DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1127 E. , 2022/2828 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1127
Karar No : 2022/2828
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 20/09/2021 tarih ve E:2016/58194, K:2021/2608 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair yine aynı Kurulun … tarih ve …sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 20/09/2021 tarih ve E:2016/58194, K:2021/2608 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiş;
Davacı tarafından bakılmakta olan bu dava dosyası ile Dairelerinin E:2016/41934 sayılı esasında kayıtlı bulunan dava dosyasının tarafları ve konusu aynı olduğundan bahisle birleştirilmesi talebinde bulunulmuş ise de 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda davaların birleştirilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi anılan Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde uygulanmak üzere sayma yoluyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulan 31. maddesinde de davaların birleştirilmesi usulüne yer verilmediği görüldüğünden bu istem de yerinde görülmemiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamından yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, söz konusu ifadelerin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği;
Öte yandan, davacı tarafından, … Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığı kaydına 09/05/2018 tarihinde giren savunmaya cevap dilekçesinde, Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kayıtlarına sırasıyla 03/11/2020 ve 31/03/2021 tarihlerinde giren Danıştay Savcısı düşüncesine karşı beyan ve ek beyan dilekçesinde dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı tüm maaş, sosyal hak ve yardımların hak ediş tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin inceleme imkanının bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Dairece usul kurallarının esnetildiği, idareye her aşamada dosyaya delil sunma imkanının tanındığı, bu nedenle savunma hakkının dahi kullanılamadığı; Dairenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirdiği, devleti koruma refleksi ile hareket ettiği; işlemin tesis edildiği tarihte delillerin hiçbirisinin bulunmadığı; delillerin usulüne uygun toplanarak değerlendirilmediği; işlemin hukuki niteliğinin bile ortaya konulamadığı; ceza yargılaması sonucu verilen karar kesinleşmediği halde hükme esas alındığı ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği; konuyla ilgili emsal yargı kararları bulunduğu; Dairenin E:2016/41934 sayılı dosyası ile bu dosyanın birleştirilmesine karar verilmesi gerektiği halde birleştirme kararı verilmediği; darbe girişimine herhangi bir şekilde katılmadığı; çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin ve olağanüstü hal ilanının hukuka uygun olmadığı; kanunilik ilkesinin çiğnendiği; olağanüstü hal sona erdikten sonra hukuki etkilerinin devam edemeyeceği; davada ileri sürülen hiçbir hususun mesleğiyle ilgisinin olmadığı, soyut ve tahminden ibaret olduğu; Daire kararında yer verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bu davanın konusu ile benzemediği; Dairenin hukuka aykırı hususları zorlama yorumlarla yargılama sırasında gidermeye çalıştığı; bu eksiklikleri gidermenin Danıştayın görevi olmadığı; kendisi tarafından ileri sürülen delillerin toplanmadığı; silahların eşitliği ilkesine uyulmadığı; makul sürede yargılanmayla ilgili bir husus olmadığı halde kararda bu hususa yer verilmesinin gereği ve öneminin olmadığı; bu durumun bile kararın hukuka uygun olmadığının bir açıklaması olduğu; yargılama esnasında sunulan delillere sadece savunma hakkının tanınmasının etkin bir savunma olmadığı; kendisiyle ilgili olmayan itirafçı sanıkların doğrulanmayan ifadelerinin esas alındığı; kendisiyle illiyet bağı kurulmayan ifadelerin karara alınmasının hukuki değerinin bulunmadığı; anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği hususunun somut bir şekilde ortaya konulmadığı; işlemin hukuki niteliğinin doğru yorumlanmadığı; kararda kendisiyle ilgili olan kısımların birkaç sayfa olduğu; aleyhindeki tanık ifadelerinin itirafçı tanık ve sanıklardan alındığı, soyut ve subjektif nitelikte bulunduğu; bağımsız olmayan tanıkların somut bilgi ve görgülerini anlatmak yerine tahmin ve duyumlarına yer verildiği; tanık ifadelerinin delil vasfının bulunmadığı; tanık ifadelerinde sadece adının geçtiği, başka bir beyan bulunmadığı; soyut duyumların karara esas alınmayacağı; tanık ifadelerinde tarihsel ve maddi hatalar olduğu; bir an için ifadeler doğru kabul edilse bile atfedilen fiillerin terörle ilgisinin bulunmadığı; Daire kararında neden kendisinin değil de tanıkların beyanlarına itibar edildiğinin izah edilmediği; ifadelerin mevcut halleriyle dahi örgütle ilişkisini ortaya koyamadığı; adil yargılanma hakkının ihlal edildiği belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, UYAP kayıtlarının incelenmesinden, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği; bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddedildiği ve dosyanın temyiz incelemesinin devam ettiği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçunun tespitinde delil olarak değerlendirilecek bir kısım fiil ve davranışlar, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecek nitelikte olduğundan, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin bu davada, ”silahlı terör örgütüne üye olmak” isnadıyla açılan ceza davasında verilen kararın kesinleşmesinin beklenmesi gerekmemektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 20/09/2021 tarih ve E:2016/58194, K:2021/2608 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 12/10/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.