Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/446 E. 2022/3356 K. 23.11.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/446 E.  ,  2022/3356 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/446
Karar No : 2022/3356

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten, … ‘e velayeten

KARŞI TARAF : I-(DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …

II-(DAVALI YANINDA MÜDAHİL):… Vakfı
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 07/10/2021 tarih ve E:2017/6652, K:2021/4397 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile … Vakfı arasında imzalanan 27/07/2017 tarihli “Öğrencilere Yönelik Sosyal, Kültürel, Sportif Etkinlikler ile Mesleki ve Teknik Kurslar Düzenlenmesine Dair İş Birliği Protokolü”nün iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 07/10/2021 tarih ve E:2017/6652, K:2021/4397 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin ehliyet yönünden usuli itirazı yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2/1, 18, 42, 53, 56. maddelerine; dava konusu Protokol’ün imzalandığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesine; 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 326/1. maddesine ve 08/06/2017 tarih ve 30090 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nin 1 ve 2. maddelerine yer verilerek,
İdari işlemler üzerindeki yargısal denetimin, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanmasıyla sınırlı olduğu, idarenin takdir yetkisinin denetimine yargı organları yönünden getirilen ve idari işlemlerin yalnızca hukuka uygunluk açısından denetlenebilecekleri biçiminde ifade edilen kuralın aynı zamanda idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında uyması gereken sınırları da ortaya koyduğu, başka bir anlatımla, idarelerin belirli bir kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde yürütülmesi, kamu yararının daha somut bir biçimde ortaya konulması için birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisiyle donatıldıkları durumda idari yargı organlarının bu yetkisini hukuka uygun olarak kullandığının saptanması koşuluyla idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belli bir yönde işlem veya eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermelerinin Anayasa ve Kanun’un yukarıda belirtilen ilkeleriyle bağdaştırılamayacağı,
Öğretide türevsel bir yetki olarak kabul edilen idarelerin düzenleme yetkisinin, yasalarla getirilen hükümleri aşacak bir şekilde kullanılamayacağının İdare Hukuku’nun en temel ilkelerinden olduğu, ayrıca, mevzuat belirleme tekniği açısından da, idarenin kanunla kendisine verilmiş olan görevlerini idari metinlerle düzenlerken, bu görevlerin gerektirdiği hususlarda takdir yetkisine sahip olduğu, ancak bu takdir yetkisinin kamu yararı ve düzenine uygun olarak kullanılması gerektiği,
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek, Türk Milli Eğitiminin genel amacı olarak düzenlendiği, her türlü eğitim ve öğretim faaliyetinin söz konusu amaç ve ilkeler çerçevesinde yapılması ve öğrencilere benimsetilmesi hususunda Milli Eğitim Bakanlığına görev verildiği,
Ancak, bu amaç ve ilkelerin öğrencilere kazandırılması sırasında kullanılacak eğitim ve öğretim yöntemleri ve araçları yönünden anılan Kanun’da bir belirleme yapılmadığı, bu konuda eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek, öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmek ve denetlemek, eğitim sistemini yeniliklere açık, dinamik, ekonomik ve toplumsal gelişimin gerekleriyle uyumlu biçimde güncel teknik ve modeller ışığında tasarlamak ve geliştirmek görev ve yetkisi bulunan davalı idareye takdir yetkisi tanındığı,
Nitekim; İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/02/2021 tarih ve E:2018/3535, K:2021/194 sayılı kararında; Türk Milli Eğitimi’nin amaç ve ilkelerinin öğrencilere kazandırılması sırasında kullanılacak eğitim ve öğretim yöntemlerini ve materyallerini belirleme hususunda Milli Eğitim Bakanlığının takdir yetkisine sahip olduğunun belirtildiği,
Türk Milli Eğitim mevzuatının bir bütün olarak incelenmesi neticesinde, Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetimi altında olmak kaydıyla, her tür ve seviyedeki resmi ve özel örgün ve hayat boyu öğrenme kurumlarında; öğretim programlarının yanında öğrenci ve kursiyerlerde özgüven ve sorumluluk duygusu geliştirmeye, yeni ilgi alanları oluşturmaya, milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerleri kazandırmaya yönelik bilimsel, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif alanlardaki sosyal etkinliklerin, kamu kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılmasına imkan sağlayan işbirliği protokollerinin imzalanması hususunda yetkili olduğunun görüldüğü,
Dolayısıyla, davalı idarenin tanzim salahiyetini haiz olduğu dava konusu İşbirliği Protokolü’nün hukuka uygunluk denetiminin, idarenin sahip olduğu takdir hakkının hukuka uygun kullanılıp kullanmadığının incelenmesi suretiyle yapılması gerektiği, bu bağlamda, dava konusu Protokol’de taraflara yüklenen görev ve sorumluluklar ile Protokol’ün amaç ve kapsamı dikkate alındığında, Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile … Vakfı arasında imzalanan 27/07/2017 tarihli “Öğrencilere Yönelik Sosyal, Kültürel, Sportif Etkinlikler ile Mesleki ve Teknik Kurslar Düzenlenmesine Dair İş Birliği Protokolü”nün, 1739 Milli Eğitim Temel Kanunu’nda düzenlenen Tük Milli Eğitim sisteminin genel ve özel amaçlarına aykırılık teşkil etmediği kanaatine ulaşıldığı,
Nitekim; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/02/2021 tarih ve YD İtiraz No: 2020/551 sayılı kararının da bu yönde olduğu,
Bu itibarla, davalı idareye tanınan takdir yetkisi çerçevesinde protokol imzalanmasında ve protokol hükümlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden, eğitim ve öğretim programlarının hazırlanması, uygulanması ve güncellenmesinden asıl olarak Milli Eğitim Bakanlığının sorumlu olduğu, zira Milli Eğitim Bakanlığının örgün eğitimdeki öğrencilerin eğitim ve öğretimine yönelik politikaları belirleyerek, gereği gibi uygulamasının kanuni idare ilkesinin sonucu olduğu, bu çerçevede davalı idarece dava konusu Protokolün imzalanmasının Milli Eğitim Bakanlığının görev ve yetkilerinin devredilmesi sonucunu doğurduğu, bu durumun da Anayasa ve diğer mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, öte yandan dava konusu Protokol uyarınca öğrencilere sunulan kurs ve programların örgün öğretim öğrencilerini mi, yoksa yaygın eğitim öğrencilerini mi, yoksa her ikisini de mi kapsadığı hususunda Protokol’de bir düzenleme bulunmadığı, bu durumun hukuki belirlilik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş; müdahil tarafından, uygulamada Protokolün kapsadığı grup içerisinde örgün eğitim öğrencilerinin yer almadığı, dolayısıyla dava konusu Protokolün hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil etmediği belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 07/10/2021 tarih ve E:2017/6652, K:2021/4397 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 23/11/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Dava konusu Protokol’ün imzalandığı tarih itibarıyla 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 12. maddesinin 1. fıkrasında, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün görevleri; a) Zorunlu eğitim dışında, eğitim ve öğretimi hayat boyu devam edecek şekilde yaygınlaştırmak amacıyla politikalar oluşturmak, bunları uygulamak, izlemek ve değerlendirmek, b) Yaygın eğitim ve öğretim ile açık öğretim hizmetlerini yürütmek, c) Örgün eğitim sistemine girmemiş, herhangi bir eğitim kademesinden ayrılmış veya bitirmiş vatandaşlara yaygın eğitim yoluyla genel veya meslekî ve teknik öğretim alanlarında eğitim ve öğretim vermek, ç) Yaygın eğitim ve öğretim okul ve kurumlarının eğitim ve öğretim programlarını, ders kitaplarını, eğitim araç-gereçlerini hazırlamak veya hazırlatmak ve Talim ve Terbiye Kuruluna sunmak, d).., e)… ve f) Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak olarak belirlenmiş, 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 309. maddesinde de Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün görevleri aynı şekilde belirlenmiştir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden olan belirlilik ilkesi, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir.
Dava konusu Protokol’ün imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 12. maddesi ile 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 309. maddesine göre, davaya konu Protokolü imzalayan Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün görevleri yaygın eğitimle sınırlı olduğundan, dava konusu Protokol’ün örgün eğitim öğrencilerini de kapsayıp kapsamadığının ortaya konulması uyuşmazlığın çözümü açısından önem taşımaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; Danıştay Sekizinci Dairesinin 13/09/2018 tarih ve E:2017/6652 sayılı ara kararıyla davalı Milli Eğitim Bakanlığından, Türk Milli Eğitim Sisteminin, örgün ve yaygın olmak üzere, iki ana bölümden kurulduğu dikkate alındığında, davaya konu Protokol’ün kapsamını belirten ”öğrenci” ifadesinin, örgün eğitimdeki öğrencileri mi, yaygın eğitimdeki öğrencileri mi yoksa, hem yaygın hem örgün eğitimdeki öğrencileri mi ifade ettiğinin ortaya konularak Protokol’ün uygulama alanının açık ve net olarak belirtilmesi ve davaya konu Protokol’ün imzalanması isteminin onaylanmasına ilişkin Müsteşarlık onayının gönderilmesi istenilmiş ise de, ara kararının gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
Protokol’ün, öğrencilere yönelik sosyal, kültürel, sportif etkinlikler ile mesleki ve teknik kurslar düzenlemek amacıyla imzalandığı görülmekle birlikte, bu öğrencilerin örgün eğitim öğrencileri mi yoksa yaygın eğitim öğrencileri mi olduğu konusunda net bir düzenlemenin Protokol’de yer almadığı görülmektedir. “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, bu Protokol’ün öğrencilere yönelik sosyal, kültürel sportif etkinlikler ile mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesine yönelik esas ve usulleri kapsadığı ifade edilmekte olup, açıkça yaygın eğitim öğrencileri olduğu ifadesine yer verilmeksizin sadece “öğrenci” ibaresinin yazılması, örgün eğitim öğrencilerinin de kapsamda yer alması sonucunu doğuracak nitelikte olduğundan belirsizlik taşımaktadır.
Öte yandan, ülkemizde milli eğitimin bir bütün olarak 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda belirtilen amaçlar doğrultusunda salt akademik anlamda eğitim verilmesini aşan bir biçimde kişinin, birey olarak gelişimini de dikkate alan ve bu anlamda kişiye temel bilgi, beceri, davranış ve alışkanlık kazandırmayı da amaç edinen bir yapıya sahip olduğu açıktır.
Bu bakımdan; bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden, eğitim ve öğretim programlarının hazırlanması, uygulanması ve güncellenmesinden asıl olarak Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Belirli bir program çerçevesinde, eğitim faaliyetleri kapsamında bilimsel, sosyal ve kültürel etkinliklerin, idarenin hizmet alanında yine idare tarafından yürütülmesi, Anayasa ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun gereğidir. Diğer bir anlatımla; Milli Eğitim Bakanlığının öğrencilerin eğitim ve öğretimine yönelik politikaları belirleyerek, gereği gibi uygulaması kanuni idare ilkesinin sonucudur.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, 1739 sayılı Kanun’da belirtilen amaçlar doğrultusunda salt akademik anlamda eğitim verilmesini aşan bir biçimde kişinin birey olarak gelişiminin sağlanmasına yönelik eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesine ilişkin yetkinin, hukuk devleti ilkesi uyarınca Anayasa’ya ve üst hukuk normlarına uygun olarak kullanılması gerekmektedir.
Bu kapsamda, davaya konu Protokol incelendiğinde, muğlak ve sınırları belirsiz bir ifade tarzı ile öğrencilere yönelik sosyal, kültürel, sportif ve mesleki ve teknik pek çok etkinliğin, Birlik Vakfı yetkilileri eliyle yürütülmesi öngörülmüştür.
Bu bağlamda; davaya konu Protokol ile eğitim kurumlarında gerçekleştirilecek sosyal, kültürel, sportif gelişimi desteklemeye yönelik etkinliklerin, Devletin faaliyet alanı içerisinde, bizzat vakıf yetkilileri eliyle yürütülmesi, eğitim ve öğretim sürecine diğer kurum, kuruluş ve bireylerin katılımını aşar niteliktedir.
Kaldı ki, dosya kapsamından Birlik Vakfı’nın hangi özellikleri ve yetkinliği nedeniyle tercih edildiği de anlaşılamamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.