Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/1676 E. 2022/2954 K. 19.10.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1676 E.  ,  2022/2954 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1676
Karar No : 2022/2954

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
VEKİLİ: Av. …
2-…

DİĞER DAVACILAR : 1- … 2- … 3- …

KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2016/15986, K:2021/4954 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 17/06/2005 tarih ve 25848 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmeliğin “Temel ilkeler” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasına, 18/08/2016 tarih ve 29805 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelikle eklenen (e) bendinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2016/15986, K:2021/4954 sayılı kararıyla;
Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumlarındaki açık görüş haklarına ilişkin düzenleme getiren dava konusu Yönetmelik kuralının, temel hak ve özgürlük kapsamındaki “kişi hürriyeti ve güvenliği” ile “özel hayatın gizliliği”ne ilişkin olduğunda duraksama bulunmadığı,
Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümünde, Anayasa’nın 13., 19. ve 20. maddelerinde öngörülen kısıtlama sebep ve koşullarına uyulup uyulmadığının denetlenmesi gerektiği,
Buna göre, dava konusu Yönetmelik kuralının hukuka uygun olduğundan bahsedebilmek için, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörüldüğü üzere, hükümlü ve tutukluların kişi hürriyeti ve güvenliği ile özel hayatın gizliliği haklarına yapılan müdahalenin, Anayasa’nın 19. ve 20. maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve kanunla -veya kanunun verdiği yetkiye istinaden düzenleyici işlemle (AYM Kararı, Başvuru No:2014/256, paragraf 87)- yapılması, ayrıca Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamasının zorunlu olduğu,
Anayasa’nın 19. ve 20. maddeleri gereğince, hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatlarının sınırlanmasının, hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucu olduğu, öte yandan, hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kıldığı, nitekim Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 sayılı tavsiye kararlarında da, hükümlü ve tutukluların aileleri, başka kişiler ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileri tarafından ziyaret edilmelerine izin verilmesi gerektiğinin belirtildiği, söz konusu tavsiye kararında, koşulların oluşması ve gerekli görülmesi hâlinde ziyaretlere kısıtlamalar konulabileceği, ancak bu tür kısıtlamaların kabul edilebilir asgari bir iletişime imkân tanıyacak nitelikte olması gerektiğinin ifade edildiği,
Bununla beraber, bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal sonuçlarının gözetilmesi gerektiği, bu bağlamda, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin sağlanması gerektiği, ancak ceza infaz kurumunda bulunmanın gereği olarak idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğunun da gözetilmesi gerektiği,
Öncelikle, 5275 sayılı Kanun’un 83. maddesinde, hükümlülerin ziyareti kapsamında görüşlere ilişkin koşul ve sürelerin Bakanlıkça hazırlanan Yönetmelikle kapalı ve açık olmak üzere iki biçimde yaptırılacağının; 114. maddesinde de, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde tutukluların, kurumun bu husustaki genel düzenine uymak suretiyle ziyaretçi kabul edebileceklerinin; 116. maddesinde ise, hükümlülerin ziyaret ve görüşlerine ilişkin Kanun hükümlerinin tutukluluk haliyle bağdaşır nitelikte olanların tutuklular hakkında da uygulanabileceğinin düzenlendiği, dava konusu Yönetmeliğin de anılan hükümlere istinaden verilen yetki çerçevesinde çıkarıldığı anlaşıldığından, uyuşmazlıkta, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen “kanunilik” koşulunun mevcut olduğu sonucuna varıldığı,
İkinci olarak, isnat edilen suçların ağırlığına göre tutuklu ve hükümlülere tanınan birtakım hak ve imkânların farklılaşmasının doğal olduğu, dava konusu Yönetmelik bendinde sayılan devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, devletin sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçu ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçların ağırlığı, ceza infaz kurumunun mevcudu ile personel sayısı dikkate alındığında, kamu düzenini ve ceza infaz kurumu güvenliğini sağlama amacıyla belirtilen suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar için açık görüş hakkının sınırlandırılmasının, “meşru amaç” taşıma koşulunu da karşıladığının açık olduğu,
Öte yandan, davaya konu Yönetmelik kuralında, belirli suçlardan tutuklu olanlar için ceza infaz kurumlarındaki açık görüşlerin idare ve gözlem kurulu kararıyla iki ayda bir yaptırılabileceğinin düzenlendiği, dolayısıyla kapalı görüş hakkının sınırlandırıldığına ilişkin bir düzenleme olmadığı, sınırlamanın yalnızca açık görüş hakkına yönelik olduğu, ayrıca emredici bir kural niteliğinde de bulunmayıp ceza infaz kurumlarına kendi fiziki yapı ve koşullarına göre ayda bir açık görüş düzenleme konusunda takdir yetkisi bıraktığının görüldüğü,
Nitekim, davaya konu Yönetmeliğin 10. maddesinde, ziyaret günleri ve saatleri ile hükümlü ve tutuklunun görüşebileceği ziyaretçi sayısının kurumun fiziki yapısı ve kapasitesi dikkate alınarak ilgili ceza infaz kurumlarınca belirleneceğinin düzenlendiği,
Bu kapsamda yapılan değerlendirmede; 5275 sayılı Kanun’un 83. maddesinde verilen yetki uyarınca, kamu düzeninin korunması ihtiyacı ve ceza infaz kurumu güvenliğini sağlama amacı doğrultusunda -isnat edilen suçun ağırlığı da dikkate alınarak- davacıların aile fertleriyle olan ilişkisinin sürdürülmesini engellemeyen açık görüş hakkının sınırlandırılması şeklindeki dava konusu düzenlemede kamu makamları tarafından güdülen meşru amaç ile tutukluların bireysel yararı arasında adil bir dengenin kurulduğu, demokratik toplumda gerekli olan müdahalenin ulaşılmak istenen amaçla “ölçülü” olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılardan Ramazan Çaylı tarafından, düzenlemeyle belirli suçlardan tutuklu olanlar için ayda bir yaptırılan açık görüşlerin iki ayda bir yaptırılabileceği yönünde idareye takdir yetkisi tanındığı, hükümlü ve tutukluların aile bireyleri ile görüş yapmalarının, görüşmenin türü ve sıklığının Anayasa ve AİHS’e uygun olarak düzenlemesinin devletin sorumluluğunda olduğu ve dava konusu düzenleme ile devlete yüklenen ailenin korunması yükümlülüğünün ihlal edildiği, düzenlemenin meşru bir amacının olmadığı; ayrıca, hükümlü ve tutuklu ayrımı gözetilmediği, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan bir hükümlü ayda en az bir açık görüş hakkına sahipken terör isnadı ile suçlanan bir tutuklunun iki ayda bir açık görüş yapmasının hem ayrımcılık yasağına hem de tedbirin geçicilik niteliğine aykırı olduğu; iki ayda bir gerçekleşen açık görüşte gerekli güvenlik önlemleri alınabiliyorken ayda bir olan açık görüşte alınamamasının izahı olmadığı; düzenlemenin somut hiçbir kıstas getirmeden cezaevine çok geniş takdir hakkı tanıdığı; Dairenin dava açıldıktan 21 ay sonra yürütmeyi durdurma istemi hakkında karar verdiği ve davanın açılış tarihi de dikkate alınırsa adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
Davacılardan Hakkı Dağlı tarafından, davaya konu Yönetmeliğin üst hukuk normlarına aykırı olduğu ve bu nedenle kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçelerinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacılardan … ve …’nın temyiz istemlerinin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 20/10/2021 tarih ve E:2016/15986, K:2021/4954 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca temyiz eden davacılardan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4.Kesin olarak, 19/10/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.