DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1162 E. , 2022/3030 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1162
Karar No : 2022/3030
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul ili, Maltepe ilçesi, …Mahallesi, …pafta, …ada, …parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak, yeni bir yapı denetim şirketi ile sözleşme imzalanmadan inşaatın %60 seviyesinde tamamladığından bahisle, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve …sayılı Maltepe Belediye Encümeni kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 27/09/2018 tarih ve E:2015/9691, K:2018/5770 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uyularak verilen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla,
Herhangi bir yapı denetim şirketinden hizmet alınmaksızın inşai faaliyete devam edilmesi durumunda, 4708 sayılı Kanun hükümleri uyarınca işlem tesis edilmesi gerekirken, bu fiili işleyenlerin idari para cezası ile cezalandırılacağına ilişkin bir düzenleme içermeyen 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, belediye encümeni kararının iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 29/12/2020 tarih ve E:2019/17354, K:2020/14030 sayılı kararıyla;
Yapı denetim firması gözetiminde yapılan yapılarda, yapı denetim firmasının faaliyetinin durdurulması durumunda, yapının mevcut haliyle seviye tespitinin yapılacağı, yeni bir yapı denetim firmasıyla sözleşme yapılana kadar inşaata devam edilemeyeceği, dolayısıyla, yapı denetim firmasının faaliyetinin durdurulmasından sonra, yeni bir denetim firmasıyla sözleşme imzalanmadan, yapının inşaasına devam edilmesi halinde, bu durumun imar mevzuatına aykırılık teşkil edeceği ve imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapı nedeniyle sorumlular hakkında imar para cezası verilebileceği gerekçesiyle,
Dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmeyerek, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, fiili duruma uygun olan yapı tatil tutanağına dayalı para cezası verildiği ve hesaplanan bedelin İmar Kanunu’na uygun olduğu, verilen süre içerisinde davacı tarafından aykırılıkların giderilmediği, denetimsiz kalan inşaatın yapımına devam edildiği, halbuki yapı ruhsatının hükümsüz hale geldiği, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 12. maddesi uyarınca; bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağının hükme bağlandığı, yapı denetim şirketi olmaksızın hükümsüz hale gelen yapı ruhsatına dayalı olarak inşaata devam edilmesinin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinde hüküm altına alındığı üzere “imar mevzuatına aykırılık” teşkil ettiği, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda isabet bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Olayda, davacı lehine usuli müktesep hak oluştuğu gerekçesiyle, temyiz isteminin reddi ile … İdare Mahkemesi ısrar kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yargıtayın 04/02/1959 tarih ve E:1957/13, K:1959/5 sayılı ve 09/05/1960 tarih ve E:1960/21, K:1960/9 sayılı içtihadı birleştirme kararlarıyla, hukukta uygulamaya giren usuli kazanılmış hak, bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır. İlk derece mahkemesinin doğru bularak uyduğu bozma kararı üzerine temyiz yerinin bozma kararı ile benimsediği esaslara aykırı şekilde bozma kararı verememesi anlamına gelen bu ilke, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide de kabul görmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/07/2006 tarih ve E:2006/4519, K:2006/527 sayılı kararında da belirtildiği üzere, bu ilkenin kimi istisnaları da bulunmaktadır.
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir kanun çıkması; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hallerinde, usuli kazanılmış hakka göre değil, ortaya çıkan yeni hukuki durumlara göre karar verilmesi gerekmektedir. Bunların dışında, görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hakkın uygulanması mümkün değildir.
Öğretide, istisnaların bunlarla sınırlı olmadığı, bugüne kadar artarak geldiği gibi bundan sonra da yeni istisnaların olabileceği savunulmaktadır.
Usuli kazanılmış hak ilkesinin idari yargıda uygulanabilirliğine gelince;
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 03/03/2000 tarih ve E:1999/1126, K:2000/394 sayılı ve 23/10/2003 tarih ve E:2001/864, K:2003/744 sayılı kararlarında, usuli kazanılmış hak ilkesi incelenmek suretiyle bir sonuca varılmıştır. Özellikle E:1999/1126 sayılı kararda, “Temyiz incelemesi sonucunda bir mahkeme kararının işin esasına ilişkin olarak bozulması halinde mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağı bulunmaktadır. Mahkemenin ilk kararında ısrar etmeyerek, bozma kararına uymak suretiyle verdiği kararın temyizi halinde, temyiz mercii, bu kez bozma kararına uygun karar verilip verilmediğini incelemek durumundadır. Temyiz incelemesi sırasında, temyiz merciinin, aynı yasal mevzuatla farklı bir sonuca ulaşması, ilk bozma ve buna uyularak verilmiş olan yargı kararının aynı mevzuat karşısında yeniden değerlendirilmesi, taraflar ve uygulama açısından istikrar ve kazanılmış haklar yönünden, aykırı sonuçlar yaratabilir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda, usuli kazanılmış hak ile ilgili açık bir hüküm olmamakla beraber; İdare Mahkemesince, Danıştay’ın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır.” gerekçesine yer verilmiş; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/12/2009 tarih ve E:2006/149, K:2009/3386 sayılı kararında da yine “usuli kazanılmış hak ilkesi” ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Diğer yandan, Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 21/02/1997 tarih ve E:1995/207, K:1997/125 sayılı kararında, “İlk derece mahkemesi kararlarının temyiz mercii olan Danıştay daireleri tarafından bozulmasından sonra davayı yeniden inceleyen ilk derece mahkemelerinin bozma hükmüne uyarak verdikleri kararlara karşı yapılan temyiz başvuruları ancak, bozma esaslarına uygunluk yönünden temyizen incelenebilirler. Aksi halde, karar düzeltme yoluna başvurulmaksızın ya da bu yola başvurulmakla birlikte istemin reddi nedeniyle kesinleşen bozma hükmü ile davanın kesin suretle çözümlendiği ve tarafların bununla bağlı oldukları, davanın bir kez daha incelenmesini isteyemeyecekleri biçiminde açıklanan kesin hükmün sonuçları bertaraf edilmiş olacaktır.” gerekçesine yer verilmiştir.
Dolayısıyla, Danıştay kararlarında, usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulandığı ve temyiz incelemesi sonucunda verilmiş olan bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesinin, bozma kararına uygunluk yönünden yapılacağı belirtilmektedir.
Nitekim, içtihatla varılan bu sonuca uygun olarak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasında da, “Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle, idari yargıda da usuli kazanılmış hak ilkesi yasal dayanağa kavuşmuştur.
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; … İdare Mahkemesince, davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 27/09/2018 tarih ve E:2015/9691, K:2018/5770 sayılı kararı ile, yapının denetim hizmetlerini gerçekleştiren şirketin faaliyetinin durdurulması durumunda, inşaata devam edilebilmesi için yapı sahibince yeni bir yapı denetim şirketi ile sözleşme imzalanması gerektiği, yeni denetim şirketi ile sözleşme imzalanması durumunda ise, yeni bir yapı ruhsatı alınmayarak sadece eski tarih ve sayılı ruhsatta yer alan yapı denetim şirketi bilgilerinin güncellenmesi gerektiği, bu hükümlere aykırı hareket eden ilgililer hakkında 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesinde herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesinin ikinci fıkrasına göre ceza verilebilmesi için, bu maddede belirtilen fiillerin, yani ruhsat alınmadan yapı inşaa edildiğinin veya yapıda ruhsat eki etüt ve projelerine aykırılığın tespitinin gerektiği; olayda, herhangi bir yapı denetim şirketinden hizmet alınmaksızın inşai faaliyete devam edilmesi durumunda, 4708 sayılı Kanun hükümleri uyarınca işlem tesis edilmesi gerekirken, bu fiili işleyenlerin idari para cezası ile cezalandırılacağına ilişkin bir düzenleme içermeyen 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulması üzerine, İdare Mahkemesince, bozma kararına uyularak dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, anılan kararın Danıştay Altıncı Dairesinin 29/12/2020 tarih ve E:2019/17354, K:2020/14030 sayılı kararı ile bu defa, davacı tarafından sözleşme imzalanan yapı denetim firmasının faaliyetlerinin bir yıl süre ile geçici olarak durdurulması üzerine, davalı idarece yapının mevcut hali ile seviye tespitinin yapılması, yapının mühürlenmesi ve inşaatın durdurulması gerektiği, yapı denetim firmasının faaliyetinin durdurulmasından sonra, yeni bir denetim firmasıyla sözleşme imzalanmadan, yapının inşaasına devam edilmesinin imar mevzuatına aykırılık teşkil edeceği ve imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapı nedeniyle sorumlular hakkında imar para cezası verilebileceği sonucuna varıldığından, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının bozulduğu, İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak dava konusu işlemin iptali yolundaki kararında ısrar edildiği görülmektedir.
Yukarıda değinilen süreç dikkate alındığında, temyiz incelemesi sonucunda verilmiş olan bozma kararına uyularak verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesinin, bozma kararına uygunluk yönünden yapılması gerektiği, bu itibarla, davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu açık olup, bozma kararına uyularak verilen dava konusu işlemin iptali yolundaki kararın, yeniden bozulmasının usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, dava konusu işlemin iptali yolundaki ısrar kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3.Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalı idareye iadesine,
4.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava, davacının hisseli maliki bulunduğu taşınmaza ilişkin olarak, yapı denetim sözleşmesi imzalanan şirketin denetim faaliyetlerinin, geçici süre ile durdurulmasına rağmen, yeni bir yapı denetim şirketi ile sözleşme imzalanmadan inşaatın %60 seviyesinde tamamladığından bahisle, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Maltepe Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılmıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinde; “Bu maddede belirtilen ve imar mevzuatına aykırılık teşkil eden fiil ve hallerin tespit edildiği tarihten itibaren on iş günü içinde ilgili idare encümenince sorumlular hakkında, üstlenilen her bir sorumluluk için ayrı ayrı olarak bu maddede belirtilen idari müeyyideler uygulanır. Ruhsat alınmaksızın veya ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine, yapı müteahhidine veya aykırılığı altı iş günü içinde idareye bildirmeyen ilgili fenni mesullere yapının mülkiyet durumuna, bulunduğu alanın özelliğine, durumuna, niteliğine ve sınıfına, yerleşmeye ve çevreye etkisine, can ve mal emniyetini tehdit edip etmediğine ve aykırılığın büyüklüğüne göre, beşyüz Türk Lirasından az olmamak üzere, aşağıdaki şekilde hesaplanan idari para cezaları uygulanır: … ” hükmü yer almaktadır.
4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un “Amaç, kapsam ve tanımlar” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; can ve mal güvenliğini teminen, imar plânına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” şeklinde düzenleme getirilmiş, anılan Kanun’un işlem tarihinde yürürlükteki haliyle, “Denetim faaliyetinin durdurulması ve izin belgesinin iptali” başlıklı 8. maddesinin son fıkrasında da; “Denetim faaliyeti geçici olarak durdurulan veya izin belgesi iptal edilen yapı denetim kuruluşu hakkındaki bu karar ilgili idareye bildirilir ve denetimini üstlendiği yapıların devamına izin verilmez. Bu durumda, yapım faaliyetine devam edilebilmesi için yapı sahibince başka bir yapı denetim kuruluşunun görevlendirilmesi zorunludur.” hükmü yer almıştır.
Anılan Kanun’un “Diğer hükümler ve yönetmelikler” başlıklı 12.maddesinde ise, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
05/02/2008 tarih ve 26778 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği’nin, işlem tarihinde yürürlükteki haliyle, “Sözleşmenin sona ermesine ilişkin esaslar” başlıklı 23. maddesinde, ” … (9) Denetim faaliyeti geçici olarak durdurulan veya izin belgesi iptal edilen yapı denetim kuruluşunun denetim sorumluluğu altında olan yapım işleri tamamlanmış yapılar için ilgili idarelerce yapı tatil tutanağı tanzim edilmez. Yapılacak herhangi bir inşai faaliyeti kalmayan ve yapı kullanma izni belgesi için müracaatta bulunan yapı sahiplerinin yeni bir yapı denetim kuruluşu ile sözleşme akdetmesine gerek olmaksızın, bu durumdaki yapı denetim kuruluşunca, yapının ruhsata ve eki projesine uygun olarak tamamen bitirilmiş olduğuna dair rapor tanzim edilerek, ilgili idareye verilir. İş bitirme tutanağı veya yapı kullanma izni belgesi bu kuruluşça imzalanır.
(10) Denetim faaliyeti geçici olarak durdurulan veya izin belgesi iptal edilen yapı denetim kuruluşunun denetim sorumluluğu altında olup inşai faaliyeti devam eden veya yapı denetimi hizmet sözleşmesi fesih edilen işler için yapı sahibi tarafından yeni bir yapı denetim kuruluşu ile sözleşme akdedilir. Yeni bir yapı denetim kuruluşu görevlendirilmeksizin yapının devamına hiçbir surette izin verilmez. İlgili idarece, ilk ruhsat numarası yazılmak kaydıyla yeni bir yapı ruhsatı tanzim edilir. Bu ruhsatın ilgili bölümü yeni yapı denetim kuruluşunca imzalanır ve ek-22’de gösterilen form-20’ye uygun seviye tespit tutanağı tanzim edilerek yeni ruhsat ekine konulur.
(11) Denetim faaliyetinin geçici olarak durdurulmasına veya izin belgesinin iptaline sebep olan işler için, herhangi bir inşai faaliyeti kalmamış olsa dahi, geri kalan iş ve işlemler tamamlanmak üzere yapı sahibinin bir başka yapı denetim kuruluşu ile hizmet sözleşmesi imzalaması şarttır. … ” hükümlerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, 4708 sayılı Kanun ile bu Kanun’un Uygulama Yönetmeliğinde; yapı denetimine ilişkin usul ve esasların düzenlendiği, bu kapsamda, yapı denetim kuruluşları ile ortaklarına, denetçi mimar ve mühendisleri ile diğer teknik elemanlarına yönelik düzenlemeler ile idari müeyyidelere yer verildiği, yapı sahiplerinin ise görev ve sorumluluklarının belirtilmesine karşın, bu görev ve sorumluluklarının yerine getirilmemesi halinde, herhangi bir yaptırım öngörülmediği, diğer yandan, 4708 sayılı Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde ise, 3194 sayılı Kanun ile ilgili diğer mevzuat hükümlerinin uygulanacağının kurala bağlandığı, 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesinde ise, imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının sahibine de imar para cezası kesilebileceğinin belirtildiği, ayrıca yapı denetim mevzuatının da imar mevzuatına dahil olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan; yargılamanın geldiği aşama itibarıyla, usuli muktesep hak kavramının ve istisnalarının değerlendirilmesi gerekmiştir.
Yargıtay’ın 04/02/1959 tarih ve E:1957/13, K:1959/5 sayılı ve 09/05/1960 tarih ve E:1960/21, K:1960/9 sayılı içtihadı birleştirme kararlarıyla, hukukta uygulamaya giren usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır. İlk derece mahkemesinin doğru bularak uyduğu bozma kararı üzerine, temyiz yerinin bozma kararı ile benimsediği esaslara aykırı şekilde bozma kararı verememesi olarak tanımlanan bu ilkenin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/07/2006 tarih ve E:2006/4-519, K:2006/527 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kimi istisnaları da bulunmaktadır. (Aynı doğrultuda, HGK’nun 21/01/2004 tarih ve E:2004/10-44, K:2004/19, 03/02/2010 tarih ve E:2010/4-40, K:2010/54 sayılı kararları bulunmaktadır.)
Usuli müktesep hak ilkesine göre; mahkemenin, bozmaya uymasından sonra, yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir kanun çıkması; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hallerinde, usuli kazanılmış hakka göre değil, ortaya çıkan yeni hukuki durumlara göre karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararına uyulmasında olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hakkın uygulanması mümkün değildir.
Bu açıdan uyuşmazlık ele alındığında; İstanbul ili, Maltepe ilçesi, … Mahallesi, …ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak 14/02/2013 tarihli gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi, daha sonra 06/05/2013 tarihli yapı denetim sözleşmesi imzalandığı, ancak bu süreçte, sözleşme imzalanan yapı denetim şirketinin faaliyetlerinin, 4708 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince, 1 (bir) yıl süre ile geçici olarak durdurulması, kuruluşun yapı denetim izin belgesinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na geçici olarak iade edilmesi ve durdurma süresinin Resmi Gazete’de ilan tarihinden itibaren başlatılacağının 31/05/2013 tarih ve 28663 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı, daha sonra … tarih ve … sayılı yapı ruhsatının düzenlendiği, yapı denetim firması tarafından düzenlenen ve 03/09/2013 tarihinde davalı Belediye kayıtlarına giren dilekçe ile 31/05/2013 tarihi itibarıyla, yapının gerçekleşme oranının % 0 olduğunun beyan edildiği ve buna yönelik fesih seviye tespit tutanağı düzenlenerek davalı idareye verildiği görülmektedir.
Fesih seviye tespit tutanağının onaylanabilmesi için, davalı tarafından 13/09/2013 tarihinde taşınmaza gidildiği ve inşaatın %60 seviyesinde olduğunun tespiti üzerine yapı tatil tutanağı düzenlendiği, bu arada, davacı ile başka bir yapı denetim firması arasında imzalanan sözleşmeye istinaden, yeni firmanın 24/09/2013 tarihinde durumu idareye bildirmesi üzerine, yeniden mahalinde yapılan incelemede, yapının uygun hale getirilmediğinin tespiti üzerine, uyuşmazlığa konu edilen para cezasının tesis edildiği anlaşılmıştır.
Bu işlemin iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden, davacının yapı denetim sözleşmesi imzaladığı yapı denetim şirketinin faaliyetlerinin Bakanlıkça durdurulduğu ve bu hususun davacı tarafından da bilindiği halde, yeni bir yapı denetim şirketi ile sözleşme imzalanmaksızın, inşaatın % 60’lık kısmının tamamlandığı, yapı denetimine tabi olmaksızın tamamlanan bu kısmın ruhsatsız yapı niteliğinde olduğundan, ruhsata aykırı yapı yapan davacıya, 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesine uygun olarak para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 27/09/2018 tarih ve E:2015/9691, K:2018/5770 sayılı kararı ile, yapının denetim hizmetlerini gerçekleştiren şirketin faaliyetinin durdurulması durumunda, inşaata devam edilebilmesi için yapı sahibince yeni bir yapı denetim şirketi ile sözleşme imzalanması gerektiği, yeni denetim şirketi ile sözleşme imzalanması durumunda ise, yeni bir yapı ruhsatı alınmayarak sadece eski tarih ve sayılı ruhsatta yer alan yapı denetim şirketi bilgilerinin güncellenmesi gerektiği, bu hükümlere aykırı hareket eden ilgililer hakkında 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesinde herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesinin ikinci fıkrasına göre ceza verilebilmesi için, bu maddede belirtilen fiillerin, yani ruhsat alınmadan yapı inşaa edildiğinin veya yapıda ruhsat eki etüt ve projelerine aykırılığın tespitinin gerektiği; olayda, herhangi bir yapı denetim şirketinden hizmet alınmaksızın inşai faaliyete devam edilmesi durumunda, 4708 sayılı Kanun hükümleri uyarınca işlem tesis edilmesi gerekirken, bu fiili işleyenlerin idari para cezası ile cezalandırılacağına ilişkin bir düzenleme içermeyen 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuş ise de; Dairece, maddi hataya dayalı olarak bozma kararı verildiği, zira, yapı denetim mevzuatı kapsamında, yapı sahiplerine yönelik bir yaptırım ve dolayısı ile bu mevzuat kapsamında, davacı adına tesis edilebilecek herhangi bir işlem bulunmadığı halde, 4708 sayılı Kanun’da, 3194 sayılı Kanun’a yapılan atıf da göz ardı edilerek, yukarıda belirtilen gerekçeyle verilen bozma kararına, idare mahkemesince uyulması neticesinde, davacı lehine usuli müktesep hak oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla; temyize konu karar açısından, işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/12/2020 tarih ve E:2019/17354, K:2020/14030 sayılı kararında yer alan gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.