DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2020/2062 E. , 2021/449 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/2062
Karar No : 2021/449
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) : …, … Vakfı
VEKİLİ : Av. ….
2- (DAVALI) : …. Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
DAVALI İDARE YANINDA MÜDAHİLLER : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- … A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 19/12/2019 tarih ve E:2014/59, K:2019/14726 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının davacı, iptal ve karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının ise davalı idare tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 16/09/2013 tarihinde … Bakanlığı tarafından onaylanan 1/100.000 ölçekli …-… Çevre Düzeni Planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 19/12/2019 tarih ve E:2014/59, K:2019/14726 sayılı kararıyla; Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden;
İddia 1-
Davaya konu planda özel statülü alanların, özel kanunlara tabi alanlar ile önemli doğa alanlarının plan hükümlerinde korumaya alındığı, ilan edilmiş alanların (yasal statülü) ve bu alanlara ilişkin verilerin plana aktarıldığı, verilerin bulunmadığı alanların ise statülerine göre sınırsal ve sembolik gösterimler ile ifade edilerek plan hükümleriyle desteklendiği, ayrıca çevre düzeni planı üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağından, alt ölçekli planlarda ilgili idarelerin yetkileri dahilinde uygulama yapılabileceği, davacının öne sürdüğü iddialarının planı kusurlandırmadığı;
İddia 2-
Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarında, sulak alanlarda mevzuat hükümlerine uyulacağı yönünde düzenlemeler yapıldığı, bu tanımların, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde belirlenen tanımla örtüştüğü, Yönetmelik ile planda yer alan tanımların içeriği yönünden sulak alanların korunması ile uyuşmayan bir farklılık bulunmadığı, … Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarının plana işlendiği, ilan edilmiş sulak alanların planda gösterildiği, sulak alanlara ve koruma kuşaklarına yönelik plan hükümlerinde ilgili mevzuat hükümlerine uyulacağının düzenlenmesi nedeniyle yeterli korumanın sağlandığı, bu koruma kuşaklarının alt ölçekli plan çalışmalarında değerlendirileceği, bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen hususun planı kusurlandırmadığı,
İddia 3-
Davaya konu plan hükmünün eksik bırakıldığı ve savunmada da bu hususun teyit edildiği, ancak davalı idarenin savcılık düşüncesi beyan dilekçesinde sözü edilen yanlışlığın plan hükümlerinden kaldırılması suretiyle düzeltildiği, bu itibarla Dairelerince bu hususa yönelik olarak verilen yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik kararın işin esasına yönelik olmaması, plan notu düzenlenirken yanlışlıkla yapılmış usuli bir eksiklik olduğunun anlaşılması nedeniyle bu hususa yönelik davanın konusunun kalmadığı,
İddia 4-
Davaya konu plan notlarının 4.41. maddesinde organize tarım ve hayvancılık alanlarının tanımlandığı, 8.17. sayılı maddesinin alt maddelerinde bu alanlarda bulunabilecek kullanımların belirlendiği,
Planın 8.17.3 sayılı maddesinde, bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik her türlü önlemlerin alınmasının zorunlu olduğu, 8.17.1. sayılı maddesinde, bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde bu alanların yer seçiminin en az 20 ha olacak şekilde il toprak kurulu marifetiyle ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda yapılabileceği, yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda bu planda değişikliğe gerek olmaksızın imar planlarının hazırlanıp onaylanacağının hüküm altına alındığı,
Öte yandan plan açıklama raporunda alana ilişkin tarım sektörüne yönelik ana stratejilerin belirlendiği, burada hayvansal üretime ilişkin strateji ve uygulama stratejilerinin oluşturulduğu,
Davalı idarece de bölgenin en büyük potansiyelinin tarım (bitkisel ve hayvansal) üretimi olduğu, bu potansiyelin değerlendirilmesi için plan kararlarının getirildiği, küçük işletmelerin faaliyetlerini sürdürmelerine engel bulunmadığı yönündeki görüşlere göre bölgede organize tarım ve hayvancılık bölgeleri kullanımının öngörülmesinin ve gerçekleşmesinin bölgenin gelişmesinde büyük rol oynayacağı,
Bu itibarla, plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, davaya konu plan hükümlerinde şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Diğer taraftan en az 20 ha olacak şekilde belirlenen organize hayvancılık ve tarım alanlarında tarım ve hayvancılık amaçlı yapının ve bu yapıların içerisinde çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesislerinin de yapılmasının öngörülmesinin bu kullanımların yerleri, büyüklükleri ve yapı yoğunluklarının alt ölçekli imar planlarıyla belirlenecek olması karşısında 20 ha büyüklüğündeki bir alanda tarımsal üretimin ve üretimde çalışanların ihtiyacının sağlanmasına yönelik getirilen düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği,
Ayrıca plan lejantlarında organize tarım ve hayvancılık alanları lejantının yer alması nedeniyle lejanta karşılık gelen kullanım türü ve kararının belirlenmesi, davaya konu ÇDP’nın, onaylandığı tarihte yürürlükte olan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik hükümlerine göre hazırlanması ve … Planlar Yapım Yönetmeliği ile eki gösterimler bölümünde de organize tarım ve hayvancılık alanı gösteriminin yer alması, bu kullanımın alansal olarak tariflenmesi nedeniyle planda bu alanların yer seçimine konu olarak gösterilmesinin planın ölçeğine, niteliğine, şematik diline ve mevzuata aykırı olmadığı,
İddia 5-
Davaya konu 7.28 sayılı plan hükmünde, yer alan düzenlemenin, plan esnekliğini ve dinamizmini sağlaması açısından önemli olmasına karşın fazlasıyla genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangilerinin gerektirmeyeceği konusunda net bir düzenleme yapılarak çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği, bu nedenle de mevcut haliyle plan hükmünde mevzuata uyarlık görülmediği,
İddia 6-
Davaya konu plan notunun planlama bölgesinde ÇDP’de belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının dışında da TOKİ ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile 6306 sayılı Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalara yönelik yetkili idarelerin plan hazırlayıp konut inşa edebileceğini öngörmesi nedeniyle, plan yapma yetkisine sahip olan kuruluşların üst ölçekli çevre düzeni planı kararı olmadan bu plana aykırı bir şekilde arazi kullanım kararı belirlemesine yol açacağı,
ÇDP’de belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanları ile gelişme alanlarının dışında konut üretilmesinin plan hiyerarşisi ve çevre düzeni planı yapma amaçlarıyla bağdaşmadığı, bu itibarla 7.29 sayılı plan hükmünde mevzuata uyarlık bulunmadığı,
İddia 7- Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İddia 8-
Dava konusu Mersin-Adana Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “5.1.8. Plan Uygulama Hükümleri, 25. sayfa, 8.16, bölüm, üçüncü paragraf”ında;
“Bu planda gösterilen askeri alanların Milli Savunma Bakanlığı tarafından “Askeri alan” dışına çıkarılarak ilgili idaresine tahsis edilmesi halinde çevre düzeni planı değişikliği yapılmaksızın bu alanlar ait ölçekli planlarda öncelikle eksik olan sosyal ve teknik altyapı alanı olarak kullanılmak üzere ilgili idaresince kentsel yerleşme alanı olarak planlanabilir. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda bakanlığa gönderilir” hükmüne yer verildiği,
Davacı tarafından, dava konusu plan ile askeri alanların öncelikle eksik olan sosyal donatı ve teknik altyapı alanları için kullanılacağı yönündeki yaklaşımın kaldırıldığı iddia edilerek, söz konusu plan hükmünün iptali talep edilmekte ise de, anılan plan hükmünde bu ibarenin yer aldığı, dolayısıyla davacının iddia ettiği hukuka aykırılık sebebinin uyuşmazlıkta oluşmadığı,
Planın ilgili maddesi ile askeri alan dışına çıkarılan alanların sadece sosyal ve teknik alt yapı alanı olarak ayrılabileceğinin düzenlendiği, bu alanların yerleşik alan ya da gelişme alanlarının ihtiyacı olduğu gözönünde bulundurulduğunda, 1/100.000 ölçekte bir değişikliğe gerek bulunmadığı,
Ayrıca sadece alt ölçekli plan konusu olmayıp plan lejantında yer alan bir kullanım (örneğin bölge parkı gibi) getirildiğinde, davalı idarece planda değişiklik yapılacağı,
İddia 9-
Dairece tarım alanları, mutlak tarım alanları, özel ürün arazileri ve dikili tarım alanlarına yönelik yapılan ortak değerlendirmede,
Davaya konu 8.18. sayılı plan notu ve devamı maddelerinde, tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için genel hükümler getirilerek Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan yapılaşma koşullarına atıfta bulunulduğu, plan hükümlerinin devamı maddelerinde mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile ilgili olarak ayrıntılı yapılaşma koşullarının getirildiği,
Yine planın 8.18. sayılı maddesinde Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda dikili, özel ürün, fiilen sulanan veya sulama projesi kapsamında bulunan tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapı yapılabileceği ve organize tarım ve hayvancılık alanları hükmü çerçevesinde ilgili idarelerce yapılacak olan uygulamalar haricinde hayvancılık tesisi yapılaşmasına izin verilmeyeceğinin düzenlendiği,
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, yapı şartları başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde inşaat alanı katsayısı %5’den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda 250 m²’yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabi zeminden yüksekliği (6,50) m’ yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırına (5.00) m’ den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binalarının yapılabileceği; bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar mahreç aldığı yola (10) m’den parsel hudutlarına (5.00) m’den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40’ı ve yapı yüksekliği (6.50) m’yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabileceği, bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de, inşaat alanı katsayısının %40’ı geçemeyeceğinin hükme bağlandığı,
Davalı idarece bu bağlamda, yukarıda değinilen Yönetmelikte belirtilen %40 emsalin altında 0,20 emsal verildiği, davacının sözünü ettiği 0,05 emsalin ise sözü edilen Yönetmeliğin 63. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen yapılaşma emsali olduğu, buna göre, E:0,05 emsalin bir ailenin oturmasına elverişli bağ ve sayfiye evine ilişkin olduğu, entegre nitelikte olmayan konutla birlikte ayrı ayrı yapılan hayvancılık yapıları için emsalin 0,40 olarak belirlendiği,
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile bu planda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki tarım arazilerinde yapılacak olan tarımsal yapıların yapımı öngörülerek mutlak tarım arazilerinde E:0,20 dikili ve özel ürün arazilerinde E:0,10 olarak belirlendiği,
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği, planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği,
Diğer taraftan, planın Mutlak Tarım Arazileri başlıklı 8.18.1. sayılı maddesinde bu alanlarda, tarımsal amaçlı yapıların yapılabileceğinin belirtildiği, yine özel ürün arazileri başlıklı 8.18.2. sayılı maddesinde ve dikili tarım arazileri başlıklı 8.18.3. sayılı maddesinde de aynı düzenlemenin yer aldığı,
Plan uygulama hükümlerinin 4.39. sayılı maddesinde ise, tarımsal amaçlı yapıların “toprak koruma ve sulamaya yönelik alt yapı tesisleri entegre nitelikte olmayan hayvancılık ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatı mandıralar, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği itibariyla hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürünün kalite ve besin değeri kaybolmasının söz konusu ise bu ürünlerin işlenmesi için kurulan tesisler ile T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan tesisler ” olarak tanımlandığı,
3194 sayılı İmar Kanununun 27. maddesinde entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ibaresinin yer aldığı,
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanunda öngörülen ve 4.39. sayılı plan notunda belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı,
Kaldı ki 5403 sayılı Kanun ve plan hükümleri uyarınca tarım arazilerinin bölünemeyeceği açık olduğundan tarım topraklarında tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi amacıyla mutlak tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapılar için E:0.20, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri için E:0,10 yapılaşma koşullarının getirilmesinin mevzuata aykırı olmadığı, diğer taraftan çiftçinin barınabileceği yapı emsale dahil olup toplam inşaat alanı ifadesinin de tüm katların toplam alanını ifade ettiği, dolayısıyla yeniden düzenlenmesine gerek olmadığı,
Diğer taraftan, davaya konu planda, tarımsal vasfı düşük olan alanlardan daha düşük olan alanlara doğru bir yapılaşma artışı öngörüldüğü, tarımsal işletmelerin desteklenmesi amacıyla sadece Başbakanlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunlara bağlı kuruluşlar tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler bağlamında tarımsal amaçlı yapılar ile destekleme projeleriyle en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık tesislerinde yapılaşma şartlarının %50 artırılmasının yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu,
Davacı tarafından yukarıda yer verilen plan hükmü belirtilerek, birtakım projelerle ilgili tesislerde emsal değerin %50 oranında arttırılması yönündeki düzenlemenin tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasına yol açacağı iddia edilmekte ise de, mutlak, özel ürün ve dikili tarım arazilerinde söz konusu plan hükmündeki koşulların sağlanması halinde, emsalin %50 arttırılması durumunda dahi, emsal değerlerinin Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 63. maddesi ile öngörülen 0.40’ı aşmayacağı,
Öte yandan, sadece marjinal tarım arazilerinde emsalin %50 artırılması halinde, emsal değerinin 0.45’e çıkabileceği ve bu durumda Plansız Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde öngörülen en yüksek 0.40 emsalin aşılması durumunun ortaya çıkabileceği değerlendirilebilir ise de, bu hallerde davalı idare tarafından Plansız Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinin 63. maddesinde öngörülen usul ve esaslara uyulmak suretiyle uygulama yapılabileceği,
Ayrıca planın 8.18. sayılı maddesinde yer alan T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı veya İl Tarım Müdürlüğünün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında görüş veremediği alanlar” ifadesinin; tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımı için ilk mevzuat düzenlemesinin 11/03/1989 tarihinde olması nedeni ile bu tarihten önce herhangi bir tarım dışı kullanım izni alınmaksızın üzerinde yapı yapılan tarım topraklarında tarım dışı kullanımın belirtilen tarihten önce olduğunun belgelendirilmesi durumu ve 5403 sayılı Kanunun Geçici 1. ve Geçici 4. maddeleri kapsamında kalan araziler için belirtilen İdarelerce görüş verilememesi durumu dikkate alınarak oluşturulduğu, bu tür arazilerde marjinal tarım arazilerine ilişkin hükümlerin kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Tarım alanı olarak gösterilen mera alanları ile ilgili plan notuna yönelik davacı iddiası açısından da bu alanlara ilişkin Mera Kanununa atıf yapılması ve sözü edilen düzenlemenin yeterli korunmayı sağlaması nedeniyle hukuka aykırılık görülmediği,
İddia 10-
Plan uygulama hükümlerinin 8.26. sayılı maddesinde, sazlık, bataklık alanlar tanımlarının yapıldığı, plan çalışmaları sırasında elde edilen kurum verileri çerçevesinde, Ramsar Alanları ile statü kazanmış sulak alanların plana işlendiği, bu doğrultuda lejant gösterimine uygun olarak sazlık ve bataklık kullanımının getirildiği, ilgili plan hükümlerinin yeterli hükümleri ve korumayı içerdiği, dolayısıyla bu hususa ilişkin mevzuata aykırılık görülmediği,
İddia 11-
Dava konusu Çevre Düzeni Planının 8.30.2. sayılı plan hükmü ile, planda mera olarak gösterilmiş olmakla birlikte, bu alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar olması durumunda, tarım alanlarına ilişkin hükmün uygulanmasının öngörüldüğü, meraların Mera Kanununda belirlenen kurallara aykırı kullanılmayacağı göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu plan hükmünde hukuka aykırı bir husus bulunmadığı,
Öte yandan, yetkili idareler tarafından Mera Kanunu uyarınca yapılacak işlemlerin, plan hükmü olarak ayrıca yazılmasına gerek olmadığı, plan uygulama hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, bu nedenle dava konusu plan hükmünde mevzuata aykırılık bulunmadığı,
İddia 12-Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İddia 13-
Uyuşmazlık konusu planda davaya konu nükleer güç santralinin yer seçiminin kesinleştirilerek gösterildiği, bilirkişi raporunda da, bu hususa ilişkin olarak “ulusal ve bölgesel nitelikteki somut enerji yatırımlarına ilişkin (örneğin nükleer enerji üretim tesislerini, termik santraller, hidroelektrik santralleri…) kullanım ve yer seçimi kararlarının verilebileceği en uygun plan ölçeğinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planları olduğu, bu ölçekte bir planda bu ölçeğin doğası gereği bazı kararların şematik, bazı kararların kesinlik içeren çizgilerle gösterilmesi gerektiği, bunun en uygun örneklerinden birisinin de ulusal veya bölgesel nitelikli somut enerji yatırımları olduğunun” belirtildiği,
Nitekim davaya konu planın Plan Açıklama Raporunun 3.3.1.7.a. sayılı maddesinde, T.C. Hükümeti ile Rusya Federasyonu arasında 12/05/2010 tarihinde imzalanan ve TBMM’de 15/07/2010 tarihinde onaylanarak 06/10/2010 tarih ve 27721 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olan “Akkuyu Sahasında Nükleer Güç Santralinin tesisine ve işletimine dair işbirliği anlaşmasına konu olan Büyükeceli Beldesine bağlı, Akkuyu’da Nükleer Güç Santrali”nin tanımlandığı,
Bu bağlamda davaya konu santralin yeri planda kesinlik içerecek şekilde belirlendiği,
Davacı tarafından, 1/100.000 ölçekli planda yeri kesin olarak belirlenen nükleer güç santrali kararına karşı açılan bu davada ülkenin enerji politikalarına yönelik eleştirilerde bulunulduğu,
Bilirkişi raporunda ifade edildiği üzere, enerji politikalarının tartışılmasının herhangi bir ölçekteki planın konusu olmadığı, enerji sektörü yatırımlarının stratejik plan veya kalkınma planı gibi ulusal ölçekli politika dokümanlarının konusu olduğu, burada tartışılacak olan hususun, enerji politikaları sonucunda kesinleştirilen bir yatırımın 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında gösterilip gösterilmeyeceği ya da ne türlü süreçler izlenerek plana işleneceği olduğu,
Bu bağlamda bilirkişi raporunda plan yapımına ve nükleer santralin plana işlenmesine yönelik olarak dile getirilen görüşlerin plana yönelik makul kabul edilebilecek düzeyde eleştiriler olarak görüldüğü,
Ancak, sözü edilen tespitlerin bir hukuka aykırılık nedeni olarak görülmediği,
Davalı idarenin savunmasında belirtildiği gibi TBMM tarafından kabul edilen ve kesinlik kazanan uluslararası anlaşmanın 7. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyetinin nükleer güç santral bileşeni olarak belirlenen alanı yükleniciye lisansı ve alt yapısı kesin bir şekilde tahsis etmekle yükümlü kılındığı gözetildiğinde, yer seçimi yapılıp Türkiye Atom Enerjisi Kurumunca 1976 yılında lisans verilen ve Orman Genel Müdürlüğünce arazi tahsisi yapılan bir kamu yatırımın 1/100.000 ölçekli plana işlenmesinin planlama sürecinin doğal ve zorunlu bir parçası olduğu,
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümler ile plan hükümlerinden alt ölçekli planlar yapılırken alana ilişkin ayrıntılı jeolojik-jeoteknik incelemenin ve etüdlerin yapılacağı, 1/100.000 ölçekli dava konusu planda böyle bir çalışma yapılmamasının ölçeği nedeniyle planı kusurlandırmayacağı gibi, plan yapılırken alana yönelik verilerin de gözönünde bulundurulduğu,
Öte yandan, söz konusu proje hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararı ile dayanağı 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Geçici 1. maddesindeki “Bu Yönetmeliğin lehte olan hükümleri ve/veya” ibaresinin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesi’nin 23/11/2017 tarih ve E:2014/11695, K:2017/6248 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/06/2018 tarih ve E:2018/1068, K:2018/3377 sayılı kararıyla onandığı,
Bu itibarla; Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 6. maddesinde, çevresel etki değerlendirmesi olumlu ya da çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili hiç bir teşvik, onay, yapı kullanım ya da kullanma izni verilemeyeceği hükmünün yer aldığı gözönünde bulundurulduğunda, davacının iddialarının alt ölçekli planlara ve ÇED süreci sonucunda oluşturulan kararlara yönelik açılacak davaların konusu olabileceği, sözü edilen ÇED sürecinde ve bu süreç sonucunda oluşturulan kararda yargı kararı ile mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gibi bilirkişi raporunda ÇED sürecine ilişkin eleştirilerin sonra da olsa giderildiği,
Diğer taraftan, Mersin İli, Gülnar İlçesi, … Mahallesi, … Beldesi sınırlarında planlanan “… Nükleer Güç Santrali” için verilen güncelleştirilmiş yer raporunun uygun bulunmasına ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin; iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği,
Bu durumda, yukarıda ayrıntısı ile yer verilen tespitler doğrultusunda dava konusu işlemin nükleer santral yer seçimi kararına yönelik kısmında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık görülmediği,
Diğer taraftan ilan edilmiş turizm merkezlerinin plana işlenmesi yasal zorunluluk olduğundan, bu başlık altında davacının itiraz ettiği Yeşilovacık ve Akdere turizm merkezlerine ilişkin olarak da mevzuata aykırılık bulunmadığı,
İddia 14-
Davaya konu golf alanlarının uluslararası standartlara uygun strateji kararına göre yer seçimlerinin yapılmadığı, ciddi bir araştırmaya dayanmadığı, golf alanların belirlenmesinin tüm planlama bölgesi üzerinde yer alan bir arazi ve araştırma sonucu ortaya çıkmadığı, topografya, su kullanımı vb. verilerin değerlendirilmediği anlaşıldığından bu hususta şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
İddia 15-Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İddia 16-
… sanayi alanı olarak ayrılan alanın, … İlçesinin ve içinde yer aldığı bölgenin mevcut durumu ve doğal/coğrafi nitelikleri göz önüne alındığında, planın organik tarıma ve tarıma dayalı sanayiye ilişkin öngörülerinin oldukça yerinde olduğu, ancak böylesi önemli ve özgün niteliklere sahip olan bir bölgenin, orman ve önemli doğa alanları ile çevrili bir kesiminde yer alan taş ve maden ocaklarının, dava konusu planda sorgulanmadan veri alınarak bu tür faaliyetlerin daha da artmasına neden olacak bir sanayi alanı kararı getirilmesinin, plan kararları arasında bir tutarsızlık barındırdığı sonucuna ulaşıldığından yeterli analiz ve çalışma yapılmadan getirilen plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık görülmediği,
İddia 17-
Turizm merkezi kararlarının plana veri/girdi olarak yansıtılmasının yasal zorunluluk olması nedeniyle, turizm merkezi, turizm tesisi kararlarında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı,
İddia 18-Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İddia 19-
Tarım alanlarında getirilen gelişme alanlarına (…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … gelişme alanları ile …-.. arası konut dışı kentsel çalışma alanı) yönelik olarak, kentlerin gelişme yönü, mekansal büyüme eğilimi, yerleşme deseni ve eğilimi, korunması gereken alanlar ile toprağın korunma ve kullanma dengesi gözetildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşıldığı:
Dava konusu planın onay tarihinde yürürlükte bulunan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 5. maddesinde, çevre düzeni planının, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen plan niteliğinde olduğunun öngörüldüğü, Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerektiği, bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemelerin yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmesi gerektiği,
Uyuşmazlık konusu çevre düzeni planı ile belirlenen dava konusu gelişme alanları bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut yerleşmelerden çok daha geniş bir alanda, verimli tarım arazilerinin üzerinde gelişme alanları önerildiği, yerleşik alanların tümüyle dolu varsayıldığı, potansiyellerin değerlendirilmediği, ayrıca kapsamlı inceleme ve analiz yapılmadan plan kararlarının getirildiği, plan notlarıyla bu alanların denetim altına alınmasını denetleyecek kararlar getirilmediği, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan …’de önerilen havaalanı dışında kalan dava konusu kentsel kullanım kararlarının şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı,
Bu itibarla verimli tarım alanlarının üzerinde mevcut yerleşmelerin neredeyse 2-3 katına varan gelişme alanları önerildiği, yerleşik alanların tümüyle dolu varsayıldığı, potansiyellerin değerlendirilmediği, ayrıca etüd edilmeden plan kararlarının getirildiği, plan notlarıyla bu alanların denetim altına alınmasını denetleyecek kararlar getirilmediği, verimli tarım topraklarının elden çıkmasına yol açılacağı nedenleriyle sözü edilen kentsel kullanım kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
Öte yandan, bilirkişi raporunda yer alan, gerek Yeni Taşkent Lojistik alanı, gerekse Mersin 2. OSB alanının planlama esasları ve şehircilik ilkeleri bakımından olumsuzluk taşımadığı yönündeki tespitler doğrultusunda, … Yeni Taşkent lojistik alanı ve …-… 2. OSB-Liman yer seçimi kararının uygun olduğu,
… de havaalanı olarak ayrılan bölümün hedef yatırım kararı olması, eski havaalanının ihtiyaca cevap vermemesi, bilirkişi raporunda da yer seçiminin uygun olduğunun belirtilmesi, yatırım kararının yer seçiminin alt ölçekli planlarda kesinleştirileceği ve çevreye etkilerinin ilgili mevzuat uyarınca gözetileceği sonucuna ulaşıldığından bu hususlara ilişkin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
Dava konusu Çevre Düzeni Planının;
7.28 sayılı plan notu, 7.29 sayılı plan notu, Yayla Turizmi (karayolu ulaşımı), golf alanları, … sanayi alanları ve tarım alanlarında getirilen (… Havaalanı dışında) kentsel kullanım kararlarına ilişkin kısımlarının iptaline,
4.24 sayılı plan notu yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
Diğer yönlerden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ :
Uyuşmazlığın …-… Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “5.1.7 Plan Uygulama Hükümlerinin 8.10.1 maddesi”ne ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
Ölçeği gereği leke plan niteliğinde bulunan dava konusu …-… Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği bir plan olup, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan enerji üretim alanlarının üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesi ve planda bu hususlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin bulunması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde ise, yenilenebilir enerji üretim alanları dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Dairece, bakılan uyuşmazlıkta, 7.28 sayılı plan hükmünün plan esnekliği ve dinamizminin sağlanması açısından önemli olmasına karşın genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların, mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin, hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği, hangilerinin gerektirmediği konusunda net bir düzenleme yapılarak, çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiş olmasına karşın, yargı kararıyla yeniden düzenlenmesi öngörülen bu plan hükmüne benzer nitelikteki dava konusu 8.10.1 sayılı plan hükmüne yönelik davanın reddine karar verilmesinde de hukuki isabet görülmemiştir.
Uyuşmazlığın ..-… Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “… önerilen termik santral kararı”na ilişkin kısmı yönünden değerlendirilmesi;
Dava konusu planın onaylandığı tarihte yürürlükte olan, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde, çevre düzeni planı açıklama raporu; Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde ise; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7’nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin 10. maddesinde ise, analiz ve sentez çalışmalarında; arazi çalışmaları yapılarak bilimsel yöntemlere dayalı yeterli nitelikte ve kapsamda tanımlanan verilerden, uydu görüntülerinden veya hava fotoğraflarından faydalanılacağı, elde edilen verilerin kullanıldığı analiz ve sentez çalışmaları sonuçları doğrultusunda planın hedefleri ile birlikte strateji ve politikaları belirlenerek plan karar ve hükümlerinin oluşturulacağı öngörülmüştür.
14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldıran, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Çevre Düzeni Planlarına Dair Esaslar” başlıklı 6. Bölümünün 19. maddesinde,” Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır:
k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları.” düzenlemesine yer verilmiştir.” kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin 9. maddesinde ise, mekânsal planlara ilişkin, kendi kademesine göre ve yapılış amacının gerektirdiği açıklamaları içeren bir plan raporunun hazırlanacağı, plan raporunda, planın türü, ölçeği, kapsamı ve özelliğine göre; vizyon, amaç, hedefler ve stratejiler belirlenerek, koruma-kullanma esasları, alan kullanım kararları, yoğunluk ve yapılaşmaya ilişkin konularda planlama esasları ve uygulama ilkeleri, eylem planları, açık ve yeşil alan sistemi, ulaşım, erişilebilirlik ve mekânın etkin kullanılması, gerektiğinde koruma, sağlıklaştırma ve yenileme program, alan ve projelerinin etaplama esasları, alan kullanım dağılımı tablosu gibi hususlarda açıklamalara yer verileceği öngörülmüştür.
Yukarıda yer verilen Yönetmelik maddelerinin değerlendirilmesinden, çevre düzeni planları hazırlanırken, bölgesel ölçekteki yatırım kararlarına yönelik kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilerek, bunlara yönelik analiz, etüt ve araştırmaların yapılması, elde edilen sonuçların da bu şekilde plana aktarılması gerekmektedir.
Aynı şekilde, söz konusu analiz, etüt ve araştırmaların sonuçlarının, dolayısıyla plan kararlarının oluşturulma gerekçeleri ile süreçlerinin plan raporunda ayrıntılı bir biçimde yer alması gerektiği kuşkusuzdur.
Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi raporunda; temyize konu termik santral kararı özelinde, söz konusu tesisin tam olarak nerede kurulacağı belli olmadığı gibi, santralin yer seçiminde hangi ölçütlerin dikkate alındığının da açık olmadığı, plan açıklama raporunda yer seçimine ilişkin açıklamaların oldukça yetersiz olduğu, bu raporda yer alan, “Tufanbeyli, tarım ve hayvancılık sektörü kimliği ön planda olan ve enerji üretimi açısından gelişen bir yerleşimdir” hükmünün dayanağının ne olduğunun belli olmadığı, bu itibarla, dava konusu planın, önemli bir sektörel yatırım olan termik santrale ilişkin kararının, 1/100.000 ölçekli bir plandan beklenen kapsam ve içerikte geliştirilmediğinin değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ve bilirkişi raporundaki tespitler birlikte değerlendirildiğinde; Tufanbeyli’de önerilen termik santralin yer seçimine ilişkin olarak Yönetmelik ile öngörülen analiz, etüt ve araştırmaların yapıldığını ortaya koyan hususların araştırma raporunda yer almadığı, bu nedenle, gerekli incelemeler yapılarak ulaşılması gereken bulguların plan kararı ve stratejileri haline getirilmediği ve yer seçimi kararının belirtilen süreç geliştirilerek belirlenmediği anlaşıldığından, dava konusu planın söz konusu kısmında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Anamur-Bozdoğan arasında önerilen turizm tesis alanına ilişkin kısmı yönünden değerlendirilmesi;
Bu hususa yönelik Daire kararında, Anamur-Bozdoğan arasında önerilen turizm tesis alanına ilişkin plan kararı, planlama yetkisi farklı bir idareye sahip, özel kanuna tabi “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ya da “turizm merkezi” olarak nitelendirilerek, söz konusu kararların plana veri/girdi olarak yansıtıldığı belirtilmiş ise de, davalı idarenin savunması ile P-29 sayılı plan paftasının değerlendirilmesinden, Anamur-Bozdoğan arasındaki plan kararının, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ya da turizm merkezi gibi özel statülü bir alan olmadığı, yer seçimi dava konusu Çevre Düzeni Planı ile yapılan, turizm tesis alanı niteliğindeki kullanım kararı olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim söz konusu turizm tesis alanına yönelik gösterimin, dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında yer verilen “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ya da “turizm merkezi” gösterimi değil, turizm tesis alanı gösterimi niteliğinde olduğu kuşkusuzdur.
Dolayısıyla, söz konusu turizm tesis alanı kararlarının plana veri/girdi olarak yansıtılmasının yasal zorunluluk olduğundan söz edilebilmesine olanak bulunmamakta olup, bu kullanımların, dava konusu Çevre Düzeni Planı kararı çerçevesinde ele alınıp, hukuki değerlendirmenin bu şekilde yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta Dairece bu yönde herhangi bir inceleme ya da hukuki değerlendirme yapılmamış olup, bilirkişi raporunda da bu alanlar özelinde herhangi bir tespite yer verilmemiştir.
Bu durumda, Dairece yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, gerekirse bilirkişilerden ek rapor alınması suretiyle, Anamur-Bozdoğan arasında önerilen turizm tesis alanının davacı iddiaları çerçevesinde incelenerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Mersin-Adana Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “5.1.7 Plan Uygulama Hükümlerinin 8.10.1 maddesi”, “Tufanbeyli’de önerilen termik santral kararı” ile Anamur-Bozdoğan arasında önerilen turizm tesis alanına ilişkin kısımları yönünden Daire kararının bozulması, diğer kısımlar yönünden onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
…-… Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, 16/09/2013 tarihinde … Bakanlığı’nın … sayılı Olur’u ile onaylanmıştır.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Dava konusu planın onay tarihinde yürürlükte bulunan, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza”; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge”; coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin 4. maddesinin (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor, (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu: Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7 nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmış, çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesinin (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” vurgulanmıştır.
Yönetmeliğin “Planlama alanının tespiti” başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistikî bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- 16/09/2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan 1/100.000 ölçekli …-… Çevre Düzeni Planının;
İddia 7- 8.10.1 sayılı plan uygulama hükmü,
İddia 12- Plan Açıklama Raporunun 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümünün, 7. Paragrafı,
İddia 15- Adana ili, Tufanbeyli’de önerilen termik santral kararı,
İddia 18- Anamur-Bozdoğan arasında önerilen turizm tesis alanı,
İddia 19- Yenice kentsel gelişme alanına yönelik kısımları dışında kalan hususlar yönünden;
1.1- TARAFLARIN İDDİALARI;
Davacı tarafından; 16/09/2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan 1/100.000 ölçekli Mersin-Adana Çevre Düzeni Planının, yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümleri yönünden, davanın reddine karar verilen kısımlarında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği iddia edilmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu Çevre Düzeni Planının yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümlerinin, iptaline ve karar verilmesine yer olmadığına karar verilen kısımlarında, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği iddia edilmektedir.
1.2- TARAFLARIN SAVUNMALARI;
Davalı idare ile davalı idare yanında müdahiller tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, davanın reddine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş olup, davacı tarafından savunma verilmemiştir.
1.3- HUKUKİ DEĞERLENDİRME;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu planın,
İddia 7- 8.10.1 sayılı plan uygulama hükmü
İddia 12- Plan Açıklama Raporunun 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümünün, 7. Paragrafı,
İddia 15- … ili, … önerilen termik santral kararı,
İddia 18- …-… arasında önerilen turizm tesis alanı,
İddia 19- Yenice kentsel gelişme alanına yönelik kısımları dışında kalan hususlar, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 7- 8.10.1 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden;
2.1-DAVA KONUSU DÜZENLEME
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin 8.10.1 sayılı maddesinde “Yenilebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal, hes) üretim alanlarında, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulunca verilecek lisans kapsamında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının uygun görüşü alınması koşuluyla, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğine gerek kalmaksızın, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda hazırlanan imar planlarının ilgili idaresince onaylanmasını müteakip uygulamaya geçilir. Sayısal ortamda bilgi için Bakanlığa gönderilir.” hükmüne yer verilmiştir.
2.2- DAVACININ İDDİALARI
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarının havza ölçeğinde değerlendirme, planlama imkânı verdiği, dava konusu plan hükmünün ise, bölge planlamasını reddederek, plan revizyonu prosedürünün plan hükmünde tanımlanan fonksiyonlar için kaldırılması ve bu konudaki denetimin sadece idari olarak sağlanmasına yol açtığı, hem mevzuata hem de şehircilik ve bu planlama ilkelerine aykırı uygulamalara neden olacağı, özellikle, HES’lerin havza planlaması yapılmadan, proje bazında değerlendirilerek uygulamaya geçilmesinin, Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere, ülke genelinde doğal çevre üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olacağı, mevcutta böylesine ciddi bir sorun yaşanırken, hidroelektrik üretim alanları için plan değişikliğine gerek görmeyen bir plan hükmünün getirilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı iddia edilmektedir.
2.3- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Dava konusu plan hükmünün, tüm enerji üretim faaliyetlerini değil, yalnızca yenilenebilir enerji üretim faaliyetlerinin tanımlanan kapsamda yapımına yönelik bölgenin planlama yaklaşımını yansıttığı, plan hükümlerinin tamamı enerji üretim faaliyetlerine yönelik olarak incelendiğinde ise, yenilenebilir enerji üretim tesisleri dışında bulunan diğer enerji üretim tesislerinin sadece planda bu amaçla tanımlanan bölgelerde yer alabileceği, bu kapsamdaki yeni tesisler için de plan değişikliğinin gerekmekte olduğu, bu durumun, planlama bölgesinde yenilenebilir enerji üretim tesislerinin desteklenmekte olduğunun bir göstergesi olarak da sayılabileceği, ayrıca 8.10.1 sayılı plan hükmünde yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan yeni enerji üretim taleplerinde çevre düzeni planı kapsamında Bakanlığın uygunluk görüşünün alınması şartının getirildiği, bu doğrultuda, davacı tarafından iddia edildiği üzere planlama ilke ve esaslarına herhangi bir aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
2.4- DAİRE KARARI
Davalı idarece çevre düzeni planlarına karşı açılan dava dosyalarında ve dosya içeriğinde ÇDP’de fosil yakıtlara dayalı enerji üretim tesisleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı tesisler arasında bir ayrıma gidildiği, ÇDP’de fosil yakıtlara dayalı enerji üretim tesisleri için çevre düzeni planı değişikliği yapılması gerekirken, yenilenebilir enerji kaynakları ile enerji üretiminde EPDK’dan lisans veya izin alınması ve ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşlerinin tamamlanması koşulu ile ÇDP değişikliğine gerek olmaksızın alt ölçekli planların yapılabilmesine ilişkin plan hükmünün düzenlendiği,
Bu nedenle davaya konu planın ölçeği de gözönünde bulundurularak, ÇDP’nin onayından önce veya sonra EPDK’dan alınacak izin ve lisans kapsamında alt ölçekli plan kararları ile plan paftalarında gösterime gerek olmaksızın yenilebilir enerji kaynakları ile enerji üretim tesislerinin yapılmasına olanak tanınmasının şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı bulunmadığı, davacının iddialarının planı kusurlandırır nitelikte görülmediği,
Diğer taraftan, davaya konu çevre düzeni planının 7.28 maddesine yönelik olarak, plan notunun hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangisinin gerektirmeyeceği konusunda net bir çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle verilen iptal kararı nedeniyle, davalı idarenin sözü edilen plan hükmünün yeniden düzenlenmesinden sonra davacının itiraz ettiği konulara ilişkin olarak çevre düzeni planı değişikliği gerektirip gerektirmeyeceğinin değerlendireceği, ayrıca, davalı idarece de, bu alanlara ilişkin olarak çevre düzeni planı değişikliği yapılabilmesine engel bir durumun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Ölçeği gereği leke plan niteliğinde bulunan dava konusu Mersin-Adana Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği bir plan olup, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan enerji üretim alanlarının üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesi ve planda bu hususlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin bulunması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde ise, yenilenebilir enerji üretim alanları dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Dairece, bakılan uyuşmazlıkta, 7.28 sayılı plan hükmünün plan esnekliği ve dinamizminin sağlanması açısından önemli olmasına karşın genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların, mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin, hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği, hangilerinin gerektirmediği konusunda net bir düzenleme yapılarak, çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiş olmasına karşın, yargı kararıyla yeniden düzenlenmesi öngörülen bu plan hükmüne benzer nitelikteki dava konusu 8.10.1 sayılı plan hükmüne yönelik davanın reddine karar verilmesinde de hukuki isabet görülmemiştir.
Kaldı ki, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2018/3405, K:2019/2906 sayılı kararı da bu yöndedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 7- 8.10.1 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
3- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 12- Plan Açıklama Raporunun 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümünün, 7. Paragrafına ilişkin kısmı yönünden;
3.1-DAVA KONUSU DÜZENLEME
5.1.14. Plan Açıklama Raporu, 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümü 7. Paragrafta “… Merkezinden kuzeye doğru başlayan ve … Beldesi’ne ulaşan; buradan batıya yönelip … Yaylası’ndan geçerek, …’na oradan da … Köyü’nden …’un … Kanyonu’nu geçerek …’a birleşen yaylalar kotunda bir ulaşım aksı önerilmiştir. Bu yolla turizm potansiyeli olan bazı yaylalara ve … Kanyonu’na ve nihayet … İlçe Merkezine il merkezinden direkt bir bağlantı sağlanmış olacaktır. … İl Merkezi ve … İlçesi arasında, … Karayolu’nun yükünü azaltması amacı ile kuzeyde bu yola paralel yeni bir aks önerilmiştir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
3.2- DAVACININ İDDİALARI
Yaylaları birbirlerine karayolu ile bağlamanın, söz konusu alanların sahip olduğu doğal değerlerin korunması ve sürdürülebilir turizm ilkeleri ile kesinlikle bağdaşmadığı, yaylaların adeta kitle turizmine açılması anlamına da gelen söz konusu yol nedeniyle hem doğal değerlerin zarar göreceği hem de yaylalar alternatif turizm için önemli çekim noktalarıyken bu özelliklerini yitireceği, dolayısıyla, Plan Açıklama Raporu 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümü, 7. Paragrafın iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.
3.3- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI İLE TEMYİZ İDDİALARI
… ve … İllerinin bölgenin doğası ve iklimi gereği ülkemizin yaylacılık faaliyetlerine en uygun illeri arasında yer aldığı, özellikle Mayıs-Ekim döneminde bölgede yaylacılık faaliyetlerinin arttığı, … İlinde, özellikle, … yayla, …, …, …, … ilçelerinin kuzey kesimlerinde yaylacılık faaliyetlerinin yoğunlaştığının bilindiği, yılın altı ayında yoğun olarak yapılan yaylacılık faaliyetinin ulaşım bağlantılarının güçlendirilmesi amacıyla üretilen plan kararlarının doğal değerlere aykırı olamayacağının şüphesiz olduğu, çünkü, söz konusu ulaşım bağlantısının yeni yatırım kararlarını içermediği, … İlinin kuzey kesiminde yapılan yaylacılık faaliyetlerinin geliştirilmesi ve erişimin sağlanması amacıyla önerildiği, Çevre Düzeni Planı Hükümlerinin 5.2. sayılı Geliştirme ilkeleri başlığı altında 5.2.2 sayılı “Planlama Bölgesi’nin doğal, tarihsel kültürel, sosyal ve ekonomik değerlerinin katma değerlerini artıracak kararlarla geliştirilmesi.” ifadesi çerçevesinde bölgeye has turizm potansiyelleri arasında yer alan yaylacılık turizminin geliştirilmesi ve bölge ekonomisine katkı sağlanmasının hedeflendiği, bu bağlamda, yaylacılık faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla ulaşım bağlantılarının geliştirilmesini öngören dava konusu plan kararının turizm ve doğal değerlerin zarar görmesine yol açmayacağı aksine alternatif turizme katkı sağlayacağı ve bölgede yoğun olarak yapılan yaylacılık faaliyetlerini geliştireceği mütalaa edilerek plan kararları oluşturulduğu savunulmaktadır.
3.4- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda, “Söz konusu yolun 1/100.000 ölçekte gösterimi, yola bu ölçekte atfedilen önemle ilişkilidir. Söz konusu yolun bu ölçekte vurgulanması nedeniyle itiraz konusu olduğu açıktır. Bu ölçeğe taşınmış olması, yolun ölçeği ve ölçüleri ile vurgulanmış olmasının göstergesidir. Dava konusu planda “Yayla Yerleşmeleri” ayrı bir lejant maddesi olarak gösterilmiştir.
Turizmin çeşitlendirilmesinin, turizmin bölgeye iktisadi katkısının yaygınlaştırılması ve yayılması, tek bir türün baskısının azaltılması açısından yararlarından söz edilmelidir. Diğer yandan, kırsal alana yönelik çeşitlendirilmiş bir turizm etkinliğinin koruma hedeflerinin güçlendirilmesi açısından da yararları söz konusudur. Dava örneğimizde Yayla Turizmi, çeşitlendirilmiş bir turizm sektörü açısından kuşkusuz önemlidir. Özellikle, kıyı bölgesindeki gelişme imkânlarından uzak arka bölgedeki kırsal kesim için sürdürülebilir bir kır ekonomisi imkânı sunacağı belirtilmelidir.
Nitekim davacı yayla turizminin geliştirilmesine itiraz etmemektedir. Davacı itirazı yaylaları turizm amaçlı olarak birbirlerine bağlayacak olan yola ilişkin planlama kararına yöneliktir.
Bilirkişi Kurulumuz, turizmin çeşitlendirilmesi olarak yayla turizminin desteklenmesini, bunun gereği olarak yayla yerleşmelerine erişim imkânlarının artırılmasını olumlu değerlendirmektedir. Buna karşın, Yayla Turizminin niteliği ve ölçeği dikkate alındığında 1/100.000 ölçekli bir planda vurgulanacak ölçüde bir ulaşım altyapısının yaratılmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca, yaylalara erişim imkânı sunacak tali yol sistemlerinin bu ölçekte gösterilmesi de anlamlı değildir.
Kurulumuzca, Yayla Turizminin geliştirilmesi düşüncesi benimsenmekle birlikte yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında, doğal çevrenin hızla tüketilmesine katkıda bulunacak süreklilikte bağlantılar kurulmasına gerek olmadığı düşünülmektedir. Yayla Turizminin geliştirilmesi kararı olumlu bulunmakla birlikte yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında süreklilik yaratılmasına hiçbir gerek bulunmamaktadır. Dava konusu plandaki ölçülerde ve süreklilikte vurgulanacak olan bir yol, kendi özgün koşulları ve doğal çevresi ile yayla yerleşmelerinin öne çıkmaları yerine, sunduğu altyapı imkânları nedeniyle yol boyunca sürekliliği olan bir yapılaşmaya zemin hazırlayacaktır.
Her yaylanın ve yayla yerleşmesinin bir son nokta olması yaylanın tanımı ve doğası gereğidir; kendilerini var eden kıyıları ile bir anlam ifade ederler. Yayla kavramı çerçevesinde esas ilişki yaylayı var eden ve bir gereklilik olarak ortaya çıkaran kıyı ya da kıyı bölgesi ile yayla arasındaki ilişkidir. O nedenle yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında yatay bağlantıların öne çıkarılması ve sürekliliğe kavuşturulması yayla fikri ile çelişmektedir. Yaylalar kıyı bölgelerinde olur. Tarihsel olarak belirli gerekliliklerden ortaya çıkmıştır. Kıyısı olmayan yerlerde yaylalar bulunmaz; yaylalar kıyısı ile ilişkisi içinde tanımlanırlar.
Yaylalar arasında öngörülen dava konusu yol dile getirilen ilişkiyi bozacak bu nedenle de bir nihai nokta, uç ve zirve olarak yaylanın yitirilmesine yol açacaktır. Bunun sonucu olarak belirli bir kıyıya ait olan, kendi kıyısı ile ilişkisi içinde var olan yaylalar anonimleşecek ve kıyı-yayla ilişkisi, yaylalar ile yaylalar, ya da yayla yerleşmeleri ile yayla yerleşmeleri arasındaki ilişkiye dönüşecektir. Her yayla kendini var eden kıyısı ile ilişkisi, vadileri ve diğer coğrafi yapıları ile dikey coğrafi sürekliliklerin ve kültürel ilişkilerin bir ürünüdür. Yaylalara erişimde dikey ilişkilerin korunması, yatay ilişkilerin öne çıkarılmaması nihai erişim noktaları olarak yaylaların ve yayla yerleşmelerinin kendi özgünlükleri ile var olmalarını destekleyecektir. Tersi durumda bir son nokta olarak yayla ya da yayla yerleşmesi fikrini ortadan kaldırarak yepyeni bir gelişme ekseni oluşturacaktır. Bunun sonucu olarak, yaylaların kentleşmesi ve yaylaların fiilen ortadan kalkması kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenlerle, Kurulumuzca yayla turizminin geliştirilmesi olumlu bulunmakla birlikte, yaylalar arasında, yayla yerleşmelerinin özgünlüklerini zayıflatacak yeni bir ulaşım ekseni düşüncesi olumsuz değerlendirilmiştir.” tespitlerine yer verilmiştir.
3.4- DAİRE KARARI
Bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda, yayla turizminin geliştirilmesi olumlu bulunmakla birlikte, yaylalar arasında yayla yerleşmelerinin özgünlüklerini zayıflatacak yeni bir ulaşım ekseni oluşturulmasına gerek bulunmadığı, böyle bir yolun yapılaşmaya yol açacağı, yaylaların nitelikleri ile bağdaşmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
Bu itibarla, yayla turizmi kapsamında karayolu ulaşımına yönelik dava konusu plan kararlarında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu planın Plan Açıklama Raporunun 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümünün, 7. Paragrafının iptaline karar verilmiştir.
3.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunun “Yayla Turizmi Alanları” başlıklı 4.1.2.11.b. sayılı maddesinde, “Planlama Bölgesi Akdeniz fiziksel özelliklerine bağlı olarak önemli bir doğa ve yayla turizmi potansiyeli sunmaktadır. Bu potansiyelin değerlendirilmesi amacıyla, Mersin ve Adana İllerinde potansiyel sunan tüm yaylalarda eko-turizm ve kırsal turizm tesis alanı desteklenmelidir.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, Plan Uygulama Hükümlerinin 5.2.2 sayılı maddesinde, planlama bölgesi’nin doğal, tarihsel, kültürel, sosyal ve ekonomik değerlerinin katma değerlerini artıracak kararlarla geliştirilmesi, dava konusu planın geliştirme ilkeleri arasında sayılmıştır.
Planın Açıklama Raporunun, uyuşmazlık konusu 4.1.4.4.a. sayılı Karayolu Ulaşımı Bölümünün 7. paragrafında, … Merkezinden kuzeye doğru başlayan ve … Beldesi’ne ulaşan; buradan batıya yönelip … Yaylası’ndan geçerek, …’na oradan da … Köyü’nden …’un … Kanyonu’nu geçerek …’a birleşen yaylalar kotunda bir ulaşım aksı önerildiği anlaşılmakta olup, turizm potansiyeli olan bazı yaylalara ve … Kanyonu’na ve nihayet … İlçe Merkezi’ne il merkezinden direkt bir bağlantı sağlanması amacıyla getirilen söz konusu plan kararının yukarıda yer verilen, planın doğa ve yayla turizmi potansiyelinin desteklenmesi hedefi ile planlama bölgesi’nin doğal, tarihsel, kültürel, sosyal ve ekonomik değerlerinin katma değerlerini artıracak kararlarla geliştirilmesi ilkelerine uygun olduğu görülmektedir.
Nitekim bilirkişi raporunda da, turizmin çeşitlendirilmesi olarak yayla turizminin desteklenmesi, bunun gereği olarak yayla yerleşmelerine erişim imkânlarının artırılması olumlu olarak değerlendirilmiştir.
Diğer taraftan, ölçeği gereği dava konusu çevre düzeni planındaki arazi kullanım kararlarının imar planlarına esas olacak şekilde şematik ve grafik bir dil kullanılarak belirlendiği, bu plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, nihai sınırların, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde, çevre düzeni planının ilke ve politikaları doğrultusunda alt ölçekli planlar ile belirleneceği göz önünde bulundurulduğunda, bilirkişi raporunda belirtilen, yaylalar arasında yayla yerleşmelerinin özgünlüklerini zayıflatacak yeni bir ulaşım ekseni oluşturulmasına gerek bulunmadığı, böyle bir yolun yapılaşmaya yol açacağı, yaylaların nitelikleri ile bağdaşmayacağı şeklindeki tespite katılmak mümkün olmamıştır.
Bu durumda, davalı idare savunmasında da belirtildiği üzere, yaylacılık faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla ulaşım bağlantılarının geliştirilmesini öngören dava konusu plan kararının, turizm ve doğal değerlerin zarar görmesine yol açmayacağı, aksine alternatif turizme katkı sağlayacağı ve bölgede yoğun olarak yapılan yaylacılık faaliyetlerini geliştirileceği sonucuna varılmış olup, Planın Açıklama Raporunun, uyuşmazlık konusu 4.1.4.4.a. sayılı Karayolu Ulaşımı Bölümünün 7. Paragrafında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 12- Plan Açıklama Raporunun 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümünün, 7. Paragrafına ilişkin kısmının iptaline karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
4- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 15- Adana ili, Tufanbeyli’de önerilen termik santral kararına ilişkin kısmı yönünden;
4.1- DAVACININ İDDİALARI
… İli, …’de termik santral önerilmesinin bölgedeki doğal çevre için son derece önemli bir tehdit oluşturduğu, termik santrallerin doğal varlıklar üzerinde oluşturduğu tehditlerin bilindiği, toprak ve hava kirliliği yanında, en önemli çevresel etkilerinden birisinin de sular üzerindeki etkileri olduğu, termik santralin soğutma suyu gereksiniminin büyük olduğu, bu nedenle termik santrallerin genellikle nehir, göl veya deniz gibi soğutma suyu kullanılabilecek kaynaklara yakın yerde kurulduğu, termik santrallerde tüketilen soğutma sularının kullanılmadan önce çeşitli kimyasal işlemlerden geçirildiği, santralin makinelerine zarar verilmemesinin sağlandığı, böylelikle kaynaktan alınan suların kaynağa geri verilirken kirliliğin artmasına neden olduğu, söz konusu termik santralin yapılması durumunda, bölgedeki endemik flora ve fauna geri dönüşü olmayacak şekilde zarar göreceği, dolayısıyla, dava konusu planın …’de termik santral önerilen kısmının iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.
4.2- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Ülkemizin enerji arzında dışa bağımlılık durumunun söz konusu olduğu, elektrik üretiminin büyük kesiminin ithal edilen doğal gaz kaynakları ile karşılandığı, 10. Kalkınma Planının 783. maddesinde “Bütün bu olumlu gelişmelere karşın, linyit haricinde fosil yakıtlar bakımından zengin rezervlere sahip olmayan Türkiye’nin enerji arzındaki dış bağımlılığı önemli ölçüde devam etmektedir. Bu bağımlılığı azaltmak için, yerli kaynakların enerji üretiminde mümkün olan en yüksek oranda değerlendirilmesi gerekmektedir. Benzer şekilde, enerji üretiminden iletimine, dağıtımından kullanımına kadar olan bütün süreçlerde verimliliğin artırılması, israfın önlenmesi ve enerji yoğunluğunun hem sektörel hem de makro düzeyde azaltılması, enerji arzındaki dış bağımlılığın etkilerinin hafifletilmesi açısından büyük önem taşımaktadır,” ifadelerinin yer aldığı, söz konusu madde ile de dışa bağımlılığın azaltılması amacıyla enerji üretiminde yerli kaynakların kullanımının arttırılmasına vurgu yapıldığı, davacı tarafından iddia edilen ve termik santrallerin çevresel etkilerine ilişkin iddiaların bu davanın konusu olmadığı, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği Ek 1 Listesine göre termik santrallerin anılan Yönetmeliğe tabi olarak incelenmesi gereken faaliyetler arasında yer aldığı, bu bağlamda dava konusu işleme ilişkin çevresel etkilerin ÇED sürecinde incelenmesi gerektiği savunulmaktadır.
4.3- DAİRE KARARI
Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin Ek 1 listesi uyarınca, termik santrallerin çevresel etki değerlendirmesine tabi olması gereken faaliyetler arasında yer aldığı, söz konusu termik santrale ilişkin çevresel etkilerin ÇED sürecinde incelenmesi gerektiği,
Dava konusu çevre düzeni planı ile …’de önerilen termik santrale ilişkin davacı iddialarının, söz konusu santralin çevreye olabilecek olası etkilerine yönelik olduğu dikkate alındığında, söz konusu iddiaların planlama aşamasında değil, ÇED sürecinde değerlendirilmesi gerektiği,
…’de önerilen termik santralin, kalkınma planının 783. maddesinde yer alan ifadeler doğrultusunda enerji ihtiyacının giderilmesi amacıyla getirildiği, alanın limana yakın olması, sanayi ihtiyacı bulunması nedeniyle yer seçiminin uygun olduğu, dava konusu planın plan hükümleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek yer seçimi kararı alınırken ilgili mevzuata uyulacağı, ÇED sürecinde çevresel etkilerinin değerlendirileceği sonucuna ulaşıldığından, bu hususta şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
4.4- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Temyize konu Daire kararında, anılan termik santralin plandaki yer seçimi incelenerek, alanın limana yakın olması, sanayi ihtiyacı bulunması nedeniyle yer seçiminin uygun olduğu şeklindeki gerekçeye de yer verilmiş ise de, dava konusu Çevre Düzeni Planı ile Tufanbeyli’de önerilen termik santrale ilişkin davacı iddialarının, söz konusu santralin çevreye olabilecek olası etkilerine yönelik olduğu dikkate alındığında, tesisin plandaki yer seçimi kararının bakılan uyuşmazlıkta değerlendirilmesine hukuken gerek bulunmamaktadır.
Bu doğrultuda, söz konusu gerekçenin Daire kararından çıkartılması gerekmektedir.
Öte yandan, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin Ek 1 listesi uyarınca, termik santrallerin çevresel etki değerlendirmesine tabi olması gereken faaliyetler arasında yer aldığı, söz konusu termik santrale ilişkin çevresel etkilerin ÇED sürecinde incelenmesi gerektiği, bu doğrultudaki davacı iddialarının da planlama aşamasında değil, ÇED sürecinde değerlendirilmesi gerektiği yolundaki gerekçe, Kurulumuzca uygun bulunmuş olup, Daire kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 15- Adana ili, Tufanbeyli’de önerilen termik santral kararı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanması gerekmektedir.
5- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 18- Anamur-Bozdoğan arasında önerilen turizm tesis alanına ilişkin kısmı yönünden;
5.1- DAVACININ İDDİALARI
Dava konusu planın … sayılı paftasında, Akdeniz Foku Yaşam Alanı sınırları içerisinde …-… arası turizm tesis alanı önerilen bölümünün iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.
5.2- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Dava konusu işlemin bulunduğu …’un kıyı kesiminin, çevre düzeni planının hedefleri doğrultusunda, turizmin geliştirilmesinin hedeflendiği ilçeler arasında yer aldığı, söz konusu işlemin bulunduğu alanın, … ilçe merkezinde turizm faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla önerildiği, planda Akdeniz Foku Yaşam Alanı olarak tanımlanan alanların kesin sınırları ifade etmediği, alt ölçekli plan çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların bu ekosistem bölgesine yönelik uygulamayı yönlendirici kararları kapsamında turizm alanlarının yer seçiminin kesinleştirileceği savunulmaktadır.
5.3- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda, “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Alanı ilan edilmesi yalnızca bir sınır geçirmenin ötesinde planlama sürecini doğrudan etkileyen bir karardır. En azından bu büyük alanlar için farklı nitelikleri göz önüne alınarak alan içinde bir bölgeleme yapılması gerekir. KTKG Bölgelerinde alan içi bir bölgeleme, bu alanların keyfi bir biçimde tanımlanmadığı, belirli bir veri tabanına dayanılarak kurumsal ve kurum dışı görüşlerin değerlendirilerek yapıldığının bir ifadesi olacaktır. Bu nedenlerle, Kurulumuz dava konusu olan ve ulusal ölçekte son derece önemli zenginlikler içeren doğal koruma alanlarını kapsayan, temel turizm strateji belgelerinde alınan kararlarla uyuşmayan ve içeriği ve alınma gerekçesi ve amacı belirli olmayan iki KTKB Bölgesinin üst ölçekli bir plana işlenmiş olmasının planlama ilkeleri ile uyumlu olmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, planda yer alan KTKG Bölgelerine ilişkin planlama kararının, yukarıda ayrıntılı olarak değinilen sorulara açıklık kazandırılması, bu ölçekte yapılan bir arazi kullanım planı hazırlama yaklaşımının bir gereği olarak görülmelidir.” tespitlerine yer verilmiştir.
5.4- DAİRE KARARI
Turizm merkezi kararlarının plana veri/girdi olarak yansıtılmasının yasal zorunluluk olması nedeniyle turizm merkezi, turizm tesisi kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
5.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Daire kararında, …-… arasında önerilen turizm tesis alanına ilişkin plan kararının, planlama yetkisi farklı bir idareye sahip, özel kanuna tabi “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ya da “turizm merkezi” olarak nitelendirilerek, söz konusu kararların plana veri/girdi olarak yansıtıldığı belirtilmiş ise de, davalı idarenin savunması ile … sayılı plan paftasının değerlendirilmesinden, Anamur-Bozdoğan arasındaki plan kararının, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ya da turizm merkezi gibi özel statülü bir alan olmadığı, yer seçimi dava konusu Çevre Düzeni Planı ile yapılan, turizm tesis alanı niteliğindeki kullanım kararı olduğu görülmektedir.
Nitekim söz konusu turizm tesis alanına yönelik gösterimin, dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında yer verilen “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ya da “turizm merkezi” gösterimi değil, turizm tesis alanı gösterimi niteliğinde olduğu kuşkusuzdur.
Dolayısıyla, söz konusu turizm tesis alanı kararının plana veri/girdi olarak yansıtılmasının yasal zorunluluk olduğundan söz edilebilmesine olanak bulunmamakta olup, bu kullanımın, dava konusu Çevre Düzeni Planı kararı çerçevesinde ele alınıp, hukuki değerlendirmenin bu şekilde yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, Anamur-Bozdoğan arasındaki turizm tesis alanının, Akdeniz Foku Yaşam Alanı sınırları içerisinde önerildiği belirtilerek, söz konusu plan kararının hukuka aykırı olduğu iddia edilmiş ise de, …sayılı plan paftasının incelenmesinden, söz konusu alana “kaplumbağa yuvalama alanı” lekesinin getirildiği anlaşılmakta olup, hukuki değerlendirme bu husus çerçevesinde yapılacaktır.
Dava konusu planın Plan Uygulama Hükümlerinin 4.50 sayılı maddesinde, “Deniz Kaplumbağaları Üreme ve Koruma Alanları: “Avrupa’nın Yaban Hayatı Ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi” (Bern Sözleşmesi) çerçevesinde nesli tehlikede olan deniz kaplumbağalarının üreme alanlarıdır.
” kuralına,
8.36 sayılı maddesinde ise, “Deniz Kaplumbağaları Üreme Ve Koruma Alanları
8.36.1- Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün görüşünün alınması zorunludur.” kuralına yer verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu Çevre Düzeni Planında (Açıklama Raporu- 3.1. GENEL YAKLAŞIM- syf 3) çevrenin sürdürülebilirliğine yönelik olarak, ekolojik öneme sahip hassas alanlar, milli parklar, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları, yaban hayatı geliştirme sahaları, doğal yaşam alanları olarak adlandırılan sulak alanlar, deniz kaplumbağaları yuvalama kumsalları, önemli bitki ve kuş vb. gibi alanlar mutlak korunacak alanlar olarak kabul edilmiş olup, deniz kaplumbağaları üreme ve koruma alanlarına yönelik uygulamaların, ilgili idarelerin görüşü alınmadan yapılamayacağı, bu uygulamalarda Avrupa’nın Yaban Hayatı Ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi” (Bern Sözleşmesi) çerçevesinde işlem tesis edilmesinin gerektiği açıktır.
Bu durumda, dava konusu Çevre Düzeni Planı ile mutlak korunması öngörülen ve alt ölçekli planlar yapılırken taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler doğrultusunda, gerekli tedbirlerin alınarak uygulama yapılması gereken deniz kaplumbağaları üreme ve koruma alanında, turizm tesis alanı kullanımı getirilmesine yönelik plan kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 18- Anamur-Bozdoğan arasında önerilen turizm tesis alanı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanması gerekmektedir.
6- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 19- Yenice kentsel gelişme alanına ilişkin kısmı yönünden;
6.1- DAVACININ İDDİALARI
Düşük yoğunluklu, geniş alanlara yayılan yerleşmelerin; verimsiz arazi kullanımı, yetersiz kamusal alan, tarım alanlarının yapılaşması, yüksek altyapı yatırım maliyeti gibi olumsuzlukları da beraberinde getirebildiği, bu yüzden, yeni gelişme alanları önerilirken, yerleşik doku içerisindeki boşlukların doldurulmasının öncelik olması gerektiği ve yoğunlukların da düşük tutularak geniş alanlara yayılmak yerine yoğunluk-alan arasındaki denge uygun değerde tutularak gelişmeye açılacak alanların sınırlandırılması gerektiği iddia edilerek, Yenice’de dahil, bazı bölgelerde önerilen kentsel gelişme alanlarının iptali talep edilmiştir.
6.2- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI İLE TEMYİZ İDDİALARI
Yenice yerleşiminin …-…- … gelişme aksında, … karayolunun çevresinde gelişen bir yerleşim olduğu, bu bölgede mevcut demiryolu hattının bulunması ve Üniversite Alanı, Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı, Çalışma Alanı gibi yeni yatırımların bulunmasının bölgenin gelişimini etkilemekle birlikte yeni kentsel gelişme alanı ihtiyacını da ortaya çıkardığı, ayrıca, Yenice’nin T.C. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye çapında oluşturulması planlanan ve ulaşım sistemleriyle entegre olma avantajı taşıdığı için lojistik köy olarak adlandırılacak merkezlerden biri olduğu, bu bağlamda Yenice yerleşiminin gelişme potansiyelleri göz önünde bulundurularak, kuzeyinde ve D-400 karayolu boyunca kentsel gelişme alanlarının önerildiği savunulmaktadır.
6.3- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda, ” Dava konusu plan, bölgedeki mevcut yerleşmelerin nüfusunu, belirli planlama hedef ve stratejileri doğrultusunda belirlememiş, geçmiş ve mevcut eğilimler çerçevesinde ileriye yönelik kestirimlerden hareketle artan nüfusun gereksinimine karşılık geleceği düşünülen büyüklükte yeni gelişme alanları açmayı yeterli görmüştür. Yerleşmelerin var olan yerleşik alanlarının ne oranda yapılaşmış olduğu, yoğunlaşma ve dönüşüme yönelik potansiyelleri araştırılmamış, bu yerleşik alanların tümüyle dolu olduğu varsayılmıştır. Bu süreçte ayrıca, onaylı alt ölçek planlarda imara açılan alanların veri alınıp üst ölçek plana aktarıldığı da düşünülmektedir. 1/100.000 ölçekli bir planlama disiplininin olmadığı koşullarda, gelişmeleri kentlerine çekme isteğindeki belediyelerin, gereğinden fazla imarlı alan yaratma çabaları bilinmektedir. Bunun sonucu olarak, ülkemizde çok sayıda küçük belediye çok büyük alanları gelişmeye açmış, bunun sonucu olarak gelişme imkânları olmayan imarlı alanlar stoku ortaya çıkmıştır. 1/100.000 ölçekli bir planlama çalışmasının geçmiş bu yanlışlıkları düzeltmesi ve yerleşmelerin gelişme konularını disiplin altına alması beklenirken, dava konusu planda bu gelişme öngörülerinin 1/100.000 ölçekli plana aynen aktarılması şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmamaktadır.
Bilirkişi Kurulumuz, dava konusu planın, yeni gelişme alanlarının belirlenmesindeki yaklaşımının ciddi sorunlar taşıdığı kanaatindedir. Yeni gelişme alanları belirlenirken kentlerin üst biçiminin (makroformunun) gelişimine ve gelecekte alacağı biçime dair bir kaygı güdülmemiş, yerleşmelerin mevcut eğilimler ve talepler çerçevesinde hemen her yönde yağ lekesi gibi yayılan yeni gelişme alanları ile büyümelerine izin verilmiştir. Oysa güncel şehircilik ve planlama yazını, özellikle iklim değişikliği ve küresel ısınma gibi çevre sorunları ile buna bağlı afet olayları, enerji, su ve gıda kıtlığı gibi sorunlardan hareketle kent formlarını, yapı yoğunluğunu arttırarak daha derişik (compact) tutmanın, bu yolla kentsel yayılma ve saçaklanmayı önlemenin önemini vurgulamaktadır. Kentleri daha az yayılmış ve saçaklanmış bir biçimde geliştirmenin sağlayacağı ekonomik, toplumsal ve çevresel yararları gösteren araştırmaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Uluslararası düzeyde bu tür gelişmeler yaşanırken, ülkemizde verimli tarım topraklarının ortasında kalan kentsel yerleşmelerin denetimsiz bir biçimde büyümelerine ve yayılmalarına olanak veren üst ölçekli strateji planlarının yapılması kabul edilebilecek bir durum değildir. Bilirkişi Kurulumuz, dava konusu planın; mevcut eğilimleri plan kararı haline getirerek planlama alanındaki yerleşmelerin daha fazla yayılmasına ve verimli tarım toprakları ile doğal alanların kaybına neden olacak kentsel gelişme sürecinin önünü açan tutumunun planlama ilkeleri ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu görüşündedir.
Dava konusu plan, bölgedeki yerleşmelerin nasıl büyüyecekleri sorunsalını, geçmiş ve mevcut eğilimler çerçevesinde ileriye yönelik kestirimlerden hareketle artan nüfusun gereksinimine karşılık geleceği düşünülen büyüklükte yeni gelişme alanları açarak çözmeyi hedeflemiştir. Bu çerçevede, yerleşmelerin var olan yerleşik alanlarının ne oranda yapılaşmış olduğu, yoğunlaşma ve dönüşüme yönelik potansiyelleri araştırılmamış, bu yerleşik alanların tümüyle dolu olduğu varsayılmıştır. Bu süreçte ayrıca, onaylı alt ölçek planlarda imara açılan alanların veri alınıp üst ölçek plana aktarıldığı da düşünülmektedir. Bu ise oldukça sorunlu bir yaklaşımdır.” tespitlerine yer verilmiştir.
6.4- DAİRE KARARI
Bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda, mevcut yerleşmelerden çok daha geniş bir alanda, verimli tarım arazilerinin üzerinde gelişme alanları önerildiği, yerleşik alanların tümüyle dolu varsayıldığı, potansiyellerin değerlendirilmediği, ayrıca kapsamlı inceleme ve analiz yapılmadan plan kararlarının getirildiği, plan notlarıyla bu alanların denetim altına alınmasını denetleyecek kararlar getirilmediği, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan dava konusu kentsel kullanım kararının şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı,
Bu itibarla, verimli tarım alanlarının üzerinde mevcut yerleşmelerin neredeyse 2-3 katına varan gelişme alanlarının önerildiği, yerleşik alanların tümüyle dolu varsayıldığı, potansiyellerin değerlendirilmediği, ayrıca etüd edilmeden plan kararlarının getirildiği, plan notlarıyla bu alanların denetim altına alınmasını denetleyecek kararlar getirilmediği, verimli tarım topraklarının elden çıkmasına yol açılacağı nedenleriyle sözü edilen kentsel kullanım kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu plan ile Yenice yerleşmesinde öngörülen kentsel gelişme alanının iptaline karar verilmiştir.
6.5- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunun 3.3.1.10.f. sayılı maddesinde (syf 30), “… Beldesi, … Karayolu üzerinde, tarım arazileri ile çevrili; karayolu boyunca konut dışı kentsel çalışma alanlarının yer aldığı bir yerleşimdir. Mersin-Adana arasında bulunan belde, bulunduğu konum itibari ile … İli’nin sanayi ve konut dışı kentsel çalışma alanları gelişim aksında yer almaktadır. …, demiryolu ulaşım aksları açıdan stratejik öneme sahip bir beldedir. Anadolu’dan gelip, …-… güzergahlarına dağılan demiryolu ağının kavşak noktasında yer alan …, T.C. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye çapında oluşturulması planlanan ve “ulaşım sistemleriyle entegre olma avantajı taşıdığı için lojistik köy” olarak adlandırılacak merkezlerden biridir. Bu durum beldedeki mekansal ve ekonomik gelişimi etkileyecek önemli bir girdi olacaktır.
…, çevre düzeni planı döneminde sanayi ve hizmetler sektörünün ön planda olduğu bir gelişme gösterecektir. Bununla birlikte, beldede tarım sektörünün gelişimi de desteklenmektedir.
… Beldesi kentsel nüfusu çevre düzeni planı hedef yılı olan 2025 için 25.000-35.000 kişi aralığı kabul edilmiştir. Yenice Beldesi’nin mevcut imar planı kapasitesi plan döneminde beldede öngörülen gelişme potansiyeli için yeterli değildir. Bu nedenle mevcut imar planı sınırları dışında, yerleşimin kuzeyinde yeni kentsel gelişme alanları önerilmiştir. Karayolunun güneyinde bölgedeki sanayi taleplerine cevap vermek üzere sanayi alanı önerilmiştir. Ayrıca, lojistik köy projesi kapsamında yük garı olarak ayrılan alan plana işlenmiştir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Açıklama raporunda detaylı bir şekilde yer verilen hususlar çerçevesinde, Yenice yerleşiminin kuzeyinde kentsel gelişme alanı planlanmış olup, bölgenin özelliği, beldede öngörülen gelişme potansiyeli sonucu gerekli yerleşim alanı ihtiyacı ile yerleşimin gelişme yönü doğrultusunda belirlendiği ve çevre düzeni planının gelişme öngörüsü ile uyumlu olduğu anlaşılan söz konusu kullanım kararında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İddia 19- Yenice kentsel gelişme alanına ilişkin kısmının iptaline karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne,
2- Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu temyize konu 19/12/2019 tarih ve E:2014/59, K:2019/14726 sayılı kararının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 16/09/2013 tarihli işlemle onanan …-… Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İddia 7- 8.10.1 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının BOZULMASINA oyçokluğuyla,
3- Davacının temyiz isteminin kısmen reddine,
4- Temyize konu kararın, dava konusu planın İddia 15- … ili, …li’de önerilen termik santral kararı ile İddia 18- …-… arasında önerilen turizm tesis alanına ilişkin davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının yukarıda belirtilen GEREKÇE İLE ONANMASINA oyçokluğuyla,
5- Temyize konu kararın, dava konusu planın yukarıda belirtilen kısımlar dışında kalan davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA oybirliğiyle,
6- Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne,
7- Temyize konu kararın dava konusu Çevre Düzeni Planının İddia 12- Plan Açıklama Raporunun 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümünün, 7. Paragrafı ile İddia 19- … kentsel gelişme alanına ilişkin kısımlarının iptaline ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, iddia 12 yönünden oyçokluğuyla, iddia 19 yönünden oybirliğiyle,
8- Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen reddine,
9- Kararın, yukarıda belirtilen kısımlar dışında kalan dava konusu planın iptaline ve karar verilmesine yer olmadığına yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA, iddia 3 ve 5 yönünden oybirliğiyle, diğer kısımlar yönünden oyçokluğuyla,
10- Bozulan hüküm fıkrası yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
9- Kesin olarak, 10/03/2021 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava konusu Çevre Düzeni Planının ” İddia 6- 7.29 sayılı plan uygulama hükmü”ne ilişkin kısmına yönelik olarak;
Davaya konu çevre düzeni planının işlem tarihi itibariyle 7.29 sayılı hükmünün ” planlama bölgesinde, kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında gereksinim duyulması halinde; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türlerine ilişkin başvurular ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluş görüşleri alınarak ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda söz konusu talepler çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir” şeklinde düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Anılan plan hükmü, yapılan değişiklikle 7.30 sayılı plan uygulama hükmünde “Bu plan kapsamındaki toplu konut idaresine (TOKİ) tahsis edilmiş alanlardaki TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı Kanun uyarınca yapılacak uygulamalar; bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ile nüfus kabulleri çerçevesinde, bu planda değişiklik yapılmaksızın, ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar, sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile mer’i mevzuat ile TOKİ ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile 6306 sayılı Kanun’a tabi alanlara ilişkin uygulamalara yönelik her ölçekte plan yapma ve onaylama konusunda verilmiş olan yetkinin kullanımı kapsamında kullanım türlerine ilişkin başvuruların çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde değerlendirileceğinin düzenlendiği, bu doğrultuda hazırlanacak planların sayısal ortamda planın veri tabanına işleneceği görülmektedir.
Davaya konu planda kentsel yerleşik alanlar; “Büyükşehir ve/veya il, ilçe, ilk kademe ve belde belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındıran büyük oranda yapılaşmış alanlardır, kırsal yerleşme alanları ise kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy ve mezraları kapsayan, 3194 sayılı İmar Kanununun ilgili yönetmeliği uyarınca köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınır tespiti yapılmış/yapılmamış ve bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş veya plan ölçeği gereği gösterilmemiş olan alanlar ile 442 sayılı Köy Kanunu uyarınca belirlenmiş/belirlenecek olan alanlardır.” şeklinde,
Kentsel gelişme alanları ise “Bu planın nüfus kabulleri ile ilke ve stratejileri doğrultusunda bu planla kentsel gelişmeye ayrılmış alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Dava konusu plan notu ile planlama bölgesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında kalan (değişik haliyle plan kapsamındaki yetkili idarelere tahsisi yapılmış ve yetkileri dahilinde alanlarda) ancak yine bu planla kentsel kullanıma ayrılan yani kentsel gelişme alanı olarak öngörülen yerlerde TOKİ ya da plan notunda belirtilen idarelerin yetkileri dahilinde olan alanlarda alt ölçekli planlama yapılabilecektir.
Nitekim plan notunun devamında da, kentsel+kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması halinde de, bu alanların bu plan dışında önceden alt ölçekli planlarla yerleşime açılmış ve fiilen yapılaşmış alanlar olduğu gözetilerek çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Netice itibarıyla, bu plan notu ile kentsel ve kırsal yerleşme alanı dışında gereksinim bulunması halinde ancak planda kentsel ve kırsal gelişme alanı olarak belirlenen alanlarda TOKİ ve plan notunda belirtilen idareler tarafından yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türleriyle ilgili talep ve uygulamaların belli ölçüler içerisinde ilgili idaresince değerlendirilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu durumda yasal yetkiler kapsamında, çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde, TOKİ ve plan notunda belirtilen yetkili idarelerce planlama bölgesi kentsel ve kırsal yerleşim alanları dışında konut üretiminin mevzuata aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının ” İddia 6 – 7.29 sayılı plan uygulama hükmü” yönünden, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY
XX-Dava konusu Çevre Düzeni Planının “İddia 7- 8.10.1 sayılı plan uygulama hükmü”ne ilişkin kısmı yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının “İddia 12- Plan Açıklama Raporunun 4.1.4.4.a. Karayolu Ulaşımı Bölümünün, 7. Paragrafı” na ilişkin kısmı yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının “İddia 14- … ve …’ta önerilen golf alanları” na ilişkin kısmı yönünden;
16/09/2013 onay tarihli Çevre Düzeni Planı ile dava konusu edilen golf alanlarının, 03/04/2017 tarihinde onaylanan Mersin-Adana Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu kapsamında kaldırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, bu husus yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İddia 14- Ayaş ve Kuyuluk’ta önerilen golf alanları” yönünden, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının ” İddia 15- Adana ili, Tufanbeyli’de önerilen termik santral kararı” na ilişkin kısmı yönünden;
Dava konusu planın onaylandığı tarihte yürürlükte olan, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde, çevre düzeni planı açıklama raporu; Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde ise; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7’nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin 10. maddesinde ise, analiz ve sentez çalışmalarında; arazi çalışmaları yapılarak bilimsel yöntemlere dayalı yeterli nitelikte ve kapsamda tanımlanan verilerden, uydu görüntülerinden veya hava fotoğraflarından faydalanılacağı, elde edilen verilerin kullanıldığı analiz ve sentez çalışmaları sonuçları doğrultusunda planın hedefleri ile birlikte strateji ve politikaları belirlenerek plan karar ve hükümlerinin oluşturulacağı öngörülmüştür.
14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldıran, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Çevre Düzeni Planlarına Dair Esaslar” başlıklı 6. Bölümünün 19. maddesinde,” Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır:
k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları.” düzenlemesine yer verilmiştir.” kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin 9. maddesinde ise, mekânsal planlara ilişkin, kendi kademesine göre ve yapılış amacının gerektirdiği açıklamaları içeren bir plan raporunun hazırlanacağı, plan raporunda, planın türü, ölçeği, kapsamı ve özelliğine göre; vizyon, amaç, hedefler ve stratejiler belirlenerek, koruma-kullanma esasları, alan kullanım kararları, yoğunluk ve yapılaşmaya ilişkin konularda planlama esasları ve uygulama ilkeleri, eylem planları, açık ve yeşil alan sistemi, ulaşım, erişilebilirlik ve mekânın etkin kullanılması, gerektiğinde koruma, sağlıklaştırma ve yenileme program, alan ve projelerinin etaplama esasları, alan kullanım dağılımı tablosu gibi hususlarda açıklamalara yer verileceği öngörülmüştür.
Yukarıda yer verilen Yönetmelik maddelerinin değerlendirilmesinden, çevre düzeni planları hazırlanırken, bölgesel ölçekteki yatırım kararlarına yönelik kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilerek, bunlara yönelik analiz, etüt ve araştırmaların yapılması, elde edilen sonuçların da bu şekilde plana aktarılması gerekmektedir.
Aynı şekilde, söz konusu analiz, etüt ve araştırmaların sonuçlarının, dolayısıyla plan kararlarının oluşturulma gerekçeleri ile süreçlerinin plan raporunda ayrıntılı bir biçimde yer alması gerektiği kuşkusuzdur.
Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi raporunda; temyize konu termik santral kararı özelinde, söz konusu tesisin tam olarak nerede kurulacağı belli olmadığı gibi, santralin yer seçiminde hangi ölçütlerin dikkate alındığının da açık olmadığı, plan açıklama raporunda yer seçimine ilişkin açıklamaların oldukça yetersiz olduğu, bu raporda yer alan, “…, tarım ve hayvancılık sektörü kimliği ön planda olan ve enerji üretimi açısından gelişen bir yerleşimdir” hükmünün dayanağının ne olduğunun belli olmadığı, bu itibarla, dava konusu planın, önemli bir sektörel yatırım olan termik santrale ilişkin kararının, 1/100.000 ölçekli bir plandan beklenen kapsam ve içerikte geliştirilmediğinin değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Belirtilen mevzuat hükümleri ve bilirkişi raporundaki tespitler birlikte değerlendirildiğinde; Tufanbeyli’de önerilen termik santralin yer seçimine ilişkin olarak Yönetmelik ile öngörülen analiz, etüt ve araştırmaların yapıldığını ortaya koyan hususların araştırma raporunda yer almadığı, bu nedenle, gerekli incelemeler yapılarak ulaşılması gereken bulguların plan kararı ve stratejileri haline getirilmediği ve yer seçimi kararının öngörülen süreç geliştirilerek belirlenmediği anlaşıldığından, dava konusu planın söz konusu kısmında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İddia 15- … ili, …’de önerilen termik santral kararı” yönünden, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının ” İddia 15- … ili, …’de önerilen termik santral kararı” na ilişkin kısmı yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın aynen onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına gerekçe yönünden katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının ” İddia 16- Mersin İli, Mut İlçesi, Narlıdere sanayi alanı” na ilişkin kısmı yönünden;
Dava konusu Çevre Düzeni Planının … sayılı plan paftasında … İlçesi’nin kuzey kesiminde … yakınında önerilen sanayi alanları, 03/04/2017 tarihinde onaylanan …-… Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu ile kaldırılmıştır.
Bu durumda bu husus yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının ” İddia 16- … İli, … İlçesi, … sanayi alanı” yönünden, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXXXXXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının “İddia 18- …-… arasında önerilen turizm tesis alanı” na ilişkin kısmı yönünden;
Bu hususa yönelik Daire kararında, …-… arasında önerilen turizm tesis alanına ilişkin plan kararı, planlama yetkisi farklı bir idareye sahip, özel kanuna tabi “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ya da “turizm merkezi” olarak nitelendirilerek, söz konusu kararların plana veri/girdi olarak yansıtıldığı belirtilmiş ise de, davalı idarenin savunması ile … sayılı plan paftasının değerlendirilmesinden, …-… arasındaki plan kararının, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ya da turizm merkezi gibi özel statülü bir alan olmadığı, yer seçimi dava konusu Çevre Düzeni Planı ile yapılan, turizm tesis alanı niteliğindeki kullanım kararı olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim söz konusu turizm tesis alanına yönelik gösterimin, dava konusu Çevre Düzeni Planının lejantında yer verilen “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ya da “turizm merkezi” gösterimi değil, turizm tesis alanı gösterimi niteliğinde olduğu kuşkusuzdur.
Dolayısıyla, söz konusu turizm tesis alanı kararlarının plana veri/girdi olarak yansıtılmasının yasal zorunluluk olduğundan söz edilebilmesine olanak bulunmamakta olup, bu kullanımların, dava konusu Çevre Düzeni Planı kararı çerçevesinde ele alınıp, hukuki değerlendirmenin bu şekilde yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta Dairece bu yönde herhangi bir inceleme ya da hukuki değerlendirme yapılmamış olup, bilirkişi raporunda da bu alanlar özelinde herhangi bir tespite yer verilmemiştir.
Bu durumda, Dairece yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, gerekirse bilirkişilerden ek rapor alınması suretiyle, …-… arasında önerilen turizm tesis alanının davacı iddiaları çerçevesinde incelenerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İddia 18- …-… arasında önerilen turizm tesis alanı” yönünden, eksik incelemeye dayanan Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.