Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2022/822 E. 2022/3026 K. 31.10.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/822 E.  ,  2022/3026 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/822
Karar No : 2022/3026

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2019/12704, K:2021/11620 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 2. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin, 4. maddesinin birinci fıkrasının (b), (g), (i) ve (p) bentlerinin, 8. maddesinin beşinci fıkrasının, 9. maddesinin birinci fıkrasının, 19. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin, 24. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin, geçici 1. maddesinin, geçici 3. maddesinin, EK-1 listenin 8. maddesinin (a) bendi ile 13., 41., 43. ve 45. maddelerinin, EK-2 listenin 9., 27., 33., 39., 42., 45., 47. ve 55. maddelerinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2019/12704, K:2021/11620 sayılı kararıyla;
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 2. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 4. maddesinin birinci fıkrasının (b), (i) ve (p) bentleri, 8. maddesinin beşinci fıkrası, 19. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile 24. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yönünden;
Dava konusu fıkra ve bentlerin iptali istemiyle bir başka davacı tarafından açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen 05/04/2017 tarih ve E:2015/579, K:2017/2110 sayılı kararla; dava konusu fıkra ve bentlerin iptaline karar verildiğinden, bu kısımlara yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin EK-1 listenin 13., 43. ve 45. maddelerine ilişkin kısmı yönünden;
Dava konusu maddelerin iptali istemiyle başka davacılar tarafından açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen 18/04/2018 tarih ve E:2015/592, K:2018/2871 sayılı kararla; anılan maddelerin iptaline karar verildiğinden, bu maddelere yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığı,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin EK-2 listenin 9. maddesi yönünden;
Dava konusu maddenin iptali istemiyle bir başka davacı tarafından açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen 27/09/2017 tarih ve E:2015/585, K:2017/4871 sayılı kararla; anılan maddenin iptaline karar verildiğinden, bu maddeye yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığı,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin EK-2 listenin 33., 39., 42., 45. ve 47. maddelerine ilişkin kısmı yönünden;
Dava konusu maddelerin iptali istemiyle bir başka davacı tarafından açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen 27/09/2017 tarih ve E:2015/505, K:2017/4873 sayılı kararla; anılan maddelerin iptaline karar verildiğinden, bu maddelere yönelik olarak da uyuşmazlığın esası hakkında ayrıca bir karar verilmesine yer olmadığı,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi yönünden;
ÇED raporlarının, çevre sektörünün disiplinler arası konulara ilişkin mevzuattan sorumlu kurum/kuruluşların incelediği belgeler olduğu, ÇED süreçlerinde oluşturulan inceleme-değerlendirme komisyonlarında görev yapan üyelerin, yeterli mesleki bilgi ve deneyime sahip olmaları ve temsil ettikleri kurum/kuruluşların görev alanlarıyla sınırlı olmak üzere görüş vermeleri esas olduğundan, ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde kavramının belirsizlik oluşturmadığı, diğer taraftan Çevre Kanununda çevresel etki değerlendirmesinin, sadece olumsuz yöndeki etkilerin engellenmesine yönelik önlemlerin alınması değil, aynı zamanda çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesine yönelik önlemlerin alınması olarak da ifade edildiği dikkate alındığında, “kabul edilebilirlik” kavramının, “çevreye zarar vermeyecek ölçüde” kavramından daha esnek bir kavram olmadığı, kaldı ki önceki Yönetmelikte de “önemli çevresel etkilerinin olmadığı” kavramının yer aldığı, dolayısıyla mevcut düzenleme ile benzer yönde bir kıstas getirildiğinden, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, kamu yararına ve hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 9. maddesinin birinci fıkrası yönünden;
Mevcut Yönetmelikte, halkın katılımı toplantısının; kapsam ve özel format belirlenmesinden önce halkı proje hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerileri almak üzere yapılan toplantı olarak ifade edildiği ve Yönetmeliğin 10. maddesinin birinci fıkrasında da, kapsamın belirlenmesi suretiyle ÇED raporu özel formatının, Komisyon üyesi kurum/kuruluşların görüş ve önerilerinin yanında halktan gelen görüş ve öneriler doğrultusunda hazırlanacağının düzenlendiği dikkate alındığında; önceki Yönetmelikte halkın katılımı toplantısının, “Komisyonun kapsamı belirlemesinden önce” yapılacağı açıkça düzenlenmiş iken, mevcut Yönetmelikte bu ifadenin çıkarılmasıyla, halkın katılımı toplantısının, ÇED raporu kapsamı belirlenmesinden önce yapılmayacağı, dolayısıyla bu süreçte halkın görüş ve önerilerinin dikkate alınmayacağı anlamına gelmediğinin kabulü gerektiği,
Kaldı ki, Yönetmeliğin diğer maddeleri de dikkate alındığında, ÇED sürecine tabi bir projenin, başvuru aşamasından başlayarak özel format çerçevesinde ÇED raporunun hazırlanması ile proje hakkında nihai kararın verilmesine kadar olan tüm aşamalarında, halkın görüş ve önerilerinin alınacağı ve nihai kararın da halka duyurulacağı düzenlendiğinden, söz konusu ifadenin mevcut Yönetmelikten çıkarılmasının, halkın çevresel konularda karar alma sürecine katılımını engelleyen bir yönünün bulunmadığı,
Ayrıca davacı tarafından savcı düşüncesine beyan dilekçesinde, dava dilekçesinden farklı olarak, mevcut düzenlemedeki “yerel süreli” “yayın”, “yaygın süreli yayın olarak tanımlanan bir gazetede” ifadelerinin, halkın kendisini ilgilendiren faaliyetten haberdar olmasını kısıtlayan düzenlemeler olduğu belirtilmiş ise de, söz konusu değişikliğin halkın katılımı toplantısının ilan edilme şekline yönelik olup, bu durumun halkın projeden haberdar olmasını kısıtlayan bir yönünün bulunmadığı,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğin geçici 1. maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin “Geçiş süreci” başlıklı geçici 1. maddesinde; “(1) Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce, ÇED Başvuru Dosyası/Proje Tanıtım Dosyası Valiliğe ya da Bakanlığa sunulmuş projelere bu Yönetmeliğin lehte olan hükümleri ve/veya başvuru tarihinde yürürlükte olan Yönetmelik hükümleri uygulanır.” kuralının yer aldığı,
Uyuşmazlık konusu düzenlemeyle, mülga Yönetmeliğe göre ÇED başvuru veya proje tanıtım dosyası Bakanlığa/Valiliğe sunulmuş projelere, yürürlükten kaldırılan ÇED Yönetmeliğinin hükümleri ile yürürlükte olan ÇED Yönetmeliği hükümlerinden hangisinin uygulanacağı konusunda proje sahiplerine tercihte bulunma imkanının verildiği,
Bununla birlikte, Yönetmeliğin lehe olan hükümlerinden ne anlaşılması gerektiğinin de ortaya konulması gerektiği, yapılmak istenilen projeyle ilgili ÇED başvuru dosyasının mı yoksa proje tanıtım dosyasının mı hazırlanması gerektiği, mülga Yönetmeliğin Ek-1 veya Ek-2 listelerindeki eşik değerlere göre belirlendiği, dolayısıyla lehte olan hükümlerin uygulanması durumunun, mülga Yönetmeliğin eki listelerdeki eşik değerlerin dikkate alınması suretiyle hazırlanan ÇED başvuru veya proje tanıtım dosyasının ilgili idareye sunulmasından ve mevcut Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra mümkün olabileceği dikkate alındığında, eşik değerler bakımından lehe olan hükmün uygulanmasıyla ilgili bir değerlendirmenin gerekli olmadığı,
Diğer taraftan, muhtemel çevresel etkiler ile bunlara karşı alınması gerekli önlemlerin ise, ÇED başvuru dosyasının hazırlanması aşamasında çevresel etki değerlendirmesi genel formatında veya proje tanıtım dosyasının hazırlanması aşamasında seçme eleme kriterlerinde yer alan başlıklar altında en baştan ele alınacak hususlar olduğu dikkate alındığında, çevresel etkilerin önlenmesine yönelik tedbir ve taahhütler yönünden istisna tanınması gibi sonuçların da çıkmayacağının kabulü gerektiğinden, Yönetmeliğin lehe olan hükümlerinin, proje için yapılan başvuru aşamasından nihai kararın verileceği aşamaya kadar işleyen sürece ilişkin olduğu, bu konudaki tercih imkanının keyfi uygulamalara neden olmayacağı ve belirsizlik oluşturmayacağı,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin geçici 3. maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin “Kanuni kapsam dışı projeler” başlıklı geçici 3. maddesinde; “(1) 23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, 29/5/2013 tarihi itibariyle üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır.” kuralına yer verildiği,
29/05/2013 tarih ve 28661 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 21/05/2013 tarih ve 6486 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12. maddesi ile 2872 sayılı Çevre Kanununa geçici 3. madde eklenmiş ve bu madde ile; “23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla planlama aşaması geçmiş ve ihale süreci başlamış olan veya üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır.” hükmünün getirildiği,
Söz konusu hükmün iptali istemiyle açılan davada; Anayasa Mahkemesinin 03/07/2014 tarih ve E:2013/89, K:2014/116 sayılı kararı ile, 2872 sayılı Çevre Kanununa eklenen geçici 3. maddenin; “…planlama aşaması geçmiş ve ihale süreci başlamış olan veya…” kısmının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, diğer kısmı yönünden ise iptal isteminin reddine karar verildiği,
Bu durumda; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, kamu yararına ve hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ başlıklı EK-1 LİSTENİN 8. maddesinin (a) bendi yönünden;
AB ÇED Direktifinde yer alan “uzun mesafeli demiryolu hatları” tanımı dikkate alınarak Ek-1 listenin 8. maddesinin (a) bendinde; “100 km ve üzeri demiryolları” olarak değişiklik yapıldığı, 100 km’nin altında yer alan demiryolu projelerine ise Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 31. maddesinin (e) bendinde yer verilmesi sebebiyle, seçme eleme kriterlerine tabi olduğu, dolayısıyla 100 km’nin altında olan demiryolu projeleri için herhangi bir muafiyet durumunun söz konusu olmadığı, ayrıca Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 31. maddesinin (h) bendinde yer alan metro projesine, mülga Yönetmelikte olduğu gibi Ek-2 listesinin ayrı bir bendinde yer verilerek, söz konusu proje seçme eleme kriterlerine tabi tutulmuş olduğu, bu yönüyle de herhangi bir değişikliğin yapılmadığından, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanuna ve hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ başlıklı EK-1 LİSTESİNİN 41. maddesi yönünden;
Mevcut düzenleme ile hammadde kapasitesine dahil olabilecek tüm maddelerin detaylandırılması neticesinde, eşik değerde artışın yapılmasının uygun görüldüğü anlaşılmış olup, davacı tarafından ileri sürülen hususlar dikkate alındığında, söz konusu değişikliğin iptal edilmesini gerektirecek bir yönü bulunmadığından, düzenlemede, kamu yararına ve hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ başlıklı EK-2 LİSTESİNİN 27. maddesi yönünden;
Mülga Yönetmelikte, alkollü içecek üretiminin, diğer içeceklerin üretimiyle birlikte aynı bentlerde düzenlediği, mevcut Yönetmelikte ise, uygulamada olabilecek karışıklığı önlemek adına alkollü içecek üretiminin ayrı bir bentte ve eşik değerinde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın düzenlendiği, 200 kat eşik değerin artırılması durumunun ise, mülga Yönetmelikte alkollü içecek üretimi ile aynı bentte yer alan diğer içecekler için geçerli olduğu anlaşılmış olup, davacı tarafından ileri sürülen hususlar dikkate alındığında, yapılan değişikliğin iptal edilmesini gerektirecek bir yönü bulunmadığından, düzenlemede, kamu yararına ve hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ başlıklı EK-2 LİSTESİNİN 55. maddesine gelince;
Arama projeleri ile ilgili, mülga Yönetmeliğin 26. maddesi incelendiğinde, davacı tarafından iddia edildiği gibi doğrudan ÇED raporu hazırlanması zorunluluğunun bulunmadığı, seçme eleme kriterleri çerçevesinde hazırlanan proje tanıtım dosyasının Bakanlığa sunulmasından sonra yapılan değerlendirme neticesinde “ÇED Gereklidir” kararının verilmesi durumunda ÇED raporunun hazırlanmasının gerektiği, mevcut Yönetmelikte de arama projelerine, Yönetmelik maddesi yerine, Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 55. maddesinde yer verildiği, buna göre Ek-2 listesinde yer alan diğer projelerde olduğu gibi seçme eleme kriterine göre hazırlanan proje tanıtım dosyasının, Bakanlığa sunulmasından sonra, Yönetmeliğin 17. maddesi gereği yapılan değerlendirme neticesinde “ÇED Gereklidir” kararının verilmesi durumunda ÇED raporunun hazırlanmasının gerektiği, dolayısıyla mülga Yönetmeliğin 26. maddesinde arama projelerine yönelik sürecin detaylarına yer verilirken, mevcut düzenleme ile tüm seçme eleme kriterlerine tabi projelerin aynı başlık altında (Ek-2 listesi) toplandığı, sürece ilişkin düzenlemelere ise Yönetmeliğin seçme eleme kriterine tabi projelerle ilgili maddelerinde yer verildiği, dolayısıyla mevzuat düzeni açısından yapılan bu değişiklikle önceki halinin aynı mahiyette olduğundan, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği sonucuna varılarak,
Yönetmeliğin; 2. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 4. maddesinin birinci fıkrasının (b), (i) ve (p) bentleri, 8. maddesinin beşinci fıkrası, 19. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 24. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, EK-1 listesinin 13., 43 ve 45. maddeleri ile EK-2 listesinin 9., 33., 39., 42., 45. ve 47. maddeleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, 9. maddesinin birinci fıkrası, geçici 1. maddesi, geçici 3. maddesi, EK-1 listesinin 8. maddesinin (a) bendi ile 41. maddesi, EK-2 listesinin 27. ve 55. maddeleri yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu edilen her madde açısından dava dilekçesindeki hukuka aykırılık nedenleri ayrı ayrı belirtildikten sonra, temyize konu kararın hem karar verilmesine yer olmadığına yönelik kısmının hem de davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin, Ek-1 listenin 41. maddesi yönünden kabulü ile temyize konu kararının bu kısmının bozulmasının, diğer kısımlar açısından ise reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, 2. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 4. maddesinin birinci fıkrasının (b), (i) ve (p) bentleri, 8. maddesinin beşinci fıkrası, 19. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 24. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, EK-1 listesinin 13., 43 ve 45. maddeleri ile EK-2 listesinin 9., 33., 39., 42., 45. ve 47. maddeleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı ile uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, 9. maddesinin birinci fıkrası, geçici 1. maddesi, geçici 3. maddesi, EK-1 listesinin 8. maddesinin (a) bendi ile 41. maddesi, EK-2 listesinin 55. maddesi yönünden davanın reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
EK-2 listenin 27. maddesine ilişkin kısmına gelince;
03/10/2013 tarih ve 28784 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listenin “Bitkisel ürünlerin üretimi ile ilgili projeler” başlıklı 28. maddesinde; “a) Bitkisel ham yağ veya rafine yağ üreten tesisler, (kekik, papatya ve benzeri esansiyel yağların üretimi hariç),
b) Nişasta üretimi veya nişasta türevlerinin üretildiği tesisler,
c) Fermantasyon ile alkolleştirme sürecinin gerçekleştiği üretim tesisleri, (5.000 litre/yıl ve üzeri), ç) Suma üretim tesisi (5.000 litre/yıl ve üzeri),
d) Malt üretim tesisi (5.000 ton/yıl ve üzeri),
e) Zeytin işleme tesisi (5 ton/gün ve üzeri),
f) Sigara fabrikaları (1000 ton/yıl ve üzeri),
g) Maya fabrikaları,
ğ) Meyve türevli içecekler, meşrubat veya alkollü içecek üretilen tesisler( 5.000 lt/yıl ve üzeri).” düzenlenmesine yer verilmiştir.
Dava konusu edilen Yönetmeliğin Ek-2 listenin “Bitkisel ürünlerin üretimi” başlıklı 27. maddesinde ise; “a) Bitkisel ham yağ veya rafine yağ üreten tesisler, (Kekik, papatya ve benzeri esansiyel yağların üretimi hariç)
b) Nişasta üretimi veya nişasta türevlerinin üretildiği tesisler,
c) Fermantasyon ile şalgam veya sirke üretim tesisleri, (1.000.000 litre/yıl ve üzeri)
ç) Suma üretim tesisi, (5.000 litre/yıl ve üzeri)
d) Malt üretim tesisi, (5.000 ton/yıl ve üzeri)
e) Zeytin işleme tesisi, (1.500 ton/yıl ve üzeri)
f) Sigara fabrikaları veya Sarmalık kıyılmış tütün mamulleri üretimi yapan tesisler,
(1000 ton/yıl ve üzeri )
g) Maya fabrikaları,
ğ) Alkollü içecek üretimi, (5.000 litre/yıl ve üzeri)
h) Meyve püresi, meyve konsantresi veya meyve türevli içecek üretilen tesisler, (1.000.000 litre/yıl ve üzeri)
ı) Alkolsüz gazlı içecek üretilen tesisler, (Soda, meyveli soda üreten tesisler hariç) (1.000.000 litre/yıl ve üzeri)
i) Meyan kökü, demirhindi, şerbetçi otu gibi bitkilerin işlendiği tesisler, (1.000.000 litre/yıl ve üzeri) j) Salça üretilen tesisler, (1.000 ton/yıl ve üzeri)” kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından; bazı ürünlerin üretimi ile ilgili, mülga Yönetmeliğe göre eşik değerlerin 200 kat kadar artırıldığı, bunun aşırı üretime zorlama anlamına geldiği, bu artışın elde edilmesinin GDO’lu üretimin artmasına yol açacağı, ihracaat amacıyla eşik değerlerin artırıldığı, ÇED raporu alınmasının önüne geçildiği ileri sürülerek, düzenlemenin iptali istenilmektedir.
Davalı idare tarafından, söz konusu maddenin, tarımsal ürünlerin topraktan üretimini değil, bitkisel ürünlerin işlem gördüğü tesisleri kapsadığı, dolayısıyla, daha fazla üretim yapılmasına yönelik iddianın bu maddeyle bağlantılı olmadığı, itiraz edilen bentlere göre kurulacak tesislerin AB ÇED Direktifi listelerinde yer almadığı, alkollü içecekle ilgili çevresel etkilerin dikkate alınarak ve iki ayrı bentte bulunması nedeniyle ortaya çıkabilecek yanlış değerlendirmeyi önlemek adına ayrı bent halinde önceki kapasiteyle yer verildiği savunulmuş olup, Dairece, Mülga Yönetmelikte, alkollü içecek üretiminin, diğer içeceklerin üretimiyle birlikte aynı bentlerde düzenlediği, mevcut Yönetmelikte ise, uygulamada olabilecek karışıklığı önlemek adına alkollü içecek üretiminin ayrı bir bentte ve eşik değerinde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın düzenlendiği, 200 kat eşik değerin artırılması durumunun ise, mülga Yönetmelikte alkollü içecek üretimi ile aynı bentte yer alan diğer içecekler için geçerli olduğu anlaşılmış olup, davacı tarafından ileri sürülen hususlar dikkate alındığında, yapılan değişikliğin iptal edilmesini gerektirecek bir yönü bulunmadığından, düzenlemede, kamu yararına ve hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği” ile, uyuşmazlığa konu edilen 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlükte olan Yönetmeliğin Ek-2 listenin “Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi” başlıklı 26. maddesinde; “a) Bitkisel ham yağ veya rafine yağ üreten tesisler (kekik, papatya, kenevir ve benzeri esansiyel yağların üretimi hariç),
b) Nişasta üretimi veya nişasta türevlerinin üretildiği tesisler,
c) Fermantasyon ile 1.000 m³/yıl ve üzeri sirke üretimi yapan tesisler,
ç) 1.000 m3/yıl ve üzeri suma veya malt üretimi yapan tesisler,
d) 1.500 ton/yıl ve üzeri zeytin işleme tesisleri,
e) 1.000 ton/yıl ve üzeri sigara fabrikaları veya sarmalık kıyılmış tütün mamülleri üretimi yapan tesisler,
f) Maya fabrikaları,
g) 5.000 litre/yıl ve üzeri alkollü içecek üretimi,
ğ)1.000 m3/yıl ve üzeri alkolsüz içecek üretimi yapan tesisler (İnsani tüketim amaçlı sular ve doğal mineralli sular hariç),
h) 1.000 ton/yıl ve üzeri salça üretilen tesisler,
…” hükmüne yer verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı idarece, 2013 yılında yürürlüğe konulan Yönetmelik’te, Ek-2 listede, eşik değeri 5.000 litre/yıl ve üzeri olan fermantasyon ile alkolleştirme sürecinin gerçekleştiği üretim tesisleri ile meyve türevli içecekler, meşrubat veya alkollü içecek üretilen tesisler sayılmış ve önceki Yönetmelikte 5.000 lt/yıl ve üzeri olarak öngörülen üretim miktarları, dava konusu edilen Yönetmeliğin Ek-2 listesinde, fermantasyon ile şalgam veya sirke üretim tesisleri ile meyve püresi, meyve konsantresi veya meyve türevli içecek üretilen tesisleri açısından 1.000.000 litre/yıl ve üzeri olarak değiştirilmiş, ayrıca önceki Yönetmelik’ten farklı olarak, yine 1.000.000 litre/yıl ve üzeri üretim yapan alkolsüz gazlı içecek üretilen tesisler (Soda, meyveli soda üreten tesisler hariç) ile beraber meyan kökü, demirhindi, şerbetçi otu gibi bitkilerin işlendiği tesisler, EK-2 kapsamına alınmıştır.
Nihai olarak, 2022 yılında yürürlüğe giren Yönetmelik’te, 1.000 m3/yıl ve üzeri üretim yapan fermantasyon ile sirke üretimi yapan tesisler ile alkolsüz içecek üretimi yapan tesislerin (insani tüketim amaçlı sular ve doğal mineralli sular hariç), Ek-2 liste kapsamında belirlendiği görülmektedir.
Bu bağlamda; yapılan düzenlemelerin niteliğine bakıldığında, çevresel kaygılarla, 2013 yılında yürürlüğe konulan Yönetmelikte belirlenen eşik değerlerden de düşük olacak şekilde yeniden belirlenen üretim miktarları açısından, mevcut hukuki durum itibarıyla, Ek-2 listenin 27. maddesinin iptali istemi bakımından, Daire kararına yönelik temyiz isteminin esasının incelenmesinde hukuki yarar bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Ek-2 listenin 27. maddesi yönünden davacının hukuki yararı bulunmadığından, TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,
2.Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 20/10/2021 tarih ve E:2019/12704, K:2021/11620 sayılı kararının, Yönetmeliğin 2. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 4. maddesinin birinci fıkrasının (b), (i) ve (p) bentleri, 8. maddesinin beşinci fıkrası, 19. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 24. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, EK-1 listenin 13., 43 ve 45. maddeleri ile EK-2 listenin 9., 33., 39., 42., 45. ve 47. maddeleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı ile 4. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, 9. maddesinin birinci fıkrası, geçici 1. maddesi, geçici 3. maddesi, EK-1 listenin 8. maddesinin (a) bendi ile 41. maddesi, EK-2 listenin 55. maddesi yönünden davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31/10/2022 tarihinde, EK-1 listenin 41. maddesi ve Ek-2 listenin 27. maddesi yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Uyuşmazlığa konu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin “Çevresel Etki Değerlendirmesi Uygulanacak Projeler Listesi başlıklı” Ek-1 listesi, 41. madde yönünden dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, seramik ve porselen üretiminde kullanılan siyanür, hidrojen siyanür, sodyum siyanür, potasyum siyanür gibi maddelerin bileşikler halinde ya da serbest halde bulunacağı, siyanürün havadan, içme sularından, toprağa değen cilt yoluyla ve siyanür bulaşmış yiyeceklerin yenmesi yoluyla vücuda alınabileceği, bunların birçok ağır hastalığa neden olacağı gibi ölümle de sonuçlanabileceği, altın üretiminde kullanılan siyanür proses sonunda bertaraf edilemediğinden çevre ve insan sağlığı için son derece zararlı olduğu, bu nedenle, seramik veya porselen üretimi yapan tesisler açısından eşik değerlerin artırılmasına yönelik maddenin iptaline karar verilmesinin istenildiği görülmektedir.
2013 yılında yürürlüğe konulan Yönetmeliğin Ek-1 listenin 43. maddesinde, hammadde kapasitesi 100.000 ton/yıl ve üzerinde olan seramik veya porselen üretimi yapan tesisler, anılan liste kapsamında belirlenmiş iken, uyuşmazlığa konu Yönetmelikte eşik değerin, hammadde kapasitesi (çamur hazırlama, astarlama, sırlama vb. işlemlerde kullanılan malzemeler) şeklindeki ifade değişikliği ile 300.000 ton/yıl ve üzerine çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği”nin Ek-1 listenin 39. maddesinde, “300.000 ton/yıl üzeri seramik ve/veya porselen üretimi yapan tesisler” düzenlemesine yer verildiği görülmektedir.
Her ne kadar davalı tarafından, uyuşmazlığa konu Yönetmelik’te; hammadde kapasitesinin detaylandırıldığı ve yalnızca çamur hazırlamada kullanılan maddelerin değil, üretimde kullanılan tüm maddelerin dahil edilmesi nedeniyle hammadde eşik değerinin arttırılmasının uygun görüldüğü savunulmuş ise de, dava konusu edilen Yönetmeliği yürürlükten kaldıran ve 2022 yılında yürürlüğe konulan Yönetmelik’te, savunmada belirtilenin aksine, hammadde kapasitesinin detaylandırılması ve üretimde kullanılan maddelerin örnekleme yönteminden vazgeçildiği, sadece “300.000 ton/yıl üzeri seramik ve/veya porselen üretimi yapan tesisler” ifadesine yer verildiği görüldüğünden, 2872 sayılı Kanun’un, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına yönelik olarak madde değerlendirildiğinde, eşik değerlerin arttırılması nedeninin davalı tarafından somut, teknik ve hukuki gerekçeleri ile ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, çevre mevzuatına ve kamu yararına uyarlık görülmeyen madde açısından, temyiz isteminin kabulü ile, temyize konu kararın bu kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, Ek-2 listenin 27. maddesine ilişkin kısmına ilişkin temyiz istemi yönünden, işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, anılan madde yönünden, karara katılmıyoruz.