DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2019/3477 E. , 2021/1085 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/3477
Karar No : 2021/1085
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Sendikası
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci ve Onikinci Dairesi Müşterek Kurulunun 27/06/2019 tarih ve E:2014/8503, K:2019/6173 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Okul öncesi eğitim kurumlarında günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile” ibaresinin; 44. maddesinin 1. fıkrasının, 6. fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ancak, ihtiyaç duyulması hâlinde bu öğretmenlere de nöbet görevi verilebilir.” ibaresinin ve 9. fıkrasının, 55. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan ”Yatılı bölge ortaokullarında öğrenci dolaplarını amacı dışında kullanmak, yasaklanmış malzemeyi dolapta bulundurmak” ibaresinin ve (4) numaralı alt bendinin, aynı fıkranın (b) bendinin (8) numaralı alt bendinin ve (c) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “ve dışında” ibaresinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci ve Onikinci Dairesi Müşterek Kurulunun 27/06/2019 tarih ve E:2014/8503, K:2019/6173 sayılı kararıyla;
Anayasa’nın 10. ve 124.; 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 1., 19., 20. ve 56.; 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 6. ve 13.; 439 sayılı Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Yüksek ve Orta Dereceli Okullar Öğretmenleri ile İlkokul Öğretmenlerinin Haftalık Ders Saatleri İle Ek Ders Ücretleri Hakkında Kanun’un Ek-1.; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 89. ve 99.; 16/12/2006 tarih ve 26378 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın 1., 5. ve 6/2.; 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. madde hükümleri ile dava konusu düzenlemelere yer verildikten sonra;
Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Okul öncesi eğitim kurumlarında günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile” ibaresi yönünden;
Yönetmeliğin dava konusu edilen 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin 25/06/2015 tarih ve 29397 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 1. maddesi ile değiştirilmiş ise de anılan madde hükmünün yeni hâlinde de dava konusu edilen ibareye yer verildiği, davacının hukuka aykırılık iddialarına ilişkin düzenlemenin değişiklik sonrasında da devam ettiği görüldüğünden dava konusu madde hükmünün hukuki denetiminin yapılması gerektiği,
Devlet memurlarının haftalık çalışma sürelerinin tüm kamu personeli açısından tek bir esasa bağlanmadığı, kurumların veya görülen hizmetin özelliklerine göre farklı çalışma esası ve sürelerinin belirlenebileceğinin ilke olarak kabul edildiği, anılan ilke doğrultusunda okul öncesi eğitimin özellikleri dikkate alınmak suretiyle daha yararlı ve etkin eğitim hizmeti sunulabilmesi için davalı idarece temel kuralların belirlenmesi yoluna gidildiği, bu kapsamda dava konusu Yönetmelik hükmü ile okul öncesi eğitim kurumlarında günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile ikili eğitim yapılacağı düzenlemesine yer verildiği,
Okul öncesi eğitim kurumlarında çocuklar için düzenlenen eğitim etkinliklerinin aralıksız olmasının küçük çocuk ile eğitici bağlantısının kesintiye uğramamasını zorunlu kılan, yürütülen görevin doğal özelliğinden kaynaklanmakta olduğu ve günlük eğitim etkinliklerinde ders saatinin 50 dakika olarak hesaplanmasının hizmetin özelliği ve niteliği gözönüne alınmak suretiyle belirlendiği,
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ilköğretim kurumlarında bir ders saati süresinin 40 dakika olduğu ve okul yönetimince teneffüsler için en az 10 dakika ayrıldığı ve bu durumun günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile çalışan okul öncesi öğretmenleri açısından eşitsizliğe neden olduğu iddia edilmekte ise de görev yaptıkları eğitim kurumlarının tür ve dereceleri ile alanları birbirinden farklı olan öğretmen ve yöneticilerin hem görev ve sorumluluklarının hem de nöbet görevi, ek ders görevi ve ücretlerinin dağıtımı sırasında, gerek kendi aralarında, gerekse birbirleri arasında farklı şekilde düzenlenmesinde eşitlik ilkesine aykırı bir husus bulunmadığı, nitekim, Anayasa Mahkemesi kararlarında Anayasa’da kurala bağlanan eşitlik ilkesinin eylemli eşitlik değil, hukuksal eşitlik olduğu, aynı hukuki durumda olanların aynı, farklı hukuki durumda olanların farklı kurallara bağlı tutulmasının eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceğinin ifade edildiği,
Kanun hükümleriyle verilen yetki ve görev uyarınca düzenlenen dava konusu Yönetmelik hükmünde kamu yararı ve hizmet gerekleri ile hukuka aykırılık bulunmadığı,
Yönetmeliğin 44. maddesinin 1. fıkrası yönünden;
Yönetmeliğin 44. maddesinin, başlığı ile birlikte 16/06/2016 tarih ve 29744 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliğin 6. maddesi ile değiştirilmiş ise de değişiklik sonrasında bağımsız anaokulu, ana sınıfı ve uygulama sınıfı öğretmenlerinin kendi devrelerinde ve etkinlik saatleri dışındaki zamanlarda nöbet tutacakları düzenlemesine yer verilerek nöbet uygulamasına devam edildiği anlaşıldığından anılan hüküm yönünden hukuki denetim yapılması gerektiği,
08/06/2004 tarih ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nin “Nöbetçi öğretmen” başlıklı 21. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “Bağımsız anaokullarında görevli öğretmenler, okulun şartları ve öğretmen sayısı ile okulda uygulanan eğitim şekline göre okul müdürü tarafından hazırlanan nöbet çizelgesi doğrultusunda yerine getirirler.” düzenlemesi uyarınca dava konusu düzenleme öncesinde nöbet görevinin okul müdürü tarafından hazırlanan nöbet çizelgesi doğrultusunda yerine getirildiği; dava konusu düzenleme ile öğretmenlerin nöbet görevinin kendi devreleri ve etkinlik saatleri dışındaki zamanlar ile sınırlı tutulduğu ve bu şekilde okul müdürlerinin keyfi uygulamalarının önüne geçilmesinin amaçlandığının anlaşıldığı,
Davalı idarece, okullarda eğitimin sadece sınıf içerisinde yapılmadığı, ders saatlerinin dışında teneffüs saatlerinde yapılan nöbet görevinin de eğitim faaliyetinin bir gereği olduğu ve anılan kurumlarda çocukların yaş ve gelişimsel durumları nedeniyle çocukların kendi başlarına teneffüs yapması mümkün olmadığından nöbetçi öğretmenin nöbet görev ve sorumluluğunun eğitim saatinin başlamasından önceki 30 dakika ve eğitim saati bitiminden sonraki 30 dakika ile sınırlandırıldığının savunulduğu,
Bu durumda, nöbet görevinin eğitim faaliyetinin bir gereği olduğu, dava konusu düzenleme ile bağımsız anaokulu ve uygulama sınıfı öğretmenlerinin nöbet görevinin kendi devreleri ve etkinlik saatleri dışındaki zamanlar ile sınırlı tutularak keyfi uygulamalardan uzaklaşıldığı anlaşıldığından, anılan Yönetmelik hükmünde kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği,
Yönetmeliğin 44. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ancak, ihtiyaç duyulması hâlinde bu öğretmenlere de nöbet görevi verilebilir.” düzenlemesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin 44. maddesinin 6. fıkrasında, öğretmenlikteki kıdemi 20 yıldan fazla olan kadın öğretmenler ile 25 yıldan fazla olan erkek öğretmenlere nöbet görevi verilmeyeceğinin düzenlendiği, ancak ihtiyaç olması hâlinde bu öğretmenlere de nöbet görevi verilebileceği anlaşıldığından, sendikanın üyelerinin bir kısmının lehine bir kısmının aleyhine sonuç doğurabilecek düzenlemelerin iptalini istemekte meşru menfaatinin olmadığı sonucuna varıldığından davacı Sendika’nın bu kısım yönünden dava açmakta menfaatinin bulunmadığı,
Yönetmeliğin 44. maddesinin 9. fıkrası yönünden;
Nöbet görevinin, eğitim ve öğretim hizmetinin bir parçası olduğu gibi eğitim ve öğretim hizmetlerin daha huzurlu bir ortamda yürütülmesi, okul düzeninin korunması, öğrencilerin denetimi ve gözetiminin sağlanması ve öğretmen-öğrenci ilişkilerinin geliştirilmesi amacıyla öğretmenler tarafından yerine getirilmesinin kamu yararı ve hizmet gerekleri arasında olduğu,
Bu kapsamda, nöbet görevine özürsüz olarak gelmeyen öğretmen hakkında derse özürsüz olarak gelmeyen öğretmen gibi işlem yapılacağı yönündeki dava konusu düzenlemede kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği,
Yönetmeliğin 55. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan ”Yatılı bölge ortaokullarında öğrenci dolaplarını amacı dışında kullanmak, yasaklanmış malzemeyi dolapta bulundurmak” ibaresi ve (4) numaralı alt bendi, aynı fıkranın (b) bendinin (8) numaralı alt bendi ve (c) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “ve dışında” ibaresi yönünden;
Dava konusu düzenlemelerin Yönetmeliğin “Öğrenci Davranışlarının Değerlendirilmesi ” başlıklı sekizinci bölümünde yer aldığı, Yönetmeliğin 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ortaokul ve imam-hatip ortaokulu öğrencilerine, olumsuz davranışlarının özelliğine göre uyarma, kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birinin uygulanacağı, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin ise anılan öğrenciler yönünden yaptırım gerektiren davranışlara ilişkin olduğu görüldüğünden, davacı Sendika’nın faaliyet alanı ve üyelerinin kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde sendika ve dava konusu düzenlemeler arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunmadığı,
Gerekçeleriyle, Yönetmeliğin dava konusu 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Okul öncesi eğitim kurumlarında günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile” ibaresi, 44. maddesinin 1. fıkrası ve 44. maddesinin 9. fıkrası yönünden davanın reddine, dava konusu diğer düzenlemeler yönünden davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ibare yönünden; karardaki değerlendirmelerin somut olaya uygun olmadığı, hukuka aykırı olan ve sonradan davalı Bakanlık tarafından da değiştirilen hükmün iptaline karar verilmesi gerekirken talebin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu,
Kararda, Yönetmeliğin dava konusu 44. maddesinin 6. fıkrasının iptali talebinin dar yorumlandığı, bu konuda esasa girilerek karar verilmesi gerektiği, ihtiyaç hâlinde hizmeti çok olanlara nöbet görevi verileceğine ilişkin düzenlemenin, fıkranın ilk cümlesinde verilen hakkın geri alınması ya da en azından işlevsizleştirilmesi anlamında olduğu, nöbet görevinde hizmeti çok olanlar yönünden getirilen düzenlemenin iptalinin diğer öğretmenlere zarar vereceğine ilişkin değerlendirmenin hukuka aykırı olduğu, Sendika’nın üyeleri adına dava açma ehliyetinin hukuka aykırı olarak sınırlandırdığı; 44. maddede 10/07/2019 tarihinde yeniden düzenleme yapıldığı ve bu değişiklikle 2. fıkrada nöbet görevinin sınırlandırılarak tanımlandığı, böylece 44. maddenin 1. fıkrasının iptali talebinin haklı olduğunun anlaşıldığı; nöbet görevini yerine getirmeyen öğretmenlerin cezalandırılması yöntemi hatalı olduğundan 44. maddenin 9. fıkrasının iptalinin gerektiği,
Yönetmelik 55. maddesi hükümleri ile düzenlenen hususların, ortaokul ve imam-hatip ortaokulu öğrencilerine, olumsuz davranışlarının özelliğine göre uygulanacak disiplin yaptırımları olduğu, bu hükümlerin, öğrencilere ilişkin olduğu kadar öğretmenlerin görevlerine de ilişkin olduğu, esasa girilmeden red kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci ve Onikinci Dairesi müşterek heyetince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü ile müşterek kurul kararının, davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen kısmının bozulması, sair temyiz istemlerinin reddi ile kararın diğer kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davacı Sendika tarafından anılan Yönetmeliğin muhtelif hükümlerinin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, “1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,” hükmü,
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Toplu Sözleşme Kanunu’nun “Sendika ve konfederasyonların yetki ve faaliyetleri” başlıklı 19. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendinde, “Sendika ve konfederasyonlar kuruluş amaçları doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeterek aşağıdaki faaliyetlerde bulunabilirler: … f) Üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukukî yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak.” hükmü yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A- Kararın davanın reddine ilişkin kısmı bakımından;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Sekizinci ve Onikinci Dairesi Müşterek Kurulunun 27/06/2019 tarih ve E:2014/8503, K:2019/6173 sayılı kararının, Yönetmeliğin dava konusu 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “Okul öncesi eğitim kurumlarında günde ellişer dakikalık aralıksız 6 etkinlik saati süre ile” ibaresi ile 44. maddesinin 1. fıkrası ve 9. fıkrası yönünden davanın reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B- Kararın davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmı bakımından;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu hükmü yer almıştır. Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında da belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda eşitliği gözeten, adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Anayasa’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik hukuk devleti niteliği vurgulanırken, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı olması amaçlanmıştır. Yargı denetimi, hukuk devletinin “olmazsa olmaz” koşuludur.
Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır.
2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar, iptal davaları olarak tanımlanmıştır. İdarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucu, iptal davaları için “menfaat ihlali”ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir.
İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulu, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılmasına ve sürdürülmesine ilişkin bir husustur. Dolayısıyla, kişisel menfaat ihlali kavramının, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir.
Bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının menfaat ilgisini kurdukları idari tasarrufları, iptal davası yoluyla idari yargı önüne getirmelerinin, idarenin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin sağlanmasıyla “hukuk devleti” nin gerçekleştirilmesine hizmet edeceği; soruna bu açıdan bakıldığında, idari yargıya özgü bir dava türü olan “iptal davası”nı açan gerçek veya tüzel kişilerin, dava açmakla ulaşmak istediği amaç bakımından klasik anlamda “davacı”dan farklı olduğu tartışmasızdır.
Aksi yönde bir anlayış, iptal davasının ön koşullarından olan “menfaat ihlali”ni “hak ihlali”ne yaklaşan bir tarzda yorumlama sonucunu yaratır ki, bu durumun idari yargının varlık nedeni ile de yasa koyucunun amacı ile de bağdaşmayacağı açıktır.
Bu itibarla, bir idari faaliyet ile, dava açma ciddiyetini sağlamaya yetecek ölçüde muhatap olup, menfaat ilgisini kuran kişi ve kuruluşlar söz konusu faaliyetle ilgili idari işlemlerin iptali istemiyle dava açabilirler. Kamu görevlileri sendikasının dava açma ehliyetinin de bu açıdan ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
4688 sayılı Kanun’un 3. maddesinde sendika; kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmış olup aynı Kanun’un 19. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendinde de, üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak sendikaların görevleri arasında sayılmıştır.
Anılan Yasa hükmünün değerlendirildiği Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 03/03/2006 tarih ve E:2005/1, K:2006/1 sayılı kararında, 4688 sayılı Yasa’nın 19/2/(f) maddesi uyarınca kamu görevlileri sendikalarına, üyelerinin haklarını korumak amacıyla tanınmış olan dava açma hakkının kullanımında sınırlamaya gidilmesinin, Anayasa’nın hak arama hürriyetine ilişkin 36. maddesi kuralına uygun düşmeyeceği vurgulandıktan sonra, Danıştay Daireleri arasında, sendikaların, genel düzenleyici işlemlere karşı dava açabilmeleri konusunda içtihat farklılığı bulunmadığı; kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, üyelerinin ortak, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için kurulmuş tüzel kişilikler olarak diğer tüm tüzel kişilere tanınan kuruluş amaçları çerçevesinde ve bu amaçları gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetlerinin bulunduğu, bu nedenle, maddede öngörülen temsil yetkisinin gayesinin başka olduğu açıklanmıştır.
Yukarıda alıntısı yapılan, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında da açıklandığı gibi, kamu görevlileri sendikalarının, kuruluş amaçlarını gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetleri bulunmaktadır.
Bu açıdan uyuşmazlıkta dava konusu düzenlemeler ile davacı sendika arasındaki menfaat ilgisini ortaya koymak gerekecektir.
Davacı Sendika’nın, dava tarihinde geçerli olan Tüzüğü’nün 4. maddesinde, üyelerinin ortak hak ve çıkarlarını, sosyal barışı ve çalışma barışını korumak ve geliştirmek, kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve kaliteli bir şekilde sunulmasında öncülük etmek Sendika’nın amaçları arasında sayılmış, bu amaç doğrultusunda ulusal eğitim kalitesini gelişmiş ülkeler ile rekabet edebilecek düzeye yükseltmek için çalışmalar yürüteceği ve her türlü çalışmasını eğitim ve eğitimci odaklı çerçevede yürüteceği ortaya konulmuş; Sendika’nın yetki ve faaliyetlerini düzenleyen 5. maddesinde ise, üyelerin görev ve sorumluluklarından doğabilecek ihtilaflarında, ortak hak ve çıkarlarının izlenmesinde hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması hâlinde üyelerini yargı organları önünde temsil edeceği belirtilmiş olup, halen geçerli olan Tüzüğünde de aynı ifadelerin yer aldığı anlaşılmıştır.
a) Yönetmeliğin, 44. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ancak, ihtiyaç duyulması hâlinde bu öğretmenlere de nöbet görevi verilebilir.” ibaresi yönünden;
Yönetmeliğin 44. maddesinin 6. fıkrasında, “Okuldaki öğretmen sayısının yeterli olması durumunda, bayanlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılını dolduran öğretmenlere nöbet görevi verilmez. Ancak, ihtiyaç duyulması hâlinde bu öğretmenlere de nöbet görevi verilebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Davacı sendika tarafından, mesleklerinde 20 ve 25 yılını doldurmuş kıdemli öğretmenlerin nöbet görevinden muaf tutulmalarına rağmen, dava konusu düzenleme ile nöbet görevine tabi tutulmasının yasal olmadığı ve kıdemli eğitimcilere duyulması gereken asgari saygıyı zedeleyecek nitelikte olduğu ileri sürerek temyizen incelenmekte olan dava açılmıştır.
Dava konusu cümle ile ihtiyaç hâlinde belirtilen kıdemdeki öğretmenlere nöbet görevi verilebileceği öngörülerek, nöbet görevine ilişkin kuralların düzenlendiği görülmektedir.
Davacı Sendika’nın, Yönetmeliğin 44. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinin iptalini istemekte üyelerinin bir kısmının lehine bir kısmının aleyhine sonuç doğurabileceğinden bahisle menfaatinin bulunmadığının kabulü olanaklı olmayıp, anılan düzeleme yönünden temyizen incelenen bu davayı açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
b) Yönetmeliğin, 55. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan ”Yatılı bölge ortaokullarında öğrenci dolaplarını amacı dışında kullanmak, yasaklanmış malzemeyi dolapta bulundurmak” ibaresi ve (4) numaralı alt bendi, aynı fıkranın (b) bendinin (8) numaralı alt bendi ve (c) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “ve dışında” ibaresi yönünden;
Yönetmeliğin 54. maddesinin 1. fıkrasında, ortaokul ve imam-hatip ortaokulu öğrencilerine, olumsuz davranışlarının özelliğine göre uyarma, kınama ve okul değiştirme yaptırımlarından birinin uygulanacağı belirtilmiştir. Yönetmeliğin 55. maddesinin dava konusu hükümleri ise “(1) Yaptırım gerektiren davranışlar aşağıda belirtilmiştir. a) Uyarma yaptırımını gerektiren davranışlar: … 3) Yatılı bölge ortaokullarında öğrenci dolaplarını amacı dışında kullanmak, yasaklanmış malzemeyi dolapta bulundurmak ve yönetime bilgi vermeden dolabını başka arkadaşına devretmek, 4) Okula, yönetimce yasaklanmış malzeme getirmek ve bunları kullanmak,… b) Kınama yaptırımını gerektiren davranışlar: … 8) Okul içinde izinsiz görüntü ve ses kaydetmek,… c) Okul Değiştirme yaptırımını gerektiren davranışlar: … 6) Okul içinde ve dışında; siyasi parti ve sendikaların propagandasını yapmak ve bunlarla ilgili eylemlere katılmak,…” şeklindedir.
Yönetmeliğin ve dava konusu düzenlemelerin yer aldığı “Öğrenci Davranışlarının Değerlendirilmesi” başlıklı sekizinci bölümünün incelenmesinden, okullarda disiplin düzeninin tesisi, takibi, yaptırımın tespiti, uygulanması ve denetimi aşamalarında öğretmenlerin de önemli görev ve sorumluluklarının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, üyeleri arasında öğretmenlerin bulunduğu davacı Sendika’nın, Tüzüğünde yer alan amaçları ve çalışma konuları göz önüne alındığında, yukarıda açıklanan çerçevede Yönetmeliğin 55. maddesinin dava konusu hükümleri yönünden de davayı açmada ehliyetli olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Müşterek Kurul kararının davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Danıştay Sekizinci ve Onikinci Dairesi Müşterek Kurulunun temyize konu 27/06/2019 tarih ve E:2014/8503, K:2019/6173 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Sekizinci Dairesine gönderilmesine,
4. Kesin olarak, 27/05/2021 tarihinde onamaya ilişkin kısmı yönünden oybirliği, bozmaya ilişkin kısmı yönünden oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Sekizinci ve Onikinci Dairesi Müşterek Kurulunun temyize konu 27/06/2019 tarih ve E:2014/8503, K:2019/6173 sayılı kararının, 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 44. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ancak, ihtiyaç duyulması hâlinde bu öğretmenlere de nöbet görevi verilebilir.” ibaresi bakımından davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, kararın bozmaya ilişkin bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Sekizinci ve Onikinci Dairesi Müşterek Kurulunun temyize konu 27/06/2019 tarih ve E:2014/8503, K:2019/6173 sayılı kararının, 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 55. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan ”Yatılı bölge ortaokullarında öğrenci dolaplarını amacı dışında kullanmak, yasaklanmış malzemeyi dolapta bulundurmak” ibaresi ve (4) numaralı alt bendi, aynı fıkranın (b) bendinin (8) numaralı alt bendi ve (c) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer alan “ve dışında” ibaresi bakımından davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, kararın bozmaya ilişkin bu kısmına katılmıyoruz.