Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/2505 E. 2022/3554 K. 08.12.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2505 E.  ,  2022/3554 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2505
Karar No : 2022/3554

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) : … Odası (… Şubesi)
VEKİLİ : Av. …
2- (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …

İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 24/05/2021 tarih ve E:2016/1831, K:2021/6641 sayılı kararının iptale ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının davalı idare tarafından, davanın reddine ilişkin kısımlarının ise davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 24/05/2021 tarih ve E:2016/1831, K:2021/6641 sayılı kararıyla;
Dairelerince, uyuşmazlığın, davacının dava dilekçesindeki iddiaları, davalı idarenin savunması ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde konular itibariyla ayrı ayrı değerlendirildiği, dava konusu alanlardan ve plan hükümlerinden bazılarının daha sonra kaldırıldığı ya da davacının dava açmakla elde etmek istediği amaca ulaştığının anlaşıldığı hallerde, bu durum dikkate alınarak karar verildiği, kısmi yapılan değişikliklerde ise, davacının dava açmaktaki amacının ortadan kalkmadığı tespit edilen hallerde planın güncel durumu da göz önünde bulundurularak idari işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yargısal denetimin yapıldığı belirtilerek,
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapımı aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği,
İtiraz 1
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususa ilişkin kısımda hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 2-3-4-5
Davaya konu planın ilk onay ve ilanını izleyen sürecin sonunda gelen itirazlar doğrultusunda yeniden değerlendirildiği, bu itirazların yoğunluğuna göre, itirazların değerlendirilmesinin ve karara bağlanmasının hele ki gelen itirazların sektörel ilişkilerin kurulması ile alakalı ise gerekli araştırmaları ve analiz ve sentez çalışmalarını tamamlamanın ve bu doğrultuda, onay ve ilan askı süreçlerinin zaman alabileceği, ayrıca itirazlar sonunda itiraz bulunmayan kısım ve paftaların kesinleştiği, kesinleşen ve itirazı karara bağlanan kısımlarda değişiklik yapılarak planın askıya çıkarıldığı, bu bağlamda çok sayıda yapılan itirazların karara bağlanmasının planın revizyonu niteliğinde bulunmadığı ve revizyon olarak nitelendirilemeyeceği, davacının iddialarının planın onayı sonrasına ilişkin sürece yönelik olarak planın eleştirisi olabileceği, ancak planı hukuka aykırı kılmadığı,
İtiraz 6
Davaya konu planın yargı kararının ifası gereği ve yargı kararında belirtilen gerekçelerle tesis edildiği, dava konusu planın kapsadığı illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliği göz önüne alındığında, türdeş bir bölge ve havza olarak tanımlanmasının yerinde olduğu, ülkemizde tüm alanlara ilişkin istatiksel bilgilerin istatistiki bölge (İBB) düzeylerine göre toplandığı, idari sınırların esas alınmasının yanı sıra yönetsel açıdan bir sorun bulunmadığı,
İtiraz 7
Dava konusu planın, aynı havzada bulunan ve birden fazla büyükşehir belediyesini sınırlarına dahil eden bölgesel nitelikteki bir çevre düzeni planı olması nedeniyle mevzuat gereği Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onandığı, bu durumun mevzuat gereği olduğu, alt ölçekli il çevre düzeni planlarının ise bölgesel nitelikte çevre düzeni planına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu açıdan hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 8
Davacının itiraz ettiği 7.3 sayılı plan hükmünün yargı kararıyla iptaline karar verilen çevre düzeni planından sonra yeni onaylanan ÇDP’ye kadar geçen sürede yürütülen planlama ya da ruhsatlandırma işlemleri ile oluşacak kazanılmış hakların korunmasına yönelik olarak getirildiği görüldüğünden bu hususa ilişkin kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 9
Mevzuat hükümleri gereğince plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazındaki çevre düzeni planlarına uygun olmasının zorunlu olduğu, bu bağlamda davaya konu planın onayından önce yürürlükte bulunan il çevre düzeni planı hükümlerinin bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu ve revizyon yapılıncaya kadar farklılık gösteren plan kararlarında, bu plan kararlarının geçerli olduğunu düzenleyen davaya konu 7.6 sayılı plan hükmünde mevzuata aykırılık bulunmadığı, bilirkişilerin diğer tespitlerinin planın eleştirisi olabileceği kabul edilmekle birlikte, hukuka aykırılık nedeni olmadığı,
İtiraz 10
Bilirkişi kurulunca davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairelerince, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda, nüfus tespitlerinin hatalı olmasının tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmediği, ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onaylı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorunun giderildiği, nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararlarının, davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanlar (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı incelendiği,
Diğer taraftan, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı genelinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının; planın hedef yılına ilişkin nüfus kabulleri, yerleşmelerin mevcut onaylı imar planları ve gelişme eğilimleri esas alınarak belirlendiği, ayrıca yerel yönetimlerin taleplerinin de dikkate alındığı söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının bu alanların alt ölçekli planlarda kesin olarak yerleşime açılması gerekliliğini doğurmadığı, çevre düzeni planında gösterilen kentsel gelişme alanlarının, alt ölçekli planlama çalışmaları sırasında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve jeolojik-jeoteknik etütler doğrultusunda ilgili idaresi tarafından değerlendirileceği,
Nitekim, davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan hükümleri değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçların, kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği,
İtiraz 11
Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine Mahkeme kararının ifası gereği ve Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı, bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapılmadan yapıldığına ilişkin iddiaları kanıtlayan somut verilerin oluşmadığı ve bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 12
Davaya konu planın farklı sektörlere ilişkin politikalar içerdiği, davacının itiraz konularında noktasal ve somut itirazlarının bulunmadığı, bu noktasal itirazların ayrı bir incelemeye tabi tutulacağı, genel ve soyut iddiaların bu bağlamda değerlendirilemeyeceği, nitekim dosya kapsamında ileride bu incelemenin yapılacağı, bilirkişi kurulunun genel tespitlerinin ise planın bir eleştirisi olabileceği, iptal nedeni olmadığı, bu itibarla planı hukuka aykırı kılmadığı,
İtiraz 13-14
Bilirkişi kurulunca davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairelerince, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda, nüfus tespitlerinin hatalı olmasının tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmediği, ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onaylı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorunun giderildiği, nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararlarının, davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanlar (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı incelendiği,
Diğer taraftan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı genelinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının; planın hedef yılına ilişkin nüfus kabullerinin, yerleşmelerin mevcut onaylı imar planları ve gelişme eğilimlerinin esas alınarak belirlendiği, ayrıca yerel yönetimlerin taleplerinin de dikkate alındığı, söz konusu kentsel gelişme alanlarının planda yer almasının, bu alanların alt ölçekli planlarda kesin olarak yerleşime açılması gerekliliğini doğurmadığı, çevre düzeni planında gösterilen kentsel gelişme alanlarının, alt ölçekli planlama çalışmaları sırasında alınacak kurum/kuruluş görüşleri ve jeolojik-jeoteknik etütler doğrultusunda ilgili idaresi tarafından değerlendirileceği,
İtiraz 15
Davacı tarafından plan hükümleri raporunda sorunlu olduğu ileri sürülen ilke kararlarının, plan açıklama raporunda yer bulduğu ve ilkelerin plan hükümlerine yansıdığı, eleştiri niteliğinde belirtilen tespitler dışında hukuka aykırılık bulunmadığı, nüfusa yönelik değerlendirmenin ise daha önce yapılan tespitler doğrultusunda olduğu,
İtiraz 16
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, Danıştay Altıncı Dairesinin iptal kararlarına konu alanlara ilişkin açılan davalara ilişkin bilginin davalı Bakanlığa iletilmediği, 23/06/2014 tarihinde Bakanlıkça onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının askı süreci içinde de söz konusu Mahkeme kararları doğrultusunda Bakanlığa iletilmiş herhangi bir itirazın bulunmadığı, bu nedenlerle İzmir Bergama Allanoi, Manisa Soma Menteşe Termal KTKGB, İzmir Dikili Termal KTKGB, İzmir Selçuk Pamucak Turizm Merkezi sınırları içinde ve Bayraklı ve Bornova ilçelerindeki imar planı değişikliğine konu alanlarda mahkeme kararlarına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı, bu itibarla söz konusu yargı kararlarının kesinleşmesi sonucunda çevre düzeni planında değişiklik gerçekleştirilmesi ve bu hususların davalı idarece plana işlenmesinin zorunlu olduğu kabul edilmekle beraber, bu hususun planı hukuka aykırı kılmadığı,
İtiraz 17
Davacı tarafından bu itiraz içeriğinde, planın içeriği ve kapsam sorunu başlığı altında itiraz konusunun planın amacına, ölçeğine ve planlamanın bütünlüğü ilkesine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, ilerleyen aşamalarda ise 7.26 sayılı plan hükmünün düzenlemelerine doğrudan itiraz edildiği,
Dairelerince, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptal kararlarının verildiği,
Söz konusu gerekçenin, dava konusu plan hükmü için de geçerli olmakla birlikte, 10/10/2018 onay tarihli planla, belirtilen çerçeve çizilerek plan hükümlerinin yeniden düzenlendiği,
Yeniden düzenleme ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesinin çizildiği,
Davacının, bu başlık altında planda, ölçeği gereği belirlenmesi gereken havaalanı, baraj, enerji üretim ve doğalgaz depolama tesisleri, organize sanayi bölgeleri vb. kentin ve ülkenin gelişimine yön veren üst ölçekli kararların belirlenmediği iddiasını kanıtlayan, dolayısıyla bu itiraz kapsamında planın amacına, ölçeğine ve planlamanın bütünlüğü ilkesine aykırı olduğunu ortaya koyan verilerin olmaması nedeniyle, dava konusu işlemde bu başlık altında değinilen hususlar doğrultusunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 18
Bilirkişi raporundaki tespitler ve davalı idarenin savunması doğrultusunda ulaşıma ilişkin hususlarda hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 19
Plan yayımlanırken ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş alınmadığı iddiasının, plan açıklama raporu değerlendirildiğinde gerçeği yansıtmadığı, bu itibarla davacının iddialarının planı kusurlandırmadığı,
İtiraz 20
Planlamaya Esas Jeolojik, Jeolojik-Jeoteknik ve Mikrobölgeleme Genelgesi uyarınca yapılması gereken araştırmaların, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının dayandığı Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının araştırma ve analiz çalışmaları kapsamında yer alan çalışmalardan olduğu ve planlama kararlarını yönlendiren veriler arasında bulunduğu, ayrıca İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 7.30 sayılı plan hükmü ile alt ölçekli planlama çalışmalarında yerleşime esas jeolojik/jeoteknik etütlerin yaptırılmasının zorunlu kılındığı, bu itibarla, belirtilen düzenlemeler doğrultusunda davacının itirazlarının ve bilirkişi kurulunun görüşlerininin planı kusurlandırmadığı,
İtiraz 21
Makilik ve fundalık alanların orman alanlarının içinde yer aldığı ve 6831 sayılı Kanun kapsamında değerlendirildikleri, planın bu anlamda orman verisini yansıttığı, plan açıklama raporunda bu doğrultuda ifadelere yer verildiği, davaya konu planda makilik fundalık alanların önemsendiği, dolayısıyla bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 22
Dava konusu 5.1.14 sayılı plan hükmünde, doğal ve kültürel peyzaj değeri olan alanların korunmasının, koruma ilkeleri başlığı altında yer aldığı, bu ilkenin doğal ve kültürel değerlerin korunmasını ve planın amacını sağlamaya yönelik olduğu, bilirkişi raporunda yer verilen görüşler doğrultusunda davacının itirazlarının planı kusurlandırmadığı,
İtiraz 23
Davacı tarafından genel olarak gelişme alanlarına yönelik itirazlarda bulunulmuş ise de bu alanlara yönelik genel değerlendirmenin daha önce yapıldığı, alanlar özelinde ilerideki itiraz maddelerinde tek tek değerlendirmenin ayrıca yapılacağı, nüfusa ilişkin olarak ise daha önce yapılan değerlendirmelerin burada da geçerli olduğu, davacı tarafından örnek olarak gösterilen ve ileride değerlendirilecek olan Dikili’de getirilen gelişme alanının, kentsel yerleşim alanı büyüklüğünden fazla olmadığı, 10/10/2018 tarihli planla da küçültüldüğü görüldüğünden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 24
Özel proje alanlarında plan yapma yetkisinin yasal düzenlemelerle belirlenmesi nedeniyle plan dahilinde bulunan bu alanlara getirilen 7.6. sayılı plan hükmünün yasal dayanağının bulunduğu, 7.12 (daha sonra 7.13 olmuştur.) ve 7.13 (daha sonra 7.14 olmuştur.) sayılı plan hükümleri ile kazanılmış hakların korunmasının amaçlandığı, ayrıca mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve planı hükümlerine uyulacağı düzenlenerek planın bütünlüğünü sağlamaya yönelik plan hükmü getirildiği, 7.18 sayılı plan hükmünün (2018 tarihli planda 7.17 sayılı plan hükmüdür.) ÇDP ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarında kesinleşen sınırlar dışında kalan alanlarda bugünkü arazi kullanım kararlarının devam etmesini öngördüğü, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermediği, bu bağlamda bahse konu hükmün alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleşecek plan sınırları dışında kalabilecek olası alanlar için düzenlendiği, bu alanlara ilişkin herhangi bir gelişme öngörüsü bulunmadığı anlaşıldığından, bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 25
Davaya konu çevre düzeni planında “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları” için 8.2.11 sayılı plan hükmünün (2018 tarihli planda 8.2.12 sayılı plan hükmüdür.) düzenlendiği,
Dava konusu planda, tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının, tarım ve hayvancılık faaliyetlerin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yönler ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organik şekilde) yer alabileceği alanlar, şeklinde tanımlandığı,
ÇDP açıklama raporunda yer alan “tarımsal sanayi” ifadesinin tarımsal faaliyetlerin sonucunda elde edilen ürünlerin mamul ve/veya yarı mamule dönüştürülmesini amaçlayan bir üretim prosesi olduğu, bununla birlikte 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda Tarım İhtisas OSB’lere ilişkin hususların açıkça tanımlandığı, plan açıklama raporunda yer alan bahse konu ifadenin de bu ihtisas organize sanayi bölgelerine ve ÇDP’nin 8.2.2 sayılı sanayi alanlarına ilişkin plan hükmüne atıfta bulunduğu, bu durumun, plan açıklama raporunun ilgili bölümünün devamında yer alan ifadelerden anlaşıldığı, davaya konu planın plan açıklama raporunda tarımsal sanayi ifadesinin birçok yerde geçtiği, tarımsal sanayi alanının ayrı bir arazi kullanımı gibi ele alınmasının şart olmadığı, plan lejant ve plan hükümlerinde yer alan tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının, tarımsal sanayi alanlarını da içerdiği,
Bu itibarla, plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, plan hükümlerinde mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olan bir alanın, uyulması zorunlu olan ilgili Yönetmelik’te belirlenen esaslar dahilinde yer seçimine konu olması halinde, yer seçimine yönelik somut itirazların ayrıca değerlendirileceği,
Diğer taraftan, bu alanlarda çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları ile sağlık ve eğitim tesislerinin yer almasının, konut içermemesi nedeniyle şehircilik ilkelerine aykırı olmadığı,
İtiraz 26
Davaya konu planın 7.6 sayılı plan hükmü uyarınca İzmir Çevre Düzeni planının bu plana aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu, diğer tüm çevre düzeni planlarının yürürlükten kaldırılmasının mevzuata aykırı olmadığı, davaya konu plan hazırlanırken mevcut planların değerlendirilerek kararlar oluşturulduğu, bilirkişi kurulunun eleştiri niteliğindeki görüşlerinin planı hukuka aykırı kılmadığı,
İtiraz 27
Davacının bu ölçekte bir planın plan gösterimi ile temel kurgusunun farklı kararlardan oluşmasının bilimsellikten yoksun olduğu iddiasını ispatlayan verilerin bulunmadığı, bu itibarla bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 28
Grafik bir dille hazırlanan ve şematik olduğu için plan paftalarından ölçü alınarak uygulama yapılmayan ÇDP’ye yönelik bu itirazın, planın iptalini gerektirecek bir husus olmadığı,
İtiraz 29
Akhisar özelindeki bu itiraz maddesi bağlamında plan paftalarında ve plan açıklama raporunda bir çelişkinin bulunmadığı, ÇDP ile düzenlenen büyük alan kullanımı gerektiren kamu kuruluş alanı kullanımların, ilgili kurum/kuruluş görüşleri ve mülkiyet durumları doğrultusunda plana işlendiği, planın 7.13 sayılı hükmünün bu alanda bulunan alt ölçekli planlar için geçerli olduğu, bu bağlamda bu hususa ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 30
Dairelerinin nüfusa ve güncel verilere yönelik olarak daha önce yapılan değerlendirmelerinin bu itiraz maddesi için de geçerli olduğu, diğer taraftan nüfusun ne kadarının hangi ilçeye yerleşeceğinin kent içi nüfus dağılımının alt ölçekli planlarla belirleneceğine ilişkin olarak getirilen 7.4 sayılı plan hükmü uyarınca belirleneceği görüldüğünden, davacının itirazının planı kusurlandırır nitelikte görülmediği,
İtiraz 31
Davacının esasen bu itiraz başlığı altında, örnekler göstermek suretiyle bu örneklerin planın, plan hükümleri, plan kararları ile plan açıklama raporunun birbiriyle çeliştiğini gösterdiğini ileri sürdüğü, örneklenen alan kullanımlarının ileride özellikle 47 sayılı itiraz maddesinde ayrıca değerlendirileceği, plan hükümleri, gösterimler ve plan açıklama raporu arasında var olabilecek aykırılıkların ise planın eleştirisi olabileceği ancak bu kullanımların şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olmaları durumunun ayrıca değerlendirileceği,
İtiraz 32
Bilirkişi raporunda yer alan bu alanda sürdürülmesi istenilen yeşil alan ve doğal yapıya ilişkin stratejik bir kararın zedelendiği, uyuşmazlık konusu gösterimin dava konusu plan için aşırı detayda ve paftalar üzerinde bile algılanması oldukça zor bir alan büyüklüğünde olduğu, bölgenin doğal değerini koruma stratejisinin benimsenmesi gerekirken mevcutta bulunan birkaç yapı ile sürmekte olan bir inşaatın plana işlendiği, burada bir yerleşimin değil sadece bazı yapılaşma eğilimlerinin bulunduğu, bunların denetlenmesi ve engellenmesi amacıyla stratejik bir karar olarak doğal yapının korunması gerekirken inşaatların plana işlenmiş olmasının stratejik planın niteliği, amacı, dili, ölçeği ve gösterim tekniği aykırı olduğu yolundaki görüşler doğrultusunda bu itiraz maddesine ilişkin Bornova İlçesi … Mahallesinde getirilen kentsel yerleşik alan kullanımında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı,
İtiraz 33
Planın 7.8 sayılı hükmü kapsamında Karşıyaka ve Çiğli İlçeleri sınırları yönünden güncel sınırların geçerli olduğu, Karşıyada-Doğançay rekreasyon alanının güneyinde öngörülen alana yönelik getirilen kullanım kararının üst ölçekli planda iptalini gerektirecek stratejik bir karar olmaması nedeniyle şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olmadığı, bu yönlerden davaya konu planda şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı, Çiğli İlçesi, … Mahallesinin kuzeyinde önerilen kentsel gelişme alanının ise 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde davacının itirazı bağlamında düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı,
İtiraz 34
Davacı tarafından Balçova İlçesindeki Uzundere Toplu Konut alanının doğusunda, kentsel gelişme alanı lekesinin orman alanına kadar büyütüldüğü, söz konusu alanın “Balçova Barajı Uzun Mesafe Koruma Kuşağı” içinde kaldığı, temel ilke ve stratejiler dikkate alındığında, yeşil kuşak koruma alanları ile bütünleşen bölgede, kullanım kararları arasında aykırılık öngörüldüğü iddia edilmiş ise de, 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu kısmın düzeltilerek, itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı,
İtiraz 35
10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinde bu kısmın (Harmandalı Mahallesinin Çiğli İlçesine dahil edilmesi) düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı,
İtiraz 36
Davacının esasen bu itiraz başlığı altında, örnekler göstermek suretiyle planın, plan hükümleri, plan kararları ile plan açıklama raporunun birbiriyle çeliştiğini ileri sürdüğü, örneklediği alan kullanımlarının ileride ayrıca değerlendirileceği, bununla beraber, plan hükümleri, gösterimler ve plan açıklama raporu arasında var olabilecek aykırılıkların planın eleştirisi olabileceği ancak bu kullanımlara şehircilik ilkelerine planlama esaslarına aykırı olmaları durumunun ayrıca değerlendirileceği,
İtiraz 37
Sit alanlarının mevzuatta öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde konusuna göre yasal olarak yetkili idarelerin kararları doğrultusunda tespit edilerek, tescil edildiği,
Çevre düzeni planı kararlarının, kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği,
Öncelikle, ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen çevre düzeni planına ilişkin süreçte, sit alanı belirlemesinin yapılmadığının, ilgili idarece tespit edilerek tescil edilen sit alanlarının, paftalara aktarıldığının, plan notlarıyla sit alanlarında uygulanacak usul ve esasların düzenlendiğinin vurgulanması gerektiği,
Bu noktadan hareketle, Kanun koyucunun iradesinin, sit alanı ilan edilen alanların korunmasında çevre düzeni planının ve notlarının da sit statüsüne uygun hale getirilmesi yönünde olduğu, bu nedenle, sit alanlarıyla ilgili kararların mevzuatta farklı ölçeklerde karşımıza çıkan çevre düzeni planları ile plana aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı,
Öte yandan, çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırlarının, ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceği sonucuna ulaşıldığından bu hususta mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı,
İtiraz 38
1/25.000 ölçekli il çevre düzeni planı ile alt ölçekli plan kararlarının davaya konu plana aktarılma zorunluluğunun bulunmadığı, aksine alt ölçekli planların bu plana uygunluğunun aranacağı, davacının bu yöndeki iddiasının mevzuat karşısında dayanağının bulunmadığı,
Öte yandan, çevre düzeni planında gösterimi yapılan turizm, kentsel gelişme alanı, sanayi alanı vb. kullanım kararlarının, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu kapsamda çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmü çerçevesinde plan üzerinden ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı ve çevre düzeni planında önerilen plan kararlarının kesin sınırlarının, ilgili kurumlardan alınacak görüşler kapsamında belirleneceği sonucuna ulaşıldığından bu hususta mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı,
İtiraz 39
10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu kısmın (Gaziemir İlçesinin batısındaki kentsel gelişme alanı) düzeltilerek, itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı,
İtiraz 40
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapımı aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği,
Ayrıca, 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile sorun kısmen giderildiğinden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 41
10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu kısmın (Kemalpaşa OSB) düzeltilerek, itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı,
İtiraz 42
10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu kısmın (Kemalpaşa İlçesi Yukarı Kızılcanın batısı ve Kemalpaşa İlçesi kuzeyindeki kentsel gelişme alanı) düzeltilerek, itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı,
İtiraz 43
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapımı aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği,
Davalının savunmasından; yapay, yasal ve doğal eşikler nedeniyle kentin gelişme noktasının kentin doğusunda bulunan eğimli alanlar olduğunun anlaşıldığı,
Bu itibarla, yer seçimine yönelik şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı, diğer taraftan kentsel gelişme alanının 10/10/2018 tarihli plan değişikliğiyle Selçuk İlçesinin doğusuna doğru uzanan kısmının da daraltıldığı görüldüğünden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 44
Söz konusu bölgede İzmir-Çeşme Otoyolunun hizmete girdiği, bölgenin bir kısmının halihazırda yapılaşmış olduğu, böylece planlı gelişmenin sağlanması, altyapı maliyetlerinin azaltılması amacıyla kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, ayrıca 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliğiyle yerleşik alanın daraltıldığı görüldüğünden, bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 45
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapımı aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği,
Ayrıca, 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile kentsel gelişme alanının daraltıldığı görüldüğünden, bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 46
Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapımı aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği,
Ayrıca, Kemalpaşa’nın kuzeyine mutlak tarım alanlarına doğru büyüyen kentsel gelişme alanlarının daraltıldığı,
ÇDP hükümlerine bakıldığında plan kararlarının sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşiklere bağlandığının görüldüğü, nitekim Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Araştırma ve Analiz başlıklı 8. maddesi uyarınca planların yapım aşamasında kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması gerektiği,
Davalı idarece cüruf depolama alanının bir kirlilik kaynağı değil aksine kirliliğin önüne geçmek amacı güden bir bertaraf yöntemi olduğu, diğer yandan 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri uyarınca çevre düzeni planlarının genel arazi kullanım kararlarını gösteren uygulamaya esas olmayan planlar olduğu, bu bağlamda çevre düzeni planları ile parsel bazında karar üretilmediğinden, uygulama imar planları gibi düşünülmemesi gerektiği, halihazırda ÇDP hükümlerine bakıldığında plan kararlarının sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşiklere bağlandığı, Cüruf Depolama Alanına ait 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapım aşamasında mevzuat gereği ilgili kurum/kuruluşlardan izinlerin alınacağı ve imar planına esas jeolojik/jeoteknik etütler yapılacağı, söz konusu görüşlerin uygun olmaması durumunda ise bu alanda tesisin yapılamayacağının savunulduğu,
Bunun dışında, Aliağa İlçesi … Mahallesinde önerilen termik santral kararının, 16/11/2015 onay tarihli planda, mahkeme kararı doğrultusunda yeniden tarım arazisi olarak düzenlendiği, sanayi yatırımlarının kirliliği konusunda, çevre mevzuatı kapsamında ilgili idarelerce gerekli ve hassas denetimlerin yapılması konusunda belediyeler doğrudan sorumlu olduğundan, sanayinin kirletici unsur olarak algılanması, işletme aşamasındaki arıtma sistemlerinin çalışır durumda olmamaları ve yerel yönetimlerin bu arıtma sistemlerinin aktif olarak kullanılmasının sağlanması gerektiği, cüruf depolama alanına ait 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yapım aşamasında mevzuat gereği ilgili kurum/kuruluşlardan izinlerin alınacağı ve imar planına esas jeolojik/jeoteknik etütler yapılacağının anlaşıldığı,
Organize sanayi bölgelerine (OSB) ilişkin mevzuatta, yetkinin davalı bakanlıkta olmaması nedeniyle OSB sınırlarının işlenmesinin zorunlu olduğu, yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda termik santral gibi yatırım kararlarının plana veri/girdi alınmasının zorunlu olduğu, ayrıca 2018 tarihli değişiklikle Çakmaklı’da öngörülen termik santralin kaldırıldığı, Horozgediği’nde yer alan santralin ise mevcutta bulunduğunun görüldüğü,
Bu itibarla, bu itiraz maddesinde dile getirilen iddialara yönelik dava konusu planda hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 47
Sit alanlarına ilişkin değerlendirmenin daha önce yapıldığı, davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının (ÇDP) plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapımı aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşıldığı,
Plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile kentlerin gelişme yönü mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yapay eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği,
Çevre düzeni planına muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda Danıştay Altıncı Dairesinin E:2010/786 sayılı dosyasında 26/12/2012 tarih ve K:2012/8225 sayılı karar ile planların tümünün iptaline karar verildiği, iptal kararının gereği olarak istatistiki bölge bazında hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Bakanlıkça 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Olur’u ile onaylandığı, askı süreçlerindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da 30/12/2014 ve 16/11/2015 tarihlerinde yeniden onaylandığı,
Üst ölçekli plan olmadan geçen yaklaşık 2 yıllık süreçte, birçok bölgede ilgili idareleri tarafından onaylanan alt ölçekli planlar ile tarım alanlarının, sanayi ve konut kullanımlarına açıldığı, ilgili idareleri tarafından mevzuata uygun olarak onanan planların da, Bakanlık tarafından onanan dava konusu plana işlendiği, kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiğinin davalı idarece ifade edildiği,
İtiraz maddesinde yer alan alanların kısmen yapılaştığı, kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri doğrultusunda kullanım kararlarının getirildiğinin görüldüğü,
Davalı idarece 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile alanların çoğunda (Yazıbaşı güneyi sanayi+gelişme alanı, Ulucak batısı demiryolu ve otoyolun güneyi, Kemalpaşa’da kentsel gelişme ve tercihli kullanım, Torbalı Ayrancılar aksında sanayi ve gelişme, Selçuk’ta gelişme alanı, Menderes gelişme alanı, Urla gelişme alanı, Ulucak gelişme alanı, Çandarlı, turizm+gelişme alanları) getirilen kullanım alanlarının daraltılarak sorunun giderildiği,
Güzelbahçe’ye yönelik ise Bilirkişi Kurulunca da herhangi bir aykırılık tespit edilmediği,
Bu itibarla, Kula yerleşmesi ile Subaşı sanayi ve depolama alanı dışında getirilen kentsel gelişme alanlarına yönelik şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmediği,
Dava konusu planda Subaşında öngörülen sanayi ve depolama alanının yüzölçümünün oldukça fazla olduğu, halbuki plan açıklama raporunda, bölgedeki verimli tarım arazilerinin varlığının kabul edildiği ve bölgede sadece onaylanmış sanayi-depolama amaçlı imar planlarının bulunduğu alanların gösterildiğinin vurgulandığı, bölgedeki sanayi-depolama amaçlı kullanımların arttırıldığı, mevcutta tarım arazisi olarak gözüken alanların planda sanayi-depolama alanı olarak önerildiği, Subaşı yerleşiminin mevcut büyüklüğü ve öngörülen yeni sanayi ve depolama alanlarının toplam yüzölçümüyle karşılaştırılınca büyük bir alanın bu fonksiyon için ayrıldığı, oysa bu noktada böyle bir ağırlık merkezi yaratmayı anlamlı kılacak bir gelişme olduğunun söylenemeyeceği,
Torbalı bölgesinde ciddi bir sanayi öngörüsü bulunan planın, Torbalı’ya yakın mesafede olan ancak sanayi-depolama açısından yakın ilişkide bulunmayan bu noktada böylesine büyük alan kullanımlı bir sanayi ve depolama alanı açmasının, bölge için stratejik bir karar olduğu, ancak gerekçesinin bulunmadığı, bölgede demiryolu olmakla beraber, bu demiryolu hattı ile de bütünleşebilen bir alan olarak planlanmadığı, bu büyük sanayi ve depolama alanının içinde Küçük Menderes eski nehir yatağı olmasının da önemli bir jeomorfolojik ve doğal unsur olduğu, burada taşkın olasılığı ile beraber, bu öğenin doğal bir değer olarak da görülmesi ve korumacı bir yaklaşımla planlanması gerektiği,
Belirtilen nedenlerle, bu kısma (Subaşı’nda önerilen sanayi ve depolama alanı) ilişkin şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
Kula OSB alanının ise, alanın doğal sit niteliğine sahip Kula volkanlarından birinin lav akıntılarının bulunduğu bölgeye komşu olması nedeniyle taşıdığı jeolojik önem ve doğal sit niteliğiyle koruma altına alınması gereken alan niteliğinde bulunduğu, plan açıklama raporunda özellikleri gereği irdelenecek organize sanayi bölgesi olarak önerilmesine karşın, bu tutumun planda sürdürülmediği görüldüğünden, bu kısım yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı,
İtiraz 48
Bilirkişi raporunda yer alan tespitler doğrultusunda, bu hususa (Güzelbahçe Ekonomi Üniversitesi Yerleşke Alanı) ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 49
Bilirkişilerce, yapılan düzenlemenin parsel düzeyinde bir karar olduğu ve bu bölgede zaten bir kentsel gelişme alanı olduğundan bölgenin karakteristik özelliğini tehdit edecek bir plan kararının getirilmediği, sorunun kentsel gelişme alanının arkeolojik alan sınırlarına dayanmış olması nedeniyle ortaya çıktığı, 10/10/2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde, bölgede yer alan arkeolojik alanın grafiksel olarak daha büyük bir alanı kapsayacak şekilde gösterildiği, kentsel gelişme alanının küçültüldüğü değerlendirmesine yer verildiğinden davacının bu başlık altındaki itirazları yönünden dava konusu planda hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 50
Davacının bu hususa (lojistik merkezler) ilişkin itirazının genel olduğu, bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi somut itirazlar ayrıca incelendiğinden, bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 51
644 Sayılı KHK’da ulusal ve bölgesel nitelikteki fiziki planları yapmak, yaptırmak ve onaylamak Bakanlığın yetki ve sorumlulukları içerisinde tanımlandığı, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde yer alan tanıma göre, çevre düzeni planlarının 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde, ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabildiği, havza-bölge bazında çevre düzeni planı hazırlama yetkisi Bakanlıkta olmakla birlikte büyükşehir belediyelerinin de kendi mülki sınırlarını kapsayan çevre düzeni planlarını, varsa bölgesel nitelikte fiziki planlara uygun olarak yapmaya ve onaylamaya yetkili olduğu, bu itibarla plan 7.5 sayılı plan hükmünde mevzuata aykırılık görülmediği,
İtiraz 52
Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 4. fıkrası hükmü uyarınca, plan kademeleri açısından il bütünü için yapılacak çevre düzeni planlarının bölge veya havza bazında hazırlanan çevre düzeni planlarına uygun olmasının zorunlu olduğu, diğer taraftan itiraza konu olan 7.6 ve 7.10 sayılı plan hükümlerinin birbiriyle çelişmediği,
İtiraz 53
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 7.17 ve 7.30 sayılı plan hükümleri ile alt ölçekli planların hazırlanması esnasında mevzuata uyulması gerektiği hususunun altının çizildiği, anılan hükümlerin davacının ileri sürdüğü sakıncaları barındırmadığı sonucuna ulaşıldığından bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 54
Dairelerince, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan davalarda, dava konusu planın 7.26 sayılı plan hükmündeki düzenlemelerin, fazlasıyla genel bir madde olduğu, hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verildiği,
Söz konusu gerekçenin, dava konusu plan hükmü için de geçerli olmakla birlikte 10/10/2018 onay tarihli planla yapılan değişiklik ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek dava konusu plan hükmünün çerçevesinin çizildiği, ancak dava konusu plan hükmüne yönelik olarak işlem tarihi itibarıyla yargılama yapıldığından işlem tarihinde fazlasıyla genel bir madde olan plan hükmünün hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dairelerince 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan diğer davalarda, dava konusu planın 7.28 sayılı plan hükmündeki düzenlemelerin, bu plan kapsamında kentsel gelişme ve yerleşme alanları dışında da TOKİ tarafından konut üretme amacıyla alt ölçekli plan yapılmasının uygun olmadığı gerekçesiyle iptaline karar verildiği,

Dava konusu 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan “bu plan kapsamındaki” ifadesinin, 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları” içinde şeklinde değiştirildiği, ancak, işlem tarihi itibarıyla yargılama yapıldığından, davaya konu 7.28 sayılı plan hükmünün TOKİ’nin ve 6306 sayılı Kanun’a tabi alanlara ilişkin uygulamalara yönelik plan yapma yetkisine sahip kuruluşların, üst ölçekli cevre düzeni plan kararı olmadan ve bu plana aykırı bir şekilde arazi kullanım kararı belirlemesine yol açacağı, ÇDP’de belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında konut üretilmesinin plan hiyerarşisi ve çevre düzeni plan yapma amaç ve yöntemleriyle uyuşmadığı, ÇDP’de belirlenen kentsel ve kırsal gelişme alanlarının dışında da plan hazırlayıp konut inşa edebileceğini öngörmesi nedeniyle, plan hükmünde işlem tarihi itibarıyla mevzuata uyarlık bulunmadığı,
İtiraz 55
7.32 sayılı plan hükmünün, termal kaynakların kullanıldığı tarım ve turizm sektörlerinin desteklenmesi amacıyla getirildiği, termal kaynak tespiti yapılan alanlar çerçevesinde bu kaynakları kullanacak olan tarım (teknolojik sera) ve turizm sektörüne yönelik yatırımların ilgili Bakanlık görüşünün alınması şartına bağlanması nedeniyle, plan hükmünün, davacının sınırlı ve kontrolsüz bir yapılaşmanın önünü açacağı iddiasını doğrular nitelikte olmadığı,
İtiraz 56
Yasal olarak İzmir İlindeki barajların uzun mesafeli koruma alanları sınırı içinde belirli koşullardaki kentsel gelişimlere İZSU tarafından onaylandığı takdirde izin verilebildiği, bu yüzden söz konusu plan kararının mevzuata uygun olduğu ve dolayısıyla anılan Su Havzaları Koruma Yönetmeliği’ne göre belirli koşulların sağlandığı yapılaşmaların barajların çevresindeki su toplama havzaları ve rezerv alanlarının korunması açısından bir sakınca yaratmadığının görüldüğü,
Ayrıca 10/10/2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde kentsel gelişme alanının kaldırıldığı, bu itibarla dava konusu işlemde bu kısım yönünden de bu başlık altındaki davacı iddiası bağlamında, hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 57
Davalı idarenin savunması ve bilirkişi raporundaki görüşler çerçevesinde, itiraz edilen 8.1.2.1 sayılı plan hükmünün mevzuata uygun olduğu,
İtiraz 58
8.1.2.7 sayılı plan hükmünde belirtilen kullanımların İmar Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında imar planı bulunmayan alanlarda kalan yapıların kırsal yerleşim alanları içerisinde kalan ve o yerleşimin ihtiyacı olan sosyal donatı alanları sayılabilecek kullanımlar (ilk ve ortaöğretim, ibadet yeri sağlık tesisi, güvenlik gibi) olduğu, bu kullanımlar haricindeki tüm kullanımlar için imar planı yapılması zorunluluğunun getirildiği, dolayısıyla söz konusu kırsal yerleşimlerde imar planları yapılıncaya kadar İmar Kanunu’nun 27. maddesi ve Plansız Alanlar Yönetmeliği kapsamında çevre düzeni planında belirlenen yapılaşma koşulları çerçevesinde uygulamaların gerçekleştirilmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı,

İtiraz 59
10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu kısmın (8.2.3.7 sayılı plan hükmü) düzeltilerek itiraz konusunun giderildiği görüldüğünden, bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı,
İtiraz 60
Lojistik Merkezler gibi kullanımların çevrelerini olumlu veya olumsuz yönden etkileyebilme potansiyelleri olduğundan, çevre düzeni plan değişikliği yapılmaksızın imar planlarının onaylanmasına imkan tanımanın beraberinde kamu yararı ve doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması adına olumsuz sonuçların oluşumuna zemin hazırlayacağı, yeni lojistik merkez kararlarının alınması durumunda plan lejantında yer verilen lojistik kullanım kararına plan paftalarında da yer verilmesi ve plan değişikliği yapılması gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığından, 8.2.10.4 sayılı plan hükmünde yer alan “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ibaresinde hukuka uyarlık bulunmadığı,
İtiraz 61
20 ha alanı aşan büyüklükte olup, geniş alanlar kapsayan ve plan lejantında bulunan, tarımsal sanayi içeren bir kullanımın çevre düzeni planı değişikliği olmaksızın ve ÇDP’ye işlemeden alt ölçekli planlarla yapılabilmesinin mevzuata aykırı bulunduğu,
İtiraz 62
Plan hükümlerinde eko turizm alanlarına yönelik kullanım kararları ve yapılaşma koşulları getirilmesinde ancak bu alanların çeşitliliği, yörenin geleneksel yapısı, tarihi ve kültürel değerleri gözönünde bulundurularak minimum parsel büyüklüğü belirlenerek, bu büyüklüğün çevre düzeni planının ölçeği gereği gösteriminin zorluğu nedeniyle, plan lejantında bulunmayan bir kullanımın yer seçiminin alt ölçekli planlara bırakılmasında mevzuata aykırı bir yön olmadığı,
İtiraz 63
Bilirkişi raporunda yer alan görüşler doğrultusunda, bu hususa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
İtiraz 64
Tarım ve Hayvancılık geliştirme alanlarına yönelik yer seçimi itirazlarının somut itirazlar olduğunda değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan İtiraz 25 başlığında yapılan değerlendirme doğrultusunda, davacının diğer itiraz nedenine yönelik bu hususta hukuka aykırılık bulunmadığı,
İtiraz 65
Pamucak’ta getirilen kullanım kararının şehircilik ilkelerine ve planlama ilkelerine aykırı olmadığı, ÇDP’nin 7.8 sayılı “bu sınırlarda farklılık dahi olsa yürürlükteki sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır” hükmü uyarınca, sulak alan sınırlarına ilişkin yasal sınırların geçerli olduğu, bu yerin Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilen turizm merkezi içerisinde yer alması nedeniyle ilgili kurum verilerinin yansıtıldığı görüldüğünden, bu husus yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
sonucuna varıldığı gerekçesiyle;
– İtiraz 33- Çiğli … mahallesinin kuzeyinde öngörülen kentsel gelişim alanı kullanım kararı; İtiraz 34- Balçova Uzundere Toplu Konut alanının doğusundaki kentsel gelişim alanının genişletilmesine ilişkin kullanım kararı; İtiraz 35- … Mahallesinin Çiğli İlçesine dahil edilmesine ilişkin plan kararı; İtiraz 39- Gaziemir merkezinin batısındaki yaklaşık 200 hektar büyüklüğündeki kentsel gelişme alanı kararı; İtiraz 41- Kemalpaşa OSB alanının batısının kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesi kararı; İtiraz 42- Kemalpaşa Yukarı Kızılca’da önerilen kentsel ve bölgesel spor alanı kararı ve İtiraz 59- Plan hükümlerinin 8.2.3.7 sayılı plan hükmünde depolama alanlarına ilişkin yapılaşma koşulları yönünden konusu kalmayan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
– Dava konusu işlemin; İtiraz 32- Bornova … Köyü’ndeki kentsel yerleşim alanı kararının; İtiraz 47- Subaşı sanayi-depolama alanı kullanım kararının, İtiraz 47- Kula OSB alanı kullanım kararının; İtiraz 54- 7.26 ve 7.28 sayılı plan hükümlerinin, İtiraz 60- Lojistik merkezlere ilişkin 8.2.10.4 sayılı plan hükmünde yer alan “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ibaresinin; İtiraz 61- tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin 8.2.11.3 sayılı plan hükmünde yer alan “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ibaresinin İPTALİNE,
– Diğer kısımlar yönünden ise DAVANIN REDDİNE, karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, Bornova …’daki kentsel yerleşik alanın, onaylı imar planları doğrultusunda çevre düzeni planında gösterildiği, Subaşı bölgesinde fiili durumda işletme halinde bulunan tesislerin yer aldığı, dava konusu çevre düzeni planından önce yürürlükte olan planlarda da burasının sanayi ve depolama alanı olarak düzenlendiği, ayrıca stratejik plan niteliğindeki çevre düzeni planlarında, alt kademe planlardan farklı yeni plan kararları geliştirilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı, 08/05/2020 tarihinde Kula OSB alanı ile ilgili gerekli düzenlemelerin yapıldığı, yargı kararlarının gereklerine uygun olarak, 7.26 ve 7.28 sayılı plan hükümlerinin 10/10/2018 tarihinde, lojistik merkezlere ilişkin 8.2.10.4 sayılı plan hükmü ile tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin 8.2.12.3 sayılı plan hükmünün ise 07/07/2020 tarihinde onaylanan değişiklikler ile yeniden düzenlendiği, bu değişiklikler göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen Daire kararının iptale ve dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının, usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Danıştay Altıncı Dairesinin E:2016/1831 sayılı (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2022/2505 sayılı temyiz) dosyasında yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu ile dosyada yer alan bilirkişi raporunda, davaya konu çevre düzeni planının olumsuz ve olumlu yanları ortaya konulmuştur.
Bunların bir kısmı lokal bazda veya plan notları şeklinde tespit edilen eksiklikler olup, yeniden ele alınıp düzeltilmesi ve giderilmesi mümkün olan hususlardır.
Bunun yanında, bilirkişi raporunda yer verilen bazı eksikliklerin, planın bütünüyle gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koyan eksiklikler olduğu sonucuna ulaşılmaktadır ki bunlar sırasıyla;
– Hatalı belirlenen nüfus projeksiyonları ve buna bağlı nüfus atamaları,
– Sektörel politikaların geleceğine yönelik öngörülerin yapılmamış olması,
– 2007 yılında yapılan çevre düzeni planının yargı kararıyla iptaline karar verilmesi (2009 tarihli planın da yargı kararı ile iptaline karar verilmiştir.) üzerine 2014 tarihinde yeniden yapılan plana yönelik yeni bir araştırma raporunun olmaması, 2007 tarihli plan ile 2014 tarihli plana ilişkin mevzuatın aradığı plan araştırma raporunun farklı olması,
– Plana ilişkin verilerin güncel olmaması ya da eksik olması, örneğin alanda bulunan kullanımlara yönelik olarak yargı kararları bulunmasına karşı bunların yeterli düzeyde plana yansıtılmaması,
– Hatalı nüfus ve güncel veri olmaması nedeniyle gereğinden fazla gelişme ve sanayi alanları getirilmesi, mevcudun kat kat büyüklüğünde getirilen kullanım kararlarının herhangi bir strateji ve karara dayanmaması,
olarak sıralanabilir.
Dava konusu işlemdeki nüfus öngörülerinin doğru tespit edilmesi, kestirim nüfus esas alınarak ve üst ölçekteki plan öngörüleri ile uyumlu bir biçimde yeniden belirlenerek alan ve yoğunluk dağılımları ile arazi kullanım kararlarının bu veriler üzerinden yeniden belirlenerek plan kararı haline getirilmesi, diğer taraftan, çok abartılı olduğu tespit edilen nüfus projeksiyonlarına uygun çalışan nüfus sayılarının karşılığı olan arazi kullanım kararlarının ayrılması ve sektörlere ilişkin geleceğe yönelik öngörülerin yapılması, plan araştırma raporunun güncellenmesi, bu bağlamda ilgili kurum ve kuruluşların güncel veriler ile yargı kararlarının gözönünde bulundurulması, abartılı bulunan kentsel gelişme ve sanayi alanları ile plan kararlarının yeniden değerlendirilmesi, planın ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması ve koruma kullanma dengesinin sağlanması gerektiği anlaşıldığından, bu hususların planın tümünü kusurlandırır nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Buna göre, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan dava konusu çevre düzeni planında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Ancak, Kurulumuzca, bilirkişilerin yukarıda belirtilen olumsuz tespitleri, dava konusu çevre düzeni planının eleştirileri olarak kabul edilerek, hukuka aykırılık nedeni olarak görülmediğinden; temyiz istemlerine konu Daire kararının, (İtiraz 15), (İtiraz 38), (İtiraz 40) ve (İtiraz 62) başlıkları altında incelenen hususlar yönünden bozulması, (İtiraz 16) başlığı altında incelenen hususlar yönünden gerekçeli onanması, diğer kısımlar yönünden ise onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Üye …’in; Anayasa’nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan kamu tüzel kişilikleri olduğu ve bu meslek kuruluşlarının, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamayacağı esasları göz önünde bulundurulduğunda, davacı Odanın, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin iptalini istemekte hukuken korunması gereken bir menfaatinin bulunmadığı yönündeki ayrışık oyuna karşılık, davacı Odanın ehliyetli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek temyiz istemlerinin esastan incelenmesine geçildi.

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Danıştay Altıncı Dairesinin 09/12/2009 tarih ve E:2007/10509, K:2009/11751 sayılı kararıyla “2872 sayılı Yasa’nın 9. maddesinde bölge ve havza bazında hazırlanacak planların yapılmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak bir Yönetmelik ile belirleneceğinin kurala bağlanmasına karşın, işlem tarihinde böyle bir Yönetmelik çıkarılıp, planın hazırlanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmeden tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı…” gerekçesiyle tümünün iptaline karar verilmiş, bu karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
Bu iptal kararı üzerine hazırlanan 14/08/2009 tarihli 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya Çevre Düzeni Planının da, Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarih ve E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiş, anılan karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/11/2013 tarih ve E:2013/2208, K:2013/3419 sayılı kararıyla onanmıştır.
Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP), 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında ÇDP 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır.
Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylanması üzerine, temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli Çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan (mülga) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak; (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı… ifade eder.” tanımı yer almaktadır.

Aynı Yönetmeliğin;
“Genel planlama esasları” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde, “Ülke ve bölge düzeyinde karar gerektiren büyük projelerin mekânsal strateji planı veya çevre düzeni planında değerlendirilmesi esastır.”,
“Planlama alanı” başlıklı 18. maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.”,
“Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin,
1. fıkrasında, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.”,
2. fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.”,
3. fıkrasında, “Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.”,
4. fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.”,
5. fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.”,
kurallarına yer verilmiştir.
Öte yandan, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 4. maddesinde; Yerleşme Alanı, imar planı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümü; Yerleşik (Meskûn) Alan, varsa üst ölçek plan kararlarına uygun olarak, imar planı ile belirlenmiş ve iskân edilmiş alan; Gelişme (İnkişaf) Alanı, varsa üst ölçek plan kararlarına uygun olarak, imar planında kentin gelişmesine ayrılmış olan alan, olarak tanımlanmışlardır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Daire kararında yargısal inceleme davacının itirazları numaralandırılmak suretiyle yapılmış olup, Kurulumuzca da aynı usul benimsenerek değerlendirme yapılmıştır.
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının,
1- (İtiraz 15) başlığı altında incelenen 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafındaki “Yerleşmelerin bir bölümünde var olan ve turizm tesisleri ile ikinci konut kullanımlarının bir arada yer alabildiği tercihli kullanım alanları ile bu amaçla planlanmış alanlar ve bu alanlardan yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanlar aşağıdaki tablolarda verilmiş olan sınırlamalar dışında tutulmuştur. Bu alanlara ilişkin yapılaşma kararları ve sınırlamalar alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” düzenlemesi,
2- (İtiraz 16) başlığı altında incelenen hususlar,
3- (İtiraz 38) başlığı altında incelenen Çeşme İlçesi, … ve … Mahalleleri ile Alaçatı Batısında önerilen kentsel gelişme alanları,
4- (İtiraz 40) başlığı altında incelenen …-…-… Mahalleleri arasındaki kentsel gelişme alanı,
HARİCİNDEKİ kısımları, aynı gerekçeler ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, Daire kararında (İtiraz 62) başlığı altında incelenen hususa yönelik temyiz isteminin açıklamalı olarak reddedilmesi gerekmiştir:
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, dava konusu çevre düzeni planının 8.4.9 sayılı plan hükmü ile eko turizm alanlarında yapılaşma koşullarının belirlendiği, ancak plan kararları ile eko turizm için ayrılmış alanların olmadığının ileri sürüldüğü, Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan raporda ise, dava konusu plan paftalarında eko turizm alanlarının gösterilmediği, konuya ilişkin plan açıklama raporunda herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, diğer turizm kullanımlarının plan paftalarında görsel karşılıklarının bulunduğu, plan lejandında bu alanların görsel karşılığının bulunmasının plan hükümleri ve açıklama raporu ile plan paftalarının bütünleşmesini sağlayacağı, bu açıdan dava konusu planın plan notları ve raporuyla bir bütünlük arz etmediği yönünde görüş ve tespitlere yer verildiği görülmektedir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Gösterim (lejand) teknikleri başlıklı 10. maddesinde, “(1) Her türlü mekânsal plan, kendi kademesinin ve yapılış amacının gerektirdiği çizim ve gösterim tekniğine göre hazırlanır. (2) Planlar, Bakanlıkça belirlenen ve EK-1 Gösterimler başlığı altında yer alan EK-1a Ortak Gösterimler, EK-1b Mekânsal Strateji Planları Gösterimleri, EK-1c Çevre Düzeni Planı Gösterimleri, EK-1ç Nazım İmar Planı Gösterimleri, EK-1d Uygulama İmar Planı Gösterimleri ve EK-1e Detay Kataloğuna uygun olarak hazırlanır. (3) Gösterim listesine ilişkin teklif niteliğinde olan, öznitelikler ve kodlamalar ile planların özelliği gereği ihtiyaç duyulacak gösterim tür ve tipi Bakanlıkça değerlendirilerek uygun görülen gösterimler, Bakanlığın internet sayfasında ilan edilir. Bakanlıkça ilan edilmeyen gösterim planlarda uygulanamaz.” düzenlemelerine, Yönetmelik eki EK-1c Çevre Düzeni Planı Gösterimleri arasında eko turizm alanlarına ilişkin sembole de yer verilmiştir.
Dolayısıyla, dava konusu çevre düzeni planının lejand paftasında, eko turizm alanlarına ilişkin bir sembole yer verilmemiş olsa da, Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin anılan düzenlemelerinin, çevre düzeni planında, tamamlayıcı kural olarak esas alınması gerekmektedir.
Bu nedenle, dava konusu planın lejand paftasında eko turizm alanlarına ilişkin sembole yer verilmemiş olması imar mevzuatı açısından planı kusurlandırır nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde hazırlanmaları nedeniyle, leke plan niteliğinde bulunan çevre düzeni planları, koruma-kullanma dengesinin sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan, genel arazi kullanım kararlarının üretildiği ve yerleşme, yapılaşma ve planlama sahasında yürütülecek tarım, turizm ve diğer çeşitli faaliyetlere ilişkin stratejilerin geliştirildiği bir plan türüdür.
Nitekim, dava konusu çevre düzeni planında da, herhangi bir eko turizm gösterimine yer verilmediği halde, eko turizm alanlarına ilişkin, alt ölçekli plan kararlarına esas olacak kullanım türleri ve yapılaşmaya ilişkin kuralların belirlendiği görülmektedir ki, bu durumun, çevre düzeni planlarının yukarıda belirtilen özelliğinden kaynaklandığı açıktır.
Bu itibarla, davacı tarafından ileri sürülen iddialar bağlamında, Daire kararında (İtiraz 62) başlığı altında incelenen hususlar yönünden, dava konusu çevre düzeni planında hukuka aykırılık bulunmamakta olup, bilirkişi kurulunun aksi yöndeki tespitlerine de itibar edilmemiştir.
Temyiz istemlerine konu Daire kararının, yukarıda yer verilen hususlara ilişkin kısımlarına gelince;

1- Daire kararında (İtiraz 15) başlığı altında incelenen 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafında yer alan “Yerleşmelerin bir bölümünde var olan ve turizm tesisleri ile ikinci konut kullanımlarının bir arada yer alabildiği tercihli kullanım alanları ile bu amaçla planlanmış alanlar ve bu alanlardan yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanlar aşağıdaki tablolarda verilmiş olan sınırlamalar dışında tutulmuştur. Bu alanlara ilişkin yapılaşma kararları ve sınırlamalar alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” şeklindeki düzenleme yönünden;
1.1- Davacının İddiaları
Dava konusu planın 5.2.6 sayılı plan hükmündeki, nüfusun belirli kentsel alanlarda yoğunlaşmasının önlenmesi amacıyla yerleşmeler arası kademelenmenin sağlanması ve farklı sektörlerde uzmanlaşacak alt merkezler oluşturulması ilkesi ile; 5.3.1 sayılı plan hükmünde yer alan kentsel ve kırsal gelişme yönlerinin ve alanlarının, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ve gelişme potansiyelleri doğrultusunda belirlenmesi ve etaplar halinde yapılaşmaya açılması ilkesinin plan açıklama raporu ve plan hükümlerinde karşılığını bulamadığı, “Nüfus kabulleri İzmir Planlama bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı uyarınca gerçekleştirilecek alt ölçekli her tür planlama çalışmasında, bu bölümde yer verilen planın hedef yılına yönelik nüfus kabullerine uyulacaktır. Yerleşmelerin bir bölümünde var olan ve turizm tesisleri ile ikinci konut kullanımlarının bir arada yer alabildiği tercihli kullanım alanları ile bu amaçla planlanmış alanlar ve bu alanlardan yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanlar aşağıdaki tablolarda verilmiş olan sınırlamalar dışında tutulmuştur. Bu alanlara ilişkin yapılaşma kararları ve sınırlamalar alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” şeklindeki zaten belirsiz olan nüfus konusunu daha da belirsiz öngörülere bırakan plan hükümleri getirilmesinin, plan ilke ve esasları ile çeliştiği ileri sürülmüştür.
1.2- Davalı İdarenin Savunması
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 5.2.6 sayılı plan hükmünde yer alan ilkeye dayanan plan kararlarının üretildiği; İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hükümlerinin nüfus kabullerine ilişkin bölümünde yer alan ifade ile davacı tarafından iddia edildiğinin aksine nüfus konusunda belirsizliğe yol açılmadığı, hedef yılı olan 2025 yılında planlama alanı nüfusunun yerleşik (daimi) nüfusu esas alınarak nüfus değerlerinin netleştirilmesinin amaçlandığı savunulmuştur.
1.3- Bilirkişi Kurulunun Değerlendirmesi
5.2.6 sayılı plan hükmünde yer alan nüfusun belirli kentsel alanlarda yoğunlaşmasının önlenmesi amacıyla yerleşmeler arası kademelenmenin sağlanması ve farklı sektörlerde uzmanlaşacak alt merkezler oluşturulması ilkesinin davalının da belirttiği üzere plan açıklama raporu sayfa 24’de yer alan “Planlama kararları üretilirken, jeotermal kaynakların turizm açısından kullanımı olanaklı olanların bulunduğu bölgelerde, daha geniş kapsamlı termal turizm alanlarının oluşturulması, tesis niteliğinin arttırılması amaçlanmıştır.” ifadesi ile plan açıklama raporunda karşılığını bulduğu,

5.3.1 sayılı plan hükmünde, kentsel ve kırsal gelişme yönlerinin ve alanlarının, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ve gelişme potansiyelleri doğrultusunda belirlenmesi ve etaplar halinde yapılaşmaya açılması ilkesinin ise sayfa 9’da yer alan “Planlama kararlarının oluşturulması aşamasında, merkez kentten kaynaklanan nüfus yükünün öncelikle onaylı imar planı bulunan, yerleşik alan içinde ve çevresindeki henüz yapılaşmamış alanlarda eritilmesi, bu alanların yeterli olmaması durumunda, eşik sınırlarına dayanmış merkez kenti zorlayacak yeni gelişme alanları önermek yerine, merkez kente yakın konumlanmış çevre yerleşmelerde, bu yerleşmelerin kendi gereksinmelerinin üzerinde planlanmış olan alanlardan, koruma kararlarıyla çelişmeyen bölümlerin kullanılması ilkesel olarak benimsenmiştir.” ifadesi ile plan açıklama raporunda kısmen karşılığını bulduğu,
Nüfus konusundaki hesaplamalara ilişkin görüşlerinin ise 10., 13. ve 14. sayılı itiraz maddelerine sunulan açıklamalarda belirtildiği, ancak, Kurulun, davacının yukarıdaki alıntıladığı ifadenin açık olduğunu düşündüğü, davalının savunmasında da yazdığı üzere nüfus kabulleri hesaplanırken ikinci konut ve turizm alanlarının nüfusları hesaba katılmadığı ve bu da ilgili hüküm maddesinde bir bilgi notu olarak açıklanmak istendiği, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
1.4- Daire Kararı
Kurulumuz kararının, “Daire Kararının Özeti” kısmında belirtilen gerekçelerle, (İtiraz 15) başlığı altında incelenen hususlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
1.5- Kurulumuzun Değerlendirmesi
İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.
Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Belirtilen inceleme ve çalışmalar kapsamında çevre düzeni planı ile ortaya konulacak strateji ve politikaların, uygulamada bir karşılığının bulunabilmesinin ön şartını ise, hedef yıla ilişkin nüfus kabulünün, doğru veriler esas alınmak suretiyle yapılması oluşturmaktadır.
Nitekim, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde; çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilecek veriler arasında, demografik yapıya ilişkin verilerin yer alacağı belirtilmiş ve çevre düzeni planları hazırlanırken, imar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanmasının esas olduğu düzenlenmiştir.
Bu çerçevede, koruma ve gelişmenin aynı anda sağlanabilmesi için, yerleşmesini tamamlamış ve yerleşik hale gelmiş bütün alanların, çevre düzeni planı ile belirlenen, nüfus kabulüne ilişkin bütün sınırlamalara tabi olması gerekmektedir.
Bu durumda, dava konusu çevre düzeni planının 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafında yer alan ve fiiliyatta belirlenebilir yerleşik bir nüfus tespitine olanak vermeyen ikinci konut ve tercihli kullanım alanı kullanımlarını nüfus kabulüne ilişkin sınırlamalardan hariç tutan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte; aynı paragrafta yer alan ve ikinci konut ve/veya tercihli kullanım alanlarından yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanları, nüfus kabulüne ilişkin sınırlamalar dışında tutan düzenlemelerde, bu alanlarda yerleşik nüfus tespiti mümkün olduğundan, hukuka uyarlık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu çevre düzeni planının, (İtiraz 15) başlığı altında incelenen, 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafında yer alan ve ikinci konut ve/veya tercihli kullanım alanlarından yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanları, nüfus kabulüne ilişkin sınırlamalar dışında tutan düzenlemelerin iptaline karar verilmesi gerekirken, anılan kısım yönünden davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
2- Daire kararında (İtiraz 16) başlığı altında incelenen hususlar yönünden;
2.1- Davacının İddiaları
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çeşitli tarihlerde onaylanan Bergama Allianoi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi (KKTGB) Çevre Düzeni Planı, Selçuk Pamucak Koruma Amaçlı Revizyon Nazım İmar Planı, 1/1000 ölçekli Selçuk Pamucak Koruma Amaçlı Revizyon İmar Planı ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Revizyon İmar Planına ilişkin olarak Danıştay Altıncı Dairesinde görülen davalar sonucu iptal kararları verildiği, ancak 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında söz konusu iptal kararlarının dikkate alınmadığı, Bayraklı İlçesi, … Mahallesi ile Bornova İlçesi … Mahallesinde yer alan bazı parsellere ilişkin “II. ve III. Kentsel ve Bölgesel İş Merkezi, Park Alanı, Yol ve Trafo” kararı getirilmesine dair imar planı değişikliğine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne yönelik kararlarının da 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında dikkate alınmadığı ileri sürülmüştür.
2.2- Davalı İdarenin Savunması
Danıştay Altıncı Dairesinde iptal kararlarına konu alanlara ilişkin açılan davalarda Bakanlık taraf olmadığından Mahkeme kararlarına ilişkin bilginin Bakanlığa iletilmediği, 23/06/2014 tarihinde Bakanlıkça onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının askı süreci içinde de söz konusu Mahkeme kararları doğrultusunda Bakanlığa iletilmiş herhangi bir itirazın bulunamadığı, bu nedenlerle İzmir-Bergama-Allianoi, Manisa-Soma-Menteşe Termal KTKGB, İzmir Dikili Termal KTKGB, İzmir Selçuk Pamucak Turizm Merkezi sınırları içinde ve Bayraklı ve Bornova ilçelerindeki imar planı değişikliğine konu alanlarda Mahkeme kararlarına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı savunulmuştur.

2.3- Bilirkişi Kurulunun Değerlendirmesi
Davalının savunmasında yargı kararıyla iptal edilen planların taraflarına iletilmediği için plana işlenmediğini belirttiği, bu durumun davaya konu plan için getirilen, örneğin ilgili kurumlardan güncel verilerin elde edilmediği, güncellenen plan kararlarına yönelik kurum görüşlerinin alınmadığı gibi itiraz maddeleri ile ilişkili görüldüğü,
Elbette, yargı tarafından iptal edilmiş veya yürütmenin durdurulması kararı alınmış olan mekânsal kararların davaya konu bu çevre düzeni planında bulunması ve davaya konu planda gerekli düzenlemelerin bu doğrultuda yapılması gerektiği,
10/10/2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile davaya konu plan karşılaştırıldığında, örneğin, … sayılı plan paftasında Dikili’nin doğusunda önerilen termal turizm alanlarının son çevre düzeni planında daraltıldığı, ancak önerilen alanların bir kısmının dikili tarım toprakları üzerinde bulunduğu; M18 sayılı plan paftasında Selçuk Pamucak’da yer alan tüm turizm tesis alanlarının boyutlarının son çevre düzeni planında korunduğu, bu noktada yargı kararı doğrultusunda bir düzenlemenin yapılmadığı, davaya konu planda J18 sayılı plan paftasında Bergama Yontalı Barajı’nın güneyinde …’deki arkeolojik sit alanının çevresinde büyükçe bir turizm tesis alanının önerildği, 10/10/2018 onay tarihli son planda aynı bölgede aynı büyüklükte turizm tesis alanı önerisinin durduğu, söz konusu turizm tesis alanı için önerilen alan büyüklüğünün 10/10/2018 onay tarihli plan açıklama raporunda sunulan Tablo 2’ye göre yaklaşık 103.000 kişinin yaşadığı Bergama yerleşiminin alan büyüklüğünden fazla olduğu, arkeolojik sit alanı olan bir bölgeye bu oranda bir turizm tesis alanı önerisinin gerekçesinin anlaşılmadığı, bu durumun planlama ilke ve esasları ile uyuşmadığı,
Bergama Allianoi Antik Kenti kapsamında değerlendirilen Yontalı Barajı’nın güneyinde yer alan turizm tesis alanının, çeper verdiği …’de bir arkeolojik sit alanının bulunduğu, önerilen turizm tesis alanının büyüklüğünün Bergama’nın mevcut yerleşik alan büyüklüğünden fazla olduğu, 10/10/2018 onay tarihli son çevre düzeni planı değişikliğinde herhangi bir değişiklik yapılmadığı ve sorunun devam ettiği, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
2.4- Daire Kararı
Kurulumuz kararının, “Daire Kararının Özeti” kısmında belirtilen gerekçelerle, (İtiraz 16) başlığı altında incelenen hususlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
2.5- Kurulumuzun Değerlendirmesi
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından ileri sürülen yargı kararlarının, söz konusu alanlar özelinde hazırlanan planlara ilişkin olduğu, bu alanlara yönelik Turizm Merkezi ve Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilanına ilişkin idari kararların halihazırda yürürlükte bulunduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, Turizm Merkezi ve Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırları, çevre düzeni planlarına, ilgili kurumlardan temin edilen veriler çerçevesinde işlenen hususlar arasında yer almaktadır.
Uyuşmazlıkta da, dava konusu çevre düzeni planında yapılan düzenlemenin, dava dilekçesinde belirtilen Turizm Merkezi ve Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinin sınırlarının plana işlenmesinden ibaret olduğu görülmektedir.
Dolayısıyla, söz konusu alanlara yönelik hazırlanan planların iptaline yönelik yargı kararlarında yer verilen gerekçelerin dikkate alınmadığına yönelik davacı itirazlarının, dava konusu planı kusurlandırır nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bunun yanında, davacı tarafından Bayraklı ve Bornova İlçelerindeki planlamaya ilişkin yargı kararının da uygulanmadığı ileri sürülmüş ise de; bu alanlarla ilgili çevre düzeni planına yansıtılması gereken bir yargı kararının bulunmadığı anlaşılmış olup, dava konusu çevre düzeni planının bu kısmında da hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, (İtiraz 16) başlığı altında incelenen hususlar yönünden davanın reddi yolunda verilen Daire kararının bu kısmında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır.
3- Daire kararında (İtiraz 38) başlığı altında incelenen Çeşme İlçesi, … ve … Mahalleleri ile Alaçatı Batısında önerilen kentsel gelişme alanları yönünden;
3.1- Davacının İddiaları
1/25.000 ölçekli Çeşme Çevre Düzeni Planında, … Mahallesinde ağaçlandırılacak alan kullanım kararı, … Mahallesinde kentsel ve bölgesel yeşil alan kullanım kararı ve … Mahallesinde makilik-fundalık alan kullanım kararı getirilen, yaklaşık 43+10+40 ha alan ve de … Mahallesi batısında kalan yaklaşık 75 ha, toplamda 168 ha ilave alanın hiçbir gerekçe gösterilmeden, yapılaşmaya açılarak, kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği ve nüfus projeksiyonuna aykırı hareket edildiği ileri sürülmüştür.
3.2- Davalı İdarenin Savunması
Dava konusu çevre düzeni planının 2025 planlama yılı hedef alınarak hazırlandığı ve mevcut imar planları dışında planlama hedef ve stratejileri dikkate alınarak yeni planlama kararlarını da içerdiği, en üst ölçekli fiziki plan niteliğinde olan çevre düzeni planlarının yalnızca mevcut imar planı kararlarından oluşmadığı, yerleşmelere yön verecek yeni plan kararlarını da içerdiği, bununla birlikte çevre düzeni planının 8.1.1.3 sayılı plan hükmü uyarınca, planda kentsel gelişme alanı olarak düzenlenen alanların alt ölçekli planlarda pasif yeşil alan (ağaçlandırılacak alan) veya kentsel yeşil alan olarak düzenlenmesinin mümkün olduğu, planda gösterimi yapılan kentsel gelişme alanlarının kazanılmış bir hak oluşturulmayacağı ve söz konusu kullanım kararlarının herhangi bir alanın mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği savunulmuştur.

3.3- Bilirkişi Kurulunun Değerlendirmesi
1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının getirdiği her kararın davaya konu bu plana işlenmesinin zorunlu olmadığı gibi farklı bir karar alındığı takdirde de 1/100.000 çevre düzeni planının neden 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının getirdiği kararları uygulamadığının açıklamasını yapması gibi bir zorunluluğunun olmadığı,
7.2. sayılı plan hükmünde, “Bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanları, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermez.” denilerek, belirtilen alanların alt ölçekli plan kararlarında ağaçlandırılacak alanlar, yeşil alanlar vb. yer alabileceğini karara bağladığı,
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir noktanın 1/100.000 ölçekli planda getirilen plan kararlarının daha önceki onaylanmış diğer üst ölçek plan kararları ile bölgede yaratılması arzu edilen ekolojinin, doğal değerlerin korunmasına yönelik bölge bazında stratejik olarak önemli olabilecek kararları yok sayıp saymadığı olduğu,
Sağlıklı, sürdürülebilir çevrelerin yaratılmasının koşullarından birinin, alınan üst ölçek plan kararlarının devamlılığının sağlanması olduğu, bir üst ölçek çevre düzeni planının bir yeşil alan koridoru veya tarım arazisi koridoru yaratma eğilimi var ise, bir sonraki üst ölçek plan kararları ile bu eğilimleri yıpratan kararlar alınmasının (bu koridorların kentsel gelişime açılması gibi), güncel üst ölçek planın korumaya ilişkin tutumunu sorgulatacağı, itiraza konu alan kararlarını da bu bağlamda değerlendirmenin yerinde olacağı,
Bu bölgenin, doğal sit alanları ile, ormanlarıyla, tarım arazileriyle Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri olduğu kadar son yıllarda adını hızla “betonlaşan” bir bölge kimliğine büründürdüğü, bölgenin bu yeni kimliğinin ne yazık ki doğal değerler üzerinde inşa olunarak bir zamanlar doğal değerleri ile ön plana çıkan Çeşme’nin eski kimliğinden kopmasına neden olduğu, davaya konu planın bilimsel tekniklere dayanan nüfus projeksiyonları ve nüfus kabullerinin sorunlu olduğu, bu sorunların daha önceki bir çok itiraz maddesinde nedenleri ile açıklandığı, planlama alanı sınırları içindeki yerleşim yerlerine herhangi bir bilimsel gerekçeye dayanmadan yapılan nüfus kabullerinin, plan sınırları içinde geniş alanları kapsayan kentsel gelişme alanlarının gözükmesine neden olduğu, böylesine doğal değerleri olan bir bölgede mevcut yerleşim alanlarından daha geniş alanların kentsel gelişime açılmasının planlama ilke ve esaslarına aykırı bulunduğu, bu bağlamda planda önerilen tüm kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin bilimsel/istatistiksel yöntemlere dayalı yaklaşımlarla tekrar değerlendirilmesi gerektiği, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
3.4- Daire Kararı
Kurulumuz kararının, “Daire Kararının Özeti” kısmında belirtilen gerekçelerle, (İtiraz 38) başlığı altında incelenen hususlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
3.5- Kurulumuzun Değerlendirmesi
… ve … Mahallelerinde öngörülen kentsel gelişme alanları yönünden;
İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.
Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, “Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları” başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme’de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alan 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanı 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörülmüştür.
Bu çerçevede, İzmir İli, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinde dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiği anlaşılmaktadır.
Mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, İzmir İli, Çeşme İlçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuna yönelik dava konusu planda herhangi bir açıklama bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan … ve … kentsel gelişme alanları kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Alaçatı batısında öngörülen kentsel gelişme alanı yönünden;
Uyuşmazlıkta, Alaçatı yerleşiminin batısı, 23/06/2014 tarihinde onanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “tarım alanı” olarak gösterilmiş iken, 30/12/2014 tarihinde onaylanan planda, söz konusu alanın “kentsel gelişme alanı” kullanımına dahil edilerek, bu lekenin doğal sit alanını kapsayacak şekilde büyütüldüğü, dava konusu plan ile de bu durumun devam ettirildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda (sayfa 34); “Alaçatı: Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanları yeterlidir. Alaçatı’da, yerleşik alanların yanı sıra, turizm alanları ve tercihli kullanım alanlarında da alt ölçekli planlarda var olan yapılaşma koşullarının korunması kararlaştırılmıştır.” açıklamasına yer verilmiştir.
Buna göre, dava konusu çevre düzeni planının açıklama raporunda, Alaçatı’da, onaylı planlarda bulunan kentsel gelişme alanlarının yeterli olduğu ifade edilmekte olup, 23/06/2014 tarihli planla yeterli olduğu değerlendirilip bu şekilde planlanan “kentsel gelişme alanı”nın, hangi gerekçeyle büyütüldüğünün ortaya konulamadığı görülmektedir.
Dolayısıyla, açıklama raporunda, Alaçatı yerleşiminin ihtiyacına yönelik kentsel gelişme alanına ilişkin ortaya konulan öngörü ile daha sonradan getirilen kentsel gelişme alanı lekesi arasında çelişki bulunduğu açık olup, bu haliyle dava konusu plan kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
Bu itibarla, dava konusu çevre düzeni planının, (itiraz 38) başlığı altında incelenen, Çeşme İlçesi … ve … Mahalleleri ile Alaçatı batısında öngörülen kentsel gelişme alanlarına yönelik kısımlarının iptaline karar verilmesi gerekirken, anılan kısımlar yönünden davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bu kısımlarında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
4- Daire kararında (İtiraz 40) başlığı altında incelenen …-…-… Mahalleleri arasındaki kentsel gelişme alanı yönünden;
4.1- Davacının İddiaları
…-…-… Mahalleleri arasında alt ölçekli planlarda tarım arazisi olarak planlanmış alanın taşkın alanı olduğu ve bu alanda kentsel gelişme alanı olarak düzenleme yapılmasının doğru bir plan kararı olmadığı ileri sürülmüştür.
4.2- Davalı İdarenin Savunması
Çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmiş her plan kararının bu alanların mutlak surette yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği, bu durumun çevre düzeni planının 7.2 sayılı genel hükmünde açıkça ifade edildiği, dava konusu alanlarda taşkın risklerinin ve yapılaşma kararlarının ilgili kurum ve kuruşlardan alınacak görüşler doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirlenmesinin halihazırda imar mevzuatı açısından elzem bir durum olduğu, dolayısıyla alt ölçekli planların konusu olabilecek hususların, bu davaya konu edilmesinin doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmediği savunulmuştur.
4.3- Bilirkişi Kurulunun Değerlendirmesi
İtiraz maddesinde, (1) Tarım alanı olan bir yerin yapılaşmaya açıldığı, (2) Taşkın alanında kalan bir bölgenin yapılaşmaya açıldığı, şeklindeki iki konunun gündeme geldiği,
Tarım alanlarının hiçbir şekilde yapılaşmaya açılmaması gerektiğinin 5403 sayılı Kanun ile güvence altına alındığı, taşkın alanında kalan bir bölgenin yapılaşmaya açılması konusunda, 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin “Mekansal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar” başlıklı 3. bölümünün “Genel planlama esasları” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, Yönetmeliğe göre hazırlanacak her tür ve ölçekteki mekânsal planların, aynı maddede belirtilen planlama ilke ve esaslarına, planların hazırlanması ile ilgili standartlara, gösterim tekniklerine ve tanımlara uygun olarak yapılacağı, planlarda afet, jeolojik ve doğal veriler esas alınacağı hususlarının hüküm altına alındığı,
Taşkın alanı olan bir bölgenin davaya konu çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak önerilmesinin Mekansal Planlar Yönetmeliği’ne aykırı olduğu,
Ayrıca, 14/01/1943 tarihinde kabul edilen 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu’nun: 1. maddesinde, “Yüksek seviye gösteren umumi ve hususi, kapalı veya akarsuların taşmasiyle su altında kalan veya su baskınlarına uğrayabilecek olan sahaların sınırları Cumhurbaşkanı kararı ile tesbit ve ilan edilir.”; 3. maddesinde ise, “Birinci madde hükümleri dairesinde tesbit ve ilan edilmiş olan sınırlar içinde tesisat, inşaat veya tadilat yapmak, fidan veya ağaç dikmek yasaktır. Müsaade verilmesi, Su İşleri Müdürünün, bulunmıyan yerlerde Nafıa Müdürünün fenni mahzur olmadığı hakkında rapor vermiş olmasına bağlıdır. Birinci fıkra hükmüne muhalif olarak izin istihsal edilmeden yapılan ve suyun akmasına veya su seviyesinin yükselmesine tesiri olan tesisat, inşaat veya tadilat, dikilen fidan veya ağaçlar mahalli Su İşleri Müdürünün, yoksa Nafıa Müdürünün teklifi üzerine valinin karariyle yıktırılır veya kaldırılır ve bu hususta yapılan masraflar sahiplerinden alınır.”, hükümlerinin bulunduğu,
7269 sayılı Kanun’un 3. maddesinin, su baskınına uğramış veya uğrayabilecek bölgelerde “…yeniden yapılacak … resmi ve özel bütün yapıların tabi olacağı teknik şartlar … Bayındırlık Bakanlığının mütalaası da alınarak İmar ve İskan Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle tespit olunur.” hükmünü içerdiği, aynı maddede, “Yer kayması, kaya düşmesi, çığ gibi afetlere uğrıyabilecek meskün yerlerde alınacak önleyici tedbirler İmar ve İskan Bakanlığınca, su baskınına uğrıyabilecek yerlerde ise, Devlet Su İşlerinin bağlı bulunduğu bakanlıkça alınır.” denilerek, su taşkını alanlarının kesinlikle yapılaşmaya açılamayacağı ifadesini ortadan kaldırdığı, ancak aynı Kanun, taşkın alanı içinde kalan herhangi bir yerleşim yerinin başka bir bölgeye nakledilebileceğini belirterek, bu alanların yapılaşma için sakıncalı yerler olduğunu belirttiği,
09/09/2006 tarih ve 26284 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2006/27 sayılı Dere Yatakları ve Taşkınlar ile ilgili Başbakanlık Genelgesi’nin, 4373 sayılı “Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu” içinde lüzumlu görülen tedbirler alınacağı ve yasaklanan faaliyetlerin önlenmesinin takip edileceği, kuralını getirdiği,
20/02/2010 tarih ve 27499 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2010/5 sayılı Akarsu ve Dere Yataklarının Islahı ile ilgili Başbakanlık Genelgesi’nin, yaşanması muhtemel taşkınlarla mücadele edebilmek amacıyla akarsu ve dere yataklarının ıslah edilmesi gerekliliğini elzem gördüğü,
Davalının yapmış olduğu “taşkın alanların yapılaşmaya açılması alt ölçekli planların konusudur” savunmasının yönetmeliklere uymadığı, nitekim plan açıklama raporunun 32. sayfasındaki “4.2 Yasay, Yapay ve Doğal Eşikler” başlıklı bölümde, taşkın alanlarının birer eşik olarak kabul edildiği ve planlama kararlarını yönlendirdiği vurgusunun yapıldığı,
İtiraz konusu sorundan, davaya konu planın her taşkın alanını bir eşik olarak almadığını, bazı taşkın alanlarının gözden kaçtığının anlaşıldığı,
Çevre düzeni planlarının, alt ölçekli plan kararlarını yönlendiren planlar olmaları nedeniyle çevre düzeni planlarının yapım aşamasında afet ve jeolojik verileri esas almalarının yönetmelikler gereği zorunlu olduğu, afet riski taşıyan alanlara yapılaşma kararı getirmenin yönetmeliklere aykırı bulunduğu, taşkın alanı olarak belirlenen bir bölgenin çevre düzeni planı ile kentsel gelişme alanı ilan edilmesinin, bu alanlarda yapılaşma baskısını tetikleme riskini doğurduğu, böylelikle olası bir taşkında can ve mal kaybına neden olma ihtimaline zemin hazırladığı, bu yüzden planın bu noktasının düzeltilmesi gerektiği,
Ayrıca, plan paftasında, Emiralem’in kuzeyinde önerilen, Gediz Nehri’ne yakın bulunan kentsel gelişme alanlarının tamamının, henüz yapılaşmanın başlamadığı dikili tarım arazilerin üzerinde olduğu, bu bölgede nitelikli tarım arazileri olduğunun açıkça gözüktüğü, özellikle yolun (9 Eylül Kurtuluş Cad.) kuzeyinde bulunan alanlarda önerilen kentsel gelişme alanlarının, koruma-kullanma dengesi bağlamında, tarım arazilerinin korunması çerçevesince planlama ilke ve esaslarına aykırı bulunduğu,
10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde … Mahallesinin doğusundaki, Google Earth uydu görüntülerinde olmadığı gözüken fakat davaya konu planda bulunan Göktepe Barajının plan paftasından silindiği, tarım arazileri üzerinde önerilen kentsel gelişme alanlarında ise bir daraltma olmadığı, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
4.4- Daire Kararı
Kurulumuz kararının, “Daire Kararının Özeti” kısmında belirtilen gerekçelerle, (İtiraz 40) başlığı altında incelenen husus yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
4.5- Kurulumuzun Değerlendirmesi
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, taşkın alanında kentsel gelişme alanı önerildiği ileri sürülmüş ve bilirkişi raporunda da planda taşkın alanları doğal eşik olarak kabul edilmesine rağmen, bu husus dikkate alınmaksızın …-…-… Mahalleleri arasındaki alanın kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığı ifade edilmiş ise de, dava konusu bu alanın, taşkın alanı olarak ilan edildiğine ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin dosyada bulunmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planında, Menemen İlçesi, İzmir Merkez Kent içinde değerlendirilmiştir.
Plan açıklama raporunda (sayfa 30) İzmir Merkez Kentteki kentsel gelişme alanlarıyla ilgili, 2025 yılı için gereksinim duyulan gelişme alanının 5.670 hektarlık bölümünün, İzmir Merkez Kente bitişik boş, planlı/planlanabilir alanlardan karşılanabilirken, ilave alan gereksiniminin ise merkez kentin dışındaki yeni sanayi alanları ile konut alanlarının bulunduğu saçaklanmış yerleşme merkezleri çevresinde düzenlenmiş kentsel gelişme alanlarından ve bu planda önerilen yatırım kararlarının çevresindeki yerleşim alanlarından karşılanmasının hedeflendiği, imar planlarında konut alanı olarak ayrılmış ancak günümüze kadar yapılaşmasını tamamlamamış alanların dağılımına bakıldığında ise, Menemen çevresinde, yapılaşmamış planlı alanların varlığının dikkat çekici olduğu ifade edilmiştir. Anılan raporda, …-…-… Mahalleleri arasında önerilen kentsel gelişme alanına yönelik ise özel bir açıklamaya yer verilmemiştir.
Üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemelerin yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerekmektedir.
Plan açıklama raporunda, Menemen çevresinde, yapılaşmamış planlı alanların varlığına değinildiği halde, hangi sebebe ve ihtiyaca dayalı olarak getirildiğine yönelik bir açıklama yapılmaksızın, …-…-… Mahalleleri arasında kalan alanın, kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinin, plan açıklama raporu ile plan paftası arasında çelişki oluşturduğu açıktır.
Bu durumda, dava konusu çevre düzeni planının …-…-… Mahalleleri arasında kalan alanın, kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesine yönelik kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu itibarla, dava konusu çevre düzeni planının, (itiraz 40) başlığı altında incelenen, …-…-… Mahalleleri arasında kalan alanda öngörülen kentsel gelişme alanına yönelik kısım yönünden iptaline karar verilmesi gerekirken, anılan kısım yönünden davanın reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararının bu kısımında da hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kısmen KABULÜNE;
2. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 24/05/2021 tarih ve E:2016/1831, K:2021/6641 sayılı kararının,
– (İtiraz 15) başlığı altında incelenen, 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafında yer alan ve ikinci konut ve/veya tercihli kullanım alanlarından yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanları, nüfus kabulüne ilişkin sınırlamalar dışında tutan düzenlemelere,
– (İtiraz 38) başlığı altında incelenen, Çeşme İlçesi, … ve … Mahalleleri ile Alaçatı Batısında önerilen kentsel gelişme alanlarına,
– (İtiraz 40) başlığı altında incelenen …-…-… Mahalleleri arasındaki kentsel gelişme alanına, ilişkin kısımlarının BOZULMASINA,
3. Davacının diğer kısımlara yönelik temyiz istemi ile davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE;
4. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 24/05/2021 tarih ve E:2016/1831, K:2021/6641 sayılı kararının, (İtiraz 16) başlığı altında incelenen hususlara ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle, diğer kısımlarının ise aynen ONANMASINA,
5. Bozulan kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
6. Kesin olarak, 08/12/2022 tarihinde, usulde ve Daire kararında (İtiraz 15) başlığı altında incelenen, 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafında yer alan ve ikinci konut ve/veya tercihli kullanım alanlarından yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanları, nüfus kabulüne ilişkin sınırlamalar dışında tutan düzenleme, (İtiraz 38) başlığı altında incelenen, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinde önerilen kentsel gelişme alanları, (İtiraz 47) başlığı altında incelenen, Yazıbaşı yerleşim merkezinin batısı ile Kemalpaşa çevresinde önerilen kentsel gelişme alanları, (İtiraz 54) başlığı altında incelenen, 7.26 ve 7.28 sayılı plan hükümleri ve (İtiraz 62) başlığı altında incelenen husus yönünden esasta, (İtiraz 63) başlığı altında incelenen husus yönünden gerekçede oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden ise oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Daire kararında, (İtiraz 15) başlığı altında incelenen, 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafında yer alan ve ikinci konut ve/veya tercihli kullanım alanlarından yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanları, nüfus kabulüne ilişkin sınırlamalar dışında tutan düzenleme yönünden;
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, (İtiraz 15) başlığı altında incelenen, 9 sayılı plan hükmünün ikinci paragrafında yer alan ve ikinci konut ve/veya tercihli kullanım alanlarından yapılaşarak kentsel yerleşik alana dönüşmüş alanları, nüfus kabulüne ilişkin sınırlamalar dışında tutan düzenlemeye ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan husus yönünden davanın reddine ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- Daire kararında (İtiraz 38) başlığı altında incelenen, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinde önerilen kentsel gelişme alanları yönünden;
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, (İtiraz 38) başlığı altında incelenen, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinde önerilen kentsel gelişme alanlarına ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan husus yönünden davanın reddine ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY
XXX- Daire kararında (İtiraz 47) başlığı altında incelenen, Yazıbaşı yerleşim merkezinin batısında önerilen kentsel gelişme alanı yönünden;
Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planında Yazıbaşı yerleşim merkezinin batısında kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanın, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında dikili tarım arazisi olarak gösterildiği, aynı planın iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılan ve yürütmenin durdurulması istemi hakkında Danıştay Altıncı Dairesince verilen karara yapılan itiraz üzere Kurulumuzun YD İtiraz No:2020/421 sayısına kaydedilen dosyanın davacısı tarafından, söz konusu bölgenin, … Tarım İl Müdürlüğünün … tarih ve …-… sayılı yazısı uyarınca “dikili tarım alanı” olduğu ve tarım dışı amaçla kullanılamayacağı yönünde görüş bildirildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Anılan dosyada Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, “Daha önce iki plan arasında ölçü alınarak birebir alansal karşılaştırma yapılmaması gerektiği ve stratejik kararlar açısından değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmişti. Bu alandaki konunun bu yerleşim için azımsanamayacak büyüklükte olan ve kentsel doku içinde kalmış bir dikili tarım arazisiyle ilişkili olması, burada tarım-sanayi-konut kullanımlarının birlikte varolduğu bir kentsel doku öngörüsünün stratejik anlamda bir karar olabileceğinden yola çıkılarak önemsenmesi ve öiçekler arasında sürekliliğin sağlanması gerektiği görüşündeyiz. 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına kadar dikili tarım arazisinin kentsel doku içinde korunması ve sürdürülmesi sağlanmışken, 1/100.000 ölçekli üst ölçekli planda da bu konunun stratejik anlam içermesi söz konusudur. Burası sanayi alanı ile konut gelişme alanı arasında kalan, sanayi ile birlikte üretim ve araştırma kapasitesi sağlayabilecek, veya konut alanlarının içinde bir “kentsel tarım” yaklaşımına olanak sağlayan alanlar olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, zaten sanayi alanları açısından kararların revize edilmesi gerektiği belirtilen Ayrancı bölgesinin bu kısmında da dikili tarım alanının dikkate alınarak planlara işlenmesi, bu değerin yaşatılması için gerekli görülmektedir. Dolayısıyla bu haliyle davaya konu planın bu kısmı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun değildir.” şeklinde tespit ve görüşlere yer verildiği görülmektedir.
Bu durumda, anılan bilirkişi raporu ile … Tarım İl Müdürlüğünün … tarih ve …-… sayılı görüş yazısı göz önünde bulundurulduğunda, dikili tarım arazisi niteliğinde bulunan … yerleşim merkezinin batısındaki alanın, kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesine yönelik dava konusu Çevre Düzeni Planı kararında şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının (İtiraz 47) başlığı altında incelenen, … yerleşim merkezinin batısında önerilen kentsel gelişme alanı yönünden davanın reddine ilişkin kısmının da bozulması gerektiği oyuyla, kararın anılan kısmına katılmıyorum.

KARŞI OY
XXXX- Daire kararında (İtiraz 47) başlığı altında incelenen, … yerleşim merkezinin batısında önerilen kentsel gelişme alanı yönünden;
Dava konusu çevre düzeni planında … yerleşim merkezinin batısında kentsel gelişme alanı olarak öngörülen alanın, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında dikili tarım arazisi olarak gösterildiği, aynı planın iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılan ve yürütmenin durdurulması istemi hakkında Danıştay Altıncı Dairesince verilen karara yapılan itiraz üzere Kurulumuzun YD İtiraz No:2020/421 sayısına kaydedilen dosyanın davacısı tarafından, söz konusu bölgenin, … Tarım İl Müdürlüğünün … tarih ve …-… sayılı yazısı uyarınca “dikili tarım alanı” olduğu ve tarım dışı amaçla kullanılamayacağı yönünde görüş bildirildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için öncelikle söz konusu alanın niteliğinin açıklığa kavuşturulması gerekirken, Dairece, bu yönde bir inceleme yapılmaksızın, alanın tarım dışı amaçla kullanılamayacağına ilişkin, İzmir Tarım İl Müdürlüğü tarafından tesis edilmiş bir işlemin bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve bölgenin tarımsal niteliği ortaya konulmadan karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, gerekirse bilirkişilerden ek rapor alınarak, yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması suretiyle, Dairece bu kısım yönünden yeniden bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının (İtiraz 47) başlığı altında incelenen, … yerleşim merkezinin batısında önerilen kentsel gelişme alanı yönünden davanın reddine ilişkin kısmının, yukarıda belirtilen hususlar araştırıldıktan sonra yeniden bir karar verilmek üzere bozulması gerektiği oyuyla, kararın anılan kısmına katılmıyorum.

KARŞI OY
XXXXX- Daire kararında (İtiraz 47) başlığı altında incelenen, Kemalpaşa çevresinde önerilen kentsel gelişme alanları yönünden;
Uyuşmazlıkta, dava konusu çevre düzeni planında Kemalpaşa yerleşim alanının çevresinde, mevcut yerleşik alanının 2-3 katı büyüklüğünde kentsel gelişme alanlarının öngörüldüğü görülmektedir.
Nitekim, Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda da, Kemalpaşa yerleşim alanının çevresinde, Kemalpaşa mevcut yerleşiminin kat kat üzerinde yeni gelişme alanlarının açıldığı tespit edilerek, bu durum şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun bulunmamıştır.
Dava konusu çevre düzeni planı ile belirlenen söz konusu kentsel gelişme alanının yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda belirtilen tespitlerin, bu alanda bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin yeterli ve gerekli açıklamayı içermediği, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, plan hükümleriyle, bu alanın denetim altına alınmasını sağlayacak alt ölçekli planları yönlendirmesi gereken kararların da getirilmediği görülmektedir.
Bu itibarla, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Kemalpaşa gelişme alanı kararlarında, şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının (İtiraz 47) başlığı altında incelenen, Kemalpaşa çevresinde önerilen kentsel gelişme alanları yönünden davanın reddine ilişkin kısmının da bozulması gerektiği oyuyla, kararın anılan kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY
XXXXXX- Daire kararında (İtiraz 54) başlığı altında incelenen, 7.26 ve 7.28 sayılı plan hükümleri yönünden;
Dava konusu çevre düzeni planının 7.26 sayılı plan hükmünde, “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Bu plan hükmü, 10/10/2018 tarihli plan değişikliği ile; “Bu plan ile belirlenen alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim v.b. Sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönlek her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik alt yapı, belediye hizmet alanı, mezbaha amaçlı imar planları; ÇED yönetmeliği kapsamında kalanlar için “Çevresel Etki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması, ÇED yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu, hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle verilen iptal kararları Kurulumuzca onanmıştır. Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü için de geçerli olmakla birlikte, 10/10/2018 onay tarihli planla, belirtilen çerçeve çizilerek plan hükümleri yeniden düzenlenmiştir.
Yeniden düzenleme ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesi çizilmiştir.
Öte yandan dava konusu çevre düzeni planının 7.28 sayılı plan hükmünde ise, “Bu plan kapsamındaki; Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, toki tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde ilgili idaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir.” kuralına yer verilmiştir.
Söz konusu plan hükmü ile mer’i mevzuat ile TOKİ ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’a tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı Kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda, bu kurumlara her ölçekte plan yapma ve onaylama konusunda verilmiş olan yetkinin kullanımı kapsamında kullanım türlerine ilişkin başvuruların çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde değerlendirileceği şeklinde düzenlendiği, bu doğrultuda hazırlanacak planların sayısal ortamda planın veri tabanına işleneceği, anlaşılmaktadır.
Davaya konu planda; kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya il, ilçe, ilk kademe ve belde belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış alanlar; kırsal yerleşme alanları, kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy statüsüne sahip yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan planda sembolik olarak gösterilmiş alanlar; kentsel gelişme alanları ise, bu planın nüfus kabullerine hedef/ilke ve stratejilerine göre bu planda kentsel yerleşime açılması öngörülen alanlar, olarak tanımlanmıştır.
Plan notu ile planlama bölgesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında kalan ancak yine bu planla kentsel kullanıma ayrılan alanlarda yani kentsel gelişme alanı olarak öngörülen yerlerde TOKİ’ye tahsis edilen ya da 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’a tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulama yapacak kurumların yetkileri dahilinde olan alanlarda alt ölçekli planlama yapılabilecektir. Nitekim plan hükmünün devamında da, kentsel+kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması halinde de, bu alanların bu plan dışında önceden alt ölçekli planlarla yerleşime açılmış ve fiilen yapılaşmış alanlar olduğu gözetilerek çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Netice itibarıyla, bu plan hükmü ile kentsel ve kırsal yerleşme alanı dışında ancak planda kentsel ve kırsal gelişme bölgesi olarak belirlenen alanlarda TOKİ ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’a tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İller Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalarda yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türleriyle ilgili talep ve uygulamaların belli ölçüler içerisinde ilgili idaresince değerlendirilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu durumda yasal yetkiler kapsamında, çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde, TOKİ ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’a tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve … Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar gereğince, planlama bölgesi kentsel ve kırsal yerleşim alanları dışında konut üretiminin mevzuata aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan, 7.28 sayılı plan hükmünde yer alan “bu plan kapsamındaki” ibaresi 10/10/2018 tarihli değişiklikle “bu planda kentsel yerleşme alanları içinde” şeklinde değiştirilmiştir. Dolayısıyla dava konusu plan hükmü artık yürürlükte değildir.
Bu itibarla, dava konusu çevre düzeni planının 7.26 ve 7.28 sayılı plan hükümleri yönünden konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek verilen Daire kararının anılan plan hükümlerine ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının (İtiraz 54) başlığı altında incelenen, 7.26 ve 7.28 sayılı plan hükümlerinin iptaline ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, kararın anılan kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY

XXXXXXX- Daire kararında (İtiraz 62) başlığı altında incelenen husus yönünden;
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, bu itiraz başlığı altında, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.4.9 sayılı plan hükmünde, eko turizm alanlarında yapılaşma koşullarının belirlendiği, ancak plan kararları arasında eko turizm için ayrılmış alanlar olmadığı ileri sürülmüştür.
Dairece mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporda ise konuyla ilgili olarak; “Plan Hükümleri Raporu’nun 8.4.9.1 sayılı maddesinde; ‘Alt ölçekli planlarda belirlenebilecek olan bu alanlarda; turizm tesislerinin belgelendirilmesine ve niteliklerine ilişkin yönetmelik hükümlerine uygun olan, turizme dönük, ekolojik yapı ile bütünleşik butik oteller, pansiyonlar, konutlar (çiftlik evi, dağ evi vb.), günübirlik tesisler, sağlıklı yaşam tesisleri, spor tesisleri, satış üniteleri ve gerekli sosyal donatı alanları yer alabilir.’ kuralının yer aldığı
8.4.9.3 sayılı maddesinde bu alanlarda yapılanma koşullarının: ‘maks. emsal=0,10 maks. bina yüksekliği=7,50 m. (2 kat) yapı yapılabilecek min. parsel büyüklüğü=5.000 m2’dir.’ şeklinde belirlendiği,
Davaya konu plan paftalarında eko-turizm alanlarının gösterilmediği, plan açıklama raporunda da eko-turizm alanına ilişkin her hangi bir açıklamanın yer almadığı, plan hükümleri raporunda turizm tesis alanı için getirilen hükümlerin, tercihli kullanım alanları, günübirlik tesis alanları, golf tesis alanları, termal turizm tesis alanları, eko-turizm alanları, kamping alanları ve kış sporları ve kayak merkezleri mekanik tesislerin izlediği, plan hükümleri raporunda eko-turizm alanları hariç turizm ile ilgili sıralanan tüm alanların görsel karşılıklarının plan lejantında bulunduğu, örneğin plan lejantında golf alanının, kamping alanının gösterildiği ancak eko-turizm alanına ilişkin bir notasyon bulunmadığı plan lejantında bu alanların görsel karşılığının bulunmasının plan hükümleri raporu ile plan paftalarının bütünleşmesini sağlayacağı, benzer şekilde plan açıklama raporunda da bu alanlara alt-ölçekli planlarda niçin ihtiyaç duyulacağına ilişkin bilgilerin yer alması gerektiği, aksi taktide plan hükümleri raporunda bu planda gösterilmeyen ve bulunma gerekçesi açıklanmayan her türlü kullanıma ilişkin kavram ortaya atılıp bu alanlar hakkında yapılaşma koşullarının getirilebileceği, plan hükümleri raporlarının, plan paftaları ve plan açıklama raporları ile bir bütün olarak ele alınması gerekliliğinin unutulmaması gerektiği,
Mekansal Planlar Yönetmeliğinin 4. maddesinde çevre düzeni planlarının, ‘plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı’ olarak tanımlandığı, aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde de ‘Mekânsal planlar, … raporu ile bütün oluşturmak … zorundadır.’ denildiği ve yine aynı Yönetmeliğin 7. maddesinin (b) bendinde ‘Planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütündür.’ ifadesinin bulunduğu, özetle, plan hükümleri raporunda yer almasına karşın plan paftalarında eko-turizm alanlarının yer almamasının açıkça Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 4, 6 ve 7. maddelerine aykırı olduğu…” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.
Plan hükümlerinin doğrudan plan ve lejantındaki kullanımlar ve maddeler ile ilişkili olması gerektiği, ilgili plan ve/veya plan lejandında yer almayan bir kullanıma ilişkin hüküm öngörülmesinin planlamada belirsizlik ve tutarsızlık oluşturarak, plan bütünlüğünün bozulmasına yol açacağı açıktır.
Bu çerçevede, bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler de göz önünde bulundurulduğunda, planın lejand paftasında sembolü bulunmayan, aynı zamanda planda herhangi bir yerde gösterilmediği ve plan açıklama raporunda da bahsi geçmediği anlaşılan eko turizm alanlarına ilişkin plan hükmü düzenlenmesinde, imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı, bu durumun planlamada belirsizlik ve tutarsızlık oluşturmak suretiyle, plan bütünlüğünün bozulmasına neden olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının (İtiraz 62) başlığı altında incelenen husus yönünden davanın reddine ilişkin kısmının da bozulması gerektiği oyuyla, kararın anılan kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY

XXXXXXXX- Daire kararında (İtiraz 63) başlığı altında incelenen husus yönünden;
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, bu itiraz başlığı altında, 7.3.2.6 sayılı plan hükmündeki bütüncül plan tanımının belirsiz olduğu ileri sürülmüş ise de, Dairece alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, çevre düzeni planında belirtilen sayılı bir plan hükmünün bulunmadığı ve hatta bütüncül imar planı şeklinde bir ifadenin dahi geçmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu edilen çevre düzeni planında bulunmayan bu husus yönünden, davanın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Daire kararının, (İtiraz 63) başlığı altında incelenen husus yönünden davanın reddine ilişkin kısmında, sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, davacının temyiz isteminin, Daire kararında (İtiraz 63) başlığı altında incelenen husus yönünden, yukarıda belirtilen gerekçeyle reddi gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına gerekçe yönünden katılmıyorum.