Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2019/2838 E. 2021/1580 K. 23.09.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2019/2838 E.  ,  2021/1580 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/2838
Karar No : 2021/1580

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1-…

27- …
28- … ve …’a velayeten …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : …
2- … Valiliği
VEKİLİ : Av….
DAVALI İDARELER YANINDA MÜDAHİL : … Turizm İnşaat Gayrimenkul Yat. A.Ş.
VEKİLİ :…

İSTEMİN KONUSU :Danıştay Altıncı Dairesinin 12/06/2019 tarih ve E:2019/2513, K:2019/5503 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul ili, Zeytinburnu ilçesi, …(…) Mahallesi, … ada, … parsel ve … ada, … parsel sayılı taşınmazlardaki davacıların hisselerinin 24/10/2017, 25/10/2017 ve 26/10/2017 tarihlerinde ihale suretiyle satışına ilişkin İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün işlemiyle satışa esas olan 24/08/2017 tarihli Tahmin Edilen Bedel Tespit Komisyonu raporunun, anılan işlemin dayanağı olan 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 15. maddesinin ve 15/A maddesinin iptali ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6.maddesinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti:Danıştay Altıncı Dairesinin 12/06/2019 tarih ve E:2019/2513, K:2019/5503 sayılı kararıyla;
Davacıların hisselerinin satışına ilişkin İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü işlemi ile bu işleme esas olan Tahmin Edilen Bedel Tespit Komisyonu raporunun iptali istemi yönünden;
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıların tamamının dava açmadan önce 01-02 ve 03/11/2017 tarihlerinde riskli alanda bulunan arsa paylarını müdahil şirkete sattığı ve satış ihalesi işlemine konu başka arsa paylarının da bulunmadığı, bu durumda, dava konusu uygulama işlemleri olan satışa esas bedel tespit raporu ve satış ihalesi işleminin iptalini istemekte davacıların, kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilişkisi kalmaması nedeniyle subjektif dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava Konusu Yönetmelik kuralları yönünden ise;
Normlar hiyerarşisi bağlamında, bir yasa hükmüne dayalı olarak hazırlanan yönetmelikler ile yasa hükümlerine açıklık getirilmesi ve yasa hükümlerinin uygulamaya geçirilmesinin amaçlandığı,
Kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisinin başta kamu yararı olmak üzere hizmet gereklerine, hukuk devleti, hukuk güvenliği ve kazanılmış haklara riayet ilkelerine uygun olarak kullanılması gerektiği,
Afet riski altındaki yapıların iyileştirilmesi, tasfiyesi ve yenilenmesine ilişkin uygulamaların ivedilikle yapılmasının kamu yararına hizmet ettiği, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere afet riski altındaki alanlarda bulunan veya bu alanlar dışında olup da riskli olduğu tespit edilen yapıların yıkılarak yerine yenisinin yapılması sürecinde maliklerin haklarına zarar vermeden, ancak uygulamanın da sürüncemede kalmasına mahal vermeden iş ve işlemlerin yürütülmesinin hedeflendiğinin anlaşıldığı,
Bu durumda; kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisi uyarınca dava konusu Yönetmelik hükümlerinin öngörüldüğü, normlar hiyerarşisine, dayanağı Kanun maddelerine ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ilkesine uygun olarak, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda düzenleme yapıldığı sonucuna ulaşıldığından, dava konusu Yönetmelik kurallarında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle,
Dava konusu yönetmelik kuralları yönünden davanın reddine davacıların hisselerinin satışına ilişkin İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü işlemi ile bu işleme esas olan Tahmin Edilen Bedel Tespit Komisyonu raporunun iptali istemi yönünden davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen kısmı yönünden; her ne kadar kendi iradeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini imzalamış iseler de bunun satış işlemi olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, Dairece bu şekilde değerlendirme yapılmasının hatalı olduğu, 6306 sayılı Kanun ve 6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği uyarınca taşınmazların ihale yoluyla satışına engel olmak ve hak kaybına uğramamak için sözleşme imzalamayı kabul etmek zorunda kaldıkları, dolayısıyla, subjektif dava açma ehliyetlerinin devam ettiği, dava konusu işlemin iptali yönündeki iradelerinin de devam ettiği, sözleşmenin yapılmasına sebep olan riskli alan kararının ortadan kalkması halinde sözleşmenin hükümsüzlüğü yönünde yasal yollara başvurulacağı, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin de hukuka aykırı olduğu, iptali istenilen ibarelerin 6306 sayılı Kanunda dayanağı olmadığı, söz konusu hükümler ile maliklerin baskı altında sözleşme yapmalarına sebep olunduğu, bu şekilde Anayasa ile güvence altına alınan sözleşme hürriyetinin ihlal edildiği, idarenin kamu gücünü çoğunluktan ve yükleniciden yana kullanarak idarenin objektifliği, eşit davranma ve adil davranma ilkesine, Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına aykırı hareket ettiği ancak kanun ile sınırlanabilecek bu hakların dava konusu Yönetmelik kuralları ile ölçülülük ve belirlilik ilkesine de uyulmadan sınırlandırıldığı belirtilerek davanın Yönetmelik hükümleri bakımından reddine karar verilen kısmının da bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idareler ve davalı idareler yanında müdahil tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısım yönünden kabulü ile Daire kararının bu kısım yönünden bozulması temyize konu diğer kısımlar yönünden ise anılan kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
İstanbul ili, Zeytinburnu ilçesi, … Mahallesi sınırları içerisinde bulunan ve ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan ilan edilmesine ilişkin 06/02/2017 tarih ve 2017/9867 sayılı Bakanlar Kurulu kararı alınmış ve bu karar 10/02/2017 tarih ve 29975 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Daha sonra anılan Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca yapılan uygulama neticesinde riskli alanda payı bulunan malikler tarafından en az üçte iki çoğunlukla alınan karara katılmayan paydaşların paylarının 25/08/2017 günü, saat 10.00’da satışına ilişkin İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi tesis edilmiştir.
… İdare Mahkemesinde açılan E:… sayılı dosyada verilen 24/08/2017 tarihli yürütmeyi durdurma kararı uyarınca 16/08/2017 gününde pay satışı gerçekleştirilememiştir. Bunun üzerine pay satışının 24-25 ve 26/10/2017 tarihlerinde yapılmasına ilişkin 05/10/2017 tarihli işlem tesis edilmiştir.
Belirtilen günlerde pay satışı ihalesi yapılmış, ancak davacıların anlaşmak için süre istemeleri üzerine 01-02 ve 03/11/2017 tarihlerine kadar anlaşmaları için, ihale komisyonu tarafından süre verilmiş, anlaşamadıkları takdirde satış işleminin geçerli sayılacağı belirtilmiştir.
Davacıların tamamı 01-02 ve 03/11/2017 tarihlerinde müdahil şirket … Tur. İnş. Gayrimenkul Yat. Tic. A.Ş. ile Beyoğlu 25. Noterliğinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalamışlar ve daha sonra baskı altında anlaşma imzalamak zorunda bırakıldıkları gerekçesiyle temyizen incelenen davayı açmışlardır.

İLGİLİ MEVZUAT :
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın İkinci Kısmında Temel Hak ve Ödevler düzenlenmiş, Birinci Bölümünde Genel Hükümler belirlenmiş, bu Bölümde yer alan “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması” başlıklı 4709 sayılı Kanun ile değişik 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiş, İkinci Bölümde Kişinin Hakları ve Ödevleri arasında yer verilen “mülkiyet hakkı” ise 35. maddesinde sayılmış ve bu hak; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” şeklinde düzenlemeye konu edilmiştir.
20/03/1952 tarihinde kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye tarafından 19/03/1954 tarihinde onaylanmıştır. Anılan Protokol’ün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” kuralı yer almıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konu kararın, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen kısmı yönünden;
Yukarıda metnine yer verilen 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan “menfaat ihlali” kavramı doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
Yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir.
İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu Bakanlar Kurulu kararıyla riskli alan ilan edilen alanda, müdahil şirketin 2/3 çoğunluğa sahip olduğu, müdahil şirketin bu çoğunluk hakkına dayanarak, alandaki diğer taşınmazların, 6306 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği gereği ihale yoluyla satışının sağlanması için gerekli girişimlerde bulunduğu, davacıların ise, taşınmazlarının ihale yoluyla satışına engel olmak ve olası bir hak kaybına uğramamak adına müdahil şirket ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladığı, mevcut durumun gerçek iradelerini yansıtmadığı, her ne kadar, davacılar ile müdahil şirket arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin 7. maddesinde; “İş bu sözleşmenin taraflarca imzalanmasının ardından arsanın mülkiyetinin tamamı yükleniciye devredilecektir.” şeklinde düzenleme var ise de, davacılar vekilince sunulan tapu kayıtlarının incelenmesinden, sözleşmeye konu taşınmazların mülkiyetinin, davacılar tarafından yüklenici (müdahil) şirkete devredilmediği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, davacıların yüklenici ile sözleşme imzaladığı görülse de, beyanlarından, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden ve yapılan incelemelerden; dava konusu işlemin davacıların menfaatini ihlal etmeye devam ettiği ve davacıların söz konusu taşınmazların halen maliki olduğu anlaşıldığından subjektif dava açma ehliyetinin varlığının devam ettiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu durumda, davacıların ehliyetli olduğu sonucuna ulaşıldığından, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen Daire kararının bu kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
Dava konusu Yönetmelik kuralları yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, dava konusu Yönetmelik kuralları bakımından davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 12/06/2019 tarih ve E:2019/2513, K:2019/5503 sayılı kararının davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Anılan kararın 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin iptali istenilen kuralları yönünden davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 23/09/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.