DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/704 E. , 2022/2191 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/704
Karar No : 2022/2191
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 29/06/2021 tarih ve E:2017/9614, K:2021/2405 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 29/06/2021 tarih ve E:2017/9614, K:2021/2405 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Anayasaya aykırılık iddiasının ise ciddi görülmediği,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmeler yapılarak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedildiği, bu kararın Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla onanarak 26/02/2019 tarihinde mahkumiyet kararının kesinleştiğinin görüldüğü,
ByLock delili yönünden, davacı hakkında düzenlenen “ByLock Tespit Tutanağı”nın incelenmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiğinin anlaşıldığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversiteden mezun olduktan sonra örgüte ait evde kaldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Yıllık Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı yönünden, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği,
Öte yandan, davacının sosyal medya üzerinden yapmış olduğu paylaşımları diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının söz konusu paylaşımlara karşı beyanlarına itibar edilmeyerek, bu paylaşımların FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu; davacının cezaevinde ailesiyle yaptığı kapalı görüş esnasında yaptığı, FETÖ/PDY terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsünde anılan örgütün herhangi bir dahli bulunmadığına, bu teşebbüsün örgütün ve mensuplarının mağduriyetine sebep olduğuna yönelik kararda yer verilen konuşma içerikleri birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, söz konusu konuşma içeriklerinin davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, somut olayda AİHM’nin birçok kararında belirtildiği gibi ceza hukuku anlamında bir suçlama ve ceza bulunduğu için AİHS ve Anayasa’da korunan ceza hukukuna ilişkin tüm tüm ilkelere uygun bir yargılama yapılarak karar verilmesi gerektiği, aynı eylem ve faaliyetler nedeni ile iki ayrı yargılama yapılamayacağı, aynı faaliyetlere dayalı olarak iki ayrı cezaya hükmedilemeyeceği (non bis in idem), daha önce suç oluşturmadığı kesin hükümle kararlaştırılmış eylemlerin, tekrar suç oluşturduğu iddiasıyla yargılama konusu yapılamayacağı, suç ve cezaların geçmişe yürür şekilde uygulanamayacağı, masumiyet karinesine aykırı olarak önce suçlayıp cezalandırılarak daha sonra mahkeme kararı çıkartılamayacağı gibi ilkelere aykırı olarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu; 18 Temmuz 2018 tarihinde OHAL’e son verildiğinden, OHAL bahane edilerek dava konusu kararın hukuka uygunluğunun gerekçelendirilemeyeceği, dava konusu deliller, olay ve olgular 667 sayılı KHK’nın kabul edildiği 23 Temmuz 2016 tarihinden öncesine ait olduğu için, sonradan çıkarılan KHK ile yeni bir ceza öngörüp bu cezayı geçmişe uygulamanın suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesini ihlal ettiği, sonradan tespit edilen delillerin önceki kararı hukuka uygun hale getirmeyeceği, Anayasal düzene sadakat yükümlülüğü dava konusu kararda yer almadığı için Dairece bu gerekçeye dayanılamayacağı, bylock delilinin yasa dışı delil olduğu ve hiçbir yargılamada kullanılamayacağı, bu tür dijital verilerin delil olarak kabul edilmesi için kanuna uygun olarak elde edilmesi gerektiği, oysa ki bu delilin MİT’in istihbarat faaliyetleri kapsamında elde ettiği veriler olduğu, dolayısıyla idare hukuku anlamında da delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı; temyize konu kararda üç tanık beyanının sıhhatinin incelenmediği; yıllık kurullarında görev alanların cemaat üyesi olduğuna ilişkin bir kısım tanık beyanları eklenmişse de bu beyanların kendisiyle bir ilgisi olmayan genel ve soyut beyanlar olduğu, birkaç tane itirafçının genel ve soyut nitelikteki beyanlarına dayanılarak suçlanmaya çalışıldığı, bu başlık altında zikredilen tanıkların hiçbirinin beyanında kendisiyle ilgili bir bilginin yer almadığı, uyuşmazlığa konu sosyal medya paylaşımları dikkatli incelendiğinde bunların tamamının 2014 yılı HSYK seçimleri sürecinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin paylaşımlar olduğu, şiddet çağrısı içermeyen veya şiddeti meşru göstermeyip tamamen o dönem yaptığı yargı faaliyetlerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına yönelik bu paylaşımların düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu; somut olayda cezaevindeki hükümlü ve tutuklunun telefon görüşmelerini düzenleyen Yasa, Tüzük ve Yönetmelik hükümlerinin idari tedbirleri düzenleyen kurallar olduğu, cezaevinde bulunan hükümlülere yönelik getirilen telefon dinlemesinin, idari tedbir niteliğinde bir dinleme olduğu, telefon görüşmeleri sonucu elde edilecek deliller konusunda mahkemeleri bağlayan ilkeleri koyan hükmün, CMK 135. maddesi olduğu, Anayasa ve AİHS’de korunan birçok hak ve özgürlüğün ihlal edildiği, ihlaller yaşanmış olmasına rağmen Dairenin davayı reddederek bu ihlalleri gidermediği kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 29/06/2021 tarih ve E:2017/9614, K:2021/2405 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 16/06/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.