DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/872 E. , 2022/2962 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/872
Karar No : 2022/2962
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 07/12/2021 tarih ve E:2015/5877, K:2021/4192 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 05/11/2015 tarih ve 29523 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, “Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 19. ve 20. maddeleri çerçevesinde, Kurumdan alınmış perakende tütün mamulü ve/veya alkollü içki satış belgesini haiz perakende satış yerlerinde satışa sunulan yılbaşı sepetlerinin içerisinde tütün mamullerinin ve alkollü içkilerin yer almaması” yolundaki mülga Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulunun …
tarih ve …
sayılı kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 07/12/2021 tarih ve E:2015/5877, K:2021/4192 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazı geçerli görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
Mülga Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulunun …
tarih ve … sayılı kararı ile, 2014 yılı Aralık ayında perakende satış noktalarında sergilenen ve satışa sunulan yılbaşı sepetleri ile alkollü içki reklamı, tanıtımı, promosyonu yapılmak suretiyle 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu’nun 6. maddesinin 1. fıkrasına, Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 19. ve 20. maddelerine ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil eden uygulamalar yapıldığı yönündeki duyumlar üzerine, anılan mevzuat çerçevesinde, alkollü içki firmalarının, alkollü içkilerle ilgili reklam, kampanya ve promosyon yasaklarına aykırılık teşkil edebilecek uygulama ve faaliyetlerini, yılbaşı sepetlerinin ayrı bir ticari emtia olma özelliğinden yararlanmak suretiyle ve yılbaşı sepetleri aracılığı ile gerçekleştirebileceklerinden hareketle, bu uygulamaların önüne geçilmesi ve satıcıların idarî yaptırıma maruz kalmamaları için, Kurumdan alınmış perakende tütün mamulü ve/veya alkollü içki satış belgesini haiz perakende satış yerlerinde satışa sunulan yılbaşı sepetlerinin içerisinde tütün mamullerinin ve alkollü içkilerin yer almaması gerektiğine karar verildiği,
Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle Anayasa’nın 124. maddesine; 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2.,3. maddesinin 1. fıkrasının (a), (d), (e) ve (k) bentlerine; 4250 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına, 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun’un 1. ve 3. maddelerine; Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4. maddesinin 1. fıkrasına, 19. maddesinin 1., 4. ve 5. fıkralarına, 20. maddesinin 1., 2. ve 4. fıkralarına yer verilerek,
Aktarılan kurallardan, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin her ne surette olursa olsun reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımının, bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılamayacağı, alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanların, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe ürünlerinin marka, amblem ya da işaretlerini kullanarak destek olamayacaklarının anlaşıldığı,
Dosya incelendiğinde, alkollü içki firmalarının, alkollü içkilerle ilgili reklam, kampanya ve promosyon yasaklarına aykırılık teşkil edebilecek uygulama ve faaliyetlerini, yılbaşı sepetleri aracılığıyla gerçekleştirebileceklerinden hareketle, bu uygulamaların önüne geçilmesi için, Kurulun dava konusu Kararıyla, Kurumdan alınmış perakende tütün mamulü ve/veya alkollü içki satış belgesini haiz perakende satış yerlerinde satışa sunulan yılbaşı sepetlerinin içerisinde tütün mamullerinin ve alkollü içkilerin yer almaması gerektiğine karar verildiğinin görüldüğü,
Davalı idarenin görev ve yetkileri arasında, tütün mamullerinin ve alkollü içkilerin reklamını yapan, tüketimini teşvik eden, satışını özendiren, bu ürünleri cazip hâle getiren unsurların önlenmesinin de yer aldığı; yılbaşı sepetlerine tütün mamulleri ve alkollü içkilerin eklenmesiyle bu ürünlerin satışının özendirildiği, teşvik edildiği ve kullanımının arttırılmasının amaçlandığında kuşku bulunmadığı,
Bu durumda, Kurum tarafından, dava konusu düzenlemeyle, yılbaşı sepetleri kullanılmak suretiyle tütün mamullerinin ve alkollü içkilerin reklamı ve tüketicilere yönelik tanıtımı ile bu ürünlerin kullanılmasını ve satışını özendiren veya teşvik eden kampanya, promosyon ve etkinlik yapılmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin satışına ve tüketicilerce alımına yönelik bir sınırlandırma ve yasaklama getirilmediği sonucuna varıldığı,
Bu itibarla, tütün ve alkol piyasası ile ilgili düzenlemeler yapma yetkisine sahip olan davalı idare tarafından, tütün mamullerinin ve alkollü içkilerin tüketimini teşvik eden ve bu ürünleri cazip hâle getiren unsurları önlemek amacıyla tesis edilen dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, mevzuatta 18 yaşını doldurmuş reşit kişilerce içki satın alınması ve başkalarına hediye edilmesinin serbest olduğu; dava konusu Kurul kararının, amaç ve konu yönünden hukuka aykırı olduğu, kararın, yeni yıl tebriklerini yılbaşı sepeti göndererek iletmek isteyen ve bu sepete alkollü içki de eklemek isteyen kişilerin, hazırlamak istedikleri sepete alkollü içki alıp eklemek suretiyle de bunu gerçekleştirebilecekleri gerçeğini göz ardı ettiği, insanların hediye seçme özgürlüklerine Kurul kararı ile bu şekilde müdahale edilmesinin, açıkça hukuka aykırı olduğu, yılbaşı sepetlerinin, yeni yıl döneminde en sık tercih edilen hediye seçeneklerinden biri olduğu ve reklam, tanıtım, kampanya ve promosyon kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı; perakende satıcılar tarafından hem alkollü hem alkolsüz şekilde düzenlenmiş yılbaşı sepeti seçeneklerinin tüketicilere arz edildiği, istenilen paketi tercih etmenin tüketicilerin seçimi olduğu; dava konusu kararla özel hayata açıkça müdahale edildiği ve bu durumun, Anayasa’ya ve AİHS’ye aykırı olduğu; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin uygulayıcısı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, özel hayatın giz alanından daha geniş olduğunu, bu anlamda bir tanımlama yapmanın da mümkün ve gerekli olmadığını ifade ettiği; serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğu bir sistemde tüketicilerin istediği yerden istediği alışverişi yapmakta, satıcıların da, illegal olmadığı müddetçe, istediği ürünü satmakta serbest olduğu, yasalarımız uyarınca “alkollü içecekler ve tütün mamulleri”nin illegal tüketim maddeleri olmadığı; dava konusu karar ile ortaya çıkacak uygulamada, kişilerin yeni yıl arifesinde birbirlerine gönderecekleri hediye paketlerinin içine-içeriğine kadar müdahale edildiği, kanunsuz bir şekilde yaşam biçimlerine kısıtlama getirilerek özel hayata, kişisel tercihlere kanunsuz ve hukuksuz bir müdahalenin söz konusu olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılması gerekmektedir.
Davacı Baro tarafından, mülga Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulunun 21/10/2015 tarih ve 9968 sayılı kararı ile kanunsuz bir şekilde yaşam biçimlerine kısıtlama getirilerek özel hayata, kişisel tercihlere kanunsuz ve hukuksuz bir müdahalenin söz konusu olduğu ve bu durumun, Anayasa’ya ve AİHS’ye aykırı olduğu yolunda ileri sürülen hukuka aykırılık nedenleri de dikkate alındığında, toplumun genelini ilgilendiren bu düzenleyici işleme karşı Baro tarafından açılan davanın, genel kamu yararı ve düzeni ile ilgili bulunduğu açıktır.
Hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baronun, düzenlemenin değinilen niteliği de dikkate alındığında dava açma ehliyeti bulunduğundan, işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği, 14. maddenin 3/c bendinde dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddenin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı Kanun’un yukarıda aktarılan 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ve iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan “menfaat ihlali”, içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de göz önünde tutularak belirlenmektedir.
Dava konusu uyuşmazlıkta, davacı kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşudur.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, kural olarak, kuruluş yasalarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.
Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 76. maddesinde, Barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; yine aynı Kanun’un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin 21. bendinde de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu mülga Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulunun 21/10/2015 tarih ve 9968 sayılı kararının avukatlık mesleği ile ilgili herhangi bir düzenleme getirmediği, 1136 sayılı Kanun’un 76. ve 95. maddelerinde barolara verilen “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” görevinin ise barolara avukatlık mesleği ile ilgili meşru, güncel ve kişisel olmayan konularda tek başına dava açma imkanı vermediği dikkate alındığında, davacı Baronun işbu davada dava açma ehliyeti bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, davanın reddi yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 07/12/2021 tarih ve E:2015/5877, K:2021/4192 sayılı kararının, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 19/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesinde; baroların, avukatlık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulmuş meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş iken, 10/05/2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Kanun’un 76. maddesinde değişiklik yapılarak; barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; 1136 sayılı Kanun’un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin düzenlendiği 95. maddesine yine 4667 sayılı Kanun ile eklenen 21. bentte de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
1136 sayılı Kanun’un 76. ve 95. maddelerinde yapılan ve yukarıda açıklanan yasal değişiklikten sonra baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.
Danıştay kararları ışığında konuya bakıldığında; Avukatlık Kanunu’nda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Baronun açtığı başka bir davada 07/04/2005 tarih ve E:2003/417, K:2005/234 sayılı kararıyla; hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmakla görevli bulunan Baronun, dava konusu Yönetmelik hükümleri ile Anayasa’nın eşitlik ilkesinin, kişinin dokunulmazlığı ilkesinin, özel hayatın gizliliği ilkesinin, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı ilkesinin, temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği ilkesinin ihlal edildiğini, öğrenim özgürlüğünün engellendiğini öne sürerek bakılan davayı açtığı göz önünde bulundurulduğunda, iptalini istediği Yönetmelik hükümleri ile menfaat ilgisinin bulunduğunun açık olduğu gerekçesiyle davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu kabul edilmiştir.
Dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılması gerekmektedir.
Davacı Baro tarafından, mülga Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulunun 21/10/2015 tarih ve 9968 sayılı kararı ile kanunsuz bir şekilde yaşam biçimlerine kısıtlama getirilerek özel hayata, kişisel tercihlere kanunsuz ve hukuksuz bir müdahalenin söz konusu olduğu ve bu durumun, Anayasa’ya ve AİHS’ye aykırı olduğu yolunda ileri sürülen hukuka aykırılık nedenleri de dikkate alındığında, toplumun genelini ilgilendiren bu düzenleyici işleme karşı Baro tarafından açılan davanın, genel kamu yararı ve düzeni ile ilgili bulunduğu açıktır.
Hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baronun, düzenlemenin değinilen niteliği de dikkate alındığında dava açma ehliyeti bulunduğundan, işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.