Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/2815 E. 2021/3289 K. 23.12.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/2815 E.  ,  2021/3289 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2815
Karar No : 2021/3289

TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) : … Odası
VEKİLİ : Av. …
II- (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …
III-(DAVALI İDARE YANINDA MÜDAHİLLER) :
1- … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ: Av. …
2- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …

İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 29/06/2021 tarih ve E:2016/1357, K:2021/9003 sayılı kararının taraflarca ve davalı idare yanında müdahillerce aleyhe kısımlar yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığının … tarih ve … sayılı oluru ile onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 29/06/2021 tarih ve E:2016/1357, K:2021/9003 sayılı kararıyla;
Dairelerinin 28/05/2020 tarihli ara kararına davalı idarece verilen 21/07/2020 tarihli cevapta, …-… Mahalleleri arasında kalan 384,01 hektar büyüklüğündeki tarım alanının dava konusu … tarih ve … sayılı çevre düzeni planı değişikliği ile kentsel yerleşme alanı olarak belirlendiğinin belirtildiği,
Dosyadaki bilgi ve belgeler, davacının dava dilekçelerindeki iddiaları, davalı idare ve davalı idare yanında müdahillerin savunmaları, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan rapor ve bilirkişi raporuna yapılan itirazların birlikte incelenmesinden;
Dava konularından tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme alanları öngörülmesi hususu yönünden, bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, dava konusu değişiklik kapsamında geliştirilen kentsel yerleşik alan öngörüsünde, büyük ölçülerde tarımsal toprak kaybına yol açması nedeniyle şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
Ayrıca, davalı idare ve yanında müdahillerce iptal kararı verilmesi durumunda Kanuni Bulvarı projesinin sekteye uğrayacağından bahsedilmekte ise de, görülmekte olan davanın kentsel yerleşik alan öngörüsü ile ilgili olması nedeniyle bu dosyada verilen kararın Kanuni Bulvarı projesini etkilemeyeceğinin açık olduğu,
Bu durumda, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin …-… arasındaki kentsel gelişme öngörüsüne ilişkin kısmında hukuka uyarlık, davanın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık bulunmadığı, gerekçesiyle, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin ..-… arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesine ilişkin kısmının iptaline, diğer kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, bilirkişi raporunda yer alan tespitler çerçevesinde dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin tümüyle iptali gerekirken, ek rapor alınmaksızın, yanlış değerlendirmeler neticesinde, davanın tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörüsü dışındaki kısımları yönünden davanın reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmadığı, çevre düzeni planındaki nüfus öngörülerinin gerçekçi olmamasının, çeşitli arazi kullanımları için planda önerilen alanların gereğinden büyük olmasına ve kaynak değerlerin daha fazla kullanılmasına neden olduğu, şehir merkezindeki çimento fabrikasının … Mahallesindeki tarım alanları üzerinde planlanması ile yine …’de yer alan küçük sanayi sitesinin …-… sınırında ağırlıklı olarak tarım alanları üzerinde yeniden düzenlenmesinin hangi kriterlere dayalı olarak gerçekleştirildiğinin anlaşılamadığı, dava kapsamında Kanuni Bulvarının da değerlendirilmesi gerektiği, 6.1. sayılı plan hükmünün yürürlükte plan hükümleri ile çeliştiği belirtilerek, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare ve yanında müdahiller tarafından, davacı Odanın dava açma ehliyetinin bulunmadığı, davanın süresinde açılmadığı, kararda Kanuni Bulvarının Trabzon kenti için öneminin göz önünde bulundurulmadığı, çevre düzeni planında mevcut kentsel yerleşme alanlarının bir kısmının %40 ve üzeri eğime sahip olduğunun tespit edilmesi üzerine, kullanıma elverişsiz bu alanlar yerine yeni kentsel yerleşme alanlarının gerekmesi nedeniyle dava konusu değişikliğin yapıldığı, bu yapılırken 384 hektarlık alan için tarım dışı kullanım izninin de alındığı, Trabzon’da yabancılara konut satışında gözlemlenen artış ile Trabzonluların ikinci konut edinme alışkanlıklarının da bu değişiklikte etkili olduğu, Dairece alınan bilirkişi raporu sübjektif değerlendirmelere dayandığından hükme esas alınamayacağı, dava konusu değişiklik kapsamında geliştirilen kentsel yerleşme alanı öngörüsünün planın nüfus kabullerini aşmadığı, Trabzon İlinin büyükşehir olmasıyla mahalleye dönüşen … ve …’un, erişilebilirliğin geliştirilmesi, hizmet kalitesinin artırılması ve çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi amacıyla kentsel yerleşme alanına dahil edildiği, ayrıca kentsel yerleşik alanlara ilişkin kesin sınırların alt ölçekli planlarla belirleneceği, bu nedenle, alt ölçekli planları yönlendirme asli sorumluluğu bulunan çevre düzeni planında yapılan dava konusu değişikte hukuka aykırılık bulunmadığından, Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmekte olup, davalı idare yanında müdahil Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından ayrıca, idareleri lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi ile Daire kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının onanmasına karar verilmesi gerektiği savunulmakta olup, davacı ve davalı idare yanında müdahiller tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının; iptale yönelik bölümünün, yapılan değişikliğin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve imar mevzuatına uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine yönelik bölümünün ise, hukuki denetime imkan veren bir gerekçe içermemesi nedeniyle bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
Üye …’in; Anayasa’nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacı Odanın, dava konusu işlemin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunmadığı yönündeki ayrışık oyuna karşılık, davacı Odanın ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, temyiz istemlerinin esastan incelenmesine geçildi.

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının … tarih ve … sayılı oluru ile onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliği ile çevre düzeni planının G-43 numaralı plan paftasında;
– …-… Mahalleleri arasında kalan ve tarım arazisi kullanımındaki 384,01 hektarlık alanın kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmesi,
– Çevre düzeni planı üzerinde yapılan değişikliklere ilişkin lejand paftasına “plan değişikliği onama sınırı” gösteriminin eklenmesi,
– Mevcuatta Trabzon şehir merkezinde yer alan sanayi alanının (çimento fabrikası) … Mahallesinde belirlenen sanayi alanına taşınması,
– Kanuni Bulvarı güzergahının plan paftasına işlenmesi,
– “6.6.3 Patlayıcı Madde Depoları” plan hükmünün yeniden düzenlenmesi,
yönünde değişiklikler yapılmıştır.
Bunun üzerine, davacı tarafından; nüfus kestirimi, 6.1. sayılı plan hükmü, tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme alanları öngörüsü, tarımsal alanlar üzerindeki sanayi alanları öngörüsü ve Kanuni Bulvarı güzergahının çevre düzeni planına işlenmesi yönlerinden Çevre ve Şehircilik Bakanlığının … tarih ve … sayılı oluru ile onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması” başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı kuralı yer almaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış; 24. maddesinde ise, kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.
Aynı Kanun’un 49. maddesinde ise, Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması,
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması”
sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkün kılınmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin;
4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, çevre düzeni planı; varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak şehircilik, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan olarak tanımlanmış,
18. maddesinin birinci fıkrasında, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.”,
19. maddesinin birinci fıkrasında, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.”, kurallarına yer verilmiş,
20. maddesinin birinci fıkrasında, çevre düzeni planı revizyonunun, nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması durumunda yapılacağı düzenlenmiş,
Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabileceği, çevre düzeni planı değişikliklerinde; kamu yatırımlarına, çevrenin korunmasına, çevre kirliliğinin önlenmesine, planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve taleplerin; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılacağı öngörülmüştür.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konu Daire kararının, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin …-… arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesine ilişkin kısmının iptaline yönelik bölümünün incelenmesinden;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin yukarıda belirtilen maddelerinde, çevre düzeni planıyla öngörülen nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması durumlarında, bu hususlara yönelik plan revizyonu yapılması mümkün kılınmıştır.
Aynı düzenlemelerde, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli gerekçelerin bulunması halinde, idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirme yapılarak, gerekli plan değişikliğinin yapılabileceği öngörülmüştür.
Dolayısıyla, uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin, …-… arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesine ilişkin kısmının, bu değişikliği gerekli kılacak, yeterli ve geçerli gerekçelerinin bulunup bulunmadığının irdelenmesi suretiyle incelenmesi gerekmektedir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Trabzon Büyükşehir Belediyesinin Trabzon İli, …-… Mahalleleri arasında kalan 384,01 hektarlık alanda, çevre düzeni planında belirlenmiş olan nüfus projeksiyonlarını aşmayacak şekilde arazi kullanım türü değişikliği yapılmasını istemesi üzerine, Trabzon Valiliği, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 215,20 hektarlık alanın ve 40.814,98 m2’lik alanın tarım dışı amaçlı kullanımına ilişkin uygun görüşleri doğrultusunda; kentin gelişme eğiliminin güney yönde olması, Kanuni Bulvarının kentin gelişimine yön vermesi ve çevresinde yoğun yapılaşma baskısı olması, talebin çevre düzeni planı ile belirlenen nüfus projeksiyonunu aşmayacak nitelikte olması hususları göz önünde bulundurularak, çevre düzeni planının G-43 numaralı paftasında “tarım arazisi” kullanımında yer alan talep konusu alanın “kentsel yerleşme alanı” olarak gösterilmesine ilişkin değişikliğin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Trabzon Büyükşehir Belediyesinin arazi kullanım türü değişikliği yapılmasına yönelik talebinde ise, çevre düzeni planında mevcut kentsel yerleşim alanlarının %28’inin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/11/2015 tarihinde onaylanan Arazi Kullanımına esas Jeolojik Etüt Raporunda %40 ve üzeri eğime sahip olması nedeniyle yerleşime uygun olmadığının tespit edilmesi, TÜİK verilerine göre Trabzon’un yabancılara konut satışı sıralamasında ülke genelinde ön sıralarda oluşu ve Trabzonluların ikinci konut edinme alışkanları gibi hususların etkili olduğu görülmektedir.
Çevre düzeni planının temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında, teknik ve yasal çerçevede değerlendirme yapılarak, çevre düzeni planıyla öngörülen nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, değişen verilere bağlı olarak, planın güncellenmesi mümkün olup; bu çerçevede, çevre düzeni planında mevcut kentsel yerleşim alanlarının bir kısmının, yüksek eğim nedeniyle yerleşime elverişsiz olduğunun tespiti üzerine, nüfus projeksiyonunu aşmamak üzere yapıldığı anlaşılan dava konusu değişikliğin, yalnızca ilgili mevzuatı gereğince tarım dışı kullanım izni verilen alanları kapsadığı da göz önünde bulundurulduğunda, yeterli gerekçelerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ancak, dava konusu çevre düzeni planı değişikliği kapsamında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/11/2015 tarihinde onaylanan Arazi Kullanımına esas Jeolojik Etüt Raporunda %40 ve üzeri eğime sahip olması nedeniyle yerleşime uygun olmadığı tespit edilen ve mevcut kentsel yerleşme alanlarının %28’ini oluşturduğu belirtilen alanların, bu kullanımdan çıkartılmaksızın, kentsel yerleşme alanı kullanımına 384,01 hektarlık ilave bir alan eklendiği görülmektedir.
Bu durumda, nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanması ve kent makroformunun yeniden düzenlenmesi amaçlanmışsa da, yerleşime uygun olmadığı tespit edilen, mevcut çevre düzeni planındaki kentsel yerleşme alanlarında, belirtilen amaçları hukuken geçerli kılacak bir değişiklik yapılmaksızın, kentsel yerleşme alanı kullanımına 384,01 hektarlık ilave bir alan eklenmesinde, bu yönüyle, imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle, Daire kararının, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin Akoluk-Çukurçayır arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesine ilişkin kısmının iptaline ilişkin kısmında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır.
Temyize konu Daire kararının, davanın diğer kısımları yönünden davanın reddine yönelik bölümünün incelenmesinden;
Anayasa ve 2577 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen düzenlemeleri uyarınca, Mahkemeler, “kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme” yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra, tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir.
Gerekçe, yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle, yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır.
Dolayısıyla, mahkeme kararlarının, hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğu, gerekçesiz karar verilmesinin mümkün olmadığı açık olduğuna göre, gerekçenin hem itiraz veya temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur.
Bu ilkeler ışığında temyize konu Daire kararının davanın reddine yönelik bölümünün incelenmesinden; anılan kararda Dairece “…davanın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık bulunmadığı…” ifadesine yer verilerek, dava kapsamında, …-… arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesi dışındaki konularda ileri sürülen hususların tümü yönünden, kümülatif bir değerlendirme yapılarak karar verildiği ve ayrıca davanın geri kalan kısmının hangi konulara ilişkin olduğunun da gösterilmediği görülmektedir.
Bu durumun, Mahkemelerin, “kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme” anayasal yükümlülüğü ile bağdaşmayacağı açıktır.
Bu sebeple, davanın bu kısmı hakkında, davacının taleplerine yönelik olarak ilgili mevzuatın yorumu, iptali istenen değişikliklerin hukuka uygunluk denetimi yapılmaksızın, genel ve kümülatif bir değerlendirme ile davanın reddi yolunda verilen kararda, bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Dairece, davanın …-… arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesi dışındaki kısımları yönünden, çevre düzeni planının G-43 numaralı plan paftasında, dava konusu değişiklik tarihinden sonra yapılan değişiklik ve revizyonlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Davalı idare yanında müdahil Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanlığının, lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yönelik istemine gelince;
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi uyarınca avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade etmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 323. maddesinde, avukatlık ücretinin yargılama giderlerine dahil olduğu hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun’un “Yargılama Giderlerinden Sorumluluk” başlıklı 326.maddesinde, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiş; 330. maddesinde, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedileceği düzenlemesine yer verilmiş ve 332. maddesinde de, yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği hüküm altına alınmıştır.
Diğer taraftan anılan Kanun’un “Fer’î müdahale gideri” başlıklı 328.maddesinde ise, “Fer’î müdahil olarak davada yer alan kimse, yanında katıldığı taraf haksız çıkarsa, yalnızca fer’î müdahale giderinden sorumlu tutulur, aksi hâlde bu giderler diğer tarafa yükletilir. Ancak, hüküm üçüncü kişinin katıldığı taraf lehine verilmiş olsa bile, lehine hükmolunan tarafın hâl ve davranışı, üçüncü kişinin davaya katılmasını gerektirmişse, müdahale giderinin tamamı veya bir kısmı, lehine hüküm verilen tarafa yükletilebilir.” hükmü yer almaktadır.
Aktarılan hükümler uyarınca; vekil marifetiyle temsil edilen taraf lehine, esastan sonuçlanan davadaki haklılık durumuna göre, vekalet ücretine hükmedilmesi yasal bir zorunluluk olduğu gibi; müdahale gideri kavramı içinde yer almayan ve sadece davanın tarafları açısından geçerli olan vekalet ücreti ile ilgili olarak müdahile yönelik hüküm tesis edilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idareler ve yanında müdahillerin temyiz istemlerinin REDDİNE;
2. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 29/06/2021 tarih ve E:2016/1357, K:2021/9003 sayılı kararının dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin Akoluk-Çukurçayır arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesine ilişkin kısmının iptaline yönelik bölümünün yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE;
4. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 29/06/2021 tarih ve E:2016/1357, K:2021/9003 sayılı kararının, davanın diğer kısımları yönünden davanın reddine yönelik bölümünün BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 23/12/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- Temyize konu Daire kararının, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin …-… arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesine ilişkin kısmının iptaline yönelik bölümü yönünden;
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Trabzon Büyükşehir Belediyesinin Trabzon İli, …-… Mahalleleri arasında kalan 384,01 hektarlık alanda, çevre düzeni planında belirlenmiş olan nüfus projeksiyonlarını aşmayacak şekilde arazi kullanım türü değişikliği yapılmasını istemesi üzerine, Trabzon Valiliği, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 215,20 hektarlık alanın ve 40.814,98 m2’lik alanın tarım dışı amaçlı kullanımına ilişkin uygun görüşleri doğrultusunda; kentin gelişme eğiliminin güney yönde olması, Kanuni Bulvarının kentin gelişimine yön vermesi ve çevresinde yoğun yapılaşma baskısı olması, talebin çevre düzeni planı ile belirlenen nüfus projeksiyonunu aşmayacak nitelikte olması hususları göz önünde bulundurularak, çevre düzeni planının G-43 numaralı paftasında “tarım arazisi” kullanımında yer alan talep konusu alanın “kentsel yerleşme alanı” olarak gösterilmesine ilişkin değişikliğin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Trabzon Büyükşehir Belediyesinin arazi kullanım türü değişikliği yapılmasına yönelik talebinde ise, çevre düzeni planında mevcut kentsel yerleşim alanlarının %28’inin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/11/2015 tarihinde onaylanan Arazi Kullanımına esas Jeolojik Etüt Raporunda %40 ve üzeri eğime sahip olması nedeniyle yerleşime uygun olmadığının tespit edilmesi, TÜİK verilerine göre Trabzon’un yabancılara konut satışı sıralamasında ülke genelinde ön sıralarda oluşu ve Trabzonluların ikinci konut edinme alışkanları gibi hususların etkili olduğu görülmektedir.
Çevre düzeni planının temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında, teknik ve yasal çerçevede değerlendirme yapılarak, çevre düzeni planıyla öngörülen nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, değişen verilere bağlı olarak, planın güncellenmesi mümkün olup; bu çerçevede, çevre düzeni planında mevcut kentsel yerleşim alanlarının bir kısmının, yüksek eğim nedeniyle yerleşime elverişsiz olduğunun tespiti üzerine, nüfus projeksiyonunu aşmamak üzere yapıldığı anlaşılan dava konusu değişikliğin, yalnızca ilgili mevzuatı gereğince tarım dışı kullanım izni verilen alanları kapsadığı da göz önünde bulundurulduğunda, yeterli ve geçerli gerekçelerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planının, 6.1.1 sayılı Plan Hükmünde yer alan, “Planlama alanının topoğrafyasına bağlı olarak yerleşik dokunun dağınık bir yapıya sahip olması nedeniyle kentsel alanlar kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanlarını kapsayacak şekilde kentsel yerleşme alanları olarak gösterilmiştir. Bu doğrultuda kentsel yerleşme alanları sınırları şematik olup alt ölçekli planlarda bu alanların tamamının yerleşime açılacağı anlamı çıkarılamaz. Bu alanlara ilişkin kesin sınırlar, bu planda belirtilen nüfus kabulleri doğal, yapay ve yasal eşikler dikkate alınarak alt ölçekli planlarda belirlenecektir. Yerleşme alanı sınırları içerisinde bulunması muhtemel korunacak alanlar (verimli tarım alanları, orman alanları, içme ve kullanma suyu kaynakları, jeolojik sakıncalı alanlar, taşkın alanları, koruma alanları vb.) ilgili kurum ve kuruluş görüşleri de dikkate alınarak alt ölçekli planlarda dikkate alınacaktır.
” şeklindeki düzenleme gereğince, kentsel yerleşme alanlarına ilişkin kesin sınırların alt ölçekli imar planları ile belirleneceği ve çevre düzeni planında şematik olarak gösterilen kentsel yerleşme alanlarının tamamının yerleşime açılacağı sonucunun çıkarılamayacağı da açıktır.
Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinden sonra, Trabzon İli … (Merkez) İlçesinde yaklaşık 440 ha alanın, zeminin uygun olmaması nedeniyle kentsel yerleşik alan gösteriminden çıkarılması ve 24/06/2011 tarihli Çevre Düzeni Planında 325.000 olarak belirlenmiş olan nüfus projeksiyonunun yeniden değerlendirilmesi sonucunda, nüfusun 420.000 kişi olarak yeniden hesaplanması nedeniyle artan nüfusun ihtiyacını karşılamak ve makroformu düzenlemek adına yaklaşık 1500 ha yeni kentsel yerleşik alan belirlenmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 03/04/2017 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/12/2020 tarih ve YD İtiraz No:2020/427 sayılı kararıyla; …-…-… bölgesinde nitelikli tarım toprağı üzerinde yer alan 364 hektarlık alanın kentsel yerleşme alanından çıkarılması, …-…-…-… bölgesinde yaklaşık 334.3 hektarlık alanın kentsel yerleşme alanına ilave edilmesi ve bu bölgedeki küçük sanayi sitesi gösteriminin kaldırılması amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 29/04/2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ise, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 08/12/2021 tarih ve YD İtiraz No:2021/664 sayılı kararıyla imar mevzuatına uygun bulunmuştur.
Netice olarak, planlama alanında gerçekleştirilen Kanuni Bulvarı projesinin, Trabzon kentinin gelişimi üzerindeki etkileri ve oluşturduğu yapılaşma baskısı da göz önünde bulundurulduğunda, Trabzon İlinin büyükşehir olmasıyla mahalleye dönüşen … ve …’un, erişilebilirliğin geliştirilmesi, hizmet kalitesinin artırılması ve yapılaşma baskısının kontrol altında tutularak çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi amaçlarıyla, kentsel yerleşme alanına dahil edilmesinde şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin …-… arasındaki tarımsal alanlar üzerinde kentsel gelişme öngörülmesine ilişkin kısmının iptaline yönelik bölümünün bozulması gerektiği oyuyla, Kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- Temyize konu Daire kararının, davanın diğer kısımları yönünden davanın reddine yönelik bölümü yönünden;
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan, “Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, değiştirerek onar.” hükmü de göz önünde bulundurulduğunda; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın davanın reddine yönelik bölümünün gerekçeli olduğu ve bu nedenle, Danıştay Altıncı Dairesince yürütmenin durdurulması istemi hakkında verilen 09/01/2019 tarih ve E:2016/1357 sayılı kararda yer alan gerekçeler de göz önünde bulundurulmak suretiyle, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmına yönelik davacının temyiz isteminin de esasının incelenmesi gerektiği oyuyla, Kurulumuz kararının bu kısmına katılmıyoruz.