Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/3031 E. 2022/3282 K. 16.11.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/3031 E.  ,  2022/3282 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3031
Karar No : 2022/3282

TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACILAR):
1-… Site Yönetimi 2-… 3-…
VEKİLLERİ: Av. …
II-(DAVALILAR): 1- …
2-… Başkanlığı
VEKİLLERİ : Av. …
III- (DAVALILAR YANINDA MÜDAHİL): …
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/19242, K:2022/6150 sayılı kararının taraflar ve davalılar yanında müdahil tarafından aleyhe olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Antalya ili, Aksu ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 18/04/2019 tarih ve 988 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama ve 1/5000 ölçekli nazım imar planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 25/05/2022 tarih ve E:2019/19242, K: 2022/6150 sayılı kararıyla;
Usul yönünden, davacının dava açma ehliyeti bulunduğuna ve davanın süresinde açıldığına karar verilmiş,
İşin esası açısından, dava dosyası ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu taşınmazın 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, kentsel gelişme anlamında alt ölçekli planlarda turizm, ticaret, konut alanı kullanımı getirileceği gibi bu kapsamda plan değişikliklerinin plan yapma yetkisinin parsel ile sınırlı olması da göz önüne alınarak, üst ölçekli planlara aykırılık oluşturmadığı, dava konusu taşınmazın çevresindeki alanda yürürlükte olan nazım ve uygulama imar planı bulunmadığından, bilirkişilerin, daha önce iptaline karar verilmiş nazım ve uygulama imar planlarına göre yaptığı değerlendirmelerin dayanağı olmadığı, ulaşım ve trafik yönünden ilave yük getireceği yönünde bilirkişiler tarafından öngörüye dayalı olarak tespitte bulunulduğu, davaya konu taşınmazın bulunduğu alanda imar planı yapma yetkisinin Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait olduğu, 3194 sayılı Yasanın 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden, Özelleştirme Yüksek Kurulunca yalnızca dava konusu parsel ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliği yapıldığı, yapılan bu değişikliğin sosyal ve teknik alt yapı dengesini etkileyecek oranda olmadığı,
Öte yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 24. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, “Nazım imar planlarında karma kullanım olarak belirlenen fonksiyonların, uygulama imar planlarında ayrıştırılması esastır.” hükmü uyarınca, karma kullanım olarak belirlenen fonksiyonların nazım imar planında ayrıştırılması zorunluluğu bulunmadığı, uygulamaya esas olan imar planı olan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında, karma kullanım olarak belirlenen fonksiyonların ayrıştırılması zorunlu olduğundan, uyuşmazlık konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
Dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinde, karma kullanım alanlarında konut, ticaret ve turizm alanlarının belirsiz olduğu, konut kullanımında ise metrekareye göre ihtimalli olarak yapılaşma koşullarının belirlendiği, bu durumun ise uygulamada belirsizlik oluşturacağı,
Halbuki diğer mekansal kullanımlar gibi konut, ticaret ve turizm alanlarının da planlama alanı içerisinde ayrılacağı mekan ve miktarın belirlenmesinin, uygulama işlemlerinin değil, bu işlemlerin dayanağını oluşturan ve yönlendiren 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının görevi olduğu,
Bu nedenle, planlama alanı içerisinde barınma ihtiyacının karşılandığı ve günün her saati işlevini dinamik olarak muhafaza eden karma kullanım kararları içerisinde her bir kullanım kararının kapsayacağı alan ve emsal oranının henüz planlama aşamasında belirlenmesinin zorunlu olduğu, zira belirlenen kullanıma göre ihtiyaç duyulan sosyal ve teknik altyapı alanlarının miktarı ve konumunun belirlenmesinin, ancak bu suretle mümkün olabileceği,
Bu durumda 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin “İmar planı ilkeleri” başlıklı 21. maddesinin onuncu fıkrası ile 24. maddesinin dokuzuncu fıkrası ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 19. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendindeki hükümlere uygun şekilde, karma kullanım oranları ayrıştırılarak, açık ve net biçimde tanımlanmamış olması, ayrıca konut alanı için üç farklı parsel büyüklüğü önerildiği halde, hangi büyüklüğün esas alınarak, uygulama yapılacağının belirli olmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle,
1/5000 ölçekli nazım imar planı yönünden davanın reddine, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporuna istinaden dava konusu işlemlerin yürütülmesi durdurulmuş iken, 1/5000 ölçekli nazım imar planı açısından rapora ve yürütmenin durdurulması kararına ters şekilde davanın reddine karar verildiği, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planının, arazinin bulunduğu bölgenin amaç ve işlevine uygun olmadığı, diğer parsellere nazaran eşitliksiz bir durum yarattığı, bu nedenle iptaline karar verilmesi gerektiği, aynı zamanda satış sonunda bölgede konut amacıyla inşaat faaliyetlerinin başlamasının da bölgenin kültür ve turizm dokusuna telafisi güç ve imkansız zararlar yaratacak nitelikte olduğu, etraftaki yapılaşma koşullarına göre daha ayrıcalıklı yapılaşma koşullarının parsele sağlandığı, alandan geçmekte olan içme suyu isale hattının dikkate alınmadığı, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına aykırı şekilde planlama yapıldığı, davalı idare tarafından satışa çıkarılan … ada, … parsel sayılı taşınmazın mevcut vasfıyla üçüncü kişiye satışının gerçekleştiğinden, yapılması muhtemel yatırımlar yönünden, Daire kararının redde yönelik kısmının yürütülmesinin durdurulması gerektiği, ileri sürülmektedir.
Davalı idareler tarafından, dava konusu imar planı ve imar planı değişikliğinin planların kademeli birliktelik ilkesine, şehircilik ve planlama ilkelerine uygun olarak hazırlandıkları, uyuşmazlık konusu taşınmazın, çevre imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde, etraftaki yapılaşma koşullarını aşmayacak nitelikte planlandığı, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesi uyarınca, alanda öngörülen konut kullanımının belirli hale geldiği ve maksimum 168 kişi ilave nüfusun parsele gelebileceği, bu nüfusa hizmet eden oranda, yeterli ölçüde sosyal ve teknik altyapı alanı ayrıldığı belirtilerek, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yönünden de davanın reddi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalılar yanında müdahil tarafından, uyuşmazlığa konu parseli kapsayan alanda Kültür ve Turizm Bakanlığınca onaylanan imar planlarının iptaline karar verildiği ve parselin plansız konuma düştüğü, dolayısı ile davacıların yapılarının da ruhsatsız hale geldiği, dava konusu işlemlerin imar planı değişikliği olmadığı halde Daire kararında değişiklik olarak nitelendirildiği, imar planı notlarında ticaret (temyiz dilekçesinde sehven konut yazılmıştır) kullanımının %10 ile sınırlandırıldığı, konut kullanımı açısından Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin devreye gireceği, kalan kısmın da turizm olarak planlanabileceği, bu oranlar üzerinden değişen şekilde öngörülen yapılaşma oranları sonucunda alandaki yapı ve nüfus yoğunluğunun belirli hale geldiği, bu nedenle, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı ile davalı idareler tarafından, karşı tarafın temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş olup, davalılar yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ:
İmar Kanunu’nun 9. ve Ek 3. maddesi ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 9. maddesi ve 26. maddesinin birinci ile yedinci fıkralarının birlikte değerlendirilmesinden, özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle, her ölçekteki imar planı ve değişikliğini yapmak, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte ve imar mevzuatına uygun olarak yapılması gerektiği açık olup, plan değişikliklerinde, değişiklik gerekçesi ve yapılan gereklilik analizlerini ayrıntılı açıklayan plan raporu hazırlanmasının zorunlu olduğu, diğer yandan, yoğunluk artıran veya kentsel ulaşım sistemini etkileyen imar plan değişikliklerinde, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin de hazırlanması/hazırlattırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nitelikteki imar planlarının, çevre imar bütünlüğüne uygun olarak hazırlanabilmesi için, söz konusu imar planları ile alana getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, ilgili idarelerle gerekli koordinasyon sağlanarak, bu nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanı miktarının yine mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise, sosyal donatıların ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması ve yeni kullanım kararının ulaşım altyapısına etkisinin değerlendirilmesi esastır.
Uyuşmazlıkta, taşınmaz açısından belirlenen turizm+ticaret+konut kullanımı açısından, imar planlarına ilişkin hazırlanan plan açıklama raporunda, alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, buna göre gereken sosyal donatı miktarının değerlendirilmesi ve bu nüfusun getireceği ulaşım ve trafik yükü ile etkilerinin ortaya konulması gerekmektedir.
Dosyada bulunan plan açıklama raporu ile diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinden, parsele getirilen kullanım kararı sonucu, gelecekte bu alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğuna ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, dava konusu imar planları hazırlanırken yeni kullanımın getireceği nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanlarının, standartlara uygun olarak ayrılıp ayrılmadığı ve ulaşım altyapısının yeterli olup olmadığı hususlarında herhangi bir çalışma ya da analizin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı idarelerce, taşınmazın %24,27’lik kısmının park, %10,78’lik kısmının da yol alanı olarak, sosyal ve teknik altyapı alanına ayrıldığı belirtilmekte ise de, mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olarak sosyal donatı alanı belirlenip belirlenmediğinin değerlendirilebilmesinin, ancak söz konusu imar planları ile getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi ile mümkün olduğu açıktır.
Uyuşmazlık bu çerçevede değerlendirildiğinde, alanda ne kadar nüfus yoğunluğu öngörüldüğünün hesap edilmesi; buna göre ilgili kuruluşlardan gerekli görüşler alınarak, bu nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanı miktarının mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise sosyal donatıların ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması sonucunda dava konusu imar planlarının hazırlanması, alanda yoğunluğu artıran ve kentsel ulaşım sistemini etkileyen nitelikteki imar planında, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin hazırlanması/hazırlattırılması gerekirken, bu hususlar yerine getirilmeksizin onaylanan söz konusu imar planlarının, çevre imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte olduğundan söz edilebilmesine bu haliyle olanak bulunmamaktadır.
Öte yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin “İmar planı ilkeleri” başlıklı 21. maddesinin onuncu fıkrasında; “İmar planlarında Ticaret+Konut, Ticaret+Turizm+Konut, Turizm+Ticaret karma kullanım alanlarında konut kullanımına da yer verilmesi halinde, konut kullanım oranları belirtilerek, konut kullanımının gerektirdiği sosyal ve teknik altyapı alanlarının ayrılması zorunludur. İmar planlarında konutun yer aldığı karma kullanımlarda konut kullanım oranının belirtilmediği hallerde en fazla % 30 konut kullanabileceği varsayılır.” hükmüne, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının “ıııı” bendinde; “Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut karma kullanım alanları: Tek başına konut olarak kullanılmamak koşuluyla, ticaret, turizm, konut kullanımlarından konut hariç sadece birinin veya ikisinin veya tamamının birlikte yer aldığı alanları” hükmüne, “Parsel kullanım fonksiyonlarına göre yapılaşma koşulları” başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde de, “Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut gibi karma kullanım alanları: Tek başına konut olarak kullanılmamak koşuluyla, ticaret, turizm, konut kullanımlarından konut hariç sadece birinin veya ikisinin veya tamamının birlikte yer aldığı alanlardır.” hükmüne yer verilmiştir.
Uyuşmazlığa konu 1/5000 ölçekli nazım imar planında, karar düzeyi ve içerik bakımından, uygulama imar planındaki detay kararların alınması ilkesini ve kendi kademesine göre ve yapılış amacının gerektirdiği açıklamaları aşan şekilde, imar planı notlarında “Ticaret-Turizm-Konut Alanı için İşlevsel Kullanım Kararlarının:

sadece biri yer alabilir. Ancak konut ya da turizm kullanımının tamamlayıcısı olabilecek şekilde, ticaret kullanımlarına da yer verilebilir. Söz konusu ticaret kullanımları, emsal değerinin %10’unu aşamaz.” kuralına yer verildiği ve aynı plan notunun 1/1000 ölçekli uygulama imar planında da benimsendiği görüldüğünden, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 4. maddesinin birinci fıkrasının “ıııı” bendi ile 19. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendine aykırı şekilde, parselde yalnızca “konut” kullanımının yer alabilmesine imkan sağlayan plan notu açısından, hem 1/5000 ölçekli nazım hem de 1/1000 ölçekli uygulama imar planında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Yukarıda yer verilen gerekçelerle; Daire kararının, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile 1/5000 ölçekli nazım imar planı yönünden bozulmasının ve anılan işlemin iptaline karar verilmesinin, davalıların ve davalılar yanında müdahilin temyiz istemlerinin reddi ile, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı açısından ek gerekçe ile onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, 2577 sayılı Kanun’un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2.Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 25/05/2022 tarih ve E:2019/19242, K:2022/6150 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kullanılmayan … TL yürütme harcının istemi halinde davacılara iadesine,
4.Kesin olarak, 16/11/2022 tarihinde, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yönünden hem gerekçede hem esasta, 1/5000 ölçekli nazım imar açısından esasta oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- İmar Kanunu’nun 9. ve Ek 3. maddesi ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 9. maddesi ve 26. maddesinin birinci ile yedinci fıkralarının birlikte değerlendirilmesinden, özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle, her ölçekteki imar planı ve değişikliğini yapmak, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte ve imar mevzuatına uygun olarak yapılması gerektiği açık olup, plan değişikliklerinde, değişiklik gerekçesi ve yapılan gereklilik analizlerini ayrıntılı açıklayan plan raporu hazırlanmasının zorunlu olduğu, diğer yandan, yoğunluk artıran veya kentsel ulaşım sistemini etkileyen imar plan değişikliklerinde, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin de hazırlanması/hazırlattırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nitelikteki imar planlarının, çevre imar bütünlüğüne uygun olarak hazırlanabilmesi için, söz konusu imar planları ile alana getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, ilgili idarelerle gerekli koordinasyon sağlanarak, bu nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanı miktarının yine mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise, sosyal donatıların ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması ve yeni kullanım kararının ulaşım altyapısına etkisinin değerlendirilmesi esastır.
Uyuşmazlıkta, taşınmaz açısından belirlenen turizm+ticaret+konut kullanımı açısından, imar planlarına ilişkin hazırlanan plan açıklama raporunda, alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, buna göre gereken sosyal donatı miktarının değerlendirilmesi ve bu nüfusun getireceği ulaşım ve trafik yükü ile etkilerinin ortaya konulması gerekmektedir.
Dosyada bulunan plan açıklama raporu ile diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinden, parsele getirilen kullanım kararı sonucu, gelecekte bu alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğuna ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, dava konusu imar planları hazırlanırken yeni kullanımın getireceği nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanlarının, standartlara uygun olarak ayrılıp ayrılmadığı ve ulaşım altyapısının yeterli olup olmadığı hususlarında herhangi bir çalışma ya da analizin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı idarelerce, taşınmazın %24,27’lik kısmının park, %10,78’lik kısmının da yol alanı olarak, sosyal ve teknik altyapı alanına ayrıldığı belirtilmekte ise de, mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olarak sosyal donatı alanı belirlenip belirlenmediğinin değerlendirilebilmesinin, ancak söz konusu imar planları ile getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi ile mümkün olduğu açıktır.
Uyuşmazlık bu çerçevede değerlendirildiğinde, alanda ne kadar nüfus yoğunluğu öngörüldüğünün hesap edilmesi; buna göre ilgili kuruluşlardan gerekli görüşler alınarak, bu nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanı miktarının mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise sosyal donatıların ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması sonucunda dava konusu imar planlarının hazırlanması, alanda yoğunluğu artıran ve kentsel ulaşım sistemini etkileyen nitelikteki imar planında, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin hazırlanması/hazırlattırılması gerekirken, bu hususlar yerine getirilmeksizin onaylanan söz konusu imar planlarının, çevre imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte olduğundan söz edilebilmesine bu haliyle olanak bulunmamaktadır.
Diğer yandan, Daire tarafından yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda da, yukarıda yer verilen gerekçeye paralel şekilde, 1/5000 ölçekli nazım imar planı açısından hukuka aykırılıkların ortaya konulduğu anlaşılmıştır.
Bu itibarla, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile, Daire kararının, 1/5000 ölçekli nazım imar planı açısından bozulması ve anılan işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, bu kısım yönünden, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- Anayasa’nın “Devletleştirme ve Özelleştirme” başlıklı 47. maddesinin ikinci fıkrasında, “Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7142 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK’nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun’un “Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür.” düzenlemesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun’un, Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevlerinin sayıldığı 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme yürürlükte bulunmaktadır.
Her ne kadar, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Kurulların Görevleri” başlıklı geçici 8. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan Kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkilerin bizzat kimin tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmemiştir.
Nitekim, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 8. maddesine dayanılarak hazırlanan 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’yle 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun’la verilmiş görev ve yetkileri kullanacak makamın bizzat “Cumhurbaşkanı” olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya yasal bir düzenleme ile yetkili makam tespit edilmediğinden, Genelge’ye ekli 1 sayılı Cetvelin üçüncü sırasında Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kullanacak Makamı gösteren ayrık bir düzenlemeye daha gerek duyulmuştur.
Öte yandan, 4046 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin tevdi edildiği makamın Cumhurbaşkanı olduğu 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ne ekli 1 sayılı Listenin üçüncü sırasında tespit edilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler arasındaki özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının onaylanması hususunda karar verecek makamın, Genelge hükümleri ile tespit edilmesi, normlar hiyerarşisine açıkca aykırıdır.
Yetki kuralları, idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmektedir. “Görev ve yetki” kamu düzeninden olup, varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması hususunda karar verecek makamın da alt düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge ile değil, ancak üst hukuk normu niteliğindeki ve Anayasa’nın 47. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmü gereğince, kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler konusunda bizzat karar alacak makamın, üst hukuk normlarında belirlenmediği, 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelge’ye ekli 1 sayılı Listenin üçüncü numarasında Genelge ile tespit edilmiş yetkiye dayalı şekilde işlem tesis edildiği dikkate alınarak dava konusu işlemin, yetki kuralları yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29. madde, 09/07/2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 703 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde “görülmekte olan işler”in, bu tarih itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin de “geçici” nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 703 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra tesis edilen 18/04/2019 tarihli işlemin, 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden işler kapsamında olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, 18/04/2019 tarih ve 988 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un geçici 29. maddesi kapsamındaki görülmekte olan işler niteliğinde bulunmadığından, bu maddeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuken mümkün değildir.
Kaldı ki, geçici 29. maddeyle, sadece bu Kanun hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca “görümekte olan işlerin” Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına ilişkin düzenlemeye gerek duyulmuş olması da, Özelleştirme Yüksek Kurulunun geçici 8. madde kapsamında olmadığını göstermektedir.
Bu durumda, temyize konu Daire kararının, 1/5000 ölçekli nazım imar planı açısından davanın reddi yolundaki kısmının bozularak, yukarıda yer verilen gerekçe ile işlemin iptaline karar verilmesi, Daire tarafından iptaline hükmedilen 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yönünden ise belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

KARŞI OY
XXX-4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunu’nun 1. maddesinde: ” Bu Kanunun amacı; A) Bu maddede belirtilen ve Kanunun uygulanmasında “kuruluş” adı ile anılacak olan;
a) İktisadi devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının,
b) Kamu iktisadi teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının,
c) Devletin diğer iştiraklerindeki kamu payları ile Hazineye ait payların,
d) Genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadi teşebbüslerinden kamu iktisadi kuruluşlarının gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının ve iştiraklerindeki paylarının,
e) Belediye ve il özel idarelerine ait ticari amaçlı kuruluşlar ile pay oranlarına bakılmaksızın her türlü iştiraklerindeki paylarının,
f) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) ile bu Kanunun 35 inci maddesinin (B) fıkrasında belirtilen kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim birimlerinin işletilmesi haklarının, ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir.” kuralına yer verilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “imar planlarında Bakanlığın yetkisi”ni düzenleyen 9. maddesinin ikinci fıkrasında: “Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un ek 3. maddesinde: “Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir, yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” hükmü bulunmaktadır.
Kanun’un 5. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükteki halinde, nazım imar planı; varsa bölge veya çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak, uygulama imar planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır.
Kanun’un 6.maddesinin, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükteki halinde, planlar, kapsadıkları alan ve amaçları açısından bölge planları ve imar planları olarak iki ana kategoriye ayrılmış, imar planları da uygulamaya esas olan uygulama imar planları ve bu planın hazırlanmasındaki temel hedefleri, ilkeleri ve arazi kullanım kararlarını belirleyen nazım imar planları olarak sınıflandırılmıştır.
Anılan Kanun’un 8. maddesinde ise, alt ölçekli planların üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkelerine, stratejilerine ve kararlarına uyumlu olması zorunluluğu getirilmiştir.
Yukarıda yer verilen düzenlemeler uyarınca, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde ve mevzuata uygun olarak yapılması gerektiği açıktır.
İmar planları, planlanan yörenin bugünkü durumunun, olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın şekilde saptanabilmesi için coğrafi veriler, beldenin kullanılışı, donatımı ve mali bilgiler gibi konularda yapılacak araştırma ve anket çalışmaları sonucu elde edilecek bilgiler ışığında, çeşitli kentsel işlevler arasında var olan ya da sağlanabilecek olanaklar ölçüsünde en iyi çözüm yollarını bulmak belde halkına iyi yaşama düzeni ve koşulları sağlamak amacıyla kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri, nüfus, alan ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli alanları arasında olan bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri, güvenlik ve sağlığı ile ilgili konular gözönüne alınarak hazırlanır ve koşulların zorunlu kıldığı biçim ve zamanda mevzuatta öngörülen yöntemlerle değiştirilebilir.
Bu itibarla uyuşmazlık ele alındığında, imar planlarında çok büyük zorunluluk olmadıkça değişiklik yapılmaması, imar planı yapımı aşamasında gözetilecek önemli kriterlerden birisidir. Ancak, kamu yararının gerektirmesi halinde plan değişikliği yapılmasının zorunlu olduğu kuşkusuz olup, imar planlarının yargısal denetimi sırasında, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarının yanı sıra, “kamu yararı” ilkesinin de gözetilmesi zorunludur.
Özelleştirme programına alınan taşınmazların bulunduğu alanda her tür ve ölçekteki imar planını yapma yetkisinin 3194 sayılı yasanın 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden, Özelleştirme İdaresine ait olduğu ve bu yetkinin yalnızca dava konusu parseller ile sınırlı olması nedeniyle, planlamaya ilişkin plan açıklama raporunun ve plan değişikliğinin gerekçelerinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dosyanın, bilirkişi raporunun ve rapora yapılan itirazların değerlendirilmesinden, taşınmazın bulunduğu alanda Özelleştirme İdaresi Başkanlığının imar planı yapma yetkisinin bulunduğu, davaya konu edilen imar planı yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden özelleştirmenin amacına uygun olarak taşınmazın verimli olarak kullanımının sağlanması için sınırlı olarak parsel bazlı değişiklik yapılan alanda sosyal teknik altyapı alanı ayrılmasının mutlaka gerekli ve zorunlu olmadığı, bilirkişi raporundaki planlama alanının imar planı paftalarından da anlaşıldığı üzere bölgedeki yapılaşma koşulları göz önünde bulundurulduğunda, imar planı ve imar planı değişikliği ile ayrıcalıklı haklar verilerek çevre imar bütünlüğünü bozmadığı, diğer taraftan tek parselle sınırlı yapılan değişikliğin sosyal ve teknik altyapı dengesini etkileyecek oranda olmadığı ve dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin, üst ölçekli plan niteliğindeki dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı kararlarıyla örtüştüğü, dolayısıyla üst ölçekli plan ana kararlarına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalılar ile davalılar yanında müdahilin temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu kararın, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı açısından bozulması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla, bu kısım yönünden, karara katılmıyorum.