DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/899 E. , 2022/3224 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/899
Karar No : 2022/3224
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 27/10/2021 tarih ve E:2017/8286, K:2021/3370 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 27/10/2021 tarih ve E:2017/8286, K:2021/3370 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda …. Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 8 ay 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 02/05/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları ile davacının kendi beyanları yönünden, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, sınavlara örgütün hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde hazırlandığına, mülakat döneminde ve hakim adaylığı döneminde örgüte ait evlerde kaldığına ve diğer hususlara yönelik tanık ifadeleri ile üniversiteye hazırlık sürecinde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversite döneminde örgüt evlerinde kaldığına, sınavlara örgütün hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim adaylığı döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgüt toplantılarına katıldığına ve örgüte himmet verdiğine yönelik kendi beyanının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği; 667 sayılı KHK m. 3 uyarınca mesleğinden ihraç edilen hâkim ve savcıların, aldıkları lisans ve/veya lisans üstü eğitimlere uygun herhangi bir mesleği yapmalarının tamamen engellendiği, bu uygulamaların “sivil ölüm” oluşturduğu ve somut olayda uygulanan yaptırımın “ağırlaştırılmış müebbet kamu görevi ve hizmetinde çalışamama cezası” olduğu, bu yaptırımın, ceza hukuku anlamında bir ceza olduğu; temyize konu kararın “non bis in idem” ilkesine aykırı olduğu; 26 Mayıs 2016 öncesi olmayan örgüte üyelikten bahsedilemeyeceği için, bu tarihten önceki faaliyetlerinde herhangi bir yaptırıma dayanak yapılamayacağı, aksi durumun hukuki güvenlik, suç ve cezaların geçmişe yürümezliği, öngörülebilirlik ve tüm ilkeleri kapsayan hukuk devleti ilkesini ihlal edeceği; tetkik hakimi görüşünün kendisine tebliğ edilmediği; Anayasal sadakat yükümlülüğünün nasıl ihlal edildiğinin ortaya konulamadığı; tanıkların ifadelerinin açık duruşmada tekrarlanmadığı; “tanık/sanık soru sorma, onu sorgulama, lehe olan tanıkları aleyhe tanıklarla aynı duruşmaya getirtip dinletme” hakkının ihlal edildiği, itirafçı tanık/sanık ifadelerinin yasadışı delil niteliğinde olduğu, tanık ifadelerinde suç işlediğine dair herhangi bir iddia bulunmadığı, sadece geçmişte işlendiği zaman yasal olan ve örgütlenme özgürlüğü ile barışçıl toplanma özgürlüğü kapsamındaki faaliyetler olduğu; bir kişinin tamamen barışçıl dini sohbetlere katılmasının hem barışçıl toplanma hem de din ve vicdan özgürlüğünün kapsamı ve koruması altına olduğu; idare tarafından sunulan delillerin sonradan elde edildiği ve dosyaya sunulduğu; HAGB kararının mahkumiyet hükmü olmadığı, ayrıca meslekten ihraç kararından sonra verildiği; bu kararın idari yargıyı da bağlamayacağı; davaya konu kararın verildiği tarihte dayandığı hiçbir somut delil bulunmadığı; aynı eylem ya da suçlamalar nedeniyle bir kişi hakkında iki ayrı ceza verilemeyeceği; OHAL uygulaması sona erdiği için meslekten ihraç kararına dayanak yapılan KHK’nın da yasal geçerliliği kalmadığından işlemin dayanaksız kaldığı; işlemin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere uyulmadığı, masumiyet karinesinin, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin, ayrımcılık yasağının, gerekçeli karar hakkının, özel hayata saygı hakkının, şeref ve itibara saygı hakkının, eğitim hakkının, mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 27/10/2021 tarih ve E:2017/8286, K:2021/3370 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,
4. Kesin olarak, 10/11/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.