Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/2995 E. 2022/3067 K. 02.11.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/2995 E.  ,  2022/3067 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2995
Karar No : 2022/3067

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 26/02/2021 tarih ve E:2017/6526, K:2021/452 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun … tarih ve …sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine ve 667 sayılı KHK’nın 3.maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 26/02/2021 tarih ve E:2017/6526, K:2020/452 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçilmiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği; anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun …Bölge Adliye Mahkemesi …. Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla esastan reddedildiği ve UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan beraat kararının temyiz edilmeden 16/07/2020 tarihinde kesinleştiği, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
Davacının adının geçtiği ByLock yazışmaları yönünden, ByLock yazışma içeriklerinde, davacının adına, görev yerine, grubuna açıkça yer verildiği görülen örgütsel faaliyet kapsamındaki bu yazışma içeriklerinin, davacıya ait hizmet cetveli ve diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirildiği,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde sandık müşahitliği yaptığına, dil eğitimi için ABD’de bulundukları sırada örgüte ait okulları ziyaret ettiklerine ve diğer hususlara yönelik verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Yıllık (Albüm) kurulu üyeliği yönünden, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği,
Yurt dışında eğitim yönünden, FETÖ’nün Adalet Akademisinde ve HSK’da etkin olduğu dönemde, 2013 ile 2014 yılları arasında yurt dışına dil eğitimi için gönderildiğine ilişkin tespit davacı hakkındaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, bu durumun davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince yapılan yargılamada savunma ve lehe deliller toplanmak sureti ile iddiaların çürütülmesi hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargı ilkesi, gerekçeli karar hakkı, idare mahkemelerinin yazılı yargılama usulünün bir sonucu olan iddiaların genişletilmesi yasağının ihlal edildiği, temyize konu kararın, çok sayıda dava açılmış olması ve “seri dava” olgusu dayanak gösterilerek “matbu” şekilde yazıldığı, kararın davacıyla ilgili beş sayfalık kısımında kişisel değerlendirme yapıldığı, bu kısımda davacının idarenin sunduğu iddialara karşı sunduğu resmi belge ve resmi tanık beyanlarına hiç değinilmediği, davacının iddiasının salt soyut bir beyanmış gibi yansımasına neden olunduğu, Danıştay’ın vermiş olduğu ret kararına dayanak yaptığı tüm hususların resmi belgelerle çürütüldüğü hususunun göz ardı edildiği, davacının savunması alınmaksızın memuriyetine son verildiği, bu sebeple adil yargılanma hakkının ağır bir şekilde ihlal edildiği, idarenin dava konusu işlemi tesis etmeden önce ayrıntılı bir soruşturma yapmadığı, HSYK Genel Kurulunca yapılan değerlendirme sonucunda mesleğine son verildiği ancak değerlendirmenin neye göre nasıl yapıldığının anlaşılmadığı, bu konuda KHK’da düzenleme olmaması nedeniyle 2802 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, ancak anılan Kanun hükümlerinin yok sayıldığı, somut, bilimsel ve yasal hiçbir temeli olmayan değerlendirmeler ile bir sonuca ulaşılmasının tamamıyla keyfi bir uygulama olduğu, KHK düzenlemesinin olağanüstü hal koşullarında getirildiği, istisnai nitelikte bir uygulama olduğu için geniş yorumlanmaması gerekirken aksi yönde hareket edilerek hukuka aykırı kararların alındığı, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca sadece olağanüstü halin gerektirdiği tedbirlerin, OHAL süresiyle sınırlı olarak ve kesinlikle durumun gerektirdiği ölçüde uygulanabileceği, OHAL dönemini aşacak şekilde yapılan işlemin OHAL tedbiri değil disiplin işlemi olduğu, Anayasanın 38. maddesinde düzenlenen suç ve cezanın kanuniliği ilkesinin OHAL KHK’ları ile ihlal edildiği, KHK ile getirilen “iltisak ve irtibat” kavramlarının muğlak olduğu ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal ettiği, davacı hakkında uygulanan meslekten çıkarma işleminin hakkın özünü ortadan kaldıran idari bir ceza niteliğinde olduğu; şeref ve itibara saygı hakkının ihlal edildiği, OHAL ilan edilmeden önceki fiillerin OHAL KHK ‘ları ile suç kabul edildiği için cezalandırıldığı, oysa ki ceza yargılamasında beraat ettiği, bütün bunlara rağmen meslekten çıkarılmasının hukuka uygun kabul edilerek davanın reddedildiği, davacının fişlemelere dayanılarak ihraç edildiği, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte aleyhine bir tane dahi delil bulunmadığı; davacının özel hayata saygı hakkının, hakimlik teminatının hiçe sayılarak adil bir yargılama yapılmadan mesleğinden ihraç edilmiş olmasının mülkiyet hakkını da ihlal ettiği; davacının hakkındaki tanık ifadelerine itibar edilmemesi gerektiği, bu tanık beyanlarının işlem tarihinde var olmadığı, idari yargıda yazılı yargılamanın esas olması nedeniyle tanık beyanlarının yargılama esnasında dikkate alınmaması gerektiği, davacının seçim günü müşahitlik yaptığı yönündeki tanık beyanının gerçeği yansıtmadığı, itirafçı olarak beyan veren tanıkların ise kendilerini kurtarmak için böyle beyan verdikleri, bunlara itibar edilmemesi gerektiği, tanımadığı kişilerin bylock yazışmalarında isminin geçmesinin ise hukuken itibar edilebilir bir delil olmadığı, savunmasına dahi başvurulmadan tesis edilen işlemin iptali gerekirken davanın reddine ilişkin Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …N’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Davacının ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği; anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun …Bölge Adliye Mahkemesi …. Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla esastan reddedildiği ve davacı hakkında verilmiş olan beraat kararının temyiz edilmeden 16/07/2020 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 26/02/2021 tarih ve E:2017/6526, K:2020/452 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 02/11/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.