DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2293 E. , 2022/3279 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2293
Karar No : 2022/3279
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) : … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
II- (DAVALILAR) :
1-… Bakanlığı
2- … Genel Müdürlüğü
VEKİLLERİ: …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 18/04/2022 tarih ve E:2022/512, K:2022/2131 sayılı kararının davacı tarafından esası yönünden, davalı idareler tarafından vekalet ücreti yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 27/04/2021 tarih ve 2021/19 sayılı, “Ses ve görüntü kaydı alınması” konulu Genelgesi’nin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 18/04/2022 tarih ve E:2022/512, K:2022/2131 sayılı kararıyla;
Dairelerinin 16/11/2021 tarih ve E:2021/2753, K:2021/5560 sayılı kararıyla; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda 7249 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler uyarınca 24/09/2020 tarihinde … ilinde ikinci bir baro kurularak tüzel kişilik kazandığı ve 1136 sayılı Kanun’un 77. maddesinin 3. fıkrasında yer alan hüküm uyarınca … ilinde kurulu baroların Türkiye Barolar Birliği tarafından … 1 Nolu Barosu ve … 2 Nolu Barosu olarak numaralandırıldığı, Türkiye Barolar Birliği’nin resmi internet sitesinde “… Baro İletişim Bilgisi” sayfasında “… 1 Nolu Barosu” ve “… 2 Nolu Barosu” olarak iki ayrı baroya ve bu barolara ait farklı iletişim bilgilerine yer verildiği, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibarıyla “… Barosu Başkanlığı” unvanıyla tüzel kişiliğe sahip bir baronun mevcut olmadığı, 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davacının unvanının gösterilmesi gerekmesine ve davanın açıldığı tarih itibarıyla “… Barosu Başkanlığı” unvanına sahip bir baro mevcut olmamasına rağmen dava dilekçesi ve ekli vekaletnamede davacı baronun “… Barosu” olarak belirtildiği, kaç numaralı baro olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, Dairelerinin 15/09/2021 tarih ve E:2021/2753 sayılı ara kararıyla; davacı vekilinden davacı Baronun … ilinde kurulu, kaç numaralı baro olduğunu gösterir bilgi ve belgeler ile buna göre düzenlenmiş vekaletname suretinin tasdikli suretinin dosyaya sunulmasının istenildiği, ara kararına cevaben gönderilen 01/11/2021 tarihli dilekçede, vekaletnamenin geçerli olduğu, aynı ilde başka bir Baro kurulması suretiyle Türkiye Barolar Birliği tarafından Baroların numaralandırılmasının mevcut Baronun tüzel kişiliğinin sonlanması yahut tüzel kişiliği yeniden kazanması sonucunu doğurmayacağı, dava dilekçesinden farklı olarak DETSİS numarası ve Vergi Numarasının gösterildiği belirtilmekle birlikte davacı Baronun kaç numaralı baro olduğuna ilişkin somut bilgi ve belgeye yer verilmediği, bu haliyle davacının unvanına açık bir şekilde yer verilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun düzenlenmediği, davanın; dava dilekçesinde davacı Baronun unvanı tereddüte yol açmayacak şekilde gösterilmek suretiyle 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun olarak yenilenen ve ekinde davacının unvanını gösterir bilgi ve belgelerin sunulduğu bir dilekçeyle açılması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği; davacı tarafından yenilenen dava dilekçesinde ise yukarıda ifade olunan eksikliklerin giderilmediği ve davacının “… Barosu Başkanlığı” olarak gösterilmek suretiyle aynı yanlışlığın yapıldığının anlaşıldığı;
Bu durumda; Dairelerinin 16/11/2021 tarih ve E:2021/2753, K:2021/5560 sayılı dilekçe ret kararı üzerine, davacı tarafından yenilenen dava dilekçesinde aynı yanlışlıklar yapıldığından, 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Beyoğlu 27. Noterliğinin … tarih ve … yevmiye nolu vekaletnamesine dayanak olan aynı Noterliğin … tarih ve … yevmiye nolu temsil ve ilzam yetkisine ilişkin belgeye Beyoğlu 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının … tarih ve … DYS nolu mazbatasının dayanak olarak gösterildiği, söz konusu belgelerden davacının kim olduğunun anlaşılabilir olduğu, 7249 sayılı Kanun öncesinde düzenlenen vekaletnamelerde yer alan “… Barosu” ibaresinin sorgulanmasına, numarasının sorulmasına, yeni bir vekaletname ile değiştirilmesinin ara karara konu yapılmasına ve geçersiz kılınmasına olanak bulunmadığı, kanun değişikliğinin vekalet ilişkisini ve buna ilişkin temsil belgesini geçersiz kılmadığı, anılan Kanun değişikliğinin aynı ilde ikinci ve sonraki Baroların tüzel kişilik kazanarak numara almalarına ilişkin olduğu, … tarih ve … sayılı yazı ile Türkiye Barolar Birliğine Barolarının tam unvanının sorulduğu, buna ilişkin verilen … tarih ve … sayılı cevabi yazıda özetle, 16-17 Ocak 2022 tarihinde yapılan Yönetim Kurulu toplantısında … sayılı karar ile … Barosunun bütün resmi yazışmalarında, avukat ruhsatnamelerinde ve kimliklerinde numaralandırılmış ibare ve unvan yerine, “… Barosu” olarak kullanımına devam edilmesine karar verildiği, davacı olarak unvanlarının açık ve belirlenebilir olduğundan davanın reddine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idareler tarafından, savunmaları dosyaya sunulduktan sonra davanın reddine karar verilmesine rağmen idareleri lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idareler tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davalı idarelerin, Daire kararında idareleri lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yönünden temyiz istemlerine gelince;
24/11/2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret” başlıklı 15. maddesinin 2. fıkrasında; “Şu kadar ki, dilekçelerin görevli mercie gönderilmesine veya dilekçenin reddine karar verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmolunmaz.” hükmü yer almaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, 1. Hukuk Müşaviri Yardımcısı Vekili imzasıyla 03/08/2021 tarihinde; davalı Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ise, avukat imzasıyla 26/07/2021 tarihinde dosyaya savunma dilekçelerinin sunulduğu anlaşılmakla birlikte, Danıştay Onuncu Dairesinin 16/11/2021 tarih ve E:2021/2753, K:2021/5560 sayılı kararıyla; dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun düzenlenmediği gerekçesiyle reddine karar verildiği, söz konusu karar sonrasında davalı idareler tarafından dosyaya sunulan herhangi bir savunma dilekçesi bulunmadığı tespit edildiğinden, 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 15. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davalı idareler lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesine ilişkin Daire kararının bu kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 18/04/2022 tarih ve E:2022/512, K:2022/2131 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 14/11/2022 tarihinde esası yönünden oyçokluğu, vekalet ücreti yönünden oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onuncu Dairesinin 18/04/2022 tarih ve E:2022/512, K:2022/2131 sayılı kararıyla; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda 7249 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler uyarınca 24/09/2020 tarihinde … ilinde ikinci bir baro kurularak tüzel kişilik kazandığı ve 1136 sayılı Kanun’un 77. maddesinin 3. fıkrasında yer alan hüküm uyarınca … ilinde kurulu baroların Türkiye Barolar Birliği tarafından … 1 Nolu Barosu ve … 2 Nolu Barosu olarak numaralandırıldığı, Türkiye Barolar Birliği’nin resmi internet sitesinde “… Baro İletişim Bilgisi” sayfasında “… 1 Nolu Barosu” ve “… 2 Nolu Barosu” olarak iki ayrı baroya ve bu barolara ait farklı iletişim bilgilerine yer verildiği, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibarıyla “… Barosu Başkanlığı” unvanıyla tüzel kişiliğe sahip bir baronun mevcut olmadığı, 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davacının unvanının gösterilmesi gerekmesine ve davanın açıldığı tarih itibarıyla “… Barosu Başkanlığı” unvanına sahip bir baro mevcut olmamasına rağmen dava dilekçesi ve ekli vekaletnamede davacı baronun “… Barosu” olarak belirtildiği, kaç numaralı baro olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, Dairelerinin 15/09/2021 tarih ve E:2021/2753 sayılı ara kararıyla; davacı vekilinden davacı Baronun … ilinde kurulu, kaç numaralı baro olduğunu gösterir bilgi ve belgeler ile buna göre düzenlenmiş vekaletname suretinin tasdikli suretinin dosyaya sunulmasının istenildiği, ara kararına cevaben gönderilen 01/11/2021 tarihli dilekçede, vekaletnamenin geçerli olduğu, aynı ilde başka bir Baro kurulması suretiyle Türkiye Barolar Birliği tarafından Baroların numaralandırılmasının mevcut Baronun tüzel kişiliğinin sonlanması yahut tüzel kişiliği yeniden kazanması sonucunu doğurmayacağı, dava dilekçesinden farklı olarak DETSİS numarası ve Vergi Numarasının gösterildiği belirtilmekle birlikte, davacı Baronun kaç numaralı baro olduğuna ilişkin somut bilgi ve belgeye yer verilmediği, bu haliyle davacının unvanına açık bir şekilde yer verilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun düzenlenmediği, davanın; dava dilekçesinde davacı Baronun unvanı tereddüte yol açmayacak şekilde gösterilmek suretiyle 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine uygun olarak yenilenen ve ekinde davacının unvanını gösterir bilgi ve belgelerin sunulduğu bir dilekçeyle açılması gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verildiği; davacı tarafından yenilenen dava dilekçesinde ise, yukarıda ifade olunan eksikliklerin giderilmediği ve dava dilekçesinde davacının “… Barosu Başkanlığı” olarak gösterilmek suretiyle aynı yanlışlığın yapıldığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararın Bozulması” başlıklı 49. maddesinde “usul hükümlerine uyulmamış olunması” bozma sebepleri arasında sayılmış olduğundan, temyiz merciince, temyizi istenen kararın usul hükümlerine uygun olup olmadığı yönünden incelemeye tabi tutulacağı açıktır.
2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “1 inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde dava reddedilir.” hükmü gereğince davanın reddi yolunda verilen kararın, temyizen incelenmesi sırasında; 2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen ve dava ret kararının dayanağını oluşturan dilekçe ret kararının da, usul hükümleri yönünden incelemeye konu edilmesi hukuki açıdan kaçınılmazdır.
Her ne kadar, 2577 sayılı Kanunun 15. maddesinin 4. fıkrası, aynı maddenin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca verilen dilekçe ret kararlarına karşı temyiz yoluna gidilmesine hukuken olanak vermemekte ise de; bu husus, dilekçe ret kararlarının, bu kararlar üzerine yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıkların yapılması nedeniyle verilen davanın reddi yolundaki kararların temyiz edilmesi üzerine, bu kararlarla birlikte incelemeye tabi tutulmasına engel teşkil edici bir nitelik taşımamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi, hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu ve hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma olanağının tanınması gerekmektedir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir. (Özkan Şen, B.No:2012/791). Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın normlarını belirleyen kurallar olduğu açıktır.
Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin boş yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla davacılara/davalılara belli yükümlülükler öngörülebilir ise de, getirilen bu yükümlülüklerin de ölçülü olarak uygulanması ve hakkın özünün zedelenmesinden kaçınılması gerekmektedir.
11/07/2020 tarihli ve 7249 sayılı “Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 15. maddesiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 77. maddesinde değişiklik yapılarak, beşbinden fazla avukat bulunan illerde asgari ikibin avukatla yeni bir baro kurulabileceği; aynı ilde yeni bir baronun kurulması halinde Türkiye Barolar Birliğinin tüzel kişilik kazanma tarihini esas almak ve birden başlamak suretiyle baroları o ilin adıyla numaralandıracağı hükme bağlanmış ise de, “… Barosu Başkanlığı” adıyla açılan davada, Baronun kaç numaralı baro olduğunun tesbitinin yargı yerlerince de kolaylıkla yapılabileceği, nitekim Dairece Türkiye Barolar Birliği resmi internet sitesinde inceleme yapılarak, …’da bir ve iki numaralı baroların bulunduğunun tesbit edildiği, yine internette yapılacak incelemeyle başkanı … olan baronun kaç numaralı baro olduğunun da kolaylıkla belirlenebileceği, kaldı ki, davacının hangi numaralı baro olduğunun verilecek kararın sonucuna bir etkisi olmayacağı gibi, kararın tebliğinde de bir soruna neden olmayacağı açık olup, bu durumun dilekçe ret kararına ve sonuçta davanın reddine gerekçe yapılmasının hak arama özgürlüğünün ihlaline neden olacağı sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, ilgili Kanunun yürürlüğünden önce açılan davalarda, Kurulumuzca da resen numaralandırma yapılması yoluna gidilmiştir.
Bu nedenle, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.