Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/2862 E. 2022/3065 K. 02.11.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/2862 E.  ,  2022/3065 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2862
Karar No : 2022/3065

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 22/02/2021 tarih ve E:2017/3890, K:2021/362 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun …tarih ve …sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 22/02/2021 tarih ve E:2017/3890, K:2021/362 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları, davacının birleştirme talebi yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:2019/1421 sayılı kararıyla, mahkumiyet hükmünün ortadan kaldırılmasına ve davacının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının üniversitede, hakimlik ve savcılık sınavlarına hazırlık döneminde ve staj döneminde örgüt evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemin dayanağı olan 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin açıkça Anayasaya aykırı olduğu, hakkındaki ihraç kararının kesinlikle olağanüstü halin gerekli kıldığı bir durum olmadığı, OHAL’e neden olan şiddet olaylarıyla hiçbir ilgisinin olmadığı, savunmasının alınmadan hakkaniyete aykırı olarak mesleğinden ihraç edildiği, KHK ile 2802 ve 6087 sayılı Kanunların ilga edilmediği, bu sebeple de hakkında bu kanunlar çerçevesinde işlemler tesis edilmesi gerektiği, aleyhindeki delillerin eksiksiz olarak davacıya tebliğ edilip savunması alındıktan sonra idari işlem tesis edilmesi gerekirken aksine hukuka aykırı olarak keyfi bir şekilde ihraç edildiği, dava konusu işlemde davacının ismi dışında kendisiyle ilgili olarak hiçbir bilgiye yer verilmediği, işlemin davacıya ilişkin olarak kişiselleştirilmediği, davacıyla ilgili somut hiçbir tespit ve delil bulunmadığı, dava konusu işlemle hakim-savcı teminatının yok sayıldığı, dava konusu işlemin ceza niteliğinde bir işlem olduğu, bu nedenle 2802 sayılı Kanunda düzenlenen, başta savunma hakkı olmak üzere bütün usulü güvencelerden yararlandırılması gerektiği; iltisak ve irtibat kavramlarının belirsiz ve keyfiliğe yol açacak nitelikte kavramlar olduğu, dava konusu işlemin bu kavramlara dayanılarak yapılan subjektif değerlendirmeler sonucu tesis edildiği için hukuka aykırı olduğu, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmadığı, meslek hayatı boyunca hakimliğin gerektirdiği tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerinden uzaklaşmadığı, tanık deliline idari yargıda itibar edilmemesi gerektiği, etkin pişmanlıktan yararlanan tanıkların beyanlarına itibar edilmesinin hukuka aykırı olduğu, kaldı ki bu delillerin idari işlem tesis edildikten sonra ortaya çıktığı, dava konusu işlemin tesisi sırasında var olmadıkları için Daire tarafından dikkate alınmaması gerektiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, hakkında verilen beraat kararından sonra dava konusu işlemin de iptalinin gerektiği, somut dava açısından memuriyetten çıkarma işleminin temeli ve sebebi olarak davacı hakkındaki ceza yargılamasının gösterildiği, hakkındaki aynı iddialar sebebi ile ceza yargılaması sonucunda beraat kararı verildiği ve bu kararın kesinleştiği, ancak buna rağmen meslekten çıkarma işleminin iptali davasında işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verildiği, dolayısı ile Anayasa Mahkemesi kararlarına açıkça aykırı bir karar verildiği; bu sebeple AİHS’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkı başlıklı 14. maddesi, Anayasanın 5. maddesi, 36. maddesi ve 38. maddesi kapsamında güvence altına alınan masumiyet karinesi açıkça ihlal edildiğinden, davanın reddine karar veren Danıştay Beşinci Dairesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının duruşma talebi yerinde ve Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Davacının ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu sonucunda …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla, mahkumiyet hükmünün ortadan kaldırılmasına ve davacının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 22/02/2021 tarih ve E:2017/3890, K:2021/362 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 02/11/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.