Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.
T.C.
İSTANBUL
11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2015/784 Esas
KARAR NO : 2018/656
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Banka Garanti Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 29/07/2015
KARAR TARİHİ : 19/06/2018
Davacı vekili tarafından mahkememizde açılan Alacak (Ticari Nitelikteki Banka Garanti Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Dava dışı …A.Ş., …, … adlı borçlular hakkında dava dışı alacaklı …bank T.A.Ş. Tarafından Kuşadası …İcra Müdürlüğü’nün … E. Sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, yine dava dışı …A.Ş., …, …, … Şti. Adlı borçlar hakkında yine dava dışı alacaklı …bank T.A.Ş tarafından Kuşadası … İcra Müdürlüğü’nün … (yeni …) E. Sayılı icra dosyası ile takip başlatıldığını, daha sonra icra dosyalarının … Noterliğinin … yevmiye no’lu 07/01/2010 tarihli temlik sözleşmesiyle davalı …A.Ş’ye temlik edildiğini, bu aşamadan sonra müvekkilinin dava konusu ve icra dosyası konuları dışında başka taşınmazların alımı işleminde söz konusu icra dosyalarından haberdar olduğunu ve özellikle borçlardan … A.Ş’nin gayrimenkullerinin olması nedeniyle müvekkili tarafından davalı ile görüşüldüğünü, dosyaların kendisine temlik edilmesi halinde dosya borçlarını ödeyebileceğini teklif ettiğini, davalının teklifi kabul ettiğini, yapılan görüşmeler neticesinde müvekkili tarafından 31/07/2013 tarihinde 200.000,00TL ve 100.000,00 TL olmak üzere toplam 300.000,00 TL ödeme yaptığını, ödemelerden sonra davalı vekili tarafından davalı firma tarafından temlik sözleşmesinin hazırlanacağı ve notere davet edileceğinin bildirildiğini, aradan bir, iki hafta geçmesine rağmen herhangi bir davet gelmediğini, bunun üzerine müvekkilinin davalı firma vekiliyle görüştüğünü, ancak devamlı surette ertelendiğini ve olumlu bir netice alamadığını, müvekkilinin temlik edilecek icra dosyalarını araştırdığında davalının ödemeyi aldıktan yaklaşık 1,5 ay sonra 05/09/2013 tarihinde dosyadaki bütün hacizlerin kaldırılmasının istenildiğini ve 03/10/2013 tarihinde de ilgili harçların yatırılarak tüm hacizlerin kaldırıldığını öğrendiğini, bunun akabinde davalı tarafından müvekkiline yapılan ödemenin iade edileceğinin bildirildiğini, müvekkilinin bugüne kadar yaptığı ödemenin kendisine davalı tarafından geri ödenmediğini, davalının müvekkilini hem yanılttığını hem de tüm hacizleri kaldırarak temlikten de beklenen hukuki yararı ortadan kaldırdığını, davalının bu şekilde haksız yere zenginleşmiş olup müvekkili tarafından ödenen paranın iadesinin gerektiğini, beyanla müvekkilinin alacağın temliki vaadi ile yapmış olduğu 300.000,00 TL’nin ödeme tarihi olan 31/07/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili tarafından 31/07/2013 tarihinde bahsi geçen iki adet icra dosyası için iki ayrı temlik sözleşmesi imza edilerek davacıya teslim edildiğini, ödeme hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığını, ancak davacı yanca belirtilmeyen hususun aynı tarihte her iki icra dosyası için müvekkilinin imza yetkililerince ayrı ayrı imza edilen iki adet temlik sözleşmesinin bizzat davacı asil …’e teslim edilmiş olduğunu, Borçlar Kanunu’nun 184. maddesi hükmü uyarınca temlik sözleşmesinin geçerliliğinin yazılı şekil şartına bağlandığını, Kuşadası … İcra Müdürlüğü’nün …E. Sayılı dosyası için imza edilen sözleşmenin sağ alt köşesine ve Kuşadası … İcra Müdürlüğü’nün … E. Sayılı dosyası için imza edilen sözleşmenin sağ üst köşesine davacı asil tarafından aslını teslim aldım ibaresinin el yazısı ile yazılarak imza atıldığını, ancak müvekkili elinde bulunan sözleşme metninin alt kısmında davacının imzası için ayrılan kısımda davacının imzasının bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde belirttiği gibi alacağın devrinde şekle tabi olan sadece alacağı devredenin beyanı olduğunu, devir için aranan yazılı şekle alacağı devralan tarafın katılmasına lüzum olmadığını, davacının kendisine sözleşme aslının teslimi ile geçerli bir temlik sözleşmesinin akdedilmiş olduğunu da ikrar ettiğini, davacının temlik bedeli olan 300.000,00 TL’yi müvekkiline ödemekle müvekkilinin ise alacağın temlikine ilişkin adi yazılı sözleşmeyi imza ederek davacıya vermekle sözleşmeyle ilgili edimlerini karşılıklı olarak yerine getirmiş durumda olduğunu, davacının sözleşmenin kurulmadığı yönündeki iddiasının gerçeği yansıtmadığını, şekil şartını karşılayan bir temlik sözleşmesi akdedilmekle, bu sözleşmenin geçerliliğini halen devam ettirdiğini, davacının temlik sözleşmelerinin kendisine teslimi sonrasında müvekkiline telefonla ulaşarak hacizlerin harcı kendisi tarafından ödenmek kaydı ile müvekkili tarafından talep edilerek kaldırılması hususunda taraflarına icapta bulunduğunu, bu icabın müvekkili tarafından davacının sözleşmeden elde etmeyi beklediği menfaati temin edebilmesi maksadıyla telefon yolu ile kabul edildiğini, bu noktada müvekkilinin hacizlerin fekki konusunda davacı tarafından vekil tayin edildiğini, müvekkilinin böyle bir icabı kabul ettiğini ve ücret de talep etmediğini, vekalet sözleşmesinin kurulması sonrasında müvekkilinin iç içleyişi ile ilgili prosedürlerin tamamlandığını, aydın ilinde bulunan vekilleri Av. …’ten harçlar ödendiğinde temlik konusu icra dosyalarında bulunan hacizlerin fek edilmesi hususunda talepte bulunmasının istendiğini, 05/09/2013 tarihinde bu talebin vekillerince uyap sistemi üzerinden icra dosyalarına gönderildiğini, 03/10/2013 tarihinde ilgili icra dosyalarından fek işlemi ile ilgili olarak doğan harçların icap ve kabule uygun olarak davacı tarafından bizzat ödendiğini ve fek müzekkerelerinin ilgili Tapu Sicil Müdürlük’lerine gönderildiğini, harçların davacı tarafından icap ve kabule uygun olarak ödendiği, davacı ödemesinin makbuzlar ile sabit olduğunu, davacının somut olay nedeniyle müvekkilinden herhangi bir talepte bulunamayacağını, bir an için ortada bir vekalet ilişkisinin bulunmadığı varsayılsa dahi ortada geçerli bir temlik sözleşmesi bulunduğundan, davanın sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandırılmasının mümkün olmadığını, haksız fiil sorumluluğu veya sözleşme sonrası sorumluluk şeklinde dahi davacının müvekkilinin eylemi nedeniyle uğradığı zararı ispat etmesi gerektiğini, şayet yukarıda belirtilen işlem nedeniyle bir zarar doğdu ise bunun tamamı ile davacının kusurundan ileri geldiğini, anılan harçların icra dosyasına davacı tarafından yatırılmasa idi bir zararın doğmayacağının açık olduğunu, taraflarından yapılan araştırmada davacının…bank A.Ş. Tarafından … A.Ş’ye devir ve temlik edilen Kuşadası … İcra Müdürlüğü’nün … E. Sayılı dosyasını bedelini ödeyerek … A.Ş’den temlik aldığı, bu temlik sözleşmesinin davacı tarafından bizzat icra dosyasına sunulduğu, yine 03/10/2013 tarihinde bu dosyadan bizzat davacı tarafından taşınmazlar üzerindeki hacizlerin fekkinin talep edildiğinin de tespit edildiğini, bu dosyadan gönderilen fek müzekkeresinde 04/10/2013 tarihinde ilgili Tapu Sicil Müdürlüğü’ne ulaşmakla hacizlerin fek edildiğini, bu noktada artık davacının iradesinin dava dışı borçluya ait taşınmazlar üzerindeki haczin fekki olduğunun da tartışmadan vareste olduğunu, aynı tarihte aynı eylemi başkaca bir icra dosyasından bizzat kendisi yapan davacının artık müvekkilinin kendisini zarara uğrattığından bahsetmesinin mümkün olmadığını, zira davacının iradesinin açık bir biçimde taşınmaz üzerindeki hacizlerin fek edilmesi yönünde olduğunu, mevcut icra dosyalarından haczedilen taşınmazların tapu kaydının incelendiğinde de; taşınmazın kaydında hacizi bulunan tüm icra dosyalarından 2013 yılı Eylül ayı içerisinde hacizlerin fek edildiğinin anlaşıldığını, yine taşınmazların kaydında bulunan…bankası lehine tesis edilen ipoteğin 08/10/2013 tarihinde kaldırıldığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce taraf delilleri toplanmış davalı vekilinin 28/11/2016 tarihli dilekçesi ekinde sunulan CD’nin çözümünün yaptırılması bakımından dosya uzman bilirkişiye tevdi edilmiş, bu yönden sunulan 15/02/2017 tarihli bilirkişi raporu incelenip denetlenmiş, davanın niteliği ve toplanan deliller kapsamı dikkate alınarak HMK 200. maddesi gereğince tanık dinletme isteminin reddine karar verilmiştir.
İddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporu kapsamı birlikte değerlendirilmiştir,
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı tarafça davalı yana temlik sözleşmesi kapsamında yapıldığı bildirilen ve miktar ve ödemesi uyuşmazlık dışı bulunan ödemelerin davalıdan tahsilinin gerekip gerekmediği noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
Dava dışı alacaklı …bank T.A.Ş. Tarafından Kuşadası… İcra Müdürlüğü’nün … (yeni …) Esas sayılı icra dosyası ve Kuşadası … İcra Müdürlüğü’nün… Esas sayılı dosyası ile dava dışı borçlular hakkında takip başlatıldığı, dava dışı alacaklı …bank T.A.Ş tarafından daha sonra icra dosyalarının … Noterliğinin… yevmiye no’lu 07/01/2010 tarihli temlik sözleşmesiyle davalı … A.Ş’ye temlik edildiği, temlik alan davalı şirket tarafından 31.07.2015 tarihinde bahsi geçen her iki takip dosyası için iki ayrı temlik sözleşmesi ile davacıya temlik edildiği, davacı tarafça da davalı yana .. Esas sayılı takip dosyası için 200.000,00 TL ve …Esas sayılı takip dosyası içinde 100.000,00 TL olmak üzere toplam 300.000,00 TL ödemede bulunulduğu tesbit edilmiştir. Bu noktada uyuşmazlık taraflar arasında geçerli bir temlik sözleşmesinin bulunup bulunmadığı hususudur.
TBK temlik sözleşmesinde alelade yazılı şekli yeterli görmüştür( eBK 163,165, TBK 184 vd. Maddeleri). Yine eBK 13. maddesinde yazılı şekle tabi tutulan sözleşmelerin borç altına girenler tarafından imza edilmesi öngörülmüştür (TBK 14 vd.maddeleri).
Keza bu husus TBK 14. maddesinde “yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması”nın zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Bu itibarla alacağın temlikinin geçerliliği için temellük edenin imzasının bulunması zorunlu değildir.
Temlik ayrıca ne bu muamelenin düzenlenmesi anında, ne de bunun temellük edene teslimi anında mevcut olmayıpta, ancak temlik eden tarafından sadece örtülü olarak kabul edilmesiyle de meydana gelebilir. Taraflar arasında davaya konu icra dosyalarındaki hacizlerin fekki hususunda TBK 502.maddesi kapsamında bir vekalet sözleşmesinin kurulduğu, davalı şirketin hacizlerin fekki konusunda davacı tarafından vekil tayin edildiği ve bu sözleşme uyarınca davalının hacizleri fek ettiği, harçları ise davacının ödediği anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacının sözleşmelerin üst tarafında, sözleşmelerin aslını teslim aldığına dair imzalı beyanı bulunmaktadır ve bu kapsamda temlik edene de ödemede bulunmuş ve hacizlerinde de fekkini talep etmiş olmakla temlik sözleşmesinin kurulduğunun kabulü gerekir. Keza bilirkişi marifetiyle yapılan telefon dökümlerinde de, davacı ve davalı taraf arasındaki görüşmelerden bu husus teyid edilmiş bulunmaktadır. Açıklanan tüm bu nedenlerle davacının temlik sözleşmesi kapsamında, davacıya yaptığı ödemelerin istirdadını talebe hakkı bulunmadığı kanaatine varılarak bu yönde aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
KARAR : Gerekçede açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gerekli 35,90-TL karar ve ilam harcındın 5.123,25-TL peşin harçtan mahsubu ile geriye kalan 5.087,35 TL ‘ nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı taraf vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 23.950,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine,
5-Gider avansının harcanmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve istek halinde ilgili tarafa iadesine,
Dair; HMK’nun 6723 sayılı Kanunla değişik Geçici 3. ve 341/1 vd. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine istinaf dilekçesi sunulmak suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar taraf davacı vekilinin yokluğunda, davalı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı.
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim …
¸e-imzalıdır