Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/1090 E. 2022/1943 K. 01.06.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1090 E.  ,  2022/1943 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1090
Karar No : 2022/1943

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 27/10/2021 tarih ve E:2017/330, K:2021/3366 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 27/10/2021 tarih ve E:2017/330, K:2021/3366 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazlarının yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiasının ise ciddi görülmediği,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmeler yapılarak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedildiği, bu karara karşı davacı tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile “… sanık … ve müdafiinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden, CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak; duruşmada SEGBİS vasıtasıyla kaydedilen savunmasına ilişkin SEGBİS çözüm tutanağı düzenleyen bilirkişiye ödenen ücretin yargılama gideri olarak sanığa yükletilemeyeceğinin gözetilmemesi Kanuna aykırı olup, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle bozulmasına, ancak bu hususun yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK’nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün yargılama giderleri ile ilgili fıkrasındaki “531,00 TL” ibaresi çıkarılıp, yerine “181,00 TL” ibaresinin yazılması suretiyle …” düzeltilerek onanmasına karar verildiği ve anılan mahkumiyet kararının 20/04/2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı,
ByLock delili yönünden, kararda ayrıntılarıyla yer verilen ve davacının örgütsel faaliyetlerde bulunduğunu ve örgüt içerisinde aktif görev aldığını gösteren ByLock yazışma içeriklerinin, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirildiği,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden,davacının örgüt mensubu olduğuna, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
YARSAV üyeliği yönünden, üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu,
2014 HSK seçimlerinde FETÖ/PDY terör örgütü tarafından seçim sorumlusu olarak belirlenmesi yönünden, dava dosyasına sunulan hizmet belgesine göre 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde Kilis Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı anlaşılan davacının, örgütün Kilis seçim sorumlusu olarak belirlenmesinin, kararda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, temyize konu Daire kararının “Maddi Olay ve Hukuki Süreç” kısmında yer alan “Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı” değerlendirmesinin yapıldığı, darbe teşebbüsünün ceza hukuku anlamında bir suç olduğu, bu suçun fail ya da faillerinin kim olduğuna kanunla önceden kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkemece, özellikle çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine uygun olarak yapılan adil bir yargılama sonucu karar verilebileceği, söz konusu suçlamanın sunulan somut bilgi ve bulgular da dikkate alınarak maddi gerçeği yansıtıp yansıtmadığının değerlendirilmesi gerektiği, geçerliliği sadece OHAL süresi ile sınırlı olan bir düzenlemeye dayalı olarak uygulanan cezanın yasal dayanağının olmadığı, kararın “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında temel yargılama ilkelerini ihlal eden giriş bölümüne yer verilmesinin hukuka aykırı olduğu, 18 Temmuz 2018 tarihinde OHAL’e son verilmesi sebebiyle dava konusu işlemin hukuka uygun olduğuna gerekçe olamayacağı, dava konusu deliller, olay ve olgular 667 sayılı KHK’nın kabul edildiği 23 Temmuz 2016 tarihinden öncesine ait olduğu için, sonradan çıkarılan KHK ile yeni bir ceza öngörüp, bu cezayı geçmişe uygulamanın suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkesini açıkça ihlal eder nitelikte olduğu, idarenin ceza hükmü içeren KHK çıkaramayacağı, sonradan tespit edilen delillerin önceki kararı hukuka uygun hale getirmeyeceği, önce ceza verip daha sonra delil araştırmanın açık bir keyfilik olduğu, Anayasal düzene sadakat yükümlülüğü dava konusu kararda yer almadığı için mahkemece bu gerekçeye dayanılamayacağı, bylock verilerinin yasa dışı delil olduğu için hiçbir yargılamada kullanılamayacağı, Anayasa, AİHS ve BM MSHS’nin açık hükümlerine aykırı olarak elde edilen ve kullanılan itirafçı tanık/sanık ifadelerinin yasa dışı delil niteliğinde olduğu, Anayasa uyarınca hiçbir karara dayanak yapılamayacağı, itirafçı tanık/sanık ifadelerinde suç işlediğine dair herhangi bir iddianın bulunmadığı, sadece geçmişte -yıllar önce- cemaat evinde kalma, ev abisi olma, staj döneminde evde kalma, sohbetlerde görme gibi tamamı işlendiği zaman yasal olan ve örgütlenme özgürlüğü ile barışçıl toplanma özgürlüğü kapsamındaki faaliyetler olduğu, üyesi olduğu belirtilen tüzel kişilik hakkında, terör örgütü üyesi olduğu yönünde verilmiş ve kesinleşmiş herhangi bir yargı kararı bulunmadığı, Temmuz 2016 öncesi yapılmış hiçbir suçlamanın dahi olmadığı bir mahkemenin, hukukun en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesini ihlal eden cümleler kurarak karar veremeyeceği, bir derneğe, sendika veya diğer bir tüzel kişiliğe veya örgütlü bir oluşuma üye olmasının, faaliyetlerine katılmasının ve/veya aktif olarak yöneticiliğini yapmasının, AİHS’nin 11. maddesinde korunan örgütlenme özgürlüğünün kapsamı ve koruması altında olduğu, temyize konu kararı veren Dairenin kanunla önceden kurulmuş, bağımsız ve tarafsız mahkeme niteliklerinden yoksun olduğu, dava konusu işlem ve temyize konu kararla, suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerinin, masumiyet karinesinden yararlanma, özel hayata ve aile hayatına saygı, şeref ve itibara saygı, eğitim, mülkiyet, gerekçeli karar haklarının, çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesinin, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, 667 sayılı KHK’nın yayınlanması ile yaşanmış ve tamamlanmış ihlallerin mahkemece tanınıp giderilmesi, eski hale getirilmesi ve/veya tazmin edilmesi gerekirken bunların hiçbirinin yapılmaması nedeniyle Anayasa ve AİHS’de korunan birçok hak ve özgürlüğün ihlal edildiği, Dairenin davayı reddederek bu ihlalleri gidermediği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması”
sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 27/10/2021 tarih ve E:2017/330, K:2021/3366 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 01/06/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.