Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/13 E. 2021/2332 K. 10.11.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/13 E.  ,  2021/2332 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/13
Karar No : 2021/2332

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- …
VEKİLİ : …
2- … Bakanlığı
VEKİLİ :Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2019 tarih ve E:2015/291, K:2019/11163 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 26/11/2014 tarih ve 29187 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Eser Sahibi Sait Okur (Bediüzzaman Said Nursi) Olan Eserler Üzerindeki Hakların Diyanet İşleri Başkanlığı Tarafından Kullanılmasına İlişkin Kararın yürürlüğe konulmasına dair 24/11/2014 tarih ve 2014/7007 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali ve anılan Kararın dayanağını teşkil eden 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 47. maddesinin iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2019 tarih ve E:2015/291, K:2019/11163 sayılı kararıyla;
İdarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören kanun koyucunun, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak getirdiği,
İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiği, nitekim; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda subjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararlarının yerleşik içtihat niteliği kazandığı,
İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin; ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulünün zorunlu olduğu, aksi hâlde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmenin, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğuracağı,
Davacı tarafından, dava konusu işlemle artık sadece Diyanet İşleri Başkanlığının kabul ettiği eser nüshalarının basılarak okuyuculara ulaşacağı ve bu durumun okuyucuların inanç ve düşünce özgürlüğüne hukuka aykırı şekilde müdahale niteliğinde olduğu ileri sürülerek dava açıldığı,
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacı yönünden subjektif ehliyet koşulunun bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, ömrünün tamamına yakınını bu eserleri mütalaa etme, üzerinde bilimsel çalışmalar yapma, bu eserler üzerinden şerhler yazma gibi faaliyetlere adadığı, hala da bu eserleri fikri yönde koruma, okuma ve üzerinde mütalaa etme dışında başka da bir uğraş edinmediği, Risale-i Nur Külliyatı’nın evrensel bir hal kazandığı, bu eserleri mütalaa eden ve Türkiye’de sayıları milyonları bulan bir doğal okul öğrencilerinin mevcut olduğu, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri kapsamında subjektif ehliyetinin bulunduğu, bu hakkın çevre ve imar konusundaki ehliyet hakkından daha düşük görülmemesi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 31/12/2019 tarih ve E:2015/291, K:2019/11163 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 10/11/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabilen davalar olarak tanımlanmıştır.
İdarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasında en etkin araçlardan biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında “menfaat ihlali” olarak tanımlanan subjektif ehliyet koşulunun subjektif hak ihlallerinin giderilmesiyle birlikte idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında belirlenmesi gerektiği açıktır.
Bu bağlamda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gereği şeklinde tanımlanmış olup, dava açma ehliyetinin iptal davasına konu olan kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim, Danıştay içtihatlarıyla, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmiştir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile eser sahibi Sait Okur (Bediüzzaman Said Nursi) olan eserler üzerindeki hakların Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kullanılmasına karar verilerek bu eserlerin basımı ve yayımında anılan idarenin yetkili kılındığı, davacı tarafından, dava konusu işlemin okuyucuların inanç ve düşünce özgürlüğüne hukuka aykırı şekilde müdahale niteliğinde olduğu, eserlere sadece Devletin izin verdiği şekli ile erişilebileceği, yayımlanma ilkelerinin neler olduğunun belirli olmadığı, ömrünün tamamına yakınını bu eserleri mütalaa etme, üzerinde bilimsel çalışmalar yapma, bu eserler üzerinden şerhler yazma gibi faaliyetlere adadığı iddialarıyla açılan davada, davacının dava konusu işlemle arasında menfaat ilişkisinin bulunmadığından bahsedilemez.
Buna göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğu anlaşıldığından işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararında usul ve hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.