Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/1947 E. 2022/1551 K. 21.04.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/1947 E.  ,  2022/1551 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/1947
Karar No : 2022/1551

TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2- … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : … San. ve Tic. A.Ş.
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunun 15/12/2020 tarih ve E:2019/245, K:2020/3673 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Burdur ili sınırları dâhilinde bulunan Sicil:… (ER:…) numaralı II-B grubu maden sahasına ilişkin 15/11/2017 tarihinde yapılan ihale sonucu yatırılan ihale bedelinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine dair … tarih ve … sayılı Maden İşleri Genel Müdürlüğü işlemi ile 21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Sahaları İhale Yönetmeliği’nin 26. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunun 15/12/2020 tarih ve E:2019/245, K:2020/3673 sayılı kararıyla;
Maden İşleri Genel Müdürlüğünce, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca, 15/11/2017 tarihinde gerçekleştirilen (II-B grubu) maden sahası arama ihalesinin 3.606.000,00-TL bedelle davacı şirket üzerinde kaldığı,
Davacı şirket tarafından ihale bedeli yatırıldıktan sonra, ön inceleme raporu ve araştırma projesi ile birlikte 29/12/2017 tarihinde Maden İşleri Genel Müdürlüğüne başvurularak arama ruhsatı düzenlenmesinin talep edildiği, bunun üzerine davacı şirket adına … tarih ve Sicil:… sayılı ve iki yıl süreli arama ruhsatının düzenlendiği,
Davacı şirket tarafından 05/06/2018 tarihinde Maden İşleri Genel Müdürlüğüne yapılan başvuruda, genel arama faaliyet raporu ve işletme projesi sunularak mermer madeni için işletme ruhsatı ve işletme izni talebinde bulunulduğu,
Maden İşleri Genel Müdürlüğünün 25/07/2018 tarihli “Mahallinde Tetkik Heyet Raporu (İşletme Talepli)”nda, 24,93 hektar alan için işletme izni verilmesinin uygun bulunması üzerine, davacı şirket tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu alınması için Burdur Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurulduğu,
Burdur İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Hizmetleri Müdürlüğü tarafından Burdur Çevre ve Şehircilik Müdürlüğüne gönderilen … tarih ve … sayılı görüş yazısında, “…Bahse konu alanla ilgili yapılacak çalışma için idaremiz mevzuatı açısından yerinde ve proje tanıtım dosyasında yapılan inceleme neticesinde; İmar ve Kentsel İyileştirme Müdürlüğü mevzuatınca 3194 sayılı İmar Kanunu açısından sakınca olmadığı, Yol ve Trafik Hizmetleri Müdürlüğü mevzuatınca sakınca olmadığı, Su ve Kanal Hizmetleri Müdürlüğü mevzuatı açısından da sakınca bulunmadığı…”; … tarih ve … yazısında ise, Su ve Kanal Hizmetleri Müdürlüğünün sehven yanlış görüş verdiğini belirterek, “Su ve Kanal Hizmetleri Müdürlüğü mevzuatı açısından da iki adet içme suyu amaçlı sondaj kuyusu bulunduğu, bu kuyulara ait koruma alanı oluşturulması gerektiği, sondaj kuyularının merkez kabul edilerek bin metre yarıçapında daire oluşturacak şekilde mutlak koruma alanı oluşturulması gerektiği, ayrıca 07/04/2012 tarih ve 28252 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik’in 13/3. maddesinde belirtildiği üzere içme suyunu yeraltından temin eden idarelerin söz konusu kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri için mutlak koruma alanı oluşturulması gerektiği, mutlak koruma alanının yeraltı suyunun alındığı noktayı korumaya yönelik oluşturulan bir alan olduğu, söz konusu alanın en az bin metre yarıçapında bir alan olması ve alanın içme suyunu kullanan idare ve idarelerce korunması ve emniyetinin alınması ve bu alanda hiçbir faaliyete izin verilemez ibaresi gereğince yukarıda koordinatları verilen 1 ve 2 nolu sondaj kuyularının merkez kabul edilerek bin metre yarıçapında mutlak koruma alanı oluşturulması ve patlatma yapılmaması şartıyla faaliyet göstermesinde sakınca bulunmadığı” değerlendirmelerine yer verildiği,
Bunun üzerine, davacı şirket tarafından Maden İşleri Genel Müdürlüğüne yapılan 19/10/2018 tarihli başvuruda, 1.000 metre yarıçaplı koruma alanı bütün ruhsat alanını kapsadığından, sahada madencilik faaliyeti yapılmasının mümkün olmadığı belirtilerek ihale bedelinin iadesinin istenildiği,
Söz konusu başvurunun Maden İşleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı,
Ayrıca, Burdur Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısıyla, sondaj kuyularının merkez kabul edilmesi suretiyle 1.000 metre yarıçapında oluşturulacak koruma alanının ÇED alanını kapsadığı gerekçesiyle davacı şirkete ait proje tanıtım dosyasının iptal edildiği ve projesi tanıtım dosyasını hazırlayan firmaya bildirildiği,
Anayasa’nın 168. maddesi, 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan arama ruhsatı, işletme ruhsatı ve taksir tanımları, 7. maddesinin 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. ve 8. fıkraları ile 30. maddesi, Maden Sahaları İhale Yönetmeliği’nin 1., 3. ve 26. maddeleri, 07/04/2012 tarih ve 28257 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik’in 1., 3. ve 13. maddelerinde yer alan kurallar aktarılarak,
Maden Sahaları İhale Yönetmeliği’nin 26. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden;
3213 sayılı Kanun’da, ilk müracaat veya ihale yoluyla yapılacak ruhsatlandırmalara konu alanlara ilişkin olarak iki türlü kısıtlamaya gidilebileceğinin belirtildiği, bunlardan birincisinin Maden Kanunu’ndan, ikincisinin ise diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalardan kaynaklanabileceğinin öngörüldüğü,
Anılan Kanun’un 7. maddesinin 1. fıkrasında, ilk müracaat veya ihale yoluyla yapılacak ruhsatlandırmalarda, müracaatın yapılacağı alanların, diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalar göz önüne alınarak Bakanlıkça ruhsat müracaatına kapatılabileceği, kısıtlama gerekçesi ortadan kalkan alanların ihale yoluyla aramalara açılacağı ve bu Kanun dışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılacak her türlü kısıtlamanın ancak kanunla yapılabileceği belirtildikten sonra, maddenin diğer fıkralarında madencilik faaliyetlerine ilişkin kısıtlamalara yer verildiği,
Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında; özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, muhafaza ormanları, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na göre korunması gerekli alanlar, 1. derece askeri yasak bölgeler, 1/5000 ölçekli imar planı onaylanmış alanlar, 1. derece sit alanları ile madencilik amacı dışında tahsis edilen ve Genel Müdürlük tarafından uygun görüş verilen elektrik santralleri, organize sanayi bölgeleri, petrol, doğalgaz ve jeotermal boru hatları gibi yatırım alanlarına ilişkin olarak izin sisteminin getirildiği, 8. fıkrasında ise, 2. fıkrada sayılan alanlardan ayrı olarak içme ve kullanma suyu rezervuarının bulunduğu alanlara ilişkin olarak iki aşamalı bir alan tespiti yapılarak bu alanlardaki maden arama ve işletme faaliyetlerindeki kısıtlamalara yer verildiği,
Kanun’un 7. maddesinin 8. fıkrasıyla, içme ve kullanma suyu rezervuarının bulunduğu alanlarda, çevre ve insan sağlığına zarar vermeyeceği bilimsel ve teknik olarak belirlenen madencilik faaliyetlerinin, içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki orta mesafeli koruma alanında yapılmasına şartlı olarak izin verileceği, 2000 metreden sonraki koruma alanı içinde ise çevresel etki değerlendirmesi raporuna göre yapılması uygun bulunan madencilik faaliyetlerinin yapılabileceği düzenlendiğinden, anılan fıkra kapsamında madencilik faaliyetine izin verilebilecek alanın, içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000 metreden sonra başlayacağı açık olup, içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000 metreye kadar olan kısmında ise madencilik faaliyetinin hiçbir şekilde yapılmayacağının anlaşıldığı,
Nitekim, Kanun’un 7. maddesinin gerekçesinde de, kanunlarla getirilen kısıtlamalar sonucunda madencilik yapılması yasaklanan alanların Maden İşleri Genel Müdürlüğünce tamamen madenciliğe kapatılabileceği belirtildikten sonra; içme ve kullanma suyu havzalarında Çevre ve Orman Bakanlığının belirlediği kriterlere uyulmakla birlikte içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki orta mesafeli koruma alanında yapılabilecek madencilik faaliyetlerine ilişkin olarak açıklamalara yer verildiğinin görüldüğü,
Anayasa Mahkemesinin birçok kararında, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile devletin tüm faaliyetlerinde hukukun egemen olmasının amaçlandığı, bu amacın gerçekleşmesinin konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçütlerinin göz önünde tutulması ile mümkün olacağı, hukuk güvenliğinin, yazılı hukuk kurallarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığının belirtildiği,
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de ölçülülük ilkesi olup, ölçülülük ilkesinin, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gereğini ifade ettiği,
Bu itibarla, idarece yapılan düzenlemelerin kamu yararının sağlanması amacına yönelik olmasının, genel, objektif, âdil kurallar içermesinin ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesinin hukuk devleti olmanın gereği olduğu,
Bu nedenle, idarelerin, takdir yetkisine sahip oldukları ya da bir değerlendirme yapma durumunda bulundukları her bir somut olayın özelliklerini göz önüne alarak konuyu değerlendirmesi gerektiği, yaptıkları düzenlemelerde ve tesis ettikleri işlemlerde, kendilerine tanınan takdir yetkisini, kanunların sınırları içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak ve ölçülülük ilkesini dikkate alarak kullanması gerektiği,
3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 1. fıkrasında, ilk müracaat veya ihale yolu ile yapılacak ruhsatlandırmalarda müracaatın yapılacağı alanların, diğer kanunlar ile getirilen kısıtlamalar göz önüne alınarak Bakanlıkça ruhsat müracaatına kapatılabileceği belirtilerek idareye sorumluluk yüklendiği, bu durumda idareden beklenenin, madencilik faaliyeti yapılması yasak olan alanların madencilik faaliyetlerine kapatılması olduğu, başka bir anlatımla, ihale konusu edilen maden sahasının madencilik faaliyeti için mutlak yasak bir alanda olmamasının ve maden arama ve işletmeye uygun olmasının ihaleyi yapan ve ruhsatı veren idarenin sorumluluğunda olduğu,
Maden Sahaları İhale Yönetmeliği’nin dava konusu 26. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinde belirtilen izinler ile ilgili sorumluluğun müracaatçıya ait olduğu, bu izinlerin alınmaması durumunda ihale bedelinin iade edilmeyeceği ana kural olarak düzenlendikten sonra, bu sahaların Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen alanlardan birisi ile çakıştığının tespit edilmesi durumunda ihale bedelinin iade edileceğine ilişkin istisnaî hükme yer verildiği, Kanun’un 7. maddesinin 8. fıkrasında, içme suyu rezervuarına yönelik olarak madencilik faaliyetiyle ilgili getirilen kısıtlama nedeniyle izin alınamaması durumunun ise bu istisnaî hükmün kapsamı dışında bırakıldığı,
İdarenin, madencilik faaliyeti yapılması yasak olan bir alanı (uyuşmazlıkta, zeytinlik sahalara üç kilometreden yakın olan sahayı) ruhsat müracaatlarına kapatması gerekirken, bu alanları madencilik faaliyetlerine açması ve tüm sorumluluğu da ruhsat sahiplerine yüklemesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı,
Dava konusu Yönetmelik’in 26. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendiyle, 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinde belirtilen izinler ile ilgili tüm sorumluluğun hak sahibine yüklendiği, mutlak yasak olan alanlarda izin alınamaması hâli ile bu kapsamda bulunmayan yerlerle ilgili izinlerin alınamaması hâlinin birbirinden ayrılmadığı, aynı kurala tabi tutulduğu, böylece idarenin ihaleye çıkmaması gereken bir alanı, başka bir anlatımla madencilik faaliyeti yapılması mutlak yasak olan bir alanı ihaleye çıkarmasındaki sorumluluğun tümüyle ihale alıcılarına yüklendiği,
İdarenin, öncelikle kendi üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirerek, mutlak yasak olan bir alanda madencilik faaliyeti yapılması için ihaleye çıkmaması gerekirken, tüm sorumluluğu ihale alıcılarına yüklemesinin ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacağı,
Bu nedenle, ihale bedelinin iade edilmemesinin şartları belirlenirken, madencilik faaliyeti yapılması mutlak yasak olan bir alanın ihaleye çıkartılması nedeniyle bu alanlarda madencilik faaliyeti yapılmasına ilişkin gerekli izinlerin verilmemesi hâli ile, bu kapsamda olmayan ya da başvuru sahibinin kusur ve/veya ihmali nedeniyle gerekli izinlerin alınamaması ve/veya ilgili idarelerin olumsuz değerlendirmeleri sonucu izin alınamaması hâllerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, madencilik faaliyeti yapılması mutlak yasak olan bir alanın ihalesi sonucunda işletme izni alınamaması hâlinde, ilgilinin ödediği ihale bedelinin iade edilmemesinin, ölçülülük ilkesine aykırı olduğu,
Bu itibarla, ilgiliden veya idareden kaynaklanan her iki hukukî durum göz önünde bulundurularak bir düzenleme yapılması gerekirken, Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen kısıtlamadan kaynaklanan izin alınamaması hâlinin dışında her ne sebeple olursa olsun ihale bedelinin iade edilmeyeceğine yönelik dava konusu kuralın bu hâliyle eksik düzenleme içerdiği sonucuna varıldığı,
Bu nedenle, madencilik faaliyeti yapılması mutlak yasak olan alanlarda izin alınamaması hâli ile bu kapsamda bulunmayan yerlerle ilgili izinlerin alınamaması hâlini ayrı ayrı düzenlemeyen ve bu hâliyle eksik düzenleme içerdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu anlaşılan Yönetmelik’in dava konusu kuralında hukuka uygunluk bulunmadığı,
Davacı şirket tarafından ihale bedelinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı Maden İşleri Genel Müdürlüğü işlemi yönünden;
3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 8. fıkrasında, içme ve kullanma suyu rezervuarının bulunduğu alanlarda, çevre ve insan sağlığına zarar vermeyeceği bilimsel ve teknik olarak belirlenen madencilik faaliyetlerinin, içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki orta mesafeli koruma alanında yapılmasına şartlı olarak izin verileceği, 2000 metreden sonraki koruma alanı içinde ise çevresel etki değerlendirmesi raporuna göre yapılması uygun bulunan madencilik faaliyetlerinin yapılabileceğinin belirtildiği,
Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik’in 13. maddesinin 3. fıkrasında ise, içme suyu temini yapılan kuyular için mutlak koruma alanı oluşturulacağı, bu koruma alanının suyun alındığı noktayı korumaya yönelik oluşturulmuş bir alan olduğu, bu alanın en az elli metre yarıçapında bir alanı kapsayacağının belirtildiği,
Kanun’un 7. maddesinin 8. fıkrasıyla anılan Yönetmelik’in 13. maddesinin 3. fıkrasının birlikte değerlendirilmesinden, mutlak koruma alanı oluşturulacak alanın içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesi ile 1000 metre arasındaki şeridi kapsayacağı, bu alanın herhangi bir şarta dahi yer verilmeksizin, maden arama ve işletme faaliyetleri kapsamında izne konu olamayacağının anlaşıldığı,
Bu kapsamda, ihaleye konu alanın, 3213 sayılı Kanun veya diğer kanunlarla madencilik faaliyetinin kesin olarak yasaklandığı bir alan olduğu, fiili imkânsızlık nedeniyle bu alanda madencilik faaliyetinin yapılamayacağının anlaşılması hâlinde, ihale bedelinin de iadesinin gerektiği,
Bu itibarla, Burdur Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün anılan yazısıyla, başvuruya konu alanda bulunan iki adet içme suyu amaçlı sondaj kuyularının merkez kabul edilmesi suretiyle 1.000 metre yarıçapında oluşturulacak koruma alanının ÇED alanını kapsadığı gerekçesiyle davacı şirkete ait proje tanıtım dosyasının iptal edildiği hususu da dikkate alındığında, Kanun ve anılan Yönetmelik uyarınca madencilik faaliyeti yapılamayacak bir alana ilişkin olarak ödenen ihale bedelinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçeleriyle,
21/09/2017 tarih ve 30187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Sahaları İhale Yönetmeliği’nin 26. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile davacı şirket tarafından ihale bedelinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı Maden İşleri Genel Müdürlüğü işleminin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idareler tarafından, 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinde belirtilen kazanılmış hakların işletme ruhsatına sahip olanlar için geçerli olduğu, davacı şirket arama ruhsatına sahip olduğundan herhangi bir kazanılmış hakkının söz konusu olmadığı, Kanun’un 7. maddesinde belirtilen izinlerin alınacağının garanti edilmesi hususunda idarelerinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, dava konusu Yönetmelik kuralının, İhale Şartnamesi’nde de aynen yer aldığı, şartnamelerin idareler tarafından tek yanlı olarak düzenlendiği, ihale için müracaat edenlerin şartnamede yer alan hususları kabul etmeleri hâlinde ihaleye katılabilecekleri, kabul etmeyenlerin ise ihaleye katılamayacağı, davacı şirketin de şartnamede yer alan tüm kuralları aynen kabul ederek ihaleye katıldığı, ihaleye katılan bir kişinin sahaya ilişkin incelemelerini yapmış olması gerektiği, 7. maddede belirtilen izinlerin belli bir süreye bağlandığı ve ruhsat sahibine yükümlülükler getirdiği, davacı şirketin bunları bilerek ihaleye katıldığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunca verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçelerinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Müşterek Kurul kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine,
2. Dava konusu işlemlerin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Onüçüncü ve Sekizinci Daireleri Müşterek Kurulunun temyize konu 15/12/2020 tarih ve E:2019/245, K:2020/3673 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 21/04/2022 tarihinde, Yönetmelik hükmü yönünden oyçokluğu, bireysel işlem yönünden oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY
X- 3213 sayılı Maden Kanunu’nun “Madencilik faaliyetlerinde izinler” başlıklı 7. maddesinin 7. fıkrasında, “Madencilik faaliyeti yapılan alanların, izne tabi alan olmaları halinde, ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli izinlerin alınması zorunludur. Ancak, Genel Müdürlükçe işletme ruhsatı verildikten sonra, işletme ruhsat alanının diğer kanunlara göre izne tabi alan haline gelmesi durumunda ilgili kanunların öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmesi suretiyle kazanılmış haklar korunarak faaliyetler sürdürülür. Diğer kanunlara göre izne tabi alanlar, Genel Müdürlüğün görüşü alınarak belirlenir.”; uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle 30. maddesinde, “Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlar ihale yolu ile aramalara açılır. İhale ilânı Resmî Gazete’de yayımlanır.” hükümlerine yer verilmiştir.
Maden Sahaları İhale Yönetmeliği’nin 26. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, “Müracaatçılar, Kanunun 7 nci maddesinde belirtilen izinler ile ilgili araştırmayı ihaleden önce yapmaları zorunludur. Kanunun 7 nci maddesinde belirtilen izinler ile ilgili sorumluluk müracaatçıya aittir. İhaleden sonra, ruhsat düzenlenmeden önce veya ruhsat düzenlendikten sonra Kanunun 7 nci maddesinde belirtilen izinlerin alınamaması ve/veya ruhsatın herhangi bir neden ile iptal edilmesi durumunda işletme ruhsat taban bedeli, ihale bedeli ve ruhsat bedeli iade edilmez. Ancak, bu sahaların Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen özel alanlardan birisi ile çakıştığının tespit edilmesi durumunda ve müracaatçının talebi halinde ruhsat düzenlenmeden önce ihale bedeli iade edilir, işletme ruhsat taban bedeli iade edilmez, ruhsat düzenlendikten sonra ise işletme ruhsat taban bedeli, ihale bedeli ve ruhsat bedeli iade edilmez.” hükmü yer almıştır.
3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinde, madencilik faaliyeti yapılan alanların, izne tabi alan olmaları halinde, ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli izinlerin alınması konusunda hak sahibine sorumluluk yüklenmiştir.
Bu nedenle, ruhsat sahalarının ihalelerine katılan tüm isteklilerin basiretli bir tacir gibi davranmak suretiyle saha ile ilgili gerekli gördüğü her türlü incelemeyi ihale öncesi yapması ve sahanın mevcut hukukî ve fizikî durumunu bilerek ihaleye girmesi gerektiği açıktır.
Bu durumda, ihaleden sonra ruhsat almaya hak kazanan tarafından Kanun’un 7. maddesinde belirtilen izinlerin alınamaması halinde, ihale bedelinin iade edilmeyeceğine ilişkin dava konusu Yönetmelik düzenlemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu Müşterek Kurul kararının dava konusu Yönetmelik hükmünün iptaline ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.