DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2020/2341 E. , 2021/973 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/2341
Karar No : 2021/973
TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI):….Vakfı
VEKİLİ : Av. …
2-(DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 19/12/2019 tarih ve E:2013/6370, K:2019/14725 sayılı kararının iptale ilişkin kısımlarının davalı idare, davanın reddine ilişkin kısımlarının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 28/02/2013 tarihinde onaylanarak 22/03/2013 tarihinde askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Malatya Elazığ Bingöl Tunceli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 19/12/2019 tarih ve E:2013/6370, K:2019/14725 sayılı kararıyla; Dairelerince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden;
İtiraz 1
Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İtiraz 2
2.27 sayılı plan hükmünde, yer alan dava konusu edilen düzenlemenin, plan esnekliğini ve dinamizmini sağlaması açısından önemli olmasına karşın fazlasıyla genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangilerinin getirmeyeceği konusunda net bir düzenleme yapılarak çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği, bu nedenle de mevcut haliyle plan hükmünde mevzuata uyarlık görülmediği,
İtiraz 3
Davaya konu 2.29 sayılı plan hükmünün TOKİ’nin ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (plan hükmünün sonradan değiştirilmiş haliyle 6306 sayılı Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalara yönelik plan yapma yetkisine sahip kuruluşların) üst ölçekli çevre düzeni planı kararı olmadan ve bu plana aykırı bir şekilde arazi kullanım kararı belirlenmesine yol açacağı, ÇDP’de belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında da plan hazırlayıp konut inşa edebileceğini öngörmesi nedeniyle ÇDP’de belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında konut üretilmesinin plan hiyerarşisi ve çevre düzeni planı yapma amaç ve yöntemleriyle uyuşmadığı, bu itibarla plan hükmünde mevzuata uyarlık bulunmadığı,
İtiraz 4
Davaya konu çevre düzeni planı yapım aşamasında iken yerleşim bölgesindeki illerde yer alan yerleşim yerlerine ilişkin İller Bankasınca ihale edilmiş ve çalışmalara başlanmış imar planlarının bulunabileceği gözetilerek çevre düzeni planı nüfus kabullerini aşmamak kaydıyla çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın veri tabanına işlenerek alt ölçekli planların yapılmasında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmediği,
İtiraz 5
Plan Hükümlerinde özel planlama alanlarının bu çevre düzeni planının ölçeğinde detayda karar üretilmesine teknik açıdan olanak bulunmayan ancak sahip olduğu doğal, kültürel ve ekonomik kaynak değerleri ile yüksek derecede koruma ve/veya gelişme potansiyeli taşıyan veya içerdiği çevre sorunları ve yapılaşma baskısı nedeniyle alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili idaresince çözüm üretilmesi gerekli görülen alanlar olarak tanımlandığı,
Bu tanım çerçevesinde iki ayrı özel planlama alanının belirlendiği, belirlenen özel planlama alanlarının özellikleri nedeniyle yer verilen tanıma uygun olduğu,
Belirtilen hususlar doğrultusunda bu alanlarda çevre düzeni planına uygun olarak mevzuat çerçevesinde yetkili olan kurumlar tarafından alt ölçekli plan çalışmalarının yapılacağı,
Diğer taraftan bilirkişi kurulunca Yeşilyurt Planlama Alanında bağ bahçe alanı olarak belirlenen alanlarda getirilen yapılaşma emsalinin genel hükümle çeliştiği ifade edilmiş ise de, belirlenen tanım çerçevesinde özel planlama alanında farklı bir yapılaşma emsali getirilmesinin planı kusurlandırmadığı,
İtiraz 6
Davaya konu plan notlarının 3.5.4.5. sayılı maddesinde tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının tanımlandığı, 3.5.4.5. sayılı maddesinin alt maddelerinde bu alanlarda bulunabilecek kullanımların belirlendiği,
Planın 3.5.4.5.5. sayılı maddesine göre bu alanların Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Uygulama Yönetmeliği çerçevesinde yer seçimine konu olması halinde plan değişikliğine gerek olmaksızın alt ölçekli planlar yapılmak suretiyle tarıma dayalı organize sanayi bölgesi (OSB) olarak kullanılabileceği, 3.5.4.5.6. sayılı maddesinde, bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik her türlü önlemlerin alınmasının zorunlu olduğu, 3.5.4.5.1. sayılı maddesinde bu alanların yer seçiminin planda tanımlanan alanlar dikkate alınarak en az 20 ha olacak şekilde bu planda değişikliğe gerek olmaksızın il toprak kurulu marifetiyle ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda yapılabileceğinin hüküm altına alındığı,
Diğer taraftan plan açıklama raporunda alana ilişkin tarım sektörüne yönelik ana stratejilerin belirlendiği, burada hayvansal üretime ilişkin strateji ve uygulama stratejilerinin oluşturulduğu, davalı idarece de bölgenin en büyük potansiyelinin tarımsal (bitkisel ve hayvansal) üretim olduğu, bu potansiyelin değerlendirilmesi için plan kararlarının getirildiği, küçük işletmelerin faaliyetlerini sürdürmelerine engel bulunmadığı yönündeki görüşlere göre bölgede organize tarım ve hayvancılık bölgeleri kullanımının öngörülmesinin ve gerçekleşmesinin bölgenin gelişmesinde büyük rol oynayacağı,
Bu itibarla, plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen organize tarım ve hayvancılık bölgesi olan bir alanın uyulması zorunlu olan ilgili yönetmelikte belirlenen esaslar dahilinde yer seçimine konu olması halinde, tarıma dayalı OSB olarak kullanılmasında bir sakınca bulunmadığı anlaşıldığından davaya konu plan hükümlerinde şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Diğer taraftan bu alanlarda bulunanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel sanat alanları ile sağlık ve eğitim tesislerinin yer almasının, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere konut içermemesi nedeniyle şehircilik ilkelerine aykırı bulunmadığı,
İtiraz 7-8-9
Dairelerince tarım alanları, mutlak tarım alanları, özel ürün arazileri ve dikili tarım alanlarına yönelik yapılan ortak değerlendirmede;
Davaya konu 3.5.7. sayılı plan notu ve devamı maddelerinde, tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için genel hükümler getirilerek Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan yapılaşma koşullarına atıfta bulunulduğu, plan hükümlerinin devamı maddelerinde mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile ilgili olarak ayrıntılı yapılaşma koşullarının getirildiği,
Maddede, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda dikili, özel ürün, fiilen sulanan veya sulama projesi kapsamında bulunan tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapı yapılabileceğinin düzenlendiği,
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, yapı şartları başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde inşaat alanı katsayısı %5’den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda 250 m²’yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabi zeminden yüksekliği (6,50) m’ yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırına (5.00) m’ den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binalarının yapılabileceği; bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar mahreç aldığı yola (10) m’den parsel hudutlarına (5.00) m’den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40’ı ve yapı yüksekliği (6.50) m’yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabileceği, bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de, inşaat alanı katsayısının %40’ı geçemeyeceğinin hükme bağlandığı,
Davalı idarece bu bağlamda, yukarıda değinilen Yönetmelik’te belirtilen %40 emsalin altında 0,20 emsalin verildiği, davacının sözünü ettiği 0,05 emsalin ise anılan Yönetmeliğin 63. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen yapılaşma emsali olup buna göre, E:0,05 emsalin bir ailenin oturmasına elverişli bağ ve sayfiye evine ilişkin olduğu, entegre nitelikte olmayan konutla birlikte ayrı ayrı yapılan hayvancılık yapıları için emsalin 0,40 olarak belirlendiği,
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile, bu planda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki tarım arazilerinde yapılacak olan tarımsal yapıların yapımı öngörülerek mutlak tarım arazilerinde E:0,20, dikili ve özel ürün arazilerinde E:0,10 olarak (davaya konu plandan sonra yapılan değişiklikle %20’ye çıkarılmıştır.) belirlendiği,
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği, planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği,
Diğer taraftan, planın Mutlak Tarım Arazileri başlıklı 3.5.7.11. sayılı maddesinde bu alanlarda, tarımsal amaçlı yapıların yapılabileceğinin belirtildiği, yine özel ürün arazileri başlıklı madde ve dikili tarım arazileri başlıklı maddede aynı düzenlemenin yer aldığı,
4.24. sayılı maddesinde ise, tarımsal amaçlı yapılar “toprak koruma ve sulamaya yönelik alt yapı tesisleri entegre nitelikte olmayan hayvancılık ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatı mandıralar, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği itibariyla hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürünün kalite ve besin değerinin kaybolması söz konusu ise bu ürünlerin işlenmesi için kurulan tesisler ile T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan tesisler ” olarak tanımlandığı,
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27. maddesinde entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ibaresinin yer aldığı,
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanunda öngörülen ve 4.2.4. sayılı plan notunda belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı,
Kaldı ki 5403 sayılı Kanun ve plan hükümleri uyarınca tarım arazilerinin bölünemeyeceği açık olduğundan, tarım topraklarında tarımsal faaliyetlerin geliştirilmesi amacıyla mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri için getirilen yapılaşma koşullarının mevzuata aykırı olmadığı, diğer taraftan çiftçinin barınacağı yapıların tarımsal amaçlı yapılar için belirlenmiş emsal değerine dahildir ifadesinin de tüm katların toplam alanını ifade ettiği, dolayısıyla yeniden düzenlenmesine gerek olmadığı,
Diğer taraftan, davaya konu planda, tarımsal vasfı düşük olan alanlardan daha düşük olan alanlara doğru bir yapılaşma artışı öngörüldüğü, tarımsal işletmelerin desteklenmesi amacıyla sadece Başbakanlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunlara bağlı kuruluşlar tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler bağlamında tarımsal amaçlı yapılar ile destekleme projeleriyle en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık tesislerinde yapılaşma şartlarının %50 artırılmasının yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu,
Söz konusu hüküm sonradan yapılan değişiklikle “Dünya Bankası, Avrupa Birliği Fonları, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından desteklenen tarımsal ve hayvancılık amaçlı projeler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca projesine göre değerlendirilerek sonuçlandırılır. Ancak fiilen sulanan ve/veya sulama projesi kapsamında kalan tarım arazilerinde bu hüküm uygulanmaz,” şeklinde değiştirildiği,
Ayrıca planın 3.5.7.9. maddesinde yer alan T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı veya İl Tarım Müdürlüğünün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında görüş veremediği alanlar” ifadesinin; tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımı için ilk mevzuat düzenlemesinin 11/03/1989 tarihinde olması nedeni ile bu tarihten önce herhangi bir tarım dışı kullanım izni alınmaksızın üzerinde yapı yapılan tarım topraklarında tarım dışı kullanımın belirtilen tarihten önce olduğunun belgelendirilmesi durumu ve 5403 sayılı Kanunun Geçici 1. ve Geçici 4. maddeleri kapsamında kalan araziler için belirtilen idarelerce görüş verilememesi durumu dikkate alınarak oluşturulduğu anlaşıldığından, bu tür arazilerde marjinal tarım arazilerine ilişkin hükümlerin kabul edilmesinde hukuka aykırı bir yön görülmediği,
Öte yandan, tarım alanı olarak gösterilen mera alanları ile ilgili plan notuna yönelik davacı iddiası açısından daha sonra bu plan hükmü değiştirilmiş ise de, plan notunun ve sonradan düzenlenen plan notunun bu alanlara ilişkin Mera Kanununa atıf yapılması ve sözü edilen düzenlemenin yeterli korunmayı sağlaması nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 10
Sözü edilen madde ile, planda mera olarak gösterilmiş olmakla birlikte, bu alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar olması durumunda tarım alanlarına ilişkin hükmün uygulanacak olması, meraların Mera Kanunu’nda belirlenen kurallara aykırı kullanılmayacağı, yetkili idareler tarafından bu Kanun uyarınca yapılacak işlemlerin plan hükmü olarak ayrıca yazılmasına gerek olmadığı, plan uygulama hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, bu itibarla mevzuata aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 11
Dava konusu Çevre Düzeni Planının “Ulaşım” başlıklı 3.5.16 sayılı plan hükmünde;
“3.5.16.1. Karayolları
1. 6085 sayılı “Karayolları Trafik Kanunu” ve “Karayolları Kenarında Yapılacak Tesisler ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik” ile 5576/5015 sayılı “Petrol Piyasası Kanunu” ve ilgili yönetmelik hükümlerine uyulacaktır.
3.5.16.2. Havaalanları
1. Bu alanlarda 14/05/2002 tarih ve 24755 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Havaalanı Yapım, İşletim ve Sertifikalandırma Yönetmeliği” hükümleri doğrultusunda uygulama yapılacaktır.” hükmüne yer verildiği,
Davacı tarafından, karayolları ile havaalanları kullanımlarının nerede olmaması gerektiği konularında 3.5.16 sayılı plan hükmünün yetersiz olduğu iddia edilmekte ise de; bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, çevre düzeni planının kapsadığı geniş coğrafi bölgelerin nerelerinde karayolu ve havalimanı gibi ulaşım altyapısına yönelik yatırım kararlarının yapılamayacağının belirlenmesinin olanaklı olmadığı, plan uygulama hükümlerinde, bu yönde bir hususa yer verilmesinin planlama ilkeleri ile bağdaşmadığı, böyle yatırım projeleri gündeme geldiğinde çevre düzeni planında değişiklik yapılarak karar verilmesi gerektiği,
Uyuşmazlıkta planlama bölgesi dahilinde kesin karara bağlanmamış yatırım kararlarının planda gösterilmediği, bu planın onayından sonra karara bağlanmış yatırım kararlarının plan değişikliği gerektiriyorsa plan değişikliği yapılarak plana işlenmesi gerektiği bu nedenle bu itiraz konusunda şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 12
Daire kararının özeti, bu kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
İtiraz 13
Orman alanlarının ilgili mevzuat uyarınca korunmasının esas olduğu, ancak mevzuat hükümleri uyarınca tahsis yapılan alanların planda değişiklik yapılarak başka bir amaca ayrılması ve başka bir kullanımda gösterilmesinin alanın orman statüsüne aykırı olacağı,
Orman alanlarına yönelik getirilen uygulama hükmü ile orman olup da mevzuat uyarınca tahsis yapılan alanların amaçlarına uygun olarak kullanılmasına olanak sağlandığı, orman statüsünün değiştirilmediği,
Ayrıca davaya konu planda orman alanlarının düzenlenen plan notları ile koruma altına alındığı, bu bağlamda davaya konu düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 14
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından 3.5.9 sayılı plan hükmünün 4 sayılı maddesinin iptali istenilmiş ise de; bu düzenlemeye ilişkin iddialar sadece mesire alanlarındaki yapılaşma koşullarına yönelik olduğundan, yargısal incelemenin bu iddia ile sınırlı olarak gerçekleştirildiği,
Davacı tarafından itiraz edilen maddede, mesire alanlarında belirlenecek kullanımlara yönelik olarak ilgili kurum/kuruluşunca imar planları hazırlanana kadar geçecek sürede mesire alanlarındaki uygulamalara yönelik düzenlemelerin yer aldığı, bu çerçevede yapılar için emsal değeri ve toplam yapı yüksekliği için en fazla değerlerin belirtildiği,
İptali talep edilen 3.5.9.4 sayılı plan hükmü ile uygulama verilen en fazla değerin aşılmaması kaydıyla ilgili kurum ve kuruluşlarınca mevzuat uyarınca verilecek izinlere göre işlem yapılacağı,
Maddenin içeriğinde, Mesire Yerleri Yönetmeliği’ne uygun tanımlar getirildiği, bu alanlarda 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarının yapılmasının zorunlu tutulduğu, bu planlar yapılmadan uygulamaya geçilemeyeceğinin düzenlendiği, davacının itiraz ettiği hükmün imar planları yapılıncaya kadar geçerli olacak en fazla yapılaşma şartı olup mevzuata aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 15
Planın ilgili maddesi ile askeri alan dışına çıkarılan alanların sadece sosyal ve teknik alt yapı alanı olarak ayrılabileceğinin düzenlendiği,
Bu nitelikteki alanlara, yerleşik ya da gelişme alanlarının ihtiyacı olduğu gözönünde bulundurulduğunda 1/100.000 ölçekte bir değişikliğe gerek bulunmadığı,
Ayrıca alt ölçekli plan konusu olmayıp plan lejantında yer alan bir kullanım (örneğin bölge parkı gibi) getirildiğinde davalı idarece planda değişiklik yapılması gerektiğinin kuşkusuz olduğu,
İtiraz 16
Plan hükümlerinde, ekolojik öneme sahip alan, aynı alanda birden çok doğal niteliğe sahip (su kaynakları, hassas ekosistemler, su ve kara ekosistemleri arasında yer alan geçiş bölgeleri, toprak niteliği ve topografik özellikleri, bitki örtüsü, yaban yaşamı) ya da insan etkisi altında yeniden biçimlenmeden önce bu potansiyele sahip olduğu öngörülen ekolojik ilişki ve etkileşimlerin bütünlük arz ettiği; tür çeşitliliği, iklimsel duyarlılık, su döngüsünün, yaban yaşamının ve insan yaşama ortamlarının kalitesinin sürekliliği açısından korunması öngörülen özel öneme sahip alanları ve doğal koridorları ifade eder şeklinde tanımlanarak, yapılaşmaya kapatılması öngörülmüş iken ekolojik öneme sahip alanların niteliği gözetilmeksizin davaya konu plan notu ile tarımsal amaçlı yapılar tanımındaki yapılar ve zorunlu olan teknik altyapı hizmetlerine ilişkin uygulamalar dışında yapılaşmaya açılmasını öngören 3.5.14.1 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
İtiraz 17
Davacı tarafından planda yeniden yer verilmesi talep edilen “Jeolojik Sakıncalı Alanlar”a ilişkin düzenlemelerin, bunların plan kararı niteliğinde olmaması, araştırmalar sonucunda ortaya çıkan ve plan kararlarını yönlendirici bir sentez verisi niteliğinde olması sebebiyle, plan kararlarının yer aldığı paftalarda gösterilmediği, buna karşın; planda belirlenen gelişme kararlarının Jeolojik Sakıncalı Alanlar dikkate alınarak belirlendiği, ayrıca planda gösterilmeyen bu verilerin bölge bütününde bundan sonra gündeme gelecek her türlü kullanım talebinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek önemli bir ölçüt olarak planın sayısal veri tabanında yer aldığı görüldüğünden bu hususa ilişkin mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 18
Davaya konu planda özel statülü alanlar ile önemli doğa alanlarının plan hükümlerinde korumaya alındığı, ilan edilmiş alanların (yasal statülü) planda gösterildiği davacının öne sürdüğü iddiaların planı kusurlandırmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
İtiraz 19-23-24-25-26 (Daire kararında İtiraz 19’dan sonraki iddialar, İtiraz 23-24-25 ve 26 olarak numaralandırılmıştır)
Dairelerince tarım alanlarında getirilen fonksiyonlara yönelik ortak yapılan değerlendirmede,
Davaya konu planın genel hükümler başlığı altında toplanan hükümlerin 3.2. sayılı maddesinde bu planın plan paftaları, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün gözönünde bulundurulacağı,
3.8 sayılı maddesinde bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, bu planın plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarının tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, planda yer alan arazi kullanım kararlarının sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda ve bu plandaki nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde, doğal yapay ve yasal eşikler çerçesinde kesinleşeceğinin düzenlendiği,
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendirildiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı,
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği,
Bu bağlamda değerlendirme yapıldığında, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar doğrultusunda, kentlerin gelişme yönü doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, davaya konu plan ile getirilen çevre yolu kararı ile gelişme alanları ve diğer kullanım kararlarında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle,
Dava konusu Çevre Düzeni Planının;
2.27, 2.29 ile 3.5.14.1 sayılı plan uygulama hükümleri yönünden iptaline,
Diğer yönlerden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İTİRAZLARI :
Uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Uyuşmazlığın niteliği gereği, kararın “Hukuki Değerlendirme” kısmında belirtilmiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ :
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 1- 2.7 sayılı plan uygulama hükmü” yönünden;
Dava konusu plan hükmü ile bu planın onayından sonra Kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ, standart ve hukuki metinler veya mevzuatta değişiklik olduğu takdirde, Çevre Düzeni Planı kararlarından farklı olsun ya da olmasın, planda değişiklik yapılmaksızın geçerli olmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sözü edilen mevzuat değişikliği nedeniyle planda söz konusu olması gereken değişiklikler plana işlenmeden geçerli olacaktır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının onanmasından sonra yürürlüğe girecek hukuki metinler veya mevzuatta olabilecek değişikliklerin, plan değişikliğini gerektirmesi halinde, bu hususun plana işlenmesi ve plan hükmü haline gelmesi gerektiği açık olup, bu hususların plan kararı haline gelmeden planın değişmiş sayılmasını öngören hükümde şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 12- 3.5.18.1. sayılı plan uygulama hükmü” yönünden;
Ölçeği gereği leke plan niteliğinde bulunan dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği bir plan olup, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan enerji üretim alanlarının üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesi ve planda bu hususlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin bulunması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde ise, yenilenebilir enerji üretim alanları dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 13- 3.5.8.3 sayılı plan hükmü-Orman alanlarında tahsis amacına uygun kullanım getirilmesi hususu”na ilişkin kısmı yönünden;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 3.5.8.3 sayılı plan hükmü uyarınca, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının kullanımı ya da tahsisine ilişkin kural ve koşulların yanı sıra uygulama ilke ve esaslarının üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planında ortaya konulması gerekmekte olup, anılan plan hükmü, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının tahsisini çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkardığı gibi alanda tahsis edilen kullanımın, üst ölçekli plan kararlarına aykırı olması sonucunu da doğurabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 3.5.8.3 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Kaldı ki, Çevre ve Orman Bakanlığınca 01/04/2011 tarihinde onaylanan Van-Bitlis-Muş Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmünün yürütmesinin durdurulmasına ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 19/01/2016 tarih ve E:2011/7412 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/12/2016 tarih ve YD İtiraz No:2016/1247 sayılı kararıyla reddedilmiş;
Ayrıca, 02/04/2015 tarihinde askıya çıkarılan Adıyaman-Şanlıurfa-Diyarbakır Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmüne yönelik yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 05/02/2018 tarih ve E:2014/8186 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/04/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/87 sayılı kararıyla kabul edilerek, yukarıda yer verilen gerekçelerle söz konusu plan hükmünün yürütülmesi durdurulmuştur.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin “Mesire Alanları” başlıklı 3.5.9.4 sayılı maddesi yönünden;
Dava konusu Çevre Düzeni Planının 3.5.9 sayılı plan hükmünün, 2. maddesinde yer alan, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce Mesire Alanları özelinde hazırlanan ve onaylanan Gelişme Planları doğrultusunda, Mesire Alanlarının büyüklüğüne göre hazırlanacak 1/5.000 ölçekli Nazım İmar veya 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı ilgili idaresince onanmadan uygulamaya geçilemeyeceğine ilişkin düzenleme göz önünde bulundurulduğunda, mesire alanlarının imar planı bulunmaksızın yapılaşmaya açılmasına imkan veren 3.5.9.4 sayılı plan hükmünün, 3.5.9.2 sayılı madde ile çelişir nitelikte olduğu, bunun da planlama ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planında “tarım alanlarına getirilen kentsel gelişme kararları ” yönünden;
Topografya ve toprak özellikleri bakımından daha uygun arazilerin bulunup bulunmadığı hususu ortaya konulmaksızın, kazanılmış hakların korunması ve muhtemel ihtiyaçlar doğrultusunda nitelikli tarım topraklarının üzerinde kentsel gelişim kullanımı getirilmesinin, çevre düzeni planlarında ekonomik kararlar ile mekânsal kullanım kararlarının çevresel kaynakların sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde düzenlenmesini öngören Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğe aykırı olduğu, öte yandan, alt ölçekli plandaki kentsel gelişme alanlarının dava konusu çevre düzeni planında aynen benimsenmesine yönelik plan kararlarında, planların kademeli birlikteliği ilkesini öngören imar mevzuatı ile planlama ilkelerine uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, yukarıda yer verilen hususlar yönünden davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması, diğer hususlar yönünden temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Malatya – Elazığ – Bingöl – Tunceli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 02/04/2012 tarihinde onaylanmıştır.
Söz konusu plana yapılan itirazların değerlendirilmesi doğrultusunda, dava konusu Çevre Düzeni Planı 28/02/2013 tarihinde onaylanarak 22/03/2013 tarihinde askıya çıkarılmıştır.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Dava konusu planın onay tarihinde yürürlükte bulunan, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza”; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge”; coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor, (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu: Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7 nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor olarak tanımlanmış, çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” vurgulanmıştır.
Yönetmeliğin “Planlama alanının tespiti” başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistikî bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- 28/02/2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak, 22/03/2013 tarihinde askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Malatya – Elazığ – Bingöl – Tunceli Çevre Düzeni Planının;
İtiraz 1- 2.7 sayılı plan uygulama hükmü,
İtiraz 12- 3.5.18.1. sayılı plan uygulama hükmü dışında kalan hususlar yönünden;
1.1- TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
Davacı tarafından; dava konusu Çevre Düzeni Planının, yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümleri yönünden, davanın reddine karar verilen kısımlarında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu Çevre Düzeni Planının yukarıda yer verilen hususlar dışında kalan bölümlerinin, iptaline karar verilen kısımlarında, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı, bu itibarla Daire kararının bu kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
1.2- KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI:
Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, davanın reddine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davacı tarafından Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın iptale ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
1.3- HUKUKİ DEĞERLENDİRME;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu planın,
İtiraz 1- 2.7 sayılı plan uygulama hükmü,
İtiraz 12- 3.5.18.1. sayılı plan uygulama hükmü dışında kalan hususlar, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, aşağıdaki hususlara yönelik, Daire kararının açıklamalı olarak onanması gerekmiştir:
İtiraz 23-24-25-26’da iptali talep edilen gelişme alanlarına yönelik olarak;
Dava konusu Çevre Düzeni Açıklama Raporu Syf.50’de; “İlçenin doğusunda Malatya Büyükşehir yerleşimi, güneyinde Doğanşehir ilçesi, batısında Kahramanmaraş iline bağlı Elbistan ilçesi, kuzeyinde Darende ve Hekimhan ilçeleri bulunmaktadır. 6360 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, Bahri, Kozluca ve Ören belediyeleri Akçadağ Belediyesi’ne mahalle olarak bağlanmışlardır.
Akçadağ geçmişten günümüze kadar önemli karayolu bağlantılarının kesişim noktasında kalmıştır. Çok eskiye dayanan tarihi, ilçeye ciddi turizm potansiyelleri kazandırmıştır. Bu sebeple yerleşimin gelişmesi beklenen sektörleri turizm, ticaret, tarım ve hizmetler olarak belirlenmiştir.
Akçadağ merkezinin mevcut nüfusu 2012 verilerine göre 7.055 kişi, 2040 yılı için kabul edilen projeksiyon nüfusu ise 15.750 kişi olan ilçenin mevcut yoğunluğu 55 kişi/ha, öneri yoğunluğu ise 54 kişi/ha olarak öngörülmüştür. 2040 yılı nüfusu için gereken yeni yerleşim alanı 160 ha olup gelişme alanı, şehir merkezi ile kuzeyde yer alan meskun saha arasında bağlantıyı sağlayabilecek şekilde önerilmiştir.” açıklamalarına;
Açıklama Raporu Syf. 118’de; “Bingöl Merkez ilçesi, batıdan Elazığ İli’nin Palu, Kovancılar ve Karakoçan ilçeleriyle, kuzeyden Kiğı, Adaklı ve Karlıova, doğudan Solhan ve güneyden Genç ilçeleri ile komşudur.
İlde açılan Bingöl Üniversitesi yeni konut alanlarına olan ihtiyacı arttırmaktadır. Bunun yanı sıra her geçen yıl azalan güvenlik sorunları yatırımların canlanmasını sağlamaktadır. Kentte gerçekleştirilen ve düşünce aşamasında olan birçok proje bulunmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Doğu Karadeniz’i birbirine bağlayan ana yol hattının Bingöl’den geçmesi kentin gelişimini olumlu yönde etkileyen en önemli faktörlerdendir.
Şehrin merkezinden geçen Çapakçur Çayı’nın etrafı kentin nefes alacağı bir koridor olarak düşünülmüş ve kentsel yeşil alan olarak değerlendirilmesi öngörülmüştür.
Gelişme alanları yerleşimin doğusunda önerilmiştir.
” açıklamalarına;
Açıklama Raporu Syf. 91’de;”Elazığ İl Merkezi de Malatya’da olduğu gibi D-300 karayolu çevresinde şekillenmiştir. İl Merkezi güneyden tarım alanlarıyla, kuzeyden ise topografik engellerle kısıtlanmış şekildedir. Fırat Üniversitesi kentsel yerleşik doku içinde kalmış olması, konut alanlarının bu yönde gelişimini sınırlayıcı bir rol üstlenmiştir.
Elazığ’ın güneyinde ve Şahinkaya mevkiinde TOKİ’nin yapmış olduğu toplu konut projeleri de plana dâhil edilmiştir. Gelişme alanları belirlenirken Onaylı İmar Planı ve yapılan analiz çalışmaları dikkate alınmıştır. Kentin diğer gelişme alanlarının kentsel nitelikte ve düşük yoğunluklu olması öngörülmüştür.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen yerleşmelere ilişkin dava konusu plan ile getirilen gelişme alanları, planın açıklama raporunda, söz konusu bölgeler için yapay ve doğal eşikler ile alanın niteliği doğrultusunda ortaya konulan gelişme öngörüleri çerçevesinde belirlenmiş olup, bu alanlara yönelik davacı iddiaları ile bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiştir.
Öte yandan, Elazığ İli, Karakoçan Merkezin güneydoğu ve güneybatısında kentsel gelişme alanlarına yönelik olarak T.C. Elazığ Valiliği İl Tarım Müdürlüğü tarafından sunulan B.12.4.İLM.0.23.00.01-1593-1962 sayılı ve “Tarım Dışı Amaçlı Arazi Kullanımı” raporunda;
“Elazığ İli Karakoçan İlçesi ilçe merkezinin ilave revizyon imar planının yapılması kapsamında incelenen toplam 1.148,42 ha alanın ekteki 1/25000 ölçekli krokide turuncu renk ile gösterilen 158,32 ha alana sahip kısmının eski onanlı imar planı içerisinde kalan tarım dışı alan, mavi renk ile gösterilen 688,35 ha alana sahip kısmının sulu mutlak tarım arazisi, sarı renk ile gösterilen 138,63 ha alana sahip kısmının sulu özel ürün tarım arazisi, yeşil renk ile gösterilen 55,02 ha alana sahip kısmının kuru marjinal tarım arazisi vasfında olduğu anlaşılmaktadır.
Ekli krokide pembe renk ile taranarak gösterilen 189,21 ha alan fiilen tarım dışına çıkarılmıştır. Bu alan ile ilgili olarak 5403 Sayılı Kanun’un 21. maddesi kapsamında gerekli idari para cezaları tahsil edilmiştir. Bu alanın imar planının yapılarak tarım dışı amaçlı kullanılması İlimiz Toprak Koruma Kurulunun 15/08/2008 tarih ve 19 sayılı toplantısında uygun görülmüş ve bu alanın belirtilen faaliyet kapsamında tarım dışı amaçlı kullanımına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün 15/09/2008 tarih ve B.12.0.TUG.0.11.03.509.01/4484-70203-15662 sayılı yazısı ile resmi olarak izin verilmiştir.” açıklamalarına yer verildiğinden, söz konusu gelişme alanının bulunduğu bölgenin, bir kısmının tarım dışı alan, bir kısmının da tarım dışı amaçlı kullanımına izin verilen alan olduğu anlaşılmakta olup, uygulamaya esas niteliği olmayan ve nihai sınırları alt ölçekli plan ile belirlenecek olan dava konusu Çevre Düzeni Planındaki söz konusu gelişme alanında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.
2- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 1- 2.7 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
2.1-DAVA KONUSU DÜZENLEME
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin 2.7 sayılı maddesinde, “Bu planın onay tarihinden sonra, kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ ve standartlarda olan değişiklikler ve yeni hukuki metinler de plan veya plan hükmü değişikliğine gerek kalmaksızın planlama alanında geçerli olacaktır.” hükmüne yer verilmiştir.
2.2- DAVACININ İDDİALARI
Planların üst planlardaki değişikliklerle değişmesi gerektiği gibi, mevzuattaki değişiklikler gereği de değişmesi gerektiği, aksi halde planların doğruluğunun, güncelliğinin ortadan kalkacağı, planların statik, durağan belgeler olmayıp, ihtiyaçlar, üst planlardaki değişiklikler, mevzuattaki değişiklikler vb nedenlerle sürekli revize edilmesi gerektiği, güncellenmeyen planın, plan vasfını yitireceği iddia edilmektedir.
2.3- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Dava konusu plan uygulama hükmünün yürürlükte bulunan mevzuat metinlerinde olabilecek değişiklikler ile sonradan yürürlüğe girebilecek yeni mevzuat metinlerinin çevre düzeni planı değişikliğine gerek olmadan planlama bölgesinde uygulanabileceğine ilişkin olduğu, mevzuat metinlerinin çevre düzeni planlarına entegrasyonuna yönelik yapılacak işlemlerde geçecek süre boyunca yeni veya değişikliğe uğramış mevzuatın uygulanmaması söz konusu olamayacağı gibi, çevre düzeni planlarının, her ne kadar değişiklik imkânı olsa da, her mevzuat değişikliğinde değişiklik yapılarak sık sık onay sürecine tabi olmasının da rasyonel olmadığı, bunun bürokrasiyi engellemek adına getirilmiş bir madde olduğu savunulmaktadır.
2.4- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda, “Hangi tür hukuksal düzenlemelerin çevre düzeni planında (ÇDP) değişiklik yapılmasını gerektireceği, bir yönüyle hukuksal değerlendirme konusu olduğu için Mahkemenizin değerlendirebileceği bir husustur. Örneğin, kanunlarda yapılacak değişiklik sonucu tarım topraklarının, doğal sit alanlarının ve ormanların kullanımı yeni kurallara bağlandığı takdirde ÇDP’de değişiklik yapılması gerekli olacak mıdır? Diğer taraftan, imar mevzuatında ortaya çıkan her değişikliğin ardından ÇDP’de değişiklik yapılması halinde plan kararlarının sürekliliği ilkesi zedelenmiş olacaktır. Özellikle üst ölçekli planlarda mevzii değişiklikler yapılmasından kaçınılarak bu ilkenin korunması gereklidir. Mevzuattaki değişikliğin ardından ÇDP’de değişiklik yapılması yolu açıldığı takdirde, plan kararlarından memnun olmayan çıkar grupları Bakanlık ve Hükümet düzeyinde girişimlerde bulunarak mevzuatta değişiklik yapılmasını sağlamaya çalışabileceklerdir. Bu nedenlerle, itiraz edilen 2.7. sayılı Plan Uygulama Hükmünün, ÇDP planlarının kararlarında sürekliliğin korunması ilkesi bakımından uygun olduğu, itiraz edilen maddede sayılan mevzuat türlerinde (örneğin kanunlarda) hukuksal bakımdan farklı uygulamanın gerekip gerekmediği bir hukuk konusu olduğu için Mahkemenizin değerlendirebileceği bir husus olduğu görüşündeyiz;” görüş ve tespitlerine yer verilmiştir.
2.5- DAİRE KARARI
Plan hükmünde kanun, tüzük, yönetmelik ve standartların geçerli olduğu belirtildikten sonra planın onay tarihinden sonra yürürlüğe girecek mevzuat değişikliğinin plan ya da plan hükmü değişikliğine gerek kalmaksızın geçerli olacağı yönündeki düzenlemede; planın ilgili bölümlerinde her konuda ilgili mevzuat hükümlerinin geçerli olduğunun belirtilmesi nedeniyle değişen mevzuat hükümlerinin geçerli olduğunun kabulünü gerektirdiği, dolayısıyla plan hükümlerinin değişmesinin zorunlu olmadığı ayrıca böyle bir zorunluluk halinde davalı idarenin dosyadaki savunmalarından plan değişikliği yapabileceği dolayısıyla plan hükmünde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2.6- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Dava konusu plan hükmü ile bu planın onayından sonra kanun, tüzük, yönetmelik, tebliğ, standart ve hukuki metinler veya mevzuatta değişiklik olduğu takdirde, Çevre Düzeni Planı kararlarından farklı olsun ya da olmasın, planda değişiklik yapılmaksızın geçerli olmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sözü edilen mevzuat değişikliği nedeniyle planda söz konusu olması gereken değişiklikler plana işlenmeden geçerli olacaktır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının onanmasından sonra yürürlüğe girecek hukuki metinler veya mevzuatta olabilecek değişikliklerin, plan değişikliğini gerektirmesi halinde, bu hususun plana işlenmesi ve plan hükmü haline gelmesi gerektiği açık olup, bu hususların plan kararı haline gelmeden planın değişmiş sayılmasını öngören hükmün şehircilik ilkelerine planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kaldı ki, Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmü, Danıştay Altıncı Dairesi’nin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararıyla iptal edilmiş, söz konusu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 21/02/2019 tarih ve E:2012/7302, K:2018/10744 sayılı kararıyla onanmıştır.
Aynı şekilde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanarak 03/10/2012 tarihinde askıya çıkarılan Mardin-Batman-Siirt-Şırnak-Hakkari Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında bulunan aynı nitelikteki plan hükmü yönünden, Danıştay Altıncı Dairesi’nin 27/12/2018 tarih ve E:2012/7302, K:2018/10744 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, söz konusu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 10/03/2021 tarih ve E:2019/1452, K:2021/452 sayılı kararıyla yukarıda yer verilen gerekçeyle bozulmuştur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 1- 2.7 sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
3- Dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 12- 3.5.18.1. sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden incelenmesi;
3.1-DAVA KONUSU DÜZENLEME
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin 3.5.18.1 sayılı maddesinde “Yenilenebilir enerji (rüzgâr, güneş, jeotermal, hidroelektrik) üretim alanlarında, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulunca verilecek lisans kapsamında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın uygun görüşünün alınması koşuluyla, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda hazırlanan imar planlarının ilgili idaresince onaylanmasını müteakip uygulamaya geçilir. Sayısal ortamda bilgi için Bakanlığa gönderilir” hükmüne yer verilmiştir.
3.2- DAVACININ İDDİALARI
Dava konusu plan hükmünün, bölgesel planlamayı reddederek, plan revizyonu prosedürünün plan hükmünde tanımlanan fonksiyonlar için kaldırılması ile bu konudaki denetimin sadece idari olarak sağlanmasına yol açarak hem mevzuata hem de şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı uygulamalara neden olacağı, özellikle, HES’lerin havza planlaması yapılmadan, proje bazında değerlendirilerek uygulamaya geçilmesinin, Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere, ülke genelinde doğal çevre üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olduğu, mevcutta böylesine ciddi bir sorun yaşanırken, hidroelektrik üretim alanları için plan değişikliğine gerek görmeyen bir plan hükmü getirmenin, planlamayı tümden reddetmek olduğu iddia edilmektedir.
3.3- DAVALI İDARENİN SAVUNMASI
Kent ölçeğinin ötesinde havza ve bölge için etkileri olabilecek ve kamu yararı açık olan ulaşım, baraj vb. yatırım kararlarında her ne kadar 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği zorunlu tutulmadan imar planı çalışmalarının ve ÇED süreçlerinin devam edebileceği belirtilmiş ise de; bu durumun bir zorunluluk oluşturmadığı ve Bakanlıkça, davacının da ileri sürdüğü üzere, bölgesel etkiye neden olabilecek yatırımlar için de 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin yapılması yönünde karar verilebildiği, gelişmelerin kontrol altında tutularak planlı bir şekilde gerçekleştirilmesinin sağlanabildiği, kaldı ki dava konusu planda “enerji üretim tesisleri”nin bu kapsam dışında tutularak, 3.5.18.1 sayılı plan uygulama hükmü kapsamında, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı olmayan enerji üretim tesisleri için çevre düzeni planı değişikliği koşulunun aranmasına yönelik düzenleme yapıldığı savunulmaktadır.
3.4- BİLİRKİŞİ KURULUNUN DEĞERLENDİRMESİ
Bilirkişi raporunda,”Bu maddede yenilenebilir enerji kaynaklarının tümü için aynı işlem öngörülmüştür. Halbuki rüzgar ve güneş enerjisi için bir yıl süre ile ön inceleme yapılan alanların verimlerinin uygun görülmesi halinde ön lisans verilmekte ve ardından ilgili belediyeye plan hazırlanıp onaylanması için başvuruda bulunulmaktadır. Akarsularda kurulan HES’ler için de benzer ön inceleme yapılarak veri toplanması gerekecektir. Büyük baraj türü hidroelektrik santralleri ile jeotermal enerji kullanacak elektrik santralleri için farklı verilerin toplanması ve kapasite hesaplarının yapılması gerekecektir. Çevre Düzeni Planı hazırlanırken nerelerin bu tesisler için uygun olacağı konusunda veri bulunmadığı için planda yer gösterilmesi mümkün olmayabilir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, öncelikle bu tesislerin yer seçiminde uygulanacak kriterleri belirleyip Çevre Düzeni Planlarının Plan Araştırma Raporuna ekleyebilir ve başvuruların bu kriterlere uygunluk açısından değerlendirilmesi koşulunu getiren Plan Hükmü tanımlayabilir.
Bu konuda örnek alınabilecek bir çalışma, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın 2015 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesine hazırlattığı “Yenilenebilir Enerji Kaynakları (RES-GES-HES) Kullanılarak Elektrik Enerjisi Üretimi Bilimsel Araştırma Raporu”dur. Bu Raporda belirlenen kriterler kullanılarak Muğla Büyükşehir Belediyesine Yenilenebilir Enerji Kaynakları kullanılarak elektrik enerjisi üretmek için imar planı hazırlanması başvuruları değerlendirilmektedir. Raporun ekinde Muğla Büyükşehir Belediyesi (ve İli) sınırları içinde rüzgar ve güneş enerjisi santralları kurulabilecek alanlar harita üzerinde gösterilmiştir. HES’ler için böyle bir gösterimin uygun olmayacağı, her başvurunun belirlenen kriterlere ve alanın teknik ve sosyal özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Türkiye bütünü için bulunmayan kriterleri, Muğla için hazırlanan Raporu esas alarak oluşturmasının gerekli olduğu görüşündeyiz.
Büyük ölçekli jeotermal ve hidroelektrik enerji tesislerinin havza bazında etkileri olacağı ve baraj türü hidroelektrik tesisleri geniş alan kapladıkları için, çevre düzeni planının hazırlanması aşamasında ön çalışmalar yapılmamış ve veriler toplanmamışsa, bu konuda karar alındıktan sonra çevre düzeni planında değişiklik yapılması gerekecektir. Bilirkişi kurulumuz, Plan Hükümlerinin 3.5.18.1. maddesinin belirttiğimiz görüşler dikkate alınarak yeniden yazılması gerektiği kanısındadır.” görüş ve tespitlerine yer verilmiştir.
3.5- DAİRE KARARI
Davaya konu çevre düzeni planının 2.27. maddesine yönelik olarak, plan notunun hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği, hangisinin gerektirmeyeceği konusunda net bir çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle iptaline ilişkin karar nedeniyle, davalı idarenin sözü edilen plan hükmünün yeniden düzenlenmesinden sonra davacının itiraz ettiği konulara ilişkin olarak çevre düzeni planı değişikliği gerektirip gerektirmeyeceğinin değerlendirileceği, ayrıca, davalı idarece de, bu alanlara ilişkin olarak çevre düzeni planı değişikliği yapılabilmesine engel bir durumun bulunmadığının ifade edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3.6- KURULUMUZUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Ölçeği gereği leke plan niteliğinde bulunan dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği bir plan olup, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, bölgesel ya da bazı durumlarda ülke düzeyinde etkileri olan enerji üretim alanlarının üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesi ve planda bu hususlara yönelik alt ölçekli planları yönlendirecek temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin bulunması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu plan hükmünde ise, yenilenebilir enerji üretim alanları dava konusu çevre düzeni planı kapsamı dışında bırakılarak, bu kullanımların, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca verilecek lisans kapsamında, Bakanlığın uygun görüşünün alınması kaydı ile alt ölçekli planlar ile belirlenmesi ve bu doğrultuda uygulamaya geçilmesi öngörülmüştür.
Bu durumda, bölgesel, hatta ülkesel düzeyde etkileri olan enerji üretim alanlarına ilişkin kararların, koruma-kullanma dengesinin sağlanması amacıyla korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen üst ölçekli plan niteliğindeki çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmeksizin, alt ölçekli planlara bırakılmasını öngören dava konusu plan hükmünde, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Dairece, bakılan uyuşmazlıkta, 2.27 sayılı plan hükmünün plan esnekliği ve dinamizminin sağlanması açısından önemli olmasına karşın genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların, mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin, hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği, hangilerinin gerektirmediği konusunda net bir düzenleme yapılarak, çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiş olmasına karşın, yargı kararıyla yeniden düzenlenmesi öngörülen bu plan hükmüne benzer nitelikteki dava konusu 3.5.18.1 sayılı plan hükmüne yönelik davanın reddine karar verilmesinde de hukuki isabet görülmemiştir.
Kaldı ki, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2018/3405, K:2019/2906 sayılı kararı da bu yöndedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının, İtiraz 12- 3.5.18.1. sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin kısmı yönünden, davanın reddine karar verilmesine dair Daire kararının bozulması gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne,
2- Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 19/12/2019 tarih ve E:2013/6370, K:2019/14725 sayılı kararının, 28/02/2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak, 22/03/2013 tarihinde askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Malatya – Elazığ – Bingöl – Tunceli Çevre Düzeni Planının
İtiraz 1- 2.7 sayılı plan uygulama hükmü,
İtiraz 12- 3.5.18.1. sayılı plan uygulama hükmüne ilişkin davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının BOZULMASINA itiraz 1 yönünden oybirliğiyle, itiraz 12 yönünden oyçokluğuyla,
3- Davacının temyiz isteminin kısmen reddine,
4- Temyize konu kararın, dava konusu planın yukarıda belirtilen kısımlar dışında kalan davanın reddine yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA, itiraz 13, itiraz 17, itiraz 23 yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle,
5- Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
6- Kararın, dava konusu planın iptaline yönelik hüküm fıkrasının ONANMASINA itiraz 3 ve itiraz 16, yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle,
7- Bozulan hüküm fıkrası yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
8- Kesin olarak, 20/05/2021 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava konusu Çevre Düzeni Planının ” İtiraz 3- 2.29 sayılı plan uygulama hükmü” ile “İtiraz 16-3.5.14.1 sayılı plan uygulama hükmü”ne ilişkin kısımlarına yönelik olarak;
İtiraz 3- 2.29 sayılı plan uygulama hükmü yönünden
Davaya konu çevre düzeni planının 2.29 sayılı hükmünde ” Bu plan kapsamındaki alanlarda, kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında gereksinim duyulması halinde; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular ile 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanuna tabii alanlara ilişkin uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile mer’i mevzuat ile TOKİ ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile 6306 sayılı Kanun’a tabi alanlara ilişkin uygulamalara yönelik her ölçekte plan yapma ve onaylama konusunda verilmiş olan yetkinin kullanımı kapsamında kullanım türlerine ilişkin başvuruların çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde değerlendirileceğinin düzenlendiği, bu doğrultuda hazırlanacak planların sayısal ortamda planın veri tabanına işleneceği görülmektedir.
Davaya konu planda kentsel yerleşik alanlar; “Büyükşehir ve/veya İl, İlçe, İlk Kademe ve Belde Belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış alanlardır” şeklinde,
Kentsel gelişme alanları ise “Bu planın nüfus kabullerine, hedef/ilke ve stratejilerine göre bu planda kentsel yerleşime açılması öngörülen alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Dava konusu plan notu ile planlama bölgesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında kalan (değişik haliyle plan kapsamındaki yetkili idarelere tahsisi yapılmış ve yetkileri dahilinde alanlarda) ancak yine bu planla kentsel kullanıma ayrılan yani kentsel gelişme alanı olarak öngörülen yerlerde TOKİ ya da plan notunda belirtilen idarelerin yetkileri dahilinde olan alanlarda alt ölçekli planlama yapılabilecektir.
Nitekim plan notunun devamında da, kentsel+kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması halinde de, bu alanların bu plan dışında önceden alt ölçekli planlarla yerleşime açılmış ve fiilen yapılaşmış alanlar olduğu gözetilerek çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Netice itibarıyla, bu plan notu ile kentsel ve kırsal yerleşme alanı dışında gereksinim bulunması halinde ancak planda kentsel ve kırsal gelişme alanı olarak belirlenen alanlarda TOKİ ve plan notunda belirtilen idareler tarafından yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türleriyle ilgili talep ve uygulamaların belli ölçüler içerisinde ilgili idaresince değerlendirilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu durumda yasal yetkiler kapsamında, çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde, TOKİ ve plan notunda belirtilen yetkili idarelerce planlama bölgesi kentsel ve kırsal yerleşim alanları dışında konut üretiminin mevzuata aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz 16-3.5.14.1 sayılı plan uygulama hükmü yönünden
Dava konusu Çevre Düzeni Planının 3.5.14. sayılı “Ekolojik Öneme Sahip Alanlar” başlıklı 3.5.14.1 sayılı plan uygulama hükmünde;
” Bu alanlarda alınacak kentleşme ve yapılaşma kararlarının (tarımsal amaçlı yapılar, günübirlik turizm kullanımları, kırsal yerleşme alanı kapsamındaki yapılar ile kamu yatırımlarına yönelik eğitim, sağlık, güvenlik vb. kullanımlar hariç); doğal sisteme etkilerine ilişkin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Orman ve Su İşleri Bölge Müdürlüğü ile planlama bölgesindeki üniversitelerin ilgili bölümlerinin görüşünün alınarak belirlenmesi esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu Çevre Düzeni Planının ölçeği itibarıyla, leke niteliğinde genel kullanım kararlarını belirleyen bir plan olduğu göz önünde bulundurulduğunda, “Doğal ve Ekolojik Karakteri Korunacak Alan” olarak gösterilen alanların sınırlarının alt ölçekli planlar ile kesinleştirileceği açık olup, bu alanlar içerisinde oluşabilecek kullanım taleplerinin bölgenin doğal ve ekolojik yapısına olabilecek etkilerinin saptanması ve buna bağlı olarak uygun görülüp veya görülmemesi hususunun alt ölçekli planlar hazırlanırken belirlenmesi gerekmektedir.
Bu doğrultuda, alt ölçekli planlar ile yapılacak olan uygulamalarda, doğal ve ekolojik alanlar içerisinde bulunan bölgelere yönelik yatırımlarda, ilgili kurum ve kuruluşlar ile üniversitelerin görüşünün alınmasının, dava konusu Çevre Düzeni Planının koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi yaklaşımına uygun olduğu anlaşıldığından, alt ölçekli planları yönlendirmeye yönelik ilke ve strateji belirleyen söz konusu plan hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 3- 2.29 sayılı plan uygulama hükmü” ile “İtiraz 16-3.5.14.1 sayılı plan uygulama hükmü” yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY
XX-Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının İtiraz 12- 3.5.18.1. sayılı plan uygulama hükmü yönünden, temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXX-Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 13- 3.5.8.3 sayılı plan hükmü-Orman alanlarında tahsis amacına uygun kullanım getirilmesi hususu”na ilişkin kısmı yönünden;
1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 3.5.8.3 sayılı plan hükmü uyarınca, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının kullanımı ya da tahsisine ilişkin kural ve koşulların yanı sıra uygulama ilke ve esaslarının üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planında ortaya konulması gerekmekte olup, anılan plan hükmü, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının tahsisini çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkardığı gibi alanda tahsis edilen kullanımın, üst ölçekli plan kararlarına aykırı olması sonucunu da doğurabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 3.5.8.3 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Kaldı ki, Çevre ve Orman Bakanlığınca 01/04/2011 tarihinde onaylanan Van-Bitlis-Muş Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmünün yürütmesinin durdurulmasına ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 19/01/2016 tarih ve E:2011/7412 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/12/2016 tarih ve YD İtiraz No:2016/1247 sayılı kararıyla reddedilmiş;
02/04/2015 tarihinde askıya çıkarılan Adıyaman-Şanlıurfa-Diyarbakır Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan aynı nitelikteki plan hükmüne yönelik yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 05/02/2018 tarih ve E:2014/8186 sayılı kararına yapılan itiraz, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/04/2019 tarih ve YD İtiraz No:2019/87 sayılı kararıyla kabul edilerek, yukarıda yer verilen gerekçelerle söz konusu plan hükmünün yürütülmesi durdurulmuştur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının “İtiraz 13- 3.5.8.3 sayılı plan hükmü-Orman alanlarında tahsis amacına uygun kullanım getirilmesi hususu”
yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin “İtiraz 17- Jeolojik Sakıncalı Alanlar başlıklı 3.5.14.2. sayılı maddesinin kaldırılması ile plan paftalarında bu kullanıma yer verilmemesi” yönünden;
Dava konusu planın ilk halinde plan uygulama hükümlerinde “Jeolojik Sakıncalı Alanlar Bölümü” ile plan paftalarında jeolojik alan gösterimi yer almakta iken, dava konusu planda bu hususların yer almadığı anlaşılmaktadır.
Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda belirtildiği üzere, işlem tarihinde yürürlükte olan Çevre Düzeni Planları’na Dair Yönetmelik’te, jeolojik ve jeomorfolojik yapı ile ilgili bilgilerin derlenmesi, bu bilgilerin planın veri tabanına işlenmesi ve özellikle afet risklerini azaltıcı önlemlerin alınması için Jeolojik Sakıncalı Alanların belirlenmesi öngörülmüşken, dava konusu çevre düzeni planında “Jeolojik Sakıncalı Alan” lejantının kaldırılması ve bu verinin plan paftalarına işlenmemesinin alt ölçekli plan çalışmaları üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceği, üst ölçekli plan paftalarına “Jeolojik Sakıncalı Alanlar”ın işlenmesinin, alt ölçekli planları hazırlayanların böyle alanları gözden kaçırmamalarına olanak sağlayacağı, ayrıca 1/100.000 ölçekli planın onay sürecinde bu tür alanlar görülerek planın arazi kullanış kararlarının da değerlendirilebileceği görülmektedir.
Bu itibarla, dava konusu çevre düzeni planında “Jeolojik Sakıncalı Alanlar” a yönelik plan hükmüne yer verilmemesi, bu alanların lejant paftasında yer almaması ve plan paftalarına işlenmemesinin ilgili mevzuata ve planlama ilkelerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının Plan Uygulama Hükümlerinin “İtiraz 17- Jeolojik Sakıncalı Alanlar başlıklı 3.5.14.2. sayılı maddesinin kaldırılması ile plan paftalarında bu kullanıma yer verilmemesi” yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY
XXXXX–Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “İtiraz 23- Malatya Akçadağ Kentsel Gelişme Alanına” ilişkin kısmı yönünden;
Bilirkişi raporunda, “Dava konusu Malatya-Elazığ-Bingöl-Tunceli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının L39 no.lu paftasında kentsel gelişme alanlarının Akçadağ’ın doğusunda ve kuzeydoğusunda önerildiği görülmektedir. Kentsel gelişmenin öngörüldüğü bu alanların arazi sınıflamasında sulu mutlak tarım arazileri ve dikili-meyve alanları çoğunlukta, yapılaşmanın oldukça seyrek ve az katlı olduğu görülmektedir. Toprak sınıflaması ise II. ve III. sınıf tarım toprağı olarak belirlenmiştir. Bu alanlar kentin başlıca tarım alanlarıdır. Buna karşılık kentin batısı tarımsal niteliği oldukça düşük arazilerle kaplıdır. TOKİ konutlarının bu bölgede inşa edilmiş olduğu görülmektedir. Kentsel gelişmenin nitelikli tarım arazileri üzerinde öngörülmüş olması Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. maddesi ile bağdaşmamaktadır. Batı yönünde, topoğrafya ve toprak özellikleri bakımından kentsel gelişme için daha uygun araziler bulunduğu için nitelikli tarım topraklarının bu amaçla yok edilmesinin gereği bulunmamaktadır. ÇDP’nin mevzuatla bağdaşmayan mevcut alt ölçekli plan kararlarını aynen benimsemesi çevre düzeni planının tanımı ve işleviyle bağdaşmamaktadır. Bilirkişi kurulumuz bu nedenlerle dava konusu ÇDP’de Akçadağ’ın doğusunda ve kuzeydoğusunda nitelikli tarım toprakları üzerinde kentsel gelişme öngörülmüş olmasının ilgili mevzuat ve planlama ilkelerine uygun olmadığı görüşündedir.” şeklinde tespit ve görüşlere yer verilmiştir.
Bilirkişi raporundaki tespitler göz önünde bulundurulduğunda, Akçadağ’a getirilen gelişme alanının sulu mutlak tarım arazileri, dikili meyve ağaçlarının bulunduğu alana isabet ettiği, kentin batısında daha düşük nitelikli tarım alanlarının bulunduğu, nitekim bu alanda TOKİ tarafından konut uygulamalarının yapıldığı anlaşıldığından, bu alana ilişkin dava konusu plan ile öngörülen gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının”İtiraz 23- Malatya Akçadağ Kentsel Gelişme Alanı” yönünden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.