Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/2558 E. 2022/2510 K. 14.09.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2558 E.  ,  2022/2510 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2558
Karar No : 2022/2510

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU :Danıştay Altıncı Dairesinin 17/05/2022 tarih ve E:2022/2832, K:2022/5748 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ankara ili, Çankaya ilçesi, … Mahallesi, … ada, …, … parsel sayılı taşınmazlar ile … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın … tarih ve … sayılı kararı ile onaylanan parselasyon işlemi ile parselasyon işlemine yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 17/05/2022 tarih ve E:2022/2832, K:2022/5748 sayılı kararıyla;
İmar mevzuatına göre parselasyon işleminin, imar planlarındaki arazi kullanım kararlarının hayata geçirilmesi ve mevcut tapu kayıtları esas alınarak arsa ve arazilerin düzenlenmesi amacıyla yapılan subjektif nitelikte bir imar uygulaması olduğu,
Parselasyon işlemi ile kadastral mülkiyet dokusunun, imar planlarında belirlenen kullanım kararlarına göre yeniden düzenlemeye tabi tutulduğu, kullanım kararlarında ise herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu nedenle, doğrudan mülkiyet hakkına yönelik sübjektif nitelikte bir idari işlem olan parselasyon işlemine karşı komşu parsel maliki, belde sakini, yatırımcı kuruluş vb. sıfatlarla dava açılmasının mümkün olmadığı, ancak parsel maliklerince dava açılabileceği,
Uyuşmazlıkta da, Maliye Hazinesine ait alan açısından esasen dayanak imar planlarına yönelik iddialar ile subjektif nitelikte bir idari işlem olan parselasyon işleminin iptalinin istenildiği, davacı Belediyenin davaya konu edilen taşınmazlarla herhangi bir mülkiyet bağının bulunmadığı ve dava konusu parselasyon işlemi ile kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilişkisinin varlığını ortaya koyacak nitelikte bir iddiasının da bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, davaya konu alan ve çevre alanlardaki imara ilişkin yetki ve sorumlulukların idarelerine ait olduğu, ilçe sınırları içerisinde imara ilişkin bütün gelişmelerin idarelerince takip edildiği, imar planlarının kent için bütüncül ve tamamlayıcı olması, çevre imar dengelerinin bozulup bozulmadığının kontrolü gibi hususların doğrudan idarelerini ilgilendirdiği, her ne kadar ilgili mevzuat ile muhtelif kamu idarelerine imar planı yapım sorumluluğu verilmiş olsa da, ilgili idarelerce yapılan imar planı ve değişiklikleri sonucunda ortaya çıkan yeni nüfusun belediye hizmetlerine ilişkin ihtiyaçlarını karşılama, bunlara ilişkin yatırım ve ek hizmet tesisleri üretme yükümlülüğünün de idarelerinde olduğu, bu nedenle idarelerinin davaya konu alanda mülkiyet bağının bulunmaması sebebiyle menfaat ilişkisinin bulunmadığına ilişkin değerlendirmenin doğru olmadığı, idarelerince, dava konusu parselasyon işleminin dayanağı niteliğindeki imar planlarına karşı Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/14223 sayılı dosyasında dava da açıldığı, bu nedenle Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 17/05/2022 tarih ve E:2022/2832, K:2022/5748 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 14/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabilen davalar olarak tanımlanmıştır.
İdarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasında en etkin araçlardan biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında “menfaat ihlali” olarak tanımlanan subjektif ehliyet koşulunun subjektif hak ihlallerinin giderilmesiyle birlikte idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında belirlenmesi gerektiği açıktır.
Bu bağlamda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gereği şeklinde tanımlanmış olup, dava açma ehliyetinin iptal davasına konu olan kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim, Danıştay içtihatlarıyla, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmiştir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu taşınmazlar üzerinde mülkiyet bağı bulunmamakla birlikte, davacı belediyenin, imar mevzuatı çerçevesinde, bu taşınmazların çevresinde ve ilçe sınırları içerisinde uygulama imar planı ve parselasyon yapmak, yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi vermek gibi yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır. Ayrıca, dava konusu taşınmazlara belediye hizmetlerinin büyük bir kısmının davacı Belediye tarafından sunulacağı da açıktır.
Bu nedenle, dava konusu parselasyon işleminin dayanağı niteliğindeki imar planlarına karşı, Danıştay Altıncı Dairesi nezdinde ayrıca dava açtığı da görülen davacı Belediyenin, kendi yetki ve sorumluluk sahasında bulunan ancak özelleştirme kapsam ve programına alınması sebebiyle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9 ve Ek-3. maddesindeki düzenlemeler gereğince Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca parselasyon işlemi uygulanan dava konusu taşınmazlarla arasında menfaat ilişkisinin bulunmadığından bahsedilemez.
Buna göre, davacı belediyenin subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğu anlaşıldığından işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen temyize konu Daire kararında usul ve hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.