Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/2303 E. 2022/2651 K. 28.09.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2303 E.  ,  2022/2651 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2303
Karar No : 2022/2651

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Odası
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- …
2- … Başkanlığı
VEKİLLERİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 09/05/2022 tarih ve E:2020/3564, K:2022/5386 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Mülkiyeti …Fabrikaları A.Ş. adına kayıtlı olup özelleştirme kapsam ve programında bulunan Kastamonu İli, Merkez İlçesi, … Köyü, … ada, … ve … parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan Sinop-Kastamonu-Çankırı Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliği ile 1/5000 ölçekli nazım imar planının ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının onaylanmasına ilişkin 02/01/2020 tarih ve 30996 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, aynı tarih ve 1988 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 09/05/2022 tarih ve E:2020/3564, K:2022/5386 sayılı kararıyla;
Dairelerince mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporda, çevre düzeni planı değişikliği ile “Kentsel Gelişme Alanı” olarak planlanan yerin, yine davaya konu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında sadece “Konut Alanı” olarak gösterilmesi ve sosyal donatı alanlarının, mahalle merkez(ler)inin, ulaşım sisteminin geliştirildiği bir kentsel alan olarak planlanmamış olmasının üst ölçekli plan kararına aykırılık teşkil ettiği, bu durumun planların kademeli birlikteliği ilkesine ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne de aykırı olduğu belirtilmiş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “Sanayi Alanı” olarak belirlenen uyuşmazlık konusu parsellerin, dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile fabrika ve üretim alanlarında sanayi fonksiyonunun, diğer kısımlarında ise “Kentsel Gelişme Alanı”, “Kentsel ve Bölgesel Yeşil ve Spor Alanı” fonksiyonlarının öngörüldüğü, bu haliyle dava konusu çevre düzeni planında hukuka aykırılık bulunmadığı,
Dosyanın, bilirkişi raporunun ve bilirkişi raporuna yapılan itirazların değerlendirilmesinden; mevzuat düzenlemeleri uyarınca parselin bulunduğu alanda Özelleştirme İdaresi Başkanlığının her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları yapma yetkisinin olduğu, davaya konu edilen çevre düzeni planı değişikliği ile imar planları yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı ve bu alanın yukarıda açıklanan önceki kullanımlarının değerlendirildiği, özelleştirme programına alınan alanda 3194 sayılı Kanun’un 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yalnızca dava konusu parsel ile sınırlı bir alanda imar planı değişikliği yapıldığı, ancak bilirkişi raporundaki planlama alanının çevresine ilişkin fotoğraflardan da anlaşıldığı üzere, bölgedeki yapılaşma koşulları göz önünde bulundurulduğunda, çevre düzeni planı değişikliği ve imar planlarının çevre imar bütünlüğünü bozmadığı ve imar planlarının üst ölçekli plan kararlarıyla aykırılık içermediği sonucuna varıldığı,
gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Dairece alınan bilirkişi raporuna aykırı bir şekilde karar verildiği, kararda yer alan gerekçelerin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanan imar planlarının denetimini olanaksız kıldığı, Daire kararının bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile davanın reddi yolundaki Daire kararının bozularak, dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:
Üye …’in; Anayasa’nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacı Odanın, dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile nazım ve uygulama imar planlarının onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunmadığı yönündeki ayrışık oyuna karşılık, davacı Odanın ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek ve davalı idarelerin davada süreaşımı bulunduğuna yönelik itirazları yerinde görülmeyerek, temyiz isteminin esastan incelenmesine geçildi.

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Sinop-Kastamonu-Çankırı Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Sanayi Alanı” olarak belirlenen, mülkiyeti … Fabrikaları A.Ş. adına kayıtlı olup özelleştirme kapsam ve programında bulunan Kastamonu İli, Merkez İlçesi, …Köyü, …ada, … ve … parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının, 02/01/2020 tarih ve 1988 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanması üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği kapsamında taşınmazların bulunduğu alana “Sanayi Alanı” ve “Kentsel Gelişme Alanı” kullanım kararlarının; aynı karar ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ise taşınmazlara, “Sanayi Alanı (E:0.50 Yençok: Serbest), Gelişme Konut Alanı (E:0.40 Yençok:2 Kat), İlkokul Alanı, Rekreasyon Alanı, Park ve Yol” kullanım kararlarının getirildiği anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT :
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesinde;
Çevre düzeni planı; varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve stratejilerine uygun olarak yerleşim, gelişme alanları ve sektörlere ilişkin alt ölçek planlarını yönlendiren genel arazi kullanım kararları çerçevesinde ilke ve kriterleri belirleyen, bölge, havza veya il bütününde hazırlanan, plan hükümleri ve raporuyla bir bütün olan plan olarak,
Nazım imar planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak,
Uygulama imar planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan,
olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanun’un 6. maddesinde, planlar kapsadıkları alan ve amaçları açısından bölge planları ve imar planları olarak iki ana kategoriye ayrılmış, imar planları da uygulamaya esas olan uygulama imar planları ve bu planın hazırlanmasındaki temel hedefleri, ilkeleri ve arazi kullanım kararlarını belirleyen nazım imar planları olarak sınıflandırılmış; 8. maddesinde ise, alt ölçekli planların üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkelerine, stratejilerine ve kararlarına uyumlu olması zorunluluğu getirilmiştir.
Aynı Kanun’un 9. maddesinin ikinci fıkrasında, “Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş, (Belediye) alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler.” düzenlemesine,
Ek 3. maddesinde ise, “Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 7. maddesinde, “Bu Yönetmeliğe göre hazırlanacak her tür ve ölçekteki mekânsal planlar aşağıda yer alan planlama ilke ve esaslarına, planların hazırlanması ile ilgili standartlara, gösterim tekniklerine ve tanımlara uygun olarak yapılır: … c) Planlar, kademesine ve ölçeğine göre ve yapılış amacının gerektirdiği ayrıntı düzeyinde kalmak koşuluyla alt kademedeki planları yönlendirir. ç) Üst kademe planlar, alt kademesindeki planlara mekânsal nitelikte hedef koyan, yol gösteren ve ilke belirleyen plandır. d) Mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları ile nazım imar planları üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamaz. e) Planlar, diğer kademedeki planların büyütülmesi veya küçültülmesi yolu ile elde edilemez…” düzenlemelerine yer verilmiş; 20. maddesinin ikinci fıkrasında ise çevre düzeni planlarında, plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabileceği kurala bağlanmıştır.
Öte yandan, aynı Yönetmeliğin 21. maddesinin ondördüncü fıkrasında, “İmar planlarında, sosyal altyapıya yönelik standartlarının sağlanabilmesi açısından imar adalarının çok küçük ve parçalı oluşturulmayacak şekilde imar yollarının düzenlenmesi esastır.”; nazım imar planlarına ilişkin esasların belirlendiği 23. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında “Park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan gibi açık alanların mahalle ve semt ölçeğinde merkezlerle birlikte tasarlanması esastır. Açık ve yeşil alan ile diğer sosyal ve teknik altyapı alanları bir bütün olarak, erişilebilir şekilde merkezlerle birlikte planlanmalıdır.”; 24. maddesinin dördüncü fıkrasında, “Uygulama imar planlarında yapılaşma koşullarına ilişkin olarak; ayrık, bitişik, blok yapı nizamı ile Taban Alanı Kat Sayısı (TAKS), Kat Alanları Kat Sayısı (KAKS), emsal, bina yüksekliği, yapı yaklaşma mesafeleri belirlenir.” düzenlemeleri yer almıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüşler alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde ve imar mevzuatına uygun olarak yapılması gerektiği kuşkusuzdur.
Uyuşmazlıkta, Danıştay Altıncı Dairesince mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporun sonuç kısmında özetle;
– Dava konusu plan işlemlerinde sanayi fonksiyonunun sürdürülmesine yönelik kararın doğru bir planlama yaklaşımı olduğu,
– 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında “Sanayi Alanı” fonksiyonunun içinde kalan ağaçlandırılmış alanın, doğal yapısıyla birlikte, yeşil alan olarak korunması gerekirken, buranın da “Sanayi Alanı” olarak işlevlendirilmesinin doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı,
– Alanın güneydoğusundaki ormanın yeşil alan sistemi içinde korunmasına yönelik plan kararı ve bu işlevin yer seçiminin planlama ilkeleri kapsamında doğru ve duyarlı bir yaklaşıma işaret ettiği,
– “Sanayi Alanı”ndan bağımsız kurgulanan “Kentsel Gelişme Alanı” ve alt ölçeklerdeki kullanımıyla “Konut Alanı” yönündeki plan kararı ve yer seçimi kararının da sakıncalı olduğu, çünkü yeni bir kentsel gelişme alanı ve böylece oluşacak yeni bir kentsel odağının, hem buradaki tarımsal değeri olan alana zarar vereceği hem de bu yöndeki plan değişikliğinin çevre düzeni planı ana kararlarından biri olan koruma-kullanma dengesi kararlarını, tarımsal değeri korunacak alana yönelik gelişme stratejisini, kentsel gelişmenin bu yönde sınırlandırılması stratejilerini zedeleyeceği, yeni bir kentsel gelişme odağı yaratılarak 10 hektar büyüklüğünde yeni bir mahalle planlanmasının çevre düzeni planı ana kararlarını bozduğu ve bu açıdan ilgili Yönetmeliğe de aykırılık taşıdığı, sanayi alanı ile içiçe bir konut bölgesinin ancak sanayi tesisinin lojmanları olması durumunda anlamlı olacağı, alandaki mevcut durumun bu şekilde bir işleyiş barındırdığı, ancak davaya konu plan işlemlerinde “Sanayi Alanı”ndan bağımsız olarak planlanan yeni “Konut Alanı”nın, sanayinin olumsuz dışsallıklarından etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu ve yaşam kalitesi düşük bir konut bölgesi yaratılmasına yol açacağı için de yer seçimi kararının hatalı ve şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından sakıncalı olduğu,
– Gerek bitişiğindeki sanayi tesisinin varlığı, gerekse bu bölgede kentsel gelişme önermeyen üst ölçekli plan stratejileri dikkate alındığında, davaya konu plan işlemleriyle çevre düzeni planı değişikliğinde yer alan “Kentsel Gelişme Alanı” kararı ve alt ölçeklerde yer alan “Konut Alanı” şeklindeki plan kararının çevre ve imar bütünlüğü açısından da doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı,
– Yeni önerilen “Kentsel Gelişme Alanı”nın içindeki konut alanlarının ve bu alanlarda yaşayacak nüfusun gereksinimi olan sosyal donatı alanlarının, teknik altyapı alanlarının ve mahalle merkezlerinin alt ölçekli planlar hazırlanırken hesaplanıp planlanması gerektiği, bu konunun davaya konu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında yapılmadığı, 10 hektar büyüklüğünde planlanan yeni bir “Kentsel Gelişme Alanı”nda, nüfusun gereksinimi olacak sosyal donatı alanına ilişkin hiçbir hesap yapılmadığı, sosyal donatı alanları ve teknik altyapı alanları ile bu alanların yanı sıra bir mahalle merkezinin de planlanmamış olmasının davaya konu 1/5000 ölçekli nazım imar planının ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının önemli eksiklikleri olduğu, bu yönüyle söz konusu planların şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne aykırı olduğu,
– Ulaşım sistemi açısından da, 1/5000 ölçekli plan yaklaşımlarında belli bir genellik düzeyi olsa da, konut alanı olarak gösterilen yerde ana toplayıcı ve dağıtıcı yollar ile ulaşım şemasının ana hatlarının planlanması ve gösterilmesinin gerektiği, davaya konu imar planlarında 10 hektar büyüklüğünde bir konut alanında, ulaşım sisteminin planlanmamış olmasının ve ne taşıt ne de yaya sistemine ilişkin çözümlerin geliştirilmemiş olmasının planlama esaslarıyla bağdaşmayan bir yaklaşım olduğu, bu büyüklükte bir konut alanının kendi içindeki erişim koşullarına ilişkin hiçbir plan kararı getirilmeden uygulamaya esas olan 1/1000 ölçekli uygulama imar planının yapılamayacağı, bu açıdan söz konusu planın planlama esaslarına aykırı olduğu,
– Ayrıca, karayolundan tek bir bağlantıyla tüm “Sanayi Alanı”nın, “Konut Alanı”nın, “İlkokul”un, hatta “Kentsel ve Bölgesel Yeşil Alan”ın erişim gereksiniminin karşılanacak olmasının şehircilik ilkeleri, planlama esasları, ulaşım planlaması yaklaşımları, erişilebilirlik ve trafik güvenliği ilkeleri ile bağdaşmadığı,
– Davaya konu planlardan çevre düzeni planı değişikliğinde “Kentsel Gelişme Alanı” olarak planlanan yerin yine davaya konu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında sadece “Konut Alanı” olarak gösterilmesi ve sosyal donatı alanlarının, mahalle merkez(ler)inin, ulaşım sisteminin geliştirildiği bir kentsel alan olarak planlanmamış olmasının üst ölçekli plan kararına aykırılık teşkil ettiği, bu durumun planların kademeli birlikteliği ilkesine ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne de aykırı olduğu,
– Ayrıca, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının, 1/5000 ölçekli nazım imar planından farklılaşmamasının planların kademeli birlikteliği ilkesine, planlama esaslarına ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne aykırı olduğu, kentin bu noktasında ve sanayi tesisinin bu kısmında konut gelişme alanı yönündeki plan kararının çeşitli sakıncaları ve olumsuzlukları karşısında, bu bölgenin kültürel miras değeri ile burada bulunan lojman, idari ve sosyal tesis ve ilkokul yapılarının mimari değeri dikkate alınarak korunması ve planlanması seçeneğinin değerlendirilmesi gerektiği,
yönünde tespit ve görüşlere yer verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, dava konusu işlemle değiştirilen Sinop-Kastamonu-Çankırı Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin Plan Hükümlerinin 7.20 sayılı maddesinde, “Bu planın onayından sonra, meskûn ve gelişme alanları içerisinde, sanayi tesisleri ile sanayi ve endüstriyel hammadde ile mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer seçimine izin verilmez.” şeklindeki genel hükümle, kentsel yerleşme alanlarında (Kentsel Yerleşik Alan ve Kentsel Gelişme Alanları) yeni sanayi ve depolama tesislerine izin verilmemesine yönelik bir stratejinin benimsendiği, belirtilen bu stratejinin, mevcutta sanayi alanı olarak kullanılan taşınmazlarla iç içe olacak şekilde yeni kentsel yerleşme alanı oluşturulmaması gerekliliğini de kapsadığı açık olduğundan, dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde, öncelikle, çevre düzeni planının genel hükümlerine uyarlık bulunmadığı görülmektedir.
Öte yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ndeki düzenlemeler çerçevesinde, uygulama imar planlarında, ayrıntılı bir şekilde yapılaşma koşullarının gösterilmesi gerekirken, “İlkokul Alanı” için plan pafta ve notlarında yapılaşma koşullarının belirlenmediği tespit edilmiştir.
Bu durumda, dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile Dairece mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporun birlikte değerlendirilmesinden; çevre düzeni planında “Kentsel Gelişme Alanı” nazım ve uygulama imar planlarında ise “Gelişme Konut Alanı” olarak belirlenen kısımların yer seçimi kararlarının çevre düzeni planının genel hükümlerine ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı, sosyal ve teknik altyapı alanlarına ilişkin hesapların yeterli düzeyde yapılmadığı, “Gelişme Konut Alanı”nda mahalle merkezinin planlanmadığı, planlama alanı genelinde imar planlarında, yaya ve taşıt yolları gösterilmeyerek ulaşım şemasının detaylandırılmadığı, “İlkokul Alanı”na ilişkin yapılaşma koşullarının belirlenmediği ve bu nedenlerle dava konusu imar planlarının ölçeğinin gerektirdiği ayrıntıda düzenlenmediği anlaşıldığından, dava konusu işlemle onaylanan, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında, üst ölçekli plan kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ndeki kurallara uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının iptali gerekirken, davanın reddi yolunda verilen Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE;
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 09/05/2022 tarih ve E:2020/3564, K:2022/5386 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİNE,
4. Kurulumuzca yeniden bir karar verildiğinden, aşağıda dökümü yapılan dava ve temyiz aşamasına ilişkin, keşif ve bilirkişi incelemesi için Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından dosyaya yatırılan …-TL’lik avans hariç toplam …-TL yargılama gideri ile karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen …-TL avukatlık ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından keşif ve bilirkişi giderleri için dosyaya yatırılan … TL avansın, davalı idarelerden tahsilinin sağlanabilmesi amacıyla kararın bir örneğinin Hazine ve Maliye Bakanlığına tebliğine,
6. Posta gideri avansından artan tutarın istemi hâlinde davacıya iadesine,
7. Dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
8. 28/09/2022 tarihinde, kesin olarak; usulde, gerekçede ve esasta oyçokluğu ile karar verildi.

GEREKÇEDE KARŞI OY
X- Anayasa’nın “Devletleştirme ve Özelleştirme” başlıklı 47. maddesinin ikinci fıkrasında, “Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7142 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK’nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun’un “Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür.” düzenlemesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun’un, Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevlerinin sayıldığı 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme yürürlükte bulunmaktadır.
Her ne kadar, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Kurulların Görevleri” başlıklı geçici 8. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan Kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkilerin bizzat kimin tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmemiştir.
Nitekim, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 8. maddesine dayanılarak hazırlanan 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkileri kullanacak makamın bizzat “Cumhurbaşkanı” olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya yasal bir düzenleme ile yetkili makam tespit edilmediğinden, Genelge’ye ekli 1 sayılı Cetvelin üçüncü sırasında Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kullanacak Makamı gösteren ayrık bir düzenlemeye daha gerek duyulmuştur.
Öte yandan, 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin tevdi edildiği makamın Cumhurbaşkanı olduğu 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ne ekli 1 sayılı Listenin üçüncü sırasında tespit edilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler arasındaki özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının onaylanması hususunda karar verecek makamın, Genelge hükümleri ile tespit edilmesi, normlar hiyerarşisine açıkca aykırıdır.
Yetki kuralları, idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmektedir. “Görev ve yetki” kamu düzeninden olup, varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması hususunda karar verecek makamın da alt düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge ile değil, ancak üst hukuk normu niteliğindeki ve Anayasa’nın 47. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmü gereğince, kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler konusunda bizzat karar alacak makamın, üst hukuk normlarında belirlenmediği, 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelge’ye ekli 1 sayılı Listenin üçüncü numarasında Genelge ile tespit edilmiş yetkiye dayalı şekilde işlem tesis edildiği dikkate alınarak dava konusu işlemin, yetki kuralları yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. madde, 09/07/2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 703 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde “görülmekte olan işler”in, bu tarih itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin de “geçici” nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 703 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra tesis edilen 02/01/2020 tarihli işlemin 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden işler kapsamında olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, 02/01/2020 tarih ve 1988 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un geçici 29. maddesi kapsamındaki görülmekte olan işler niteliğinde bulunmadığından, bu maddeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuken mümkün değildir.
Kaldı ki, geçici 29. maddeyle, sadece bu Kanun hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca “görümekte olan işlerin” Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına ilişkin düzenlemeye gerek duyulmuş olması da, Özelleştirme Yüksek Kurulunun geçici 8. madde kapsamında olmadığını göstermektedir.
Açıklanan nedenlerle, yetki yönünden hukuka aykırı olan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından Dairece verilen davanın reddine ilişkin kararın bozularak, dava konusu işlemin yukarıda belirtilen gerekçeyle iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- 3194 sayılı İmar Kanunu’nda yer alan düzenlemeler uyarınca, özelleştirme kapsam ve programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüşler alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişikliklerini yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisinde bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta, Dairece mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporun sonuç kısmında, dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile nazım ve uygulama imar planlarının planlama esasları ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu yönünde görüş verilmiş ise de; yalnızca üst ölçekli çevre düzeni planı bulunan alanda, bölgenin ihtiyaçları ve çevrede yer alan kullanımlar irdelenerek, kamu elinde bulunan ve atıl vaziyette olan kaynakların, etkin ve verimli bir şekilde değerlendirmesi ilkesi bağlamında, kamu yararının arttırılması ve bu kaynaklara ekonomik anlamda değer katılması amacıya, ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan gerekli görüşler alındıktan sonra, dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile nazım ve uygulama imar planlarının yapıldığı, anılan planların, planların kademeli birlikteliği ilkesine uygun olduğu, alt ölçekli planlarda, detaylı fonksiyonlara yer verildiği, tüm kullanımların yer seçiminin planlarla yapıldığı, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “Kentsel Gelişme Alanı” olarak gösterilen alanda, halihazırda lojman binalarının bulunduğu, bu alanda okul, cami gibi sosyal donatı alanları mevcut olduğundan, planlama bölgesinde ilave sosyal donatı alanı ihtiyacının da bulunmadığı, nazım ve uygulama imar planlarında getirilen “Gelişme Konut Alanı”nın sanayi alanındaki çalışan nüfusun barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla öngörüldüğü, yapılan planlamanın yapı ve nüfus yoğunluğunu artırıcı nitelikte olmadığı, alana düşük yoğunluk verildiğinden ulaşım sisteminin olumsuz yönde etkilenmesi ihtimalinin de bulunmadığı, ayrıca söz konusu alanda, sadece sanayi ve konut kullanımlarına yer verildiğinden, ölçekler arası farklılaştırma yapılmasının da gerekmediği, bu haliyle dava konusu işlemle onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile nazım ve uygulama imar planlarının çevre imar düzeniyle de uyumlu olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, yukarıda belirtilen hususlar ve Daire kararında yer verilen gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu işlemde hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın, yukarıda belirtilen gerekçelerin de eklenmesi suretiyle onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.