeminden yüksekliği (6,50) m’ yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırına (5.00) m’ den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binalarının yapılabileceği; bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar mahreç aldığı yola (10) m’den parsel hudutlarına (5.00) m’den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40’ı ve yapı yüksekliği (6.50) m’yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabileceği, bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de, inşaat alanı katsayısının %40’ı geçemeyeceğinin hükme bağlandığı,
Davalı idarece bu bağlamda, yukarıda değinilen Yönetmelikte belirtilen %40 emsalin altında 0,20 emsalin verildiğinin belirtildiği,
Davacının sözünü ettiği 0,05 emsalin ise sözü edilen Yönetmeliğin 63. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen yapılaşma emsali olduğu, buna göre, E:0,05 emsalin bir ailenin oturmasına elverişli bağ ve sayfiye evine ilişkin olduğu, entegre nitelikte olmayan konutla birlikte ayrı ayrı yapılan hayvancılık yapıları için emsalin 0,40 olarak belirlendiği,
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile, bu planda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki tarım arazilerinde yapılacak olan tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların yapımı öngörülerek mutlak tarım arazilerinde E:0,20 olarak belirlendiği, mutlak tarım arazisi dikili tarım arazisi, özel ürün arazilerinde 3194 sayılı İmar Kanununun 27. maddesi kapsamında kalan hayvancılık amaçlı yapılar hariç hayvancılık tesisinin yapılamayacağının belirtildiği,
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği gözönüne alındığında, planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği,
Diğer taraftan, planın Mutlak Tarım arazileri başlıklı 8.3.8.18.1. sayılı maddesinde ve yine özel ürün arazileri başlıklı 8.3.8.18.2. sayılı maddesinde ve dikili tarım arazileri başlıklı 8.3.8.18.3. sayılı maddesinde bu alanlarda tarımsal amaçlı yapıların yapılabileceği, 3194 sayılı İmar Kanununun 27. maddesi kapsamında kalan hayvancılık amaçlı yapılar hariç hayvancılık tesisi yapılmasına izin verilemeyeceği düzenlemesinin yer aldığı,
4.20. sayılı maddesinde ise, tarımsal amaçlı yapılar “toprak koruma ve sulamaya yönelik alt yapı tesisleri entegre nitelikte olmayan besicilik ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatlar mandıralar, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği nedeniyle hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürün kalitesi ve besin değerinin kaybolmasının söz konusu olduğu ürünlerin işlenmesi ve depolanması için kurulan tesisler ile T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan tesisler ” olarak tanımlandığı,
3194 sayılı İmar Kanununun 27. maddesinde entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ibaresinin yer aldığı,
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanunda öngörülen ve 4.20 sayılı plan notunda belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı,
Kaldı ki 5403 sayılı Kanun ve plan hükümleri uyarınca tarım arazilerinin bölünemeyeceği açık olduğundan tarım topraklarında tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi amacıyla mutlak tarım alanlarında öngörülen emsal: 0,20 değerinin mevzuata aykırı bulunmadığı,
Tüm bu hususlar doğrultusunda plan hükümlerinin mutlak tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapılar için E:0.20, özel ürün arazileri, ve dikili tarım arazileri için E:0,10 yapılaşma koşullarının getirilmesinin mevzuata aykırı olmadığı, diğer taraftan çiftçinin barınabileceği yapı emsale dahil olup toplam inşaat alanı ifadesinin de tüm katların toplam alanını ifade ettiği, dolayısıyla yeniden düzenlenmesine gerek olmadığı,
Diğer taraftan, davaya konu planda, tarımsal vasfı düşük olan alanlardan, daha düşük olan alanlara doğru bir yapılaşma artışı öngörüldüğü tarımsal işletmelerin desteklenmesi amacıyla sadece Başbakanlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunlara bağlı kuruluşlar tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler bağlamında tarımsal amaçlı yapılar ile destekleme projeleriyle en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık tesislerinde yapılaşma şartları %50 artırılmasının yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu,
Ayrıca planın 8.3.8.12. maddesinde yer alan T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı veya İl Tarım Müdürlüğünün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında görüş veremediği alanlar” ifadesinin; tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımı için ilk mevzuat düzenlemesinin 11/03/1989 tarihinde olması nedeni ile bu tarihten önce herhangi bir tarım dışı kullanım izni alınmaksızın üzerinde yapı yapılan tarım topraklarında tarım dışı kullanımın belirtilen tarihten önce olduğunun belgelendirilmesi durumu ve 5403 sayılı Kanunun Geçici 1. ve Geçici 4. maddeleri kapsamında kalan araziler için belirtilen idarelerce görüş verilememesi durumu dikkate alınarak oluşturulduğu, bu tür arazilerde marjinal tarım arazilerine ilişkin hükümlerin kabul edilmesinde hukuka aykırı bir yön görülmediği,
Öte yandan, planda tarım alanı olarak gösterilen alanlarda bulunan meralarla ilgili plan notuna yönelik davacının itirazına ilişkin olarak, söz konusu plan hükmü ile bu alanlarda bulunan mera vasıflı taşınmazlar için Mera Kanununa atıf yapılması ve bu hususun yeterli korumayı sağlaması nedeni ile hukuka aykırılık görülmediği,
b-Tarım alanlarına getirilen fonksiyonlar
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği,
Bu bağlamda, değerlendirme yapıldığında üst ölçekli çevre düzeni planı yapılırken davaya konu plan ile getirilen davacının itiraz ettiği kullanım kararlarında da şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar doğrultusunda, kentlerin gelişme yönü doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açık olduğundan, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı bir hususun bulunmadığı gerekçesiyle,
Dava konusu Çevre Düzeni Planının;
7.34 sayılı plan uygulama hükmünün iptaline,
7.7 ve 7.9. sayılı plan uygulama hükümleri yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
Diğer yönlerden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İTİRAZLARI :
Uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ:
İtiraz 3- 7.4 sayılı plan uygulama hükmü yönünden;
Dava konusu plan hükmü ile bu planın onayından sonra Kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ, standart ve hukuki metinler veya mevzuatta değişiklik olduğu takdirde, Çevre Düzeni Planı kararlarından farklı olsun ya da olmasın, planda değişiklik yapılmaksızın geçerli olmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sözü edilen mevzuat değişikliği nedeniyle planda söz konusu olması gereken değişiklikler plana işlenmeden geçerli olacaktır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının onanmasından sonra yürürlüğe girecek hukuki metinler veya mevzuatta olabilecek değişikliklerin, plan değişikliğini gerektirmesi halinde, bu hususun plana işlenmesi ve plan hükmü haline gelmesi gerektiği açık olup, bu hususların plan kararı haline gelmeden planın değişmiş sayılmasını öngören hükmün şehircilik ilkelerine planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.
İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümleri yönünden;
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde yenilenebilir enerji üretim alanları dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
İtiraz 15- Nusaybin, Kozluk ve Kızıltepe gelişme alanları yönünden;
Çevre düzeni planlarının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, ölçeği itibarıyla bu planda, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerektiği açık olup, bu doğrultuda, verimli tarım topraklarının yer aldığı söz konusu bölgelerde, gelişme alanlarının belirlenme gerekçelerinin dava konusu planda somut olarak ortaya konulması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, verimli tarım arazilerine getirilen gelişme alanı kullanımlarının gerekliliği ve bu kullanıma yönelik stratejinin belirlenmesine esas analiz ve araştırmaların, planın ne araştırma raporu ne de açıklama raporunda yer almadığı, plan notlarıyla, alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte, bu alanların denetim altına alınmasını sağlayacak kararların getirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, niteliği gereği plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü, arazi kullanım sürekliliğini sağlaması gereken, dava konusu Çevre Düzeni Planının kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmadığı anlaşılan gelişme alanı kararlarında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz 11- 8.3.17.3 sayılı plan uygulama hükmü yönünden;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.3.17.3 sayılı plan hükmü uyarınca, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının kullanımı ya da tahsisine ilişkin kural ve koşulların yanı sıra uygulama ilke ve esaslarının üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planında ortaya konulması gerekmekte olup, anılan plan hükmü, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının tahsisini çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkardığı gibi alanda tahsis edilen kullanımın, üst ölçekli plan kararlarına aykırı olması sonucunu da doğurabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 8.3.17.3 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine. planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının yukarıda belirtilen hususları yönünden Daire kararının bozulması, diğer hususlar yönünden kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın … tarih ve … sayılı işlemi ile onaylanan Mardin-Siirt-Batman-Şırnak-Hakkari Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı”na askı sürecinde gelen itirazlar sonrasında; Mardin-Siirt-Batman-Şırnak-Hakkari Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, 07/09/2012 tarihinde 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi uyarınca onaylanmış ve 03/10/2012 tarihinde askıya çıkarılmıştır.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Dava konusu planın onay tarihinde yürürlükte bulunan, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza”; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge”; coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor, (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu: Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7 nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmış, çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” vurgulanmıştır.
Yönetmeliğin “Planlama alanının tespiti” başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistikî bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1-07/09/2012 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak, 03/10/2012 tarihinde askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Mardin-Siirt-Batman-Şırnak-Hakkari Çevre Düzeni Planının;
İtiraz 3- 7.4 sayılı plan uygulama hükmü,
İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümleri,
İtiraz 15- Nusaybin ve Kozluk gelişme alanları dışında kalan hususlar yönünden;
1.1- TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
Davacı tarafından; dava konusu Çevre Düzeni Planının, yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümleri yönünden, davanın reddine karar verilen kısımlarında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu Çevre Düzeni Planının yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümlerinin, iptaline karar verilen kısımlarında, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

1.2- KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI:
Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, davanın reddine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davacı tarafından Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın iptale ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

1.3- HUKUKİ DEĞERLENDİRME;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu planın,
İtiraz 3- 7.4 sayılı plan uygulama hükmü,
İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümleri,
İtiraz 15- Nusaybin ve Kozluk gelişme alanları dışında kalan hususlar, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen İtirazlar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, aşağıdaki hususlara yönelik, Daire kararının açıklamalı olarak onanması gerekmiştir:
İtiraz 15, Batman’ın güneyindeki gelişme alanlarına yönelik olarak;
Dava konusu Çevre Düzeni Açıklama Raporu Syf.79’da “Batman İli topraklarının büyük kısmı dağlarla kaplıdır. Kuzeyinde Güneydoğu Torosları meydana getiren Güney Muş Dağları, Sason ve Kozluk ilçelerini tamamen kaplar. İlin en büyük ovası, il merkezinin bulunduğu Batman Ovası’dır. Ova, Batman Çayı Vadisi ve Dicle Vadisi ile birleşmeden önceki genişleyen bölümde meydana gelmiştir. Batman’da çok yönlü olarak meydana gelen hızlı gelişmeler plansız ve sağlıksız bir şehirleşmeyi de beraberinde getirmiştir.1945–1975 yılları arasında Batman’ın nüfusu 25 kat artmıştır.Batman ili 1975 yılından sonra artan nüfus nedeniyle hızlı bir kentleşme yaşamıştır. Bu nedenle kent fiziksel olarak yayılma eğilimindedir. 1990–2000 yılları arasında kent kuzey ve güney yönlerinde gelişme eğilimi göstermiştir. 2000 yılından sonraki büyüme eğilimi incelendiğinde, geçmişe oranla daha az bir yayılma olduğu ve kentin batı ve kuzey yönünde gelişmekte olduğu görülmektedir.
” açıklamalarına yer verilmiştir.
Diğer taraftan, Batman’ın güneyindeki dava konusu gelişme alanlarına yönelik bilirkişi raporunda, “Batman kentinin mevcut durumu ve yapısı dikkate alındığında kentin güney yönünde geliştirilmesi en anlamlı seçenek olarak görünmektedir.Bu yönde yer alan tarım toprakları görece daha düşük sınıftadır. Ayrıca Batman Üniversitesi kampüsü de kentin güneyindedir. Yine Kuyubaşı bölgesinde halihazırda yapılaşmış bir konut bölgesi yer almaktadır. Bunların yanı sıra yeni stadyum için de güney de yer seçimi yapılmış ve inşaata başlanmıştır. Dolayısıyla kentin güney yönünde gelişimini teşvik edip hızlandıracak önemli yatırım kararları halihazırda verilmiş durumdadır.” tespitlerine yer verilmiştir.
Bilirkişi raporundaki tespitler ile açıklama raporundaki hususlar göz önünde bulundurulduğunda, 1975 yılından sonra artan nüfus nedeniyle hızlı bir kentleşme yaşayarak, fiziksel olarak yayılma eğiliminde olan Batman ilinin mevcut durumu ile doğal ve yapay eşikler gözönünde bulundurulduğunda, kentin güney yönünde geliştirilmesinde şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmediğinden, aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilmemiştir.

İtiraz 15- Kızıltepe gelişme alanlarına yönelik olarak;
Mardin İli, Kızıltepe ilçesi kentsel gelişme alanı, dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf 55’de, “İlçenin E-24 Karayolu güzergâhı üzerinde olması nedeni ile ticaret sektörü günden güne büyümektedir. İl genelinde bulunan tarıma dayalı sanayi işletmeleri ile diğer fabrikalar Artuklu ile Kızıltepe arasında bulunmaktadır. İlçe yolu güzargâhı üzerinde havaalanının faaliyete geçmesi ile ekonomik yaşam biraz daha ivme kazanmıştır. Kızıltepe, bütün ilçeler içerisinde gelişme potansiyeline sahip en büyük ilçedir. İç göçleri kendine çeken özelliği ile bugün Merkez İlçe (Artuklu) nüfusunu neredeyse ikiye katlamıştır. Tüm bu eğilim ve potansiyeller İlçede 2040 yılı için öncül sektörün ticaret, ikincil sektörün ise tarım olarak öngörülmesinde etkili olmuştur.” şeklinde açıklanmıştır.
Bu doğrultuda, açıklama raporunda yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda, Mardin ili genelinde bulunan tarıma dayalı sanayi işletmeler ile diğer fabrikaların Artuklu ile Kızıltepe arasında bulunması, ilçe yolu güzargâhı üzerinde havaalanının faaliyete geçmesi ve Kızıltepe’nin iç göçler sonucu artan nüfusu göz önünde bulundurulduğunda, E-24 Karayolu güzergâhı üzerinde, Kızıltepe-Artuklu arasında öngörülen gelişme alanları şehircilik ilkelerine ve planlama ilkelerine uygun olduğundan, aksi yöndeki davacı iddiaları ile bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiştir.
2- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 3- 7.4 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;

2.1-DAVA KONUSU DÜZENLEME
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin 7.4 sayılı maddesinde “Bu plan ve planın uygulama hükümlerinde yer almayan konularda konumu ve ilgisine göre yürürlükte bulunan Kanun, Tüzük, Yönetmelik, Tebliğ ve Standartlar geçerlidir. Bu planın onay tarihinden sonra, kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ ve standartlarda olan değişiklikler ve yeni hukuki metinler de plan veya plan hükmü değişikliğine gerek kalmaksızın planlama alanında geçerli olacaktır” hükmüne yer verilmiştir.

2.2- DAVACININ İDDİALARI
İmar planlarının üst planlardaki değişikliklerle değişmesi gerektiği gibi, mevzuattaki değişiklikler gereği de değişmesi gerektiği, aksi halde planların doğruluğu ve güncelliğinin ortadan kalkacağı, bu durumun da planlama felsefesine kesinlikle aykırı olduğu, planların statik, durağan belgeler olmayıp, ihtiyaçlar, üst planlardaki değişiklikler, mevzuattaki değişiklikler vb. nedenlerle sürekli revize edildikleri, dinamik ve değişken oldukları, gerektiği gibi güncellenmeyen planın plan vasfını yitireceği dolayısıyla, Plan Uygulama Hükümleri 7.4 sayılı maddenin iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.

2.3- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Dava konusu Plan Hükümlerinin 7.4. maddesi ile hem üst ölçekli planları hem de alt ölçekli planları bağlayıcılığı bulunan ve aynı zamanda planda yer verilmeyen mevzuat düzenlemelerinin hüküm altına alındığı, bu hükümde planların statik belgeler olmaması ilkesine aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
2.4- DAİRE KARARI
Plan hükmünde bu plan ve plan hükümlerinde yer almayan konularda, kanun, tüzük, yönetmelik ve standartların geçerli olduğu belirtildikten sonra planın onay tarihinden sonra yürürlüğe girecek mevzuat değişikliğinin plan ya da plan hükmü değişikliğine gerek kalmaksızın geçerli olacağı yönündeki düzenlemede; planın ilgili bölümlerinde her konuda ilgili mevzuat hükümlerinin geçerli olduğunun belirtilmesi nedeniyle değişen mevzuat hükümlerinin geçerli olduğunun kabulünü gerektirdiği, dolayısıyla plan hükümlerinde yer almayan konularda plan hükümlerinin değişmesinin zorunlu olmadığı, ayrıca böyle bir zorunluluk halinde plan değişikliği yapılabileceği, dolayısıyla plan hükmünde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

2.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Dava konusu plan hükmü ile bu planın onayından sonra Kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ, standart ve hukuki metinler veya mevzuatta değişiklik olduğu takdirde, Çevre Düzeni Planı kararlarından farklı olsun ya da olmasın, planda değişiklik yapılmaksızın geçerli olmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sözü edilen mevzuat değişikliği nedeniyle planda söz konusu olması gereken değişiklikler plana işlenmeden geçerli olacaktır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının onanmasından sonra yürürlüğe girecek hukuki metinler veya mevzuatta olabilecek değişikliklerin, plan değişikliğini gerektirmesi halinde, bu hususun plana işlenmesi ve plan hükmü haline gelmesi gerektiği açık olup, bu hususların plan kararı haline gelmeden planın değişmiş sayılmasını öngören hükmün şehircilik ilkelerine planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kaldı ki, Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmü, Danıştay Altıncı Dairesi’nin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararıyla iptal edilmiş, söz konusu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 21/02/2019 tarih ve E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararıyla onanmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 3- 7.4 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
3- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümlerine ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
3.1-DAVA KONUSU DÜZENLEME
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin 8.3.3.2.1 sayılı maddesinde “Yenilebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal) üretim alanlarında ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulunca verilecek lisans kapsamında, Orman ve Su İşleri Bakanlığının uygun görüşü alınması koşuluyla, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunca hazırlanan imar planlarının ilgili idaresince onaylanmasını müteakip uygulamaya geçilir. Sayısal ortamda bilgi için Bakanlığa gönderilir.” hükmüne,
8.3.3.2.2 sayılı maddesinde ise, “Enerji üretim tesislerinde, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınmak koşuluyla 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda hazırlanan nazım ve uygulama imar planları; ilgili idaresince onaylanır ve planlar bilgi için Bakanlığa gönderilir. Enerji üretimine ilişkin tesisler yapılmadan önce olası çevresel etkileri irdelenecek ve çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreci tamamlanacaktır. Bu kapsamda, kurum ve kuruluşların uygun görüşlerinin alınması ve mutabakatı zorunludur. ” hükmüne yer verilmiştir.

3.2- DAVACININ İDDİALARI
100.000 ölçekli çevre düzeni planlarının, havza ölçeğinde değerlendirme, planlama imkânı veren planlar olduğu, dava konusu plan uygulama hükümlerinde ise, bölge planlaması reddedilerek, plan revizyonu prosedürünün plan hükmünde tanımlanan fonksiyonlar için kaldırılması ve bu konudaki denetimin sadece idari olarak sağlanmasına yol açılarak, hem mevzuata hem de şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı uygulamalara neden olunduğu, dolayısıyla, Plan Uygulama Hükümlerinin 8.3.3.2.1. ve 8.3.3.2.2. sayılı maddelerinin yeniden düzenlenmek üzere iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.

3.3- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Dava konusu maddelerde yer alan hükümlerde her ne kadar 1/100,000 ölçekli ÇDP değişikliği zorunlu tutulmadan imar planı çalışmalarının ve ÇED süreçlerinin devam edebileceği belirtilmiş ise de; bu durumun bir zorunluluk oluşturmadığı ve Bakanlıkça, davacının da ileri sürdüğü üzere, bölgesel etkiye neden olabilecek yatırımlar için de 1/100.000 ölçekli ÇDP değişikliğinin yapılması yönünde karar verilebildiği ve gelişmelerin kontrol altında tutularak planlı bir şekilde gerçekleştirilmesinin sağlanabildiği savunulmaktadır.

3.4- DAİRE KARARI
Davaya konu Çevre Düzeni Planının 7.34 maddesine yönelik olarak, plan notunun hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangisinin gerektirmeyeceği konusunda net bir çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle verilen iptal kararı nedeniyle, davalı idarenin sözü edilen plan hükmünün yeniden düzenlenmesinden sonra davacının itiraz ettiği konulara ilişkin olarak çevre düzeni planı değişikliği gerektirip gerektirmeyeceğinin değerlendireceği,
Ayrıca, davalı idarece de, bu alanlara ilişkin olarak çevre düzeni planı değişikliği yapılabilmesine engel bir durumun bulunmadığı ifade edildiğinden bu hususa ilişkin mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Ölçeği gereği leke plan niteliğinde bulunan dava konusu Mardin-Siirt-Batman-Şırnak-Hakkari Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği bir plan olup, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan enerji üretim alanlarının üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesi ve planda bu hususlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin bulunması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde ise, yenilenebilir enerji üretim alanları dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Dairece, bakılan uyuşmazlıkta, 7.34 sayılı plan hükmünün plan esnekliği ve dinamizminin sağlanması açısından önemli olmasına karşın genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların, mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin, hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği, hangilerinin gerektirmediği konusunda net bir düzenleme yapılarak, çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiş olmasına karşın, yargı kararıyla yeniden düzenlenmesi öngörülen bu plan hükmüne benzer nitelikteki dava konusu 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan hükümlerine yönelik davanın reddine karar verilmesinde de hukuki isabet görülmemiştir.
Kaldı ki, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2018/3405, K:2019/2906 sayılı kararı da bu yöndedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümlerine ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
4- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 15- Nusaybin gelişme alanına ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;

4.1- DAVACININ İDDİALARI
Türkiye tarım alanında kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyken, yanlış politikalar, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı vb. nedenlerden ötürü bu özelliğini artık yitirdiği, dolayısıyla, her geçen gün artan nüfusla beraber, verimli tarım arazilerimizin korunmasının gerekliliğinin de artttığı, buna rağmen, Planın N46 sayılı paftasında, Nusaybin’in kuzeyinde, sulama alanlarında, mevcut yerleşim alanının yaklaşık 3 katı büyüklükte gelişme alanının önerildiği, üstelik Plan Açıklama Raporu, 63. sayfa, 1.5.1.20. bölümde, Nusaybin için “İlçede 2040 yılı için öngörülen öncül sektör tarımdır.” denildiği, dolayısıyla, planın hem tarım sektörünün gelişmesini öngördüğü, hem de tarım arazilerini yapılaşmaya açtığı, bu durumun da, tarım arazilerinin amaç dışı kullanılmasına neden olmanın yanında, plan içinde çelişki olduğunu gösterdiği, planın N46 sayılı paftasında, Nusaybin’in kuzeyinde, sulama alanlarında gelişme alanı öngörülen bölümün iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.

4.2- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Dava konusu Çevre Düzeni Planında, Nusaybin yerleşimi için tarım sektörünün 2040 yılında öncül sektör olarak öngörülmesi, bu yerleşim için gelişme alanları düzenlenmemesi gerekliliğini beraberinde getirmediği, üst ölçekli fiziki planlarda, dolayısıyla ÇDP’lerde, yerleşimler için öngörülen gelişme alanlarının; yerleşimlerin geçmişten günümüze nüfus gelişimleri ve sosyal- ekonomik gelişme potansiyelleri dikkate alınarak belirlenen nüfus kabulü doğrultusunda düzenlendiği, Nusaybin yerleşimi için de bu yöntem doğrultusunda gelişme alanlarının belirlendiği, ayrıca Nusaybin İlçesinin tüm kent akslarının sulama alanları kapsamında ve tarım arazileri içinde bulunduğu, bu kapsamda Nusaybin için en uygun gelişme alanının tayin edilmesi gerekliliğinin bulunduğu, dava konusu ÇDP ile belirlenmiş gelişme alanlarında, planlama ilke ve esaslarına aykırı bir durum bulunmadığı savunulmaktadır.

4.3- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda, “Nusaybin’in kuzeyi birinci sınıf tarım topraklarının yoğun olarak bulunduğu, hâlihazırda sulu tarım yapılan bir bölgedir. Plan araştırma raporundaki doğal eşik haritasında, Nusaybin’in kuzey kesiminin, birinci sınıf tarım topraklarından, sulu tarım ve mutlak tarım arazilerinden oluşan bir bölge olduğu saptaması yapılmaktadır. Bilirkişi Kurulumuz yerinde yaptığı keşif incelemesinde bu durumu gözlemek fırsatına sahip olmuştur. Bilirkişi Kurulumuz, bu denli verimli tarım topraklarının yer aldığı ve sulama olanaklarının var olduğu bir bölgede mevcut yerleşimin iki katı kadar gelişme alanı öngörülmesinin akılcı bir açıklaması olduğu kanaatinde değildir. Üstelik, mevcut kent içerisinde, yoğunlaşmak ve kentin yakın çevresinde (karayolunun güneyinde) yeni yerleşim alanları açmak olanağı varken, kentin düşük yoğunlukta yayılması teşvik edecek şekilde kuzeyde yeni gelişme alanları öngörülmesi ve verimli tarım toprakları üzerinde kentsel gelişme baskısı ve rant beklentisi yaratılması doğru bir planlama stratejisi olmadığı gibi, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile de bağdaşan bir tavır değildir. Dava konusu planın, bu denli büyük miktarda gelişme alanını mevcut onaylı imar planlarına dayanarak öngörmüş olması muhtemel olmakla birlikte bu bir mazeret olarak kabul edilemez. Üst ölçekli, yönlendirici bir planın yokluğunda alt ölçekli imar planlarıyla ihtiyaç fazlası alan imara açılmış olabilir. Üst ölçekli plandan beklenen; bu tür alt ölçekli plan kararlarını veri alıp ihtiyaç fazlası alanı imara açması değil, bilakis alt ölçekli planlarla getirilen gelişme alanı kararlarını denetim altına alarak, kentlerin üst biçiminin gelişimini ihtiyaçlar çerçevesinde ve akılcı biçimde yönlendirmesi ve yönetmesidir. Dava konusu planın, bu tür bir işlev görmekte yetersiz olduğu açıktır.” tespitlerine yer verilmiştir.

4.4- DAİRE KARARI
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği,
Bu bağlamda, değerlendirme yapıldığında üst ölçekli çevre düzeni planı yapılırken davaya konu plan ile getirilen davacının itiraz ettiği kullanım kararlarında da şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar doğrultusunda, kentlerin gelişme yönü doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açık olduğundan, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı bir hususun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

4.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Dava konusu planın onay tarihinde yürürlükte bulunan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin “Planın niteliği” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında,
Çevre düzeni planı;
a) Kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan,
b) Kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen,
c) Tarihi, kültürel ve doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesine yönelik genel hedefleri, ilkeleri, stratejiyi ve politikaları belirleyen
ç) Karar ve hükümleriyle alt ölçekli planları yönlendiren,
d) Plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü, arazi kullanım sürekliliğini sağlayan,
e) Planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan,
f) Planlama sürecinin her aşamasında bir önceki aşamalara geri dönerek değerlendirilmelerin yapılabildiği geri beslemeli sürece sahip olan,
g) Karşılaştırılabilir, değerlendirilebilir, sorgulanabilir, geliştirilebilir ve güncellenebilir standart veri tabanına sahip olan,
ğ) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğini taşır.” kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükmü uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesi ile plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü ile arazi kullanım sürekliliğinin sağlanmasının, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Dava konusu planın açıklama raporu syf 69 ‘da Nusaybin yerleşimine ilişkin olarak “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneyinde yer alan Mardin İli’ne bağlı, coğrafi konumu itibari ile doğusunda Artuklu İlçesi, kuzeybatısında Ömerli İlçesi, kuzeyinde Midyat İlçesi, güneyinde Suriye yer almaktadır. 1922 yılında belediye statüsü kazanmıştır. İlçe’de 2040 yılı için öngörülen öncül sektör tarımdır. Yerleşimin gelişimine katkıda bulunabilecek diğer sektör ise ticarettir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planı ile Nusaybin yerleşiminin ihtiyacına yönelik olarak 1294 ha’lık gelişme alanının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bilirkişi raporundaki yukarıda yer verilen tespitler, dava konusu planın araştırma raporundaki doğal eşik haritası ve açıklama raporundaki belirlemeler göz önünde bulundurulduğunda, gelişme alanı belirlenen söz konusu bölgelerin, sulu tarım yapılan verimli tarım arazileri olduğu görülmekte olup, davalı idare savunmasında da Nusaybin ilçesinin tüm kent akslarının sulama alanları kapsamında ve tarım arazileri içinde bulunduğu belirtilerek, aynı yönde bir açıklama yapılmıştır.
Dava konusu planda, bir yerleşim için tarım sektörünün, öncül sektör olarak öngörülmesi ve alanda tarım arazilerinin bulunması, bu yerleşim için gelişme alanları düzenlenmemesi anlamına gelmediği kabul edilebilir ise de, çevre düzeni planlarının yukarıda yer verilen niteliği göz önünde bulundurulduğunda, ölçeği itibarıyla bu planda, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerektiği açık olup, bu doğrultuda, verimli tarım topraklarının yer aldığı bölgede, gelişme alanlarının belirlenme gerekçelerinin dava konusu planda somut olarak ortaya konulması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, sulu tarım yapılan verimli tarım arazilerine getirilen gelişme alanı kullanımlarının gerekliliği ve bu kullanıma yönelik stratejinin belirlenmesine esas analiz ve araştırmaların, planın ne araştırma raporu ne de açıklama raporunda yer aldığı, plan notlarıyla, alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte, bu alanların denetim altına alınmasını sağlayacak kararların getirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, niteliği gereği plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü, arazi kullanım sürekliliğini sağlaması gereken, dava konusu Çevre Düzeni Planının kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmadığı anlaşılan Nusaybin gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 15- Nusaybin gelişme alanına ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
5- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 15- Kozluk gelişme alanına ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;

5.1- DAVACININ İDDİALARI
Plan Açıklama Raporu 88. sayfa, 1.5.2.9. bölümde, “Kozluk’un güneyinde ve güneybatısında mutlak tarım arazileri, kuzeyinde ise jeolojik açıdan uygun olmayan alanlar ile birlikte topografik sınırlayıcılar bulunmaktadır. Bu sebeplerden dolayı gelişme alanları yerleşimin doğusunda ve batısında önerilmiştir” denilmesine rağmen, Planın … ve … sayılı paftalarında Kozluk’un güneyinde batısında ve doğusunda gelişme alanları önerildiği, Kozluk’un güneyinde ve güneybatısındaki mutlak tarım arazilerinin korunması adına planın … ve … paftalarında, Kozluk’un güneyinde gelişme alanı öngörülen bölümünün iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.

5.2- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Plan Açıklama Raporu’nun 88. sayfası, 1.5.2.9 sayılı bölümünde de ifade edildiği üzere, Kozluk’un gelişme alanlarının, yerleşik alanın doğusuna ve batısına önerildiği güneyinde önerilmiş bir gelişme alanı bulunmadığı, kuzey kesiminde ise sadece kuzeybatı ucunda bir kısım alan gelişmeye açıldığı, Plan Açıklama Raporunda belirtilenlere aykırı bir durumun bulunmadığı, ayrıca ÇDP ile Kozluk yerleşmesi için en uygun gelişme alanının tayin edilmesi gerekliliğinin bulunduğu, Kozluk yerleşmesinin gelişme yönü ve doğal eşikler göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu ÇDP ile belirlenmiş gelişme alanlarında, planlama ilke ve esaslarına aykırı bir durum bulunmadığı savunulmaktadır.

5.3- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda, “Planın kentsel gelişme kararları ile plan açıklama raporundaki değerlendirmeler arasında dikkat çekici bir tutarsızlık bulunmaktadır. Plan açıklama raporunda; “Kozluk’un güneyinde ve güneybatısında mutlak tarım arazileri, kuzeyinde ise jeolojik açıdan uygun olmayan alanlar ile birlikte topografik sınırlayıcılar bulunmaktadır. Bu sebeplerden dolayı gelişme alanları yerleşimin doğusunda ve batısında önerilmiştir” ifadesine yer verilmektedir.
Kozluk’un güneyinde ve güneybatısında mutlak korunması gereken birinci sınıf tarım arazileri bulunduğu doğrudur. Bu durum gerek plan araştırma raporundaki bilgi ve veriler gerekse yerinde yapılan incelemelerde edinilen izlenimler dikkate alındığında açıkça görülmektedir. Ancak buna karşın, dava konusu planda, plan açıklama raporundaki itirazların tersine, kentin güneyinde yeni gelişme alanları önerilmiştir.
Bu alanların önerilmesi ile birlikte, planlama bölgesi içinde verimli tarım toprağı varlığı açısından en zengin bölgelerden birisi üzerinde kentsel gelişme baskısı yaratılacağı ve tarım topraklarının yitirilme riskinin giderek artacağı açıktır. Son derece dağınık ve düşük yoğunluklu bir biçimde yerleşmiş olan mevcut kent dokusu içinde yoğunlaşma ve yeni gelişme alanları planlama olanağı varken, bu olanağın kullanılması yerine tarım alanları üzerinde yapılaşma kararları verilmesi, planlama ilkeleri ve şehircilik esasları ile bağdaşmayan bir durumdur.
Ayrıca kentin kuzey yönünde yerleşme olanakları da bulunmaktadır. Plan açıklama raporunda, buradaki topografik sınırlayıcılardan bahsedilmektedir. Eğimli arazilerde yerleşme ve yapılaşma olanaklıdır ve sert zemin üzerinde yapılacak yapıların depreme karşı çok daha dayanıklı olduğu bilinmektedir Ancak bu tür zeminler üzerinde yapılacak yapıların maliyeti biraz daha yüksek olacaktır. Bu noktada, verimli tarım topraklarını yitirmenin ve depreme karşı görece dayanıksız yapılar üretmenin maliyeti ile eğimli bir alanda yerleşme maliyeti arasındaki tercih, kamu yararı açısından tarım alanlarının korunması ve deprem riskinin azaltılması lehinde olmalıdır Bilirkişi Kurulumuz, dava konusu planın Kozluk yerleşmesi için öngördüğü kentsel gelişme kararlarının kamu yararına, şehircilik esasları ile planlama ilkelerine aykırı olduğu kanaatini taşımaktadır. Kozluk için doğru strateji, kentsel gelişmenin kentin güneyindeki karayolu ile sınırlandırılması ve yeni gelişme taleplerinin mevcut doku içinde ve kuzey yönünde değerlendirilmesi olmalıdır. ” tespitlerine yer verilmiştir.

5.4- DAİRE KARARI
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği,
Bu bağlamda, değerlendirme yapıldığında üst ölçekli çevre düzeni planı yapılırken davaya konu plan ile getirilen davacının itiraz ettiği kullanım kararlarında da şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar doğrultusunda, kentlerin gelişme yönü doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açık olduğundan, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı bir hususun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

5.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Dava konusu planın açıklama raporu syf 69 ‘da Nusaybin yerleşimine ilişkin olarak “Yüksek dağların etrafında kurulmuş tarihi bir yerleşim olan Kozluk, Batman İli’nin en büyük ilçesidir.Kozluk’ta M.Ö. 8000-8600 yıllarına ait bulunan arkeolojik kalıntılar, Diyarbakır arkeoloji müzesinde bulunmaktadır. 1938 yılında belediye statüsü kazanan İlçe’de 2040 yılı için öngörülen hakim sektör tarımdır. İlçe’nin ekonomik gelişimine katkıda bulunabilecek diğer sektörler ise arıcılık ve hayvancılıktır.
Kozluk’un güneyinde ve güneybatısında mutlak tarım arazileri, kuzeyinde ise jeolojik açıdan uygun olmayan alanlar ile birlikte topografik sınırlayıcılar bulunmaktadır. Bu sebeplerden dolayı gelişme alanları yerleşimin doğusunda ve batısında önerilmiştir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planı ile Kozluk yerleşiminin ihtiyacına yönelik olarak 100 ha’lık gelişme alanının belirlendiği, davacı tarafından yerleşimin güneyinde yer alan gelişme alanlarına itiraz edildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, Kozluk’un güneyinde ve güneybatısında mutlak tarım arazileri, kuzeyinde ise jeolojik açıdan uygun olmayan alanlar ile birlikte topografik sınırlayıcılar bulunduğu, bu sebeplerden dolayı gelişme alanlarının yerleşimin doğusunda ve batısında önerildiği belirtilmiş olmasına karşın, planın … ve … paftalarının incelenmesinden, söz konusu yerleşimin güneyinde de kentsel gelişme alanlarının öngörüldüğü görülmekte olup, bu hususun plan gösterimi ile açıklama raporunun çelişkili olması sonucunu doğurduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan, kararın 4.5 sayılı bölümünde de açıklandığı üzere, çevre düzeni planlarının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, ölçeği itibarıyla bu planda, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerektiği açık olup, bu doğrultuda, verimli tarım topraklarının yer aldığı bölgede, gelişme alanlarının belirlenme gerekçelerinin dava konusu planda somut olarak ortaya konulması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, sulu tarım yapılan verimli tarım arazilerine getirilen gelişme alanı kullanımlarının gerekliliği ve bu kullanıma yönelik stratejinin belirlenmesine esas analiz ve araştırmaların, planın ne araştırma raporu ne de açıklama raporunda yer aldığı plan notlarıyla, alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte, bu alanların denetim altına alınmasını sağlayacak kararların getirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Kozluk yerleşiminin güneyine getirilen gelişme alanlarına yönelik olarak plan gösterimi ile plan açıklama raporunun çelişkili olduğu açık olup, niteliği gereği plan kararları açısından ekosistem bütünlüğü ile arazi kullanım sürekliliğini sağlaması gereken, dava konusu Çevre Düzeni Planının kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmadığı anlaşılan söz konusu gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 15- Kozluk gelişme alanına ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne,
2- Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 27/12/2018 tarih ve E:2012/7302, K:2018/10744 sayılı kararının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanarak 03/10/2012 tarihinde askıya çıkarılan Mardin-Batman-Siirt-Şırnak-Hakkari Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının
İtiraz 3- 7.4 sayılı plan uygulama hükmü,
İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümleri,
İtiraz 15- Nusaybin ve Kozluk gelişme alanlarına ilişkin davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının BOZULMASINA itiraz 10 ve 15 yönünden oyçokluğuyla, itiraz 3 yönünden oybirliğiyle,
3- Davacının temyiz isteminin kısmen reddine,
4- Temyize konu kararın, dava konusu planın yukarıda belirtilen kısımlar dışında kalan davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA, itiraz 11 yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle,
5- Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
6- Kararın, dava konusu planın iptaline yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA oybirliğiyle,
7- Bozulan hüküm fıkrası yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
8-… TL yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine,
9- Kesin olarak, 10/03/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

X- Dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 10- 8.3.3.2.1 ve 8.3.3.2.2 sayılı plan uygulama hükümlerine” ilişkin kısmı yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 11- 8.3.17.3 sayılı plan uygulama hükmüne” ilişkin kısmı yönünden;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.3.17.3 sayılı plan hükmü uyarınca, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının kullanımı ya da tahsisine ilişkin kural ve koşulların yanı sıra uygulama ilke ve esaslarının üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planında ortaya konulması gerekmekte olup, anılan plan hükmü, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının tahsisini çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkardığı gibi alanda tahsis edilen kullanımın, üst ölçekli plan kararlarına aykırı olması sonucunu da doğurabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 8.3.17.3 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine. planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Kaldı ki, Çevre ve Orman Bakanlığınca 01/04/2011 tarihinde onaylanan Van-Bitlis-Muş Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmünün yürütmesinin durdurulmasına ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 19/01/2016 tarih ve E:2011/7412 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/12/2016 tarih ve YD İtiraz No:2016/1247 sayılı kararıyla reddedilmiş;
02/04/2015 tarihinde askıya çıkarılan Adıyaman-Şanlıurfa-Diyarbakır Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmüne yönelik yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 05/02/2018 tarih ve E:2014/8186 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/04/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/87 sayılı kararıyla kabul edilerek, yukarıda yer verilen gerekçelerle söz konusu plan hükmünün yürütülmesi durdurulmuştur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 11- 8.3.17.3 sayılı plan uygulama hükmü” yönünden, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY XXX-Dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 15- Nusaybin ve Kozluk gelişme alanlarına” ilişkin kısmı yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.