DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/1945 E. , 2021/2961 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1945
Karar No : 2021/2961
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … A.Ş.
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu
VEKİLİ : Av….
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunun 17/11/2020 tarih ve E:2018/2963, K:2020/3216 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile onaylanan “Tüketici ve Kullanıcı Şikâyetlerinin İşletmeciler ve Hizmet Sağlayıcıları Tarafından Çözümlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar”ın 2. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkralarının, 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, aynı fıkranın (g) bendinin (ii) ve (iii) alt bentlerinin, aynı maddenin 5. fıkrasının ve 9. maddesinin 2. fıkrasının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunun 17/11/2020 tarih ve E:2018/2963, K:2020/3216 sayılı kararıyla;
Elektronik haberleşme sektöründe tüketici hak ve menfaatlerinin gözetilmesi, tüketici mağduriyetlerinin giderilmesi ve tüketici memnuniyetinin sağlanması amacıyla … tarih ve … sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu kararı ile onaylanan “Tüketici Şikâyetlerinin İşletmeciler Tarafından Çözümlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar”ın yürürlüğe girdiği, öte yandan 23/05/2013 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu’nun 4. maddesine göre, kullanıcıların şikâyetlerini değerlendirmek ve gereken tedbirleri almak, ayrıca bu konuya ilişkin düzenlemeler yapmak görevinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna verildiği, 6475 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkartılan Posta Hizmetlerinin Sunulmasına İlişkin Yönetmelik’in 22. maddesi kapsamında posta hizmet sağlayıcıları tarafından da kullanıcı şikâyetlerinin çözümlenmesine yönelik şeffaf, hızlı ve kolay uygulanabilir bir şikâyet çözüm mekanizması oluşturulmasının gerektiği, bu görevler kapsamında, posta hizmet sağlayıcılarının söz konusu Usul ve Esaslara dahil edilmesi ihtiyacının doğduğu, bu bakımdan dava konusu “Tüketici ve Kullanıcı Şikâyetlerinin İşletmeciler ve Hizmet Sağlayıcıları Tarafından Çözümlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar”ın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile onaylanarak yürürlüğe girdiği belirtilerek,
Dava Konusu Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile onaylanan “Tüketici ve Kullanıcı Şikâyetlerinin İşletmeciler ve Hizmet Sağlayıcıları Tarafından Çözümlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar”ın 2. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi:
Anılan kuralda, işletmecilere veya hizmet sağlayıcılara farklı kanallardan gelen ve şikâyet niteliğini haiz tüm başvuruların bu Usul ve Esaslar kapsamında olduğunun öngörüldüğü; Usul ve Esasların 7. maddesinin (a) bendinde, şikâyetin kimlik doğrulaması yapılmasını müteakip aynı şikâyet başlığı ve aynı hizmet numarası ile değerlendirme süreci devam eden başka şikâyetin bulunmaması hâlinde, şikâyet numarası verilerek kayıt altına alınacağı, kimlik doğrulama işleminin işletmecilerde asgari kimlik bilgisi ve hizmet numarası bilgileri üzerinden, hizmet sağlayıcılarda ise kayıtlı gönderi numarası üzerinden gerçekleştirileceği; aynı maddenin (b) bendinde ise, şikâyet sahibinin işletmecinin/hizmet sağlayıcısının abonesi/kullanıcısı olmaması durumunda da şikâyetin alınmasına imkân sağlanacağı kuralına yer verildiği,
Buna göre, “farklı kanallar”dan gelen şikâyetlerde şikâyet sahibinin kimliği tespit edildikten sonra anılan Usul ve Esaslar kapsamında şikâyetin çözümleneceği, “farklı kanallar” ibaresinde davacının iddiasının aksine herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı, bu ibareden şikâyetçi kimliğinin belli olduğu şikâyet kanallarının anlaşılacağı, Kurum tarafından kurulacak “Tüketici Şikâyet Yönetim Sistemi”, işletmeci internet sayfalarında yer alan şikâyet bildirim kanalı, çağrı merkezleri, yazılı dilekçe, e-posta ile yapılan şikâyetler, CİMER, e-Devlet gibi şikâyet sahibinin açıkça tespit edilebildiği kanalların ancak bu kapsamda olabileceği, kaldı ki tüketici/kullanıcı haklarının korunması açısından da söz konusu ibarenin önem arz ettiği hususlarının anlaşıldığı,
Bu itibarla, Usul ve Esasların 2. maddesinin 2. fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığı,
Usul ve Esasların 2. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi:
Anılan fıkrada, işletmeci niteliğini haiz olmayan üçüncü taraflarca, işletmecilerin alt yapıları üzerinden sunulan hizmetlere ilişkin şikâyetlerin çözümünün işletmecinin sorumluluğunda olduğu kuralına yer verildiği; bu kuralın tüketicinin hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla getirildiği, herhangi bir işletmecinin alt yapısını kullanan ve davalı Kurumca yetkilendirilmemiş işletmeci niteliğinde olmayan firmalar tarafından abonelere yanıltıcı ve aldatıcı SMS ve/veya link gönderilmesi suretiyle çok sayıda tüketicinin mağdur edildiği, üçüncü taraf olarak nitelenen bu firmalara erişim imkânının zor olduğu, anılan kural uyarınca bu tarz şikâyetlerin hangi işletmecinin alt yapısı üzerinden sunulmuşsa o işletmeciye yönlendirileceği ve ilgili işletmecinin de bu tarz şikâyetleri hizmet sunduğu ve işletmeci niteliği bulunmayan firmalara yönlendirerek gerekli prosedürü işleteceği, işletmecinin alt yapısı üzerinden gönderilen ve işletmecinin abonesine gönderdiği faturasından ücretlendirilen hizmetlere ilişkin şikâyetlerin ilgili işletmecinin sorumluluğunda olacağı, aynı şekilde 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin “Katma değerli elektronik haberleşme hizmetleri” başlıklı 13. maddesinin 4. fıkrası ile … tarih ve … sayılı Kurul kararıyla onaylanarak yürürlüğe giren “Katma Değerli Elektronik Haberleşme Hizmetlerinin Sunumunda Tüketici Haklarının Korunmasına İlişkin Usul ve Esaslar”ın “İşletmeci sorumluluğu” başlıklı 12. maddesi gereğince, katma değerli elektronik haberleşme hizmetlerine ilişkin olarak işletmecilerin sorumlu tutulduğu,
Ayrıca, dava konusu kuralın üçüncü taraflarca abonelere gönderilen SMS gibi içeriklerin işletmecilerce kontrolü sorumluluğunu getirmediği, kaldı ki 5809 sayılı Kanun’un 51. maddesinin 2. fıkrasında da elektronik haberleşmenin ve ilgili trafik verisinin gizliliğinin esas olduğu, ilgili mevzuatın ve yargı kararlarının öngördüğü durumlar haricinde haberleşmeye taraf olanların tamamının rızası olmaksızın haberleşmenin dinlenmesi, kaydedilmesi, saklanması, kesilmesi ve takip edilmesinin yasak olduğu kuralının yer aldığı, dolayısıyla davacının bu hususa ilişkin iddialarının bir geçerliliğinin olmadığının anlaşıldığı,
Bu itibarla, davacının iddialarının dava konusu kuralı kusurlandırıcı mahiyette görülmediği, bu nedenle de dava konusu Usul ve Esasların 2. maddesinin 3. fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığı,
Usul ve Esasların 2. maddesinin 4. fıkrasının incelenmesi:
Anılan kuralda, yargı süreci veya tüketici hakem heyetlerinde değerlendirme süreci devam eden şikâyetlerin, hizmet sağlayıcılarının taşıdıkları ürün içeriğine yönelik şikâyetlerin ve kayıtsız gönderilerin bu Usul ve Esaslar kapsamı dışında olduğu hükmüne yer verildiği, davacı tarafından, hizmet sağlayıcısı niteliğindeki posta/kargo işletmecilerine elektronik haberleşme hizmeti sunan işletmecilerden farklı olarak bir ayrıcalık/istisna getirildiği iddialarına yer verildiği, bu düzenlemenin hizmet sağlayıcılar ile işletmecilerin sundukları hizmetler yönünden karşılaştırma yapılarak hazırlandığı, karşılaştırma yapılırken bu iki sektördeki farklılıkların dikkate alındığı, hizmet sağlayıcıların posta sektöründe, işletmecilerin ise elektronik haberleşme sektöründe hizmette bulunduğu, elektronik haberleşme sektöründe abonelik usulüne göre, posta sektöründe ise bir defaya mahsus veya hizmet bazında kullanıcı usulüne göre hizmet sunulduğu, elektronik haberleşme sektöründe hizmet sunan işletmecinin hem kendi sunduğu hizmetlere ilişkin hem de üçüncü tarafların kendi şebekesi üzerinden sunduğu hizmetlere ilişkin tahsilata aracı olarak ücret aldığı, posta sektöründe hizmet sunan işletmecinin ise sadece gönderiye ilişkin ücret aldığı ve faturasında sadece gönderi kalemine ilişkin ücret bilgisine yer verildiği, bu kapsamda posta sektörünün sunduğu hizmetin gereklerine ilişkin tüm şikâyetlerin Usul ve Esaslar kapsamında değerlendirilirken posta sektörü dışında kalan ve alıcı ile satıcıyı doğrudan ilgilendiren hususların Usul ve Esasların kapsamı dışında tutulduğunun görüldüğü,
Ayrıca, posta hizmetleri kapsamında hizmet alan kullanıcının aldığı ürünün muhatabının bilgisi dahilinde olduğu, “ürün içeriği”ne yönelik olarak ürünü doğrudan satan satıcı ile iletişim kurabildiği ve gerektiğinde ürünü 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında iade edebildiği ve satıcı ile ilgili şikâyetini Ticaret Bakanlığına iletebildiğinin anlaşıldığı,
Diğer yandan, davacı tarafından sadece yargı ve hakem heyeti değerlendirme süreci devam eden şikâyetlerin Usul ve Esasların kapsamı dışında tutulduğu, başka kurum ve kuruluşlardan gelen tüm şikâyetlerin de maddeye eklenmesi gerektiğinin iddia edildiği, ancak her Kurumun mevzuatının ayrı olduğu ve şikâyetleri ilgili mevzuata göre çözümleyebileceği anlaşıldığından bu iddiaların bir geçerliliğinin bulunmadığının görüldüğü,
Bu itibarla, dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmadığı,
Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin incelenmesi:
Anılan kuralda, şikâyet sahibinin işletmeci ve hizmet sağlayıcısının abonesi veya kullanıcısı olmaması durumunda da şikâyetin alınmasına imkân sağlanacağının öngörüldüğü, böylece, işletmecilere kendi abonelerinin yapacağı şikâyetler ile abonesi olmadığı hâlde dolaylı olarak yapılacak şikâyetler için şikâyet başvuru kanallarının açılmasının sağlandığı, davalı idarenin amacının mevzuatla korunması öngörülen tüketicilerin/kullanıcıların şikâyet hakkının kısıtlanmasının önüne geçilmesi olduğu, işletmeci ve hizmet sağlayıcıların muhatabı olduğu şikâyetlerin çözümlenmesinin amaçlandığı, bu amaç doğrultusunda dava konusu kural irdelendiğinde, abone olunmadan da bazı konularda işletmecilere karşı şikâyetler olabileceğinden, bu şikâyetlerin işletmecilere iletilmesi ve şikâyet sistemine kaydedilerek çözüme kavuşturulmasının tüketicinin/kullanıcıların haklarının korunması bakımından öngörüldüğü,
Ayrıca, davacı şirket tarafından bu başvurulara izin verilmesi ve bu başvurular bakımından herhangi bir standart, şart ve usul öngörülmemiş olmasının hukuka aykırı olduğu, işletmecinin itibarını zedeleyebilecek asılsız şikâyetlerin oluşmasına sebebiyet vereceği iddialarına yer verildiği, ancak her tüketicinin şikâyetini muhatabına ulaştırma hakkının olduğu, davalı idarece bu hakkın korunduğu ve söz konusu şikâyetlerin mevzuat çerçevesinde çözümleneceği anlaşıldığından, bu iddiaların bir geçerliliğinin bulunmadığı,
Bu itibarla, işletmeci ve hizmet sağlayıcılarının muhatap olduğu ve abone ile kullanıcı olmayan kişilerin şikâyet haklarının kullanılmasına imkân veren dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmadığı,
Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (ii) alt bendinin incelenmesi:
Anılan kuralda, şikâyet konusunun Kurum mevzuatına aykırılık teşkil etmediğinin tespiti ve şikâyetin devamı durumunda, gerek görülmesi hâlinde Kurum tarafından şikâyetin ve şikâyete ilişkin bilgilerin yetkili tüketici hakem heyetine iletilmesinin sağlanabileceği hükmüne yer verildiği, bu kuralın incelenmesine geçilmeden önce, tüketici hakem heyetine yapılacak başvuruların usul ve esaslarının incelenmesinin gerektiği,
28/11/2013 tarih ve 28835 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 66. maddesinde, Ticaret Bakanlığının tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikte belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu; “Başvuru” başlıklı 68. maddesinin 2. fıkrasında, tüketici hakem heyetlerinin kendilerine yapılan başvuruları gereğini yapmak üzere kabul etmek zorunda olduğunun kurala bağlandığı,
27/11/2014 tarih ve 29188 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin “Başvuru” başlıklı 11. maddesinde, “Tüketici hakem heyetine yapılan başvurular şahsen veya avukat aracılığıyla; elden, posta yoluyla veya elektronik ortamda e-Devlet kapısı üzerinden Tüketici Bilgi Sistemi ile yapılır.” kuralına yer verildiği,
Aktarılan mevzuat kurallarının değerlendirilmesinden, tüketici işlemleri ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin başvuruların tüketici hakem heyetlerince çözümleneceği, bu başvuruların şahsen veya avukat aracılığıyla yapılacağı, tüketici hakem heyetlerinin başvuruları kabul ederek karar vereceğinin anlaşıldığı,
Bu durumda, davalı Kuruma yapılan şikâyetin Kurum mevzuatına aykırılık teşkil etmediğinin tespit edildiği ve şikâyete devam edildiği hâllere ilişkin olan dava konusu kuralda, yalnızca şikâyetin ve şikâyete ilişkin bilgilerin yetkili tüketici hakem heyetine iletilmesinin sağlanabileceği hususunun düzenlendiği, tüketici hakem heyetine “re’sen” başvurulması değil, sadece “iletilme” ibaresine yer verildiği, yukarıda yer verilen 6502 sayılı Kanun ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği uyarınca tüketici hakem heyetine şahsen veya avukat aracılığıyla başvurulmasının da şart olduğu dikkate alındığında, şikâyetçinin adına kişisel olarak bir başvuru işlemi yapılmayacağının da açık olduğu,
Bu itibarla, tüketicilerin ve kullanıcıların haklarının korunmasına yönelik olarak düzenlenen dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmadığı,
Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (iii) alt bendinin incelenmesi:
Anılan kuralda, şikâyetin doğrudan işletmeci/hizmet sağlayıcısı sistemleri üzerinden başlatılması halinde, ilgili işletmeci/hizmet sağlayıcısı tarafından tüketiciye/kullanıcıya Kuruma başvuru yapılabilmesi de dahil olmak üzere alternatif başvuru yolları hakkında bilgi verileceğinin öngörüldüğü,
5809 sayılı Kanun’un 49. maddesinde, Kurumun, son kullanıcı ve tüketicilerin azami faydayı elde edebilmeleri ve hizmetlerin şeffaflık ilkesine uygun olarak sunulabilmesi için abonelerin bilgilendirilmesine yönelik olarak işletmecilere yükümlülükler getirebileceği, işletmecilerin tüketicileri dürüstlük kuralı gereğince gerekli olduğu her durumda talep olmaksızın bilgilendireceği, Kurumun bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleyeceği hususlarının kural altına alındığı, hem bu madde kapsamında hem de tüketicilerin/kullanıcıların korunması açısından düzenlenen 5809 sayılı Kanun ve 6475 sayılı Kanun hükümleri gereğince işletmecilere alternatif başvuru yolları hakkında bilgi verilmesi yükümlülüğünün getirilebileceğinin anlaşıldığı,
Davacı tarafından işletmecilere sınırları belirsiz ve Kanunda bulunmayan bir yükümlülük getirildiğinin iddia edildiği, ancak bilgilendirme yükümlülüğünün Kanunda yer aldığı ve buradaki amacın işletmeci ve hizmet sağlayıcısı karşısında zayıf konumda bulunan tüketici ve kullanıcının korunması olduğu dikkate alındığında, alternatif başvuru yollarının gösterilmesi yükümlülüğünün Kurumun görevinin yerine getirilmesi kapsamında olduğunda kuşku bulunmadığı,
Bu itibarla, tüketicilerin ve kullanıcıların alternatif başvuru yolları hakkında bilgilendirilmesine ilişkin işletmecilere ve hizmet sağlayıcılarına yükümlülük getiren dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmadığı,
Usul ve Esasların 7. maddesinin 5. fıkrasının incelenmesi:
Anılan kuralda, işletmeciler/hizmet sağlayıcılar ile tüketiciler arasında şikâyete konu hususlarda anlaşmazlık hâlinde Kurum kararının esas alınacağının öngörüldüğü, bu kurala göre, öncelikli olarak “Kurum kararı” ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin irdelenmesi gerektiği,
2813 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin Kanun’un “Kuruluş” başlıklı 5. maddesinin 5. fıkrasında, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulunun, Kurumun karar organı olduğunun belirtildiği; “Personel nitelikleri” başlıklı 8. maddesinin 11. fıkrasında, Kurulun bu Kanun ve diğer mevzuatta belirtilen görevler yanında aşağıdaki görevleri yapacağı ve yetkileri kullanacağı açıklandıktan sonra, Kurulun görevlerinin sayıldığı; 12. fıkrasında, “Kurul sınırlarını ve gerekçesini belirlemek suretiyle görevlerinden bir kısmını Kurul Başkanına devretmeye yetkilidir.” düzenlemesine yer verildiği; 13. fıkrasının (c) bendinde ise, “Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurul’a sunmak” hususunun Başkanın görev ve yetkileri arasında sayıldığı,
Aktarılan kuralların değerlendirilmesinden, sektöre yönelik kararlar almaya esasen Kurumun en üst karar organı olan Kurulun yetkili olduğu, Başkanın alınan kararları uygulamaya yönelik işlemler tesis edebileceği ve hizmet birimlerinden gelen önerileri Kurula sunacağı, daire başkanlıkları tarafından ancak hazırlayıcı nitelikteki işlemlerin tesis edilebileceği, bunun yanında yetki devri yapılmak suretiyle Kurulun bir kısım yetkilerini sınırları ve gerekçesini belirlemek suretiyle Başkana devredebileceğinin anlaşıldığı,
Bu itibarla, sektöre yönelik kararlar Kurumun karar organı olan Kurul tarafından alınacağından, dava konusu kuralda yer verilen Kurum kararı ibaresinden davalı idarenin yetkili organınca verilecek Kurul kararlarının anlaşılması gerektiği ve Kurul kararı ibaresine yer verilmemesinin dava konusu kuralı kusurlandırıcı mahiyette olmadığı,
Usul ve Esasların 9. maddenin 2. fıkrasının incelenmesi:
Anılan fıkrada Kurumun gerek görmesi hâlinde işletmecilerin/hizmet sağlayıcıların bu Usul ve Esaslar kapsamındaki şikâyet süreçlerinin yürütülmesine ilişkin istatistiksel bilgileri, Kurumun internet sitesinde yayımlayabileceği, yine işletmeciler/hizmet sağlayıcılara da yayımlama yükümlülüğü getirebileceği kuralına yer verildiği, bu kapsamda yapılacak olan yayımlar ile tüketici/kullanıcıların yalnızca şikâyet süreçlerinin yürütülmesine ilişkin olan toplam şikâyet sayısı, tekrarlanan şikâyet sayısı, şikâyet çözme oranı gibi istatistiksel bilgilere sahip olabileceği, bunun şikâyet süreçlerinin etkili bir şekilde gerçekleşmesine de katkı sağlayacağı, işletmecilere ait şikâyet istatistiklerinin yayımlanması durumunda hem tüketici memnuniyetinin artacağı hem de firmaların şikâyet çözme performansının yükselmiş olacağının anlaşıldığı,
Davacı tarafından, istatistiksel veri oluşturma ve yayınlama yükümlülüğünün kapsamının ve ne şekilde oluşturulacağının belli olmadığı iddiasında bulunulduğu, ancak Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 18. maddesinin 2. fıkrasında, tüketici şikâyetleri ve bu şikâyetlere verilen cevapların işletmeciler tarafından kayıt altına alınacağı ve bu kayıtların güvenlik tedbirleri alınarak asgari iki yıl süre ile muhafaza edileceği kuralına yer verildiğinden, Kurumun işletmecilerden muhafaza etmekle yükümlü olmadığı bir bilgiyi talep etmesinin mümkün olmadığının anlaşıldığı,
Bu itibarla, davalı Kurum tarafından işletmecilerin şikâyet çözme konusundaki isteği ve hızını teşvik etmenin, rekabet ortamı oluşturularak tüketici şikâyetlerini en aza indirmenin ve tüketici mağduriyetinin azaltılmasının amaçlandığı da dikkate alındığında, söz konusu istatistiksel bilgilerin yayınlanmasına ilişkin dava konusu kuralda hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Usul ve Esasların 2. maddesinin 2. fıkrası ile, işletmecilere farklı kanallardan gelen şikayetlerin işleme alınması yönünde yükümlülük getirildiği, sosyal medya üzerinden de birtakım şikayetlerin gelebildiği, anılan fıkrada yer alan “farklı kanallardan gelen” ibaresinin muğlak olduğu, böylece işletmecilere sınırları belirsiz yükümlülük getirdiği, aynı şekilde Usul ve Esasların 2. maddesinin 3. fıkrasında, işletmeci niteliğini haiz olmayan üçüncü taraflarca işletmecilerin alt yapıları üzerinden sunulan hizmetlere ilişkin şikayetlerin çözümünün işletmecilerin sorumluğunda olduğu kuralına yer verildiği, ancak işletmecilerin üçüncü kişilerin sunduğu hizmetlere herhangi bir dahlinin bulunmadığı, dolayısıyla bu hizmetlere yönelik ilgili şikayetlerin çözümü noktasında işletmecilerin sorumlu tutulamayacağı, davalı idarece “şikayetlerin çözümünden şikayetlerin üçüncü tarafa iletilmesinin anlaşılacağının iddia edildiği, ancak anılan fıkradaki açık ibare karşısında işletmecilerin şikayetlerin iletimi ile sınırlı olacak şekilde sorumlu tutulmadığının kolaylıkla anlaşılabildiği, temyize konu kararda, Katma Değerli Elektronik Haberleşme Hizmetlerinin Sunumunda Tüketici Haklarının Korunmasına İlişkin Usul ve Esaslar ile Tüketici Hakları Yönetmeliği’nde yer alan katma değerli elektronik haberleşme hizmetine ilişkin olarak işletmecilerin sorumlu olduğu yönündeki düzenlemelere değinildiği, ancak dava konusu Usul ve Esaslar ile katma değerli haberleşme hizmetlerine yönelik şikayetlerin düzenlenmediği, işletmeci olmayanlarca sunulan hizmetlere yönelik şikayetlerin kapsama alındığı, dolayısıyla anılan hükümlere dayanılamayacağı, bu kapsamda işletmecilerin sadece ödemesine aracılık ettiği hizmetlere ilişkin şikayetlerin çözümü konusunda sorumlu kılınamayacağı, öngörülen düzenlemenin SMS kontrolüne sebebiyet verdiği, bu suretle haberleşmenin gizliliğini ihlal edebilecek nitelikte olduğu,
Dava konusu Usul ve Esasların 2. maddesinin 4. fıkrası ile yargı ve tüketici hakem heyetlerinde değerlendirme süreci devam eden şikayetler ile hizmet sağlayıcıların taşıdıkları ürün içeriğine yönelik şikayetlerin Usul ve Esasların kapsamı dışında tutulduğu, oysa işletmecilerin alt yapılarını kullanarak üçüncü kişilerce sunulan hizmetlere yönelik şikayetlerin çözümü konusunda sorumlu kılındığı, posta sektörü ile elektronik haberleşme sektörü arasında farklı uygulama yapılmasını haklı kılacak bir nedenin bulunmadığı, temyize konu kararda sektörler arasındaki hangi farklılıkların bu düzenlemeye neden olduğu hususunun açıklanmadığı, ayrıca yargı ve tüketici hakem heyetleri dışındaki makamlar önünde değerlendirmeye tabi olan şikayetlerin Usul ve Esasların kapsamı dışında tutulmasının haklı bir gerekçeye dayanmadığı,
Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, şikayet sahibinin abone olmaması durumunda da şikayetin alınmasına olanak sağlanması gerektiğinin öngörüldüğü, abone olmayanların tüketici konumunda bulunmadığı, bu nedenle tüketici olmayanların şikayetinin alınması yükümlülüğünün hukuka uygun olmadığı, temyize konu kararda abone olmayan şikayetlerinin alınması yükümlülüğünün hukuka uygun olduğu yönündeki gerekçeyi kuvvetlendirmek üzere örnek olarak gösterilen durumların farklı yöntemlerle çözülebileceği, tüketici olmayanların şikayet hakları ile ilgili davalı idarenin düzenleme yetkisinin bulunmadığı,
Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (ii) alt bendinde, şikayet konusunun mevzuata aykırılık teşkil etmediğinin tespiti ve şikayetin devamı durumunda, davalı Kurumun şikayete ilişkin bilgileri tüketici hakem heyetine ileteceği kuralına yer verildiği, anılan bentte mevzuata aykırılık teşkil etmeyen bir durumun düzenlendiği, bu nedenle anılan bentte düzenlenen hususun davalı idarenin görev ve yetkisi kapsamında bulunmadığı, ayrıca davalı Kurumun şikayetleri resen tüketici hakem heyetlerine gönderme yetkisine sahip olmadığı, ilgili mevzuat uyarınca tüketici hakem heyetlerine müracaatların ancak tüketici tarafından bizzat yapılabileceği, bu haliyle tüketici hakem heyetleri ile ilgili mevzuatta öngörülmeyen bir prosedürün ihdas edildiği,
Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (iii) alt bendinde, şikayetin doğrudan işletmecinin sistemi üzerinden başlatılması halinde, şikayet sahibine Kuruma müracaat dahil olmak üzere alternatif yöntemler hakkında bilgi verileceği kuralına yer verildiği, işletmecilerin hukuk danışmanlığı fonksiyonunun bulunmadığı, anılan bent ile getirilen yükümlülüğün işletmecilerin genel bilgi verme yükümlülüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, “alternatif başvuru yolları” tabirinin muğlak ve geniş olduğu,
Dava konusu Usul ve Esasların 7. maddesinin 5. fıkrasında, işletmeciler ile tüketiciler arasında şikayete konu edilen hususlarda anlaşmazlık çıkması halinde Kurum kararının esas alınacağının öngörüldüğü, anılan düzenlemede yer alan Kurum kararının Kurul kararı olarak değiştirilmesi gerektiği,
Usul ve Esasların 9. maddesinin 2. fıkrasında, davalı Kurumun gerek görmesi halinde işletmecilerin şikayet süreçlerine ilişkin istatistiki bilgilerin Kurumun internet sitesinde yayımlanabileceği gibi, işletmecilere de yayımlama yükümlülüğü getirilebileceği kuralına yer verildiği, istatistiksel bilgilerin neler olduğu hususunun madde kapsamında düzenlenmediği, bu nedenle, “istatistiksel bilgiler” kavramından ne anlaşılması gerektiğinin belirsiz olduğu, aynı şekilde söz konusu verilerin ne şekilde toplanacağı, analiz edileceği ve yayınlanacağının da belli olmadığı, bu bilgilerin rekabetin korunması açısından sorunlu olduğu ve tüketicinin menfaatine olmadığı belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunca verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulu kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü ve Onuncu Daireleri Müşterek Kurulunun temyize konu 17/11/2020 tarih ve E:2018/2963, K:2020/3216 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 09/12/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.