DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1632 E. , 2022/2784 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1632
Karar No : 2022/2784
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Sendikası
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- …Bakanlığı
VEKİLLERİ : Hukuk Müşavirleri Av. …, Av. …
2- … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 29/11/2021 tarih ve E:2019/7095, K:2021/5924 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Sağlık Bakanlığı mutemetlik sisteminde yapılan güncelleme nedeniyle 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi kapsamında çalışan sözleşmeli personelin nöbet ücretlerinden sosyal güvenlik prim kesintisi yapılmasına ilişkin işlemin kaldırılması için yapılan başvurunun reddine ilişkin Sağlık Bakanlığının ,,, tarih ve ,,, sayılı işlemi ile bu işlemin dayanağı olduğu ileri sürülen Sosyal Güvenlik Kurumunun … tarih ve E…. sayılı ve … tarih ve E…. sayılı işlemlerinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 29/11/2021 tarih ve E:2019/7095, K:2021/5924 sayılı kararıyla;
Usul yönünden;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, “iptal davalarının”, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlandığı,
Aynı Kanun’un 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinde, dava dilekçelerinin dava konusu işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceğinin belirtildiği; 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde de, kesin ve yürütülmesi zorunlu olmayan işleme karşı açılan davalarda davanın reddine karar verileceği belirtilerek,
İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlemler, idari makam ve mercilerin kamu gücüne dayanarak idare işlevine ilişkin olarak yaptıkları ve hukuki sonuçlar doğurabilme kabiliyetini haiz, hukuka uygunluk karinesinin doğal sonucu olarak ve kural itibarıyla (kanunda aksi öngörülmedikçe) resen icra edilebilme yeteneğini taşıyan tek yanlı irade açıklamaları olduğu,
Başka bir ifadeyle, idarelerin ilgililerin hukukunu doğrudan etkileyen, onların hak ve yükümlülüklerinde değişiklik veya yenilik yaratan ve hukuk aleminde sonuç doğurması için başka bir işleme ya da onay mekanizmasına ihtiyacı olmayan irade açıklamalarının idari davaya konu edilmelerinin mümkün olduğu,
Uyuşmazlıkta, davalı Sağlık Bakanlığı tarafından, davacı Sendikanın başvurusu üzerine, 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi kapsamında çalışan sözleşmeli personele, aynı Kanun’un Ek 33. maddesi uyarınca ödenen nöbet ücretlerinin prime esas kazanca dahil edilip edilmeyeceği hususunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından görüş istenildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının … tarih ve E…. sayılı, … tarih ve E…. sayılı yazıları ile nöbet ücretlerinin sigorta primine tabi tutulması gerektiği yolundaki görüşlerinin davalı Bakanlığa bildirildiğinin görüldüğü,
Buna göre, dava konusu görüş yazılarının tek başına davacı Sendika ve üyelerinin hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratma niteliğini haiz olmadığı, başka bir anlatımla, söz konusu görüş yazılarının davalı Sağlık Bakanlığınca dayanak alınarak yeni bir işlem tesis edilmediği sürece hukuk aleminde etki doğurmayacağı, bu haliyle kesin ve yürütülmesi zorunlu idari işlem niteliğinde olmadığı sonucuna varıldığından davanın Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı işlemlerine yönelik kısmının usul yönünden reddi gerektiği,
Esas yönünden;
Sağlık Bakanlığının dava konusu … tarih ve E…. sayılı işleminin iptali isteminin incelenmesine gelince:
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “İstihdam Şekilleri” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki şeklinde, sözleşmeli personelin, “Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına ihtiyaç gösteren geçici işlerde, Bakanlar Kurulunca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde, kurumun teklifi ve Devlet Personel Başkanlığının görüşü üzerine Maliye Bakanlığınca vizelenen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileri” olarak tanımlandığı,
Aynı Kanun’a, 23/02/1995 tarih ve 547 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen, 21/01/2010 tarih ve 5947 sayılı Kanunla değişik Ek 33. maddesinde, “Yataklı tedavi kurumları, seyyar hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve 112 acil sağlık hizmetlerinde haftalık çalışma süresi dışında normal, acil veya branş nöbeti tutarak, bu nöbet karşılığında kurumunca izin kullanmasına müsaade edilmeyen memurlar ile sözleşmeli personele, izin suretiyle karşılanamayan her bir nöbet saati için (nöbet süresi kesintisiz 6 saatten az olmamak üzere), aşağıda gösterilen gösterge rakamlarının aylık katsayısı ile çarpılması sonucu hesaplanacak tutarda nöbet ücreti ödenir. Bu ücret yoğun bakım, acil servis ve 112 acil sağlık hizmetlerinde tutulan söz konusu nöbetler için yüzde elli oranında artırımlı ödenir. Ancak ayda aile sağlığı ve toplum sağlığı merkezlerinde 60 saatten, diğer yerlerde ve hiçbir şekilde 130 saatten fazlası için ödeme yapılmaz. Bu ücret damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.” hükmüne yer verildiği,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Prime esas kazançlar” başlıklı 80. maddesinde, ”4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıların prime esas kazançları aşağıdaki şekilde belirlenir.
a) Prime esas kazançların hesabında;
1) Hak edilen ücretlerin,
2) Prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay içinde yapılan ödemelerin ve işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen tutarların,
3) İdare veya yargı mercilerince verilen karar gereğince yukarıdaki (1) ve (2) numaralı alt bentlerde belirtilen kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin,
brüt toplamı esas alınır.
b) Ayni yardımlar ve ölüm, doğum ve evlenme yardımları, görev yollukları, seyyar görev tazminatı, kıdem tazminatı, iş sonu tazminatı veya kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu ödeme, keşif ücreti, ihbar ve kasa tazminatları ile Kurumca tutarları yıllar itibarıyla belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları, işverenler tarafından sigortalılar için özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen ve aylık toplamı asgari ücretin % 30’unu geçmeyen özel sağlık sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı payları tutarları, prime esas kazanca tabi tutulmaz.
c) (b) bendinde belirtilen istisnalar dışında her ne adla yapılırsa yapılsın tüm ödemeler ile ayni yardım yerine geçmek üzere yapılan nakdi ödemeler prime esas kazanca tabi tutulur. Diğer kanunlardaki prime tabi tutulmaması gerektiğine dair muafiyet ve istisnalar bu Kanunun uygulanmasında dikkate alınmaz.” hükmüne yer verildiği,
Anılan Kanun’un 99. maddesinde, “Sosyal güvenlik hak ve yükümlülükleri ile ilgili yapılacak her türlü kanunî düzenlemeler bu Kanunda yapılır.”; 105. maddesinde ise, “21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi, 26/10/1990 tarihli ve 3671 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile 10/7/1987 tarihli ve 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin onbirinci fıkrası hariç olmak üzere, diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.” hükümlerinin yer aldığı belirtilerek,
Nöbet ücretinin, fazla çalışma ücreti olarak asıl ücrete eklenen bir nakdi ödeme niteliğinde bulunduğunun kabulü gerektiğinden, 5510 sayılı Kanun’un yukarıda aktarılan 80. maddesinde prime tabi kazanç olarak sayılan ödemeler kapsamında yer aldığı,
Yukarıda yer verilen 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesinde, prime esas kazançlar ve prime tabi olmayan istisnaların sayma suretiyle belirlendiği, istisnalar dışında her ne adla yapılırsa yapılsın tüm ödemeler ile ayni yardım yerine geçmek üzere yapılan nakdi ödemelerin, prime esas kazanca tabi tutulacağının, diğer kanunlardaki prime tabi tutulmaması gerektiğine dair muafiyet ve istisnaların bu Kanun’un uygulanmasında dikkate alınmayacağının hükme bağlandığı,
Bu bağlamda, 5510 sayılı Kanun’un, sigorta primleri yönünden özel kanun olduğunda duraksama bulunmadığı, kural olarak, nöbet ücretinin matrahını düzenleyen genel kanun niteliğindeki diğer kanunlara göre öncelikle uygulanması gerektiği,
Bununla birlikte, 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesinin 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe girdiği ve özel kanunun her zaman sonraki genel kanunu ilga etmeyeceği, anılan hükmün bu tarihten sonra yürürlüğe giren genel kanun niteliğindeki hükümler ile çatışması halinde, sonraki genel kanun hükümlerinin uygulanmasının gerekebileceği,
Buna göre, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki kamu görevlilerine yapılacak nöbet ücretini düzenleyen ve aynı Kanun’un 80. maddesinin yürürlüğe girdiği 01/10/2008 tarihinden sonra çıkarılan kanunda nöbet ücretinden sigorta primi kesintisi yapılmayacağına dair açık hüküm bulunmadığı sürece, 5510 sayılı Kanun’un 80. madde hükmü gereği, söz konusu ücretin prim kesintisine tabi olduğu kanaatine ulaşılarak,
Sağlık Bakanlığına bağlı olarak 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi kapsamında çalışan sözleşmeli personele, aynı Kanun’un Ek 33. maddesi uyarınca ödenen nöbet ücretlerinden yapılan sosyal güvenlik prim kesintisinin kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve E…. sayılı Sağlık Bakanlığı işleminde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
Davanın Sağlık Bakanlığı işlemine yönelik kısmının esastan reddine, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı işlemlerine yönelik kısmının usul yönünden incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, 657 sayılı Kanun’un Ek 33. maddesinde nöbet ücretlerinden herhangi bir vergi ve kesinti yapılmayacağına dair açık hüküm bulunduğu, bu anlamda özel kanun niteliğinde olduğu, özel kanunun uygulanması gerektiği, nöbet ücretlerinden sigorta prim kesintisinin Kanun’a aykırı olduğu; Sosyal Güvenlik Kurumunun dava konusu işlemlerine dayanılarak nöbet ücretlerinden sigorta prim kesintisi uygulamasının yapıldığı, bu işlemlerin icrai nitelikli idari işlem olarak kabul edilmesi ve kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların Dairece verilen karar ve dayandığı gerekçeler karşısında kabule şayan ve hukuken itibar edilebilir nitelikte olmadığı belirtilerek, haksız ve mesnetsiz olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi kapsamında çalışan sözleşmeli personelin nöbet ücretlerinden sigorta prim kesintisinden kaynaklanan uyuşmazlıkta; Sağlık Bakanlığının dava konusu edilen işleminin dayanağı Sosyal Güvenlik Kurumunun dava konusu işlemleri olup, bu işlemlerde söz konusu personele ödenecek nöbet ücretinin, 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesi kapsamında prime esas kazanç hesabında değerlendirilerek, sigorta primine tâbi tutulması gerektiğinin belirtildiği ve bu çerçevede Mayıs 2017 döneminden geçerli olmak üzere il sağlık müdürlükleri ve bağlı birimlerinde (112 acil sağlık hizmetleri kapsamında) nöbet ücretinden sigorta prim kesintisi uygulanmaya başlandığı hususu dikkate alındığında, Sosyal Güvenlik Kurumunun dava konusu işlemlerinin icrai nitelikte olduğu, anılan işlemler yönünden uyuşmazlığın esası değerlendirilerek uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda usul yönünden hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle Sağlık Bakanlığı işlemine yönelik kısmının esastan, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı işlemlerine yönelik kısmının ise usul yönünden reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 29/11/2021 tarih ve E:2019/7095, K:2021/5924 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 10/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri “ehliyet” yönünden de incelenmektedir. Dolayısıyla, iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri, davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştay’ın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari kararın davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir.
İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır.
İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulu, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılmasına ve sürdürülmesine ilişkin bir husustur. Dolayısıyla, kişisel menfaat ihlali kavramının, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir.
Uyuşmazlık, nöbet ücretlerinin prime esas kazanç hesabında dikkate alınmak suretiyle sigorta primine tabi tutulması neticesinde, ileride davacı sendikanın üyelerine bağlanacak yaşlılık aylığını dolayısıyla sigortalılık hakkını kendi yararına etkileyecek olup, sosyal güvenlik haklarından feragat edilemeyeceğinden, üyelerin prim kesintisinin kaldırılmasında herhangi bir yararından söz edilemeyecektir.
Bu itibarla, dava konusu edilen işlemler yönünden, Sendikanın yukarıda açıklanan çerçevede üyelerinin ortak çıkarlarını gözetmek açısından dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, Daire kararının verildiği tarihte yürürlükte bulunan, Danıştay Başkanlık Kurulunun Danıştay Dava Daireleri Arasındaki İşbölümüne İlişkin 18/12/2020 tarih ve 2020/62 sayılı kararı ile, “ğ) Emeklilik ve kamu görevlileri emeklilik mevzuatı hariç; sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası mevzuatından (idari para cezaları ve Tedavi Yardımına İlişkin Uygulama Tebliği dahil),” kaynaklanan davalar ile temyiz başvurularını çözümleme görevi Danıştay Onuncu Dairesine, “f) Kamu görevlileri emeklilik mevzuatından” kaynaklanan davalar ile temyiz başvurularını çözümleme görevi ise Danıştay Onikinci Dairesine verilmiştir.
Uyuşmazlık, Sağlık Bakanlığı mutemetlik sisteminde yapılan güncelleme nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi kapsamında çalışan sözleşmeli personelin nöbet ücretinin, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 80. maddesi uyarınca prime esas kazancın hesabında dikkate alınacak ödeme olarak görülerek, sigorta prim kesintisi uygulanmasından kaynaklanmakta olup, uyuşmazlığın temelini kamu görevlileri emeklilik mevzuatı oluşturmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlığın Danıştay Onuncu ve Onikinci Dairelerince oluşturulacak Müşterek Kurulca değerlendirilerek yeniden bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, ehliyet ve Daire görevi noktasında çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
657 sayılı Kanun’a, 23/02/1995 tarih ve 547 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen 21/01/2010 tarih ve 5947 sayılı Kanunla değişik ek 33. maddesi ile “Yataklı tedavi kurumları, seyyar hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve 112 acil sağlık hizmetlerinde haftalık çalışma süresi dışında normal, acil veya branş nöbeti tutarak, bu nöbet karşılığında kurumunca izin kullanmasına müsaade edilmeyen memurlar ile sözleşmeli personele, izin suretiyle karşılanamayan her bir nöbet saati için (nöbet süresi kesintisiz 6 saatten az olmamak üzere), aşağıda gösterilen gösterge rakamlarının aylık katsayısı ile çarpılması sonucu hesaplanacak tutarda nöbet ücreti ödenir. Bu ücret yoğun bakım, acil servis ve 112 acil sağlık hizmetlerinde tutulan söz konusu nöbetler için yüzde elli oranında artırımlı ödenir. Ancak ayda aile sağlığı ve toplum sağlığı merkezlerinde 60 saatten, diğer yerlerde ve hiçbir şekilde 130 saatten fazlası için ödeme yapılmaz. Bu ücret damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.” hükmü getirilmiştir.
Bu hükmün, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Prime esas kazançlar” başlıklı 80. madde hükmünden sonra yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, dava konusu uyuşmazlık hakkında dava konusu uyuşmazlık hakkında sonraki Kanun hükmünün uygulanması gerektiği oyuyla, esas hakkındaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞI OY
XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Sağlık Bakanlığı mutemetlik sisteminde yapılan güncelleme nedeniyle 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi kapsamında çalışan sözleşmeli personelin nöbet ücretlerinden sosyal güvenlik prim kesintisi yapılmasına ilişkin işlemin kaldırılması için yapılan başvurunun reddine ilişkin Sağlık Bakanlığının … tarih ve E…. sayılı işlemi ile bu işlemin dayanağı olduğu ileri sürülen Sosyal Güvenlik Kurumunun … tarih ve E…. ve … tarih ve E…. sayılı işlemlerinin iptali istemiyle, bakılmakta olan dava açılmıştır.
2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 24. maddesinde, “(1) Danıştay ilk derece mahkemesi olarak; a) Cumhurbaşkanı kararlarına, b) Cumhurbaşkanı’nca çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri dışındaki düzenleyici işlemlere, c) Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere, d) Danıştay İdari Dairesi’nce veya İdari İşler Kurulu’nca verilen kararlar üzerine verilen uygulanan eylem ve işlemlere e) Birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işlere f) Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile bu Kurulun göreve alanı ile ilgili Danıştay Başkanlığı işlemlerine, karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idari davaları karara bağlar (2) Danıştay, belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki istemleri inceler ve karar bağlar.”; 2576 Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında sayılı Kanun’un 1. maddesinde “Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş genel görevli bağımsız mahkemelerdir.”; 5. maddesinin 1. fıkrasında “İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki: a) İptal davalarını, b) Tam yargı davalarını c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklardan hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları, d) Diğer kanunlarla verilen işleri çözümler.”,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 32. maddesinin 1. fıkrasında, “Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, bu Kanun’da veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.”; 14/3-a maddesinde, dilekçelerin görev ve yetki yönünden inceleneceği; 15/1-a maddesinde, 14. maddenin 3/a bendine göre adli yardımın görevli olduğu konularda açılan davaların reddine, idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılanan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verileceği kurallarına yer verilmiştir.
Sözlük anlamı ile “düzenli hale koymak, düzen vermek tanzim ve tertip etmek” olarak tanımlanan “düzenleme”, kamu hukukunda “kural koymak” ile eş anlamlıdır. Kural ise, hukukta sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren bir içeriğe sahiptir. Yasama organının yasama tasarrufları dışında idare, Anayasa ve yasal düzenlemelerden aldığı yetki ile kural koyma, düzenleme yapma yetkisine sahiptir. Düzenleme yetkisini kullanarak yönetmelik, genelge gibi düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin “düzenleyici” nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar koymuş olması gerekir.
“Kural işlemler” (ya da diğer adıyla “genel düzenleyici işlemler”), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da olan bir kuralı değiştiren veya kaldıran işlemlerdir.
Öte yandan, bazı idari işlemlerin “genel” olmalarına karşın, düzenleyici işlem niteliğinde olmadıklarını da belirtmek gerekir. Bir işlemin kural (düzenleme) olup olmadığı, salt bunları yapanların niteliklerine göre değil, bu işlemlerin içerikleri ve doğurdukları hukuki sonuçlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir.
Aktarılan mevzuattan, Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak göreceği davaların tahdidi olarak sayıldığı idari yargı kolunda idare ve vergi mahkemelerinin genel görevli mahkemeler olduğu, idare mahkemelerinin, vergi mahkemeleriyle Danıştay’ın görevine giren davalar dışındaki davaları çözümleyeceği, kural olarak her bir idari işleme karşı ayrı davaların açılacağı ancak aralarında sebep sonuç ilişkisi bulunan idari işlemlere karşı bir dilekçe ile dava açılabileceği idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli ve yetkili olmayan mahkemede açılan davanın görev ve yetki yönünden reddedilerek, re’sen görevli ve yetkili mahkemeye gönderileceği tam yargı davalarında yetkili mahkemenin kural olarak zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili idare mahkemesinin olduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; davacı Sendikanın yaptığı başvurunun, Sağlık Bakanlığı işlemiyle reddedilmesine yönelik olarak tesis edilen idari işlemin iptaline ilişkindir. Anılan işlemin içeriğinde, davalı Sağlık Bakanlığınca, Sosyal Güvenlik Kurumunun nöbet ücretlerinden sigorta prim kesintisi yapılması gerektiği görüşü doğrultusunda Mayıs 2017 döneminden geçerli olmak üzere kesinti yapıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla, dava konusu edilen işlem, genel düzenleyici bir işlem değil, ilgilisinin başvurusu üzerine tesis edilmiş bir bireysel işlem olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, dava konusu işlemlerin iptali istemiyle açılan dava ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülecek davalardan olmadığından, uyuşmazlığın 2577 sayılı Kanun’un 32. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki genel yetki kuralı uyarınca, dava konusu işlemleri tesis eden idarî merciin bulunduğu yer mahkemesi olan Ankara İdare Mahkemesi’nce çözümlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, davanın görev yönünden reddi gerekirken, uyuşmazlığın esası incelenerek verilen temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, verilen karara usul yönünden katılmıyorum. Esas yönünden ise katılıyorum.
KARŞI OY
XXX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idari dava türleri; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 101. maddesinde, “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.” hükmüne yer verilmiştir.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun “Görev” başlıklı 5. maddesinde, “(1) İş mahkemeleri;
….
b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,
…
ilişkin dava ve işlere bakar.” hükmü yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden, 657 sayılı Kanun’un Ek 33. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi kapsamında çalışan sözleşmeli personele ödenen nöbet ücretlerinden, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 80. maddesi uyarınca Mayıs 2017 döneminden geçerli olmak üzere başlatılan sigorta prim kesintisi uygulamasına son verilmesi talebiyle yapılan başvurunun Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşüne dayanılarak reddedildiği, bunun üzerine de bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
Buna göre, Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf olduğu sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde çözümleneceğini öngören 7036 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi karşısında, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklandığı konusunda duraksama bulunmayan Sosyal Güvenlik Kurumu işlemleri yönünden uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, adli yargı yerlerinin görevli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, bireysel idari işlem niteliğinde bulunan dava konusu Sağlık Bakanlığı işleminin iptaline yönelik uyuşmazlığın ise idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği açıktır.
Bu itibarla, dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle verilen Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, verilen karara katılmıyorum.