Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.
T.C.
İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2021/153 Esas
KARAR NO:2023/612
DAVA:Sözleşmenin İptali
DAVA TARİHİ:29/05/2019
BİRLEŞEN … ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ … ESAS – … KARAR SAYILI DOSYASI
DAVA:Menfi Tespit
DAVA TARİHİ:08/07/2019
KARAR TARİHİ:17/07/2023
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit ve Sözleşmenin İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 2018 tarihinde düzenlenmiş olan akreditif sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme gereğince davalı firma davacıya öncelikle 20 ton penye kompact iplik teslim etmeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davacı firma da sözleşmede anlaştığı şartlarda ve sürede malın teslim edilmesi durumunda ilgili malın bedeli olan 71.000,00 USD’yi akreditif yolu ile neredeyse 1 yıl sora ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, ancak davalının akreditife konu malları davacı firmaya teslim etmediğini, 03 Temmuz 2018 tarihide davalı firma ile yapılan yazışmada davalı firmadan …’in sipariş verilen 1 kamyon compact penye 30/1 pamuk iplikle ilgili … tarafından hazırlanan kontrat ve proformayı gönderdiğini, onaylı suretinin iletilmesini içerir maili davacı firma yetkililerine gönderdiğini, davacı şirket tarafından söz konusu numara ve bilgilerin sorgulandığında ise davacı şirket tarafından davalının mailinde belirtmiş olduğu … …’ya tarafından 24/07/2018 tarihli dilekçe ekinde CMR belgesi ile yüklendiği iddia edilen malların hiçbir zaman Türkiye gümrüklerine ulaşmadığı, ayrıca adına CMR düzenlenen … firmasının2013 yılından bu yana aktif olmadığı … plakalı tırların son 3 aydır Türkiye sınırlarına girmedği gümrük makamlarına sorularak davacı firma tarafından öğrenildiğini, davalı firma en geç 27/08/2018 tarihinde malları teslim etmeyi taahhüt etmiş olmasına rağmen malalrı teslim edemediğini, söz konusu akreditife nedeniyle davacının zarara uğratıldığını, akreditife konu CMR belgesinde sahtecilik yaparak hile yaptıklarını, davalı tarafından edim yerine getirilmediğini, malın tesliminin gerçekleşmemesinden yaklaşık (04/10/2018 tarihli ihtarname tarihli) 3 ay sonra akreditife konu CMR belgeleriyle uzaktan yakından alakası olmayan ve davacı firmanın imzalamış olduğu sözleşmede istediği şartlara haiz olmayan farklı CMR numaralı bir malın gayri hukuki yöntemlerle gümrükten çekilmesi önerisi ile davacı firmaya teklif edildiğini, bu nedenle davacı tarafça çekilen … Noterliğinin 09/10/2018 tarih ve … yevmiye nolu cevabi ihtarnamesi ile dolandırıcılık, resmi ve özel evrakta sahtecilik suçlarına konu olacak bu teklifi kati şekilde reddettiğini, ayrıca yapılan araştırmaya göre davalı firmanın yükleme ve gümrükleme işlemleri için yetkilendirdiği Türkiye’de mukim … A.Ş isimli firmanın bu işi alışkanlık haline getirdiğini, sahte CMR belgeleriyle oyaladığını, hatta … Tic. Ltd. Şti. isimli firmanın şikayetine haiz … C.Başsavcılığının … Hazırlık soruşturmasına konu olunduğunu, sözleşmede belirtilmiş olan edimin yerine getirilmemesinden dolayı akreditif bedelinin ödenmesi halinde telafisi imkansız zararlar doğacağını, malın teslimi ve sözleşmenin ifa yeri … olduğundan ve davacı firma …’ta mukim bulunduğundan işbu davanın … Mahkemelerinin görev ve yetki alanına girdiğini, davalının yapılacak ödemenin muhabir bankası İsviçre’de olduğunu, davacı şirket ödemeyi … Bankası … Şubeleri üzerinden gerçekleştirmeyi taahhüt ettiğini, bu nedenle öncelikle malların teslimi edimi hiçbir zaman yerine getirilmediğinden zararların doğmaması için teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilmesine, sözleşmenin iptali ile davalı tarafa borçlu olunmadığının tespitine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında bulunan 03.07.2018 tarihli satış sözleşmesine göre yargı yeri İsviçre olduğunu, uygulanacak hukuku da İsviçre Hukuku olduğunu, dolayısıyla verilen tedbir kararı yetkisiz mahkeme tarafından verildiğini, tedbirin hukuka ve usule aykırı olduğunu, tedbirin kaldırılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için Türk Mahkemelerin yetkili olduğu kabul edilse bile, yetkili mahkemeler İstanbul Mahkemeleri olduğunu, akreditifte bir temel ilişki (satış sözleşmesi), bir de bu ilişkiden doğan borcu ifa etmeyi amaçlayan akreditif ilişkisi bulunduğunu, bu iki ilişki, aralarındaki ekonomik bağlılığa rağmen hukuken birbirinden tamamen bağımsız olduğunu, bir bankanın akreditif bedelini ödeme yükümlülüğü, alıcının (amirin) akreditif bankasıyla veya satıcıyla (lehtarla) olan ilişkilerinden kaynaklanan hak taleplerine veya savunmalarına tâbi olmadığını, akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız olması ilkesi gereği satıcının … veya ayıplı ifası kural olarak bankanın ödeme yükümlülüğünü dahi etkilemeyeceğini, davacı taraf hem malların teslim edilmediğini hem de malın süresi içinde teslim edilmediği belirttiğini, buna göre bu iki ifade arasında çelişki olduğunu, sözleşmeye göre; müvekkilinin yüklemeyi uzatma yetkisinin herhangi bir süre belirtilmeksizin sözleşmede kararlaştırıldığını, ayrıca sözleşmeye göre davacı taraf, proforma faturanın onaylandığı tarihten itibaren 5 gün içinde akreditifi müvekkilin bankasına ulaştırmakla yükümlü olduğunu, bu konuya ilişkinde davacı taraf sözleşmeye ilişkin yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair herhangi bir delil dosyaya sunulmadığını, yine sözleşmeye göre davacı tarafın bu yükümlülüğünü yerine getirmez ise müvekkilinin yüklemeyi uzatmak, siparişi iptal etmek ve fiyatı tekrar kararlaştırma yetkisine sahip olduğu açıkça yazdığını, davacı tarafın sözleşmeye uygun hareket ettiğini kanıtlaması gerektiğini, kısaca müvekkilinin sözleşmeye göre edimlerini ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, sözleşmede kararlaştırılan ücreti almaya hak kazandığını, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına gerektiğini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen dosyada davacı vekilinin Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesinde özetle; sahte CMR belgeleriyle düzenlenmiş ve hiç bir zaman müvekkile teslim edilmeyen mallara ilişkin akreditiften dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile … Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas sayılı dosyasında verilen tedbir ve teminat ile davalı … Bankasının 02/07/2019 tarihli müzekkere cevabı da gözetilerek, tedbirin daha önce aynı konuda teminata bağlanmış olduğu, bu nedenle tedbir talebinin teminatsız kabulüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla ”Dava sonuçlanıncaya dek davalı … Bankasına müzekkere yazılarak … referans nolu akreditif ödemesinin tedbiren durdurulmasını, ayrıca işbu davanın dava konusunun aynı olması sebebiyle … Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas sayılı dosyasına birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen dosyada davalı vekilinin Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın birleşen dosyada davalı olduğunu, asıl yargılama dosyasının ve birleştirilen yargılama dosyasının husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, asıl yargılama dosyasının itilaf konusu olan malların teslim edilip edilmediği noktasında; müvekkili bankanın sorumluluğu bulunmadığını, akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız nitelikte olması sebebiyle davanın müvekkili banka yönünden husumet yöneltilebilmesi mümkün olamayacağını, asıl dava olan menfi tespit davasında, davacının tedbir taleplerine ilişkin %15 teminat karşılığında açılacak olan icra takibine ilişkin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verildiğini, bununla birlikte müvekkili Banka Şubesi olan … Bankası … Şubesine akreditif sözleşmesinin ödenmesinin durdurulması talebinin reddi kararı verilmesine üzerine Yasal Mevzuata ve TMK md 2 kurallarına aykırı şekilde hukuki çözüm yaratma gayesiyle ek dava açmak suretiyle müvekkili bankaya husumet yöneltildiğini, müvekkil Banka Akreditif Sözleşmesi Sorumluluğunu eksiksiz yerine getirdiğini, davacı ile davalı … arasındaki itilafın tarafı konumunda kesinlikle olmadığını, bu nedenle davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
… Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas, … Karar sayılı ve 09/07/2019 tarihli ilamı ile dosyanın … Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
… Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas, … Karar sayılı ve 03/12/2019 tarihli ilamı ile, davalı tarafın yetkisizlik itirazları dikkate alınarak yetkisizlik kararı verildiği, dosyanın mahkememize gönderildiği ve Mahkememizin 2021/153 Esas sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce banka, gümrük kayıtları ve araç tescil kayıtları celp edilerek dosya kapsamına alınmıştır.
Bankacı ve Karayolu Taşıma Uzmanı bilirkişilerin 31/05/2022 tarihli raporunda özetle; 1)Bankacılık yönünden yapılan işlemler incelendiğinde; Davalı bankaca davacı şirket lehine … Referans No-lu, +/- %10 opsiyonlu 71.000,00USD tutarlı “vadeli akreditif” açıldığı, Davalı bankanın muhabiri … … – Avusturya tarafından davalı … Bankası’na vesaiklerin gönderildiği ve adı geçen davalı banka tarafından da 77.567,50USD’lık akreditif bedeline ilişkin ödemenin 19.07.2019 akreditif vadesinde yapılacağının teyit edildiği, fakat … 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tedbir kararı uyarınca, … … …’ya akreditif bedelinin halen ödenmediğinin anlaşıldığı, Akreditifile ilgili vesaiklerin davalı bankaca makul bir özenle incelendiği ve davacıya ihbar edildiği, ancak davacı tarafından vesaiklerin teslim alınmadığı, Ayrıca, dava dosyası kapsamında davalı bankaca gerçekleştirilen akreditif tahtındaki işlemler konusunda, davalı bankaya bir husumet de yöneltilmediği, bu sebeple davalı … Bankası’na yüklenilecek bir sorumluluk bulunmadığı, Taşıma Mevzuatı yönünden yapılan incelemede; CMR belgesi ile (… … plakalı araçlar) yüklendiği iddia edilen malların hiç bir zaman Türkiye Gümrüklerine ulaşmadığını, ayrıca adına CMR düzenlenen … firmasının 2013 yılından bu yana aktif olmadığı, belirtilen plakalı araçların son 3 aydır Türkiye sınırlarına girmediklerinin öğrenildiğini, Davacı tarafından iddia edilen bu hususların ilgili gümrük müdürlüklerine yazı ile yapılan müracaat neticesinde öğrenilebileceği, (Gümrüklü sahaya gelen kara taşıtlarının bilgileri gümrük idaresince bilgisayar sistemine girilir.) ayrıca taşıyıcıda bulunan CMR Belgesinin aslının dosya muhteviyatında bulunmadığı, Öncelikle aracın Gümrükten geçiş yapıp yapmadığı hususunun netleştirilmesi gerektiği, her halükarda eğer ürünün Gümrükten Geçiş yapması ancak davacıya ulaştırılmamış olması durumunda malin teslim edilmemiş/ geç teslim edilmesinden dolayı CMR Konvansiyonu kapsamında malın toplam ağırlığı ile doğru orantılı olarak SDR hesaplaması yapılmasına müteakip sorumluluk limitinin tespit edilerek sorumlu tutulabileceği, Ancak aracın yükleme yapılıp Türkiye Gümrüğüne geliş aşamasındaki tüm Gümrük Birimlerinden aracın gerekli işlemleri yaptırıp geçiş yapıp yapmadığı hususunun netleştirilmesi gerektiği, … firmasının 2013 yılından bu yana aktif olup olmadığı hususunun ilgili birimler tarafından irdelenmesi ve değerlendirilmesinin Sn. Mahkemenin takdirlerine maruz olduğu görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Bankacı ve Karayolları Taşıma Uzmanı bilirkişilerin 29/03/2023 tarihli ek raporunda özetle; Kök rapordaki görüş ve kanaatlerin aynen devam ettiği görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Asıl ve birleşen dava dosyası kapsamında uyuşmazlık, malın teslim edilmediği iddiası kapsamında akreditif sözleşmesinin iptali ve sözleşme kapsamında borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
… Bankasının amir banka konumunda olduğu, … referans nolu 19/07/2019 vadeli akreditif sözleşmesinde davacının alıcı, asıl davada davalı … …’nın satıcı olduğu 20.000 kg penye kompact ipilk için 03/07/2018 tarihli, 71.000,00 USD bedelli, …-18 numaralı proforma fatura ve 04/07/2018 sipariş evrakına dair mal satışından kaynaklanmakta olup muhatab banka yurt dışında kain … … … AT bankasıdır. Satım sözleşmesi için bağlantı davalı … …’nın acentesi konumunda olan dava dışı … adlı şirket aracılığıyla yapılmıştır.
Davalı … …’nın her ne kadar İsviçre Mahkemelerinin yetkisine dair itirazı bulunsa da bu belirlemenin sadece proforma fatura ve … ile davalı şirket arasındaki acente sözleşmesinde geçtiği, davacının yargı yeri belirlemesine dair iradesini yansıtan herhangi bir evrak, sözleşme kaydı ve sair delil bulunmadığından uyuşmazlığın çözümünde Türk Mahkemelerinin yargı hakkı olduğuna kanaat edilmiştir.
Akreditif, mal satın almış bir kimsenin banka ile yapmış olduğu anlaşma üzerine o bankanın belli belgelerin satıcı (lehtar) tarafından ibrazı karşılığında, bu satıcıya satış parasının ödenmesini hedef tutan bir akittir. Akreditif, genelde ithalatçı ile akreditif bankası arasında yapılan bir sözleşmedir. Akreditifte üçlü bir ilişki doğmakta ise de; sözleşme alıcı ile banka arasında kurulmaktadır. Akreditif bankası, genellikle ithalatçının ülkesinde bulunan ve müşterisi olduğu bir bankadır. Bu banka da, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmek için ihracatçının ülkesinde bulunan bir banka ile anlaşır.
“Akreditif özel bir borç ilişkisi olmasına rağmen, yasal bir düzenlemesi yoktur. Akreditifler hakkında Milletlerarası Antlaşmalar da yapılmamıştır. Milletlerarası ticarette, tüm dünyada uygulanan kurallar Milletlerarası Ticaret Odası (MTO) tarafından yürürlüğe sokulan ve 1994 yılından beri uygulanan 600 Sayılı Akreditifle İlgili Yeknesak kurallardır. Satıcı akreditifte belirlenen belgeleri ibraz etmekle kural olarak akreditif bedelini tahsil etme hakkına sahip olmaktadır. 600 Sayılı Kuralların 3. maddesi akreditifin bağımsızlığını ve lehtara karşı belgelere bağlı olarak mücerret borç ikrarını, 4. maddede de akreditifin mallarla ilgisinin olmadığı vurgulanmaktadır. Gönderilen malların satış sözleşmesi koşullarına uygun olmaması, düşük kaliteli, ayıplı, hasarlı, eksik olması veya başka mal gönderilmesi halinde bankanın ödeme yükümlülüğü kural olarak devam eder.Akreditifte bir temel ilişki (satış sözleşmesi), bir de bu ilişkiden doğan borcu ifa etmeyi amaçlayan akreditif ilişkisi bulunmaktadır. Bu iki ilişki aralarındaki ekonomik bağlılığa rağmen hukuken birbirinden bağımsızdır. Bundan dolayı temel ilişkinin veya akreditif ilişkisinin geçersiz olması diğerinin geçerliliğini etkilemediği gibi, temel ilişkiden doğan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi de kural olarak bankanın ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Diğer bir ifadeyle bir bankanın akreditif bedelini ödeme yükümlülüğü, alıcının (amirin) akreditif bankasıyla veya satıcıyla (lehtarla) olan ilişkilerinden kaynaklanan hak taleplerine veya savunmalarına tâbi değildir.
Ancak akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız olmasına rağmen uygulamada en çok karşılaşılan sorunlardan biri temel ilişkiden doğan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesine (özellikle … ve ayıplı ifa) bağlı olarak akreditifin ödemesinin durdurulmasının talep edilmesi ve bu konuda ihtiyati tedbir kararı alınmasıdır.
Gerek yargı uygulaması gerekse öğretide her ne kadar temel ilişki ile akreditif ilişkisi birbirinde bağımsız olsa da temel ilişkiden doğan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hallerinde akreditif ödemesinin durdurulabileceği kabul edilmektedir.
Bu çalışmada, akreditif ilişkisinde temel ilişkiden doğan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hallerinin (… ve ayıplı ifa) akreditif ilişkisine etkisi ortaya konulmaya çalışılacaktır. Konunun daha iyi ortaya konulabilmesi için temel ilişki ile akreditif sözleşmesi arasındaki ilişkiye, bankaların ibraz edilen belgeleri inceleme yükümlülüğüne de değinilecektir.
Akreditif ilişkisi birden fazla hukukî ilişkiyi bünyesinde barındıran çeşitli ilişkilerden oluşmaktadır. Akreditif ilişkisinden söz edebilmek için öncelikle alıcı (amir) ile satıcı (lehtar) arasında bir satış sözleşmesinin olması ve ödemenin akreditif yoluyla yapılmasına kararlaştırılması gerekir. Taraflar satış sözleşmesine ödemenin akreditif yoluyla yapılmasına ilişkin hüküm koyabileceği gibi bu konuda ayrı bir sözleşme de yapabilirler Uygulamada genellikle satış sözleşmesine hüküm koyularak ödemenin akreditif yoluyla yapılması kararlaştırılmaktadır.
Ödemenin akreditif yoluyla yapılmasının kararlaştırılması, doğrudan akreditif ilişkisinin kurulmasına yol açmaz; bu durum alıcıya akreditifi açma borcu yükler.
Buna göre alıcı, bir bankaya başvurarak akreditif açtırmakla yükümlüdür. Alıcı, akreditifi açtırmazsa, sözleşmeye aykırı davranmış olur ve satıcı, borcun ifa edilmemesi hükümlerine dayanarak (borçlu temerrüdü) sahip olduğu hakları kullanabilir.
Alıcının akreditifi açtırmasından sonra akreditifi açan banka, satıcının ülkesinde bulunan şubesi, şubesi yoksa başka bir banka aracılığıyla durumu satıcıya bildirir. Satıcı, sözleşme uyarınca kararlaştırılan belgeleri hazırlayarak bankaya ibraz eder; banka belgelerin akreditif şartlarına uygun olduğuna karar verirse ödemeyi yapar.
Görüldüğü üzere akreditif ilişkisinin temelini, sebebini taraflar arasındaki temel ilişki oluşturmaktadır. Temel ilişkinin kurulmasına bağlı olarak alıcının akreditif açtırma yükümlülüğü doğmaktadır.
Ancak her ne kadar akreditifi açtırma borcu temel ilişkiden doğan bir yükümlülük olsa da akreditif ilişkisinin en önemli özelliklerinden biri temel ilişkiden bağımsız
olmasıdır8. Akreditif, temel ilişkiden doğan borcun ifası amacıyla yapılmış olsa bile hukuken bu iki sözleşme arasında bir bağlılık bulunmamaktadır. Akreditif ilişkisinde alıcı, satıcı ile yaptığı sözleşme uyarınca herhangi bir banka ile akreditif açılmasına ilişkin bir sözleşme yapmaktadır. Ancak akreditif sözleşmesinde temel ilişkiye değinilmiş olup olmaması akreditif sözleşmesini etkilememekte, akreditif sözleşmesinin
tarafı olan bankalar sadece akreditif sözleşmesiyle bağlı olarak hareket etmektedir.
Diğer bir ifadeyle banka akreditiften doğan borcunu ifa ederken temel ilişkiyi değil, akreditif koşullarını esas almakla yükümlüdür. Bu durum Milletlerarası Ticaret Odası’nın Birörnek Kuralları’nın “Sözleşmeler Karşısında Akreditifler” başlığı altındaki 4/a maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Doğası itibariyle bir akreditif, dayandırılabileceği satış sözleşmesinden veya diğer bir sözleşmeden ayrı bir işlemdir. Akreditifte her ne şekilde olursa olsun bir sözleşmeye değinilmiş olsa bile bankalar böyle bir sözleşmeyle ilgilenmezler ve onunla bağlı değillerdir. Bu nedenle bir bankanın akreditif altındaki ibrazı karşılama, iştira etme veya diğer herhangi bir yükümlülüğünü yerine getirmesine
ilişkin taahhüdü, amirin amir bankayla veya lehtarla olan ilişkilerinden kaynaklanan hak taleplerine veya savunmalarına tabi değildir.”. Buna göre, ibrazı karşılamakla yükümlü olan akreditif bankası, akreditif bankası ile akreditifi açtıran arasındaki karşılık ilişkisinden, akreditif amiri ile akreditif lehtarı arasındaki temel ilişkiden ve bankaların kendi aralarındaki ilişkilerden doğan savunmaları (itiraz ve def’iler), akreditif lehtarına karşı ileri süremez. Bunun tek istisnası akreditif lehtarının ödeme talebini kötüye kullanmasının veya hilesinin açıkça
varlığıdır. Akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız olmasının uluslararası ticaretin işleyişi bakımından önemli bir fonksiyonu bulunmaktadır. Taraflar temel ilişkiden doğan savunmalarını ileri sürebilselerdi, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmesine bağlı olarak çoğu durumda bankanın ödeme yapması engellenerek akreditif ilişkisi
uygulanamaz hale gelirdi ve kurum, tarafların alacağını ödeme ve güvenceye alma fonksiyonunu kaybederdi.
Öğretide, akreditif ilişkisinin bağımsızlığı ilkesinin yetersiz de olsa genel olarak TBK m. 557/I’de düzenlendiği belirtilmektedir. TBK m. 557/I’de havale ödeyicisinin borcu şu şekilde düzenlenmiştir: “Havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına bildirirse, ifa ile yükümlü olur ve ona karşı, ancak
aralarındaki ilişkiden veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir; havale eden ile kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez.”. Akreditifte havalede olduğu gibi banka, temel ilişkiden bağımsız olarak belli bir miktarı lehtara ödeme yükümlülüğü altına girmektedir. Temel ilişki veya amir ile banka arasındaki
ilişki kural olarak bankanın ödeme yükümlülüğünü etkilememektedir. Temel ilişkiden doğan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmeme ihtimaline karşı taraflar, akreditif şartlarında, varma veya gönderme yerinde bilirkişi tarafından malın kalitesi hakkında hazırlanmış bir belgenin gösterilmesini veya malın kontrolünden ya da alıcı tarafından kabulünden sonra bedelin ödenmesini kararlaştırabilir. Bu halde alıcı, akreditif ilişkinin temel ilişkiden bağımsız olması ilkesine karşı kendisini koruyarak, likit kanıt veya ihtiyati tedbir kararına gerek kalmaksızın lehtarın akreditif bedelini talep etmesini engelleyebilir.
Temel ilişkinin geçersizliğinin akreditif ilişkisini nasıl etkileyeceği akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız olması ilkesi uyarınca değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Temel ilişki kesin hükümsüzse, bu sözleşmeye dayanarak akreditif açılması istenemez. Geçersiz olan bir sözleşmeden borç doğmayacağı için satıcı bu sözleşmeye dayanarak akreditifin açılmamasından dolayı alıcının sorumluluğuna başvuramaz.
Hatta akreditif açma yükümlülüğü asıl sözleşmeden bağımsız bir sözleşmeyle üstlenilmiş olsa bile durum değişmez. Temel ilişki kesin hükümsüz olmasına rağmen alıcı akreditifi açarsa, temel ilişkinin geçersizliğinin akreditif ilişkisinin geçerliliğini etkileyip etkilemeyeceği açıklığa kavuşturulması gereken önemli konulardan biridir. Akreditifte temel ilişkinin geçersiz olması (şekle aykırılık, ehliyetsizlik, irade bozukluğu halleri gibi), kurulmuş olan
akreditif sözleşmesi uyarınca ödeme yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Akreditif sözleşmesi geçerli olarak kurulduğu hallerde amir banka, lehtara (satıcıya) akreditifte öngörülen koşullarla ödeme yapmakla yükümlüdür. Çünkü akreditifin açılmasıyla lehtara akreditiften yararlanma hakkı verilmektedir. Bu durumda akreditifi
açan banka, temel ilişkinin kesin hükümsüz olmasından bağımsız olarak ödeme yapmakla yükümlüdür. Bunun sebebi yukarıda da bahsetmiş olduğumuz, temel ilişkinin akreditif ilişkisinden bağımsız ve soyut olması, bankanın lehtara öngörülen belgeleri ibraz etmesi halinde ödeme yapmayı vaat etmesidir. Ancak alıcı (amir), lehtara ödeme yapılmasından dolayı akreditif bankasına ödeme yapmak zorunda kalırsa, yapmış olduğu ödemeye sebepsiz zenginleşme hükümlerince lehtardan isteme hakkına sahiptir. Alıcı, temel ilişkinin geçersiz olduğunu bilerek akreditifi açtırmışsa ve akreditif bankası ödemeyi yapmışsa, kanaatimizce bu halde alıcı ödemiş olduğu bedelin sebepsiz zenginleşme hükümlerince iadesini isteyememelidir (TBK m. 78/I). Ancak bazı hallerde temel ilişkinin kesin hükümsüz olması sebebiyle lehtarın ödeme talebinde bulunması dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirilmektedir. Buna göre, temel ilişkinin kanuna ve ahlâka aykırı veya suç oluşturan bir nitelik
taşımasında hem alıcının hem de satıcının bilgisinin bulunması ve söz konusu sebeplerle sözleşmenin geçersiz olması hallerinde lehtarın ödeme talebi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Özellikle uyuşturucu satışı, insan kaçakçılığı, taklit mal satış, kanuna aykırı silah ticareti, kara para aklanması gibi haller bu duruma örnek
österilmektedir. Böyle hallerde temel ilişki kesin hükümsüz olup, bu ilişki uyarınca açılan akreditiflere dayanarak ödeme yapılması istenemez.
Temel ilişkinin geçersiz olması halinde alıcının (amir) sahip olduğu başka bir imkân ise lehtar aleyhine ihtiyati tedbir kararı alarak banka tarafından ödemenin engellenmesidir. Her ne kadar buna ilişkin açık bir düzenleme olmasa da alıcıların bu yola sıklıkla başvurduğu görülmektedir. Alıcı ile satıcı arasında temel ilişkinin (satış sözleşmesinin) kurulması sonrasında alıcı ile banka (amir banka) arasında akreditif açılmasına ilişkin akreditif sözleşmesi yapılmaktadır. Alıcı bankaya başvurarak, satıcı ile aralarında bir satış sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşme ile satıcı lehine akreditifin açılması talimatını verir. Bu sözleşme ile banka, alıcının talimatı üzerine satıcıya karşı, koşula bağlı nitelikte belli bir miktar parayı ödeme taahhüdü altına girmektedir. Akreditif sözleşmesinin kurulması üzerine banka (amir banka) akreditifin lehtarına (satıcıya), lehine bir akreditif açıldığını ve malları yükleyip öngörülen belgeleri ibraz etmesi halinde kendisine ödeme yapacağını bildirir. Satıcı, istenilen belgeleri bankaya ibraz ettiğinde akreditife konu miktarı kendisine ödenmesini isteme hakkını elde eder.
Alıcı ile banka arasındaki akreditif sözleşmesinin geçersiz olması halinde bankanın satıcıya karşı akreditifin açıldığını bildirme ve ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu halde bankanın herhangi bir işlem yapmaması, alıcıya karşı sorumluluğuna yol açmaz. Ancak banka, geçersiz sözleşmeye rağmen akreditifi lehtara bildirirse, bu halde lehtarın gerekli belgeleri ibrazı halinde, ödeme yapma yükümlülüğü doğar. İbrazı karşılamakla yükümlü olan banka, lehtara karşı amir banka ile akreditif
açtıran arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez. Örneğin, bu ilişkinin
şekle aykırılık, ehliyetsizlik veya irade bozukluğu sebebiyle geçersiz olmasına dayanamaz. Bunun sebebi, akreditif bankasının, geri dönülemez nitelikte belli bir miktar bedeli ödemeyi taahhüt etmesidir.
Akreditifi açan banka ile akreditif lehtarı arasındaki ilişki, doğrudan, muhabir
banka veya teyit bankası aracılığıyla akreditifi açtığını lehtara bildirmesi ile kurulur. Alıcının, akreditif açılmasına yönelik olarak banka ile sözleşme imzalaması, bankaya akreditif açma talimatı vermesi veya bankanın akreditif açmayı kabul etmesi, banka ile lehtar arasında herhangi bir ilişki kurulmasına yol açmaz. Bankanın akreditif açılmasına ilişkin bildirimi tek taraflı varması gerekli bir irade açıklamasıdır. Bildirim ile bankanın lehtara karşı ödeme yükümlülüğü doğmakta olup, banka ile lehtar arasında ayrıca sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Ancak bankanın tek taraflı bildirimi ödeme yükümlülüğünün doğması için yeterli olmayıp, lehtarın da bunu kabul etmesi gerekir.
Akreditif bankası ile lehtar arasındaki ilişkiden bir kısım def’iler doğabilir ve bu durum akreditif bankasına ödeme yapmaktan kaçınma hakkı verir. Takas, belgelerin süresi içinde ibraz edilmemesi, yenileme bu niteliktedir.
Alıcı ile banka arasındaki sözleşme geçerli olsa bile, bankanın lehtara ödeme yapma yükümlülüğünün söz konusu olabilmesi için aralarında geçerli bir hukukî ilişkinin bulunması gerekir. Akreditif bankası ile lehtar arasındaki ilişkinin geçerli bir şekilde kurulmadığı hallerde, akreditif bankası, bu ilişkiden doğan itiraz ve def’ileri ileri sürerek ibrazı karşılamaktan kaçınabilecektir. Çünkü akreditif bankası ile lehtar arasındaki ilişkinin geçerliliği genel hükümlere bağlıdır.
Satıcının temel ilişkiden doğan borcunu hiç ifa etmemesi halinde akreditif ilişkisinin taraflarına başvurarak satış bedelini talep edebilmesi çok zordur. Çünkü akreditif ilişkisinde bankalar, ifanın gerçekleştiğini gösteren belgelerle hareket etmekte, ifanın gerçekleşmesine bağlı olarak sözleşmede kararlaştırılan belgelerin ibrazıyla
ödeme yapmaktadır.
Akreditif ilişkilerinde en çok karşılaşılan sorunlardan biri satıcının kararlaştırılandan başka bir şey teslim etmesi (… ifa) veya gönderilen şeylerin ayıplı olmasıdır. Borçlunun borçlanılan edimden başka bir şey teslim etmesi, öğretide … ifa
(yanlış edim) olarak adlandırılmaktadır. … ifa, taraflarca kararlaştırılan edimin yerine başka çeşit ve nitelikte bir şeyin verilmesidir. Diğer bir ifadeyle … ifada, borçlanılmış olan şeyden başka bir şeyin teslimi söz konusudur. Ayıp ise satılanın satıcının bildirdiği nitelikleri taşımaması veya satılanın nitelik veya niteliğini etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukukî ya da ekonomik eksikliklerin bulunmasıdır (TBK m. 219)41. Uygulamada … ifa ile ayıplı ifa ile sıklıkla karıştırılmaktadır. … ifada borçlu sözleşmede kararlaştırılandan başka bir şey verdiğinden bu halde ifa hiç gerçekleşmemekte, borçlu ifa etmemenin sonuçlarından sorumlu olmaktadır. Oysa ayıplı
ifada satıcı, sözleşmede kararlaştırılan şeyi teslim etmekte, ancak teslim edilen şey
satıcı tarafından bildirilen veya satılanın objektif olarak taşıması gereken nitelikleri
taşımamaktadır.
… ifada borcun hiç ifa edilmemiş olduğu kabul edildiğinden, borçlu TBK m. 112 vd. hükümlerince alacaklıya karşı sorumlu olmaktadır. Ancak akreditif ilişkisinde borcun hiç ifa edilmemesiyle … ifası arasında fark bulunmaktadır. Şöyle ki,
hiç ifa etmemede, satıcı ifayı gerçekleştirdiğine ilişkin belgelere sahip olamadığından
bankaya başvurup akreditif bedelini alamayacaktır. Oysa … ifada, teslim edilen
şey, kararlaştırılandan farklı olsa bile, şeklen ifa gerçekleştiğinden, satıcı (lehtar) ifanın gerçekleştiğine ilişkin belgeleri ibraz ederek akreditif bedelini talep edebilecek,
bankalar da bu belgeleri şeklen inceleyip, belgelerin akreditif sözleşmesindeki koşulların taşınması halinde ödemeyi yapabilecektir. Ayıplı ifada da benzer durum söz
konusudur. Satıcı, malları teslim edip, gerekli belgeleri ibraz ederek bedelin ödenmesini istemekte, bu aşamada yapılan gözden geçirmeyle malların ayıplı olduğu
anlaşılmaktadır. Bedelin satıcıya ödenmesi halinde alıcı, satıcıya başvuru hakkını
kaybetmemekle birlikte akreditif sözleşmesi gereği bankanın ödemiş olduğu bedeli,
komisyonuyla birlikte ödeme yükümlülüğü doğmaktadır. Özellikle alıcı ve satıcının
farklı ülkelerde olduğu göz önünde bulundurulduğunda, alıcının, borcun gereği gibi
ifa edilmemesinden doğan haklarını kullanması zorlaşmaktadır. Bundan dolayı uygulamada, … veya ayıplı ifa hallerinde mahkemeye başvurularak ihtiyati tedbir
kararı alınarak lehtara ödeme yapılması engellenmektedir. Böylece akreditife hâkim
olan akreditifin temel ilişkiden bağımsız ve bankaların sadece belgeleri incelemekle
yükümlü olması ilkesi, ihtiyati tedbir kararlarıyla kısmen bertaraf edilmektedir.
Akreditif ilişkisinde alıcı, akreditif açılmasına ilişkin talebinde ibraz edilecek belgeleri de bildirir. Banka aldığı talimatı satıcıya iletir ve satıcı istenen belgeleri hazırlayarak bankaya ibraz eder. Belgeler akreditif şartlarına uygunsa, banka ödemeyi yapar.
Böylece alıcı belirli koşulları yerine getirmeden satıcıya ödeme yapılmamasından
emin olduğu gibi satıcı da akreditif koşullarının yerine getirilmesi halinde alacağına
kavuşma güvencesine sahip olur. Ancak satıcının alacağını elde edebilmesi mutlaka
akreditif ilişkisinde öngörülen belgeleri teslim etmesine bağlıdır. Aksi halde ödeme
talebi yerine getirilmez.
Akreditifte bankanın ödeme yükümlülüğü öngörülen belgelerin ibrazına bağlıdır. Ancak bankanın ödeme yapmadan önce ibraz edilen belgelerin akreditif şartlarına uygun olup olmadığını inceleme yükümlülüğü bulunmaktadır44. Banka ibraz
edilen belgelerin talimatta belirtilen belgeler olup olmadıklarını, talimatta belirtilen
koşulları taşıyıp taşımadıklarını ve zamanında ibraz edilip edilmediklerini inceler.
Satıcının bankaya başvurması tek başına ödeme yükümlülüğünü doğurmaz; ödeme yükümlülüğü ancak akreditife uygun belgelerin akreditifte öngörülen koşullarla ibrazıyla söz konusu olur.
Bankanın kendisine ibraz edilen belgeleri inceleme yükümlülüğü, belgelerin şekli anlamda akreditif şartlarına uygunluğunun denetlenmesi olarak ifade edilmektedir. Bankanın inceleme yükümlülüğü amir (alıcı) ile lehtar (satıcı) arasındaki temel
ilişkiden bağımsızdır. Akreditifte banka, sadece amir ile lehtar arasındaki ödeme
ilişkisine aracılık etmekte, taraflar arasındaki temel ilişkiyle ilgilenmemektedir. Bu
durum UCP 600 m. 4’de “Doğası itibariyle bir akreditif, dayandırılabileceği satış sözleşmesinden veya diğer bir sözleşmeden ayrı bir işlemdir. Akreditifte her ne şekilde olursa
olsun bir sözleşmeye değinilmiş olsa bile bankalar böyle bir sözleşmeyle ilgilenmezler ve
onunla bağlı değillerdir. Bu nedenle bir bankanın akreditif altındaki ibrazı karşılama,
iştira etme veya diğer herhangi bir yükümlülüğünü yerine getirmesine ilişkin taahhüdü,
amirin amir bankayla veya lehtarla olan ilişkilerinden kaynaklanan hak taleplerine veya
savunmalarına tabi değildir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Bankalar ödeme yaparken ibraz edilen belgelerin akreditif şartlarına uygunluğunu değerlendirmeleri gerekir. Bankalar, belgelerin akreditif şartlarına uygun olup
olmadıklarını, istenilen şekilde düzenlenip düzenlenmediklerini, istenilen kurumlardan alınıp alınmadıklarını incelerken akreditif talimatındaki şartlara sıkı sıkıya bağlı
kalmakla yükümlüdürler. Bankaların akreditif metninde yer alan şartları yorumlama
yetkileri bulunmamaktadır. Bankayı akreditif şartlarının lafzı ile bağlayan, ona yorum yapma hakkı vermeyen bu ilkeye “akreditif şartlarına sıkı sıkıya bağlılık” ilkesi
denilmektedir.
Değerlendirme sonucunda ibraz edilen belgelerin akreditif şartlarına uygun olduğu belirlenirse, bankanın akreditif bedelini ödeme yükümlülüğü doğar; ancak ibraz
edilen belgeler akreditif şartlarını taşımıyorsa banka ödeme yapmaktan kaçınabilir,
hatta kaçınmak zorundadır. İbraz edilen belgeler akreditif koşullarını taşımamasına
rağmen ödeme yapılırsa, banka amire rücu edemez. Ancak bankanın belgeleri inceleme yükümlülüğü şeklidir; banka belgeleri incelerken borcun hiç veya gereği gibi ifa
edilip edilmediğiyle ilgilenmez. Diğer bir ifadeyle inceleme yükümlülüğü belgelerin
dış görünüşüyle sınırlıdır. Bankaya ibraz edilen belgeler şekli olarak akreditif koşullarını taşıyorsa banka lehtara ödemeyi yapar. Bu durum UCP 600 m. 5’de, “Bankalar
belgelerin ilişkili olabileceği malları, hizmetleri veya yapılan işleri değil, belgeleri göz
önünde bulundurarak (belgeler üzerinden) işler yaparlar.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bankaların belgeleri incelemesi 1974 tarihli 290 sayılı, 1984 tarihli 400 ayılı ve 1994 tarihli 500 sayılı revizyonlarda “makul bir özenle” yapması gerektiği düzenlenmişti. Ancak 01.07.2007 tarihinde yürürlüğe giren UCP 600 revizyonunda
“makul özen” ifadesine yer verilmemiştir. Bunun sebebi, uluslararası standart bankacılık uygulaması ölçütünün yeterli olmasıdır. Son düzenlemede makul bir özen
ifadesine yer verilmemiş olsa bile ülkemiz hukuku bakımından bankaların ibraz edilen belgeleri özenle inceleme yükümlülüğü devam etmektedir. Hiçbir düzenleme bulunmasa bile TMK m. 2 gereği, bankaların ibraz edilen belgeleri özenle incelemekle
yükümlüdür. Çünkü bankaların faaliyeti, idarece verilen bir imtiyaza dayanmakta
olup, bankalar hafif kusurlarından bile sorumludurlar.
Bankaların belgeleri inceleme yükümlülüğü UCP 600 m. 14/a’da düzenlenmiştir. Bu hükme göre, “Görevi çerçevesinde hareket eden bir görevli banka, varsa bir teyit
bankası ve amir banka, belgelerin dış görünüşleri itibariyle uygun bir ibrazı oluşturup oluşturmadığım belirlemek için sadece belgeleri esas alarak ibrazı incelemelidir.”.
Hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere bankaların inceleme yükümlülüğü, sadece
belgelerdeki görünürdeki şekli eksiklik ve yanlışlıklarla, bir belgelenin kendi içerisinden tutarlı olup olmadığını kontrol etmekle sınırlıdır. Bankaların akreditif şartları
uyarınca ibraz edilen belgelerin doğruluğunu, geçerliliğini, şeklini, üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığını inceleme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu durum
UCP 600 m. 34’de, “Bir banka belgelerin şekli, yeterliliği, doğruluğu, gerçek/sahte olup
olmadığı veya herhangi bir belgenin hukuki etkisi/sonucu veya bir belgede şarta bağlanan
veya o belgeye sonradan eklenen genel veya özel şartlar dolayısıyla hiçbir yükümlülük veya
sorumluluk üstlenmediği gibi herhangi bir belgenin temsil ettiği malların, hizmetlerin
veya yapılan diğer işlerin mevcut olup olmadığı veya tanımı, miktarı, ağırlığı, kalitesi,
durumu, ambalajı, teslimatı ve değerine veya malları gönderenin, taşımacının, navlun
komisyoncusunun, alıcının veya malları sigorta edenin veya diğer herhangi bir kişinin
iyi niyetine veya eylemine veya ihmallerine, mali durumlarına, icraatına veya ticari
itibarına ilişkin olarak hiçbir yükümlülük veya sorumluluk üstlenmez.” şeklinde ifade
edilmiştir.
Bankalar, şekli incelemeyle sahte veya geçersiz olduğu anlaşılan belgeler uyarınca ödeme yaparsa sorumlu olur. Ancak sahte olduğu dış görünüşünden anlaşılamayan belge uyarınca yapılan ödemeden sorumlu olmazlar. Örneğin yurt dışından satın alınan bazı malların akreditif uyarınca aranan belgeler arasında teknik analiz
raporlarının da bulunması kararlaştırılmaktadır. Lehtar, teknik analiz raporunu ibraz etmekle birlikte banka bu raporun gerçeği yansıtıp yansıtmadığını, usulüne uygun
düzenlenip düzenlenmediğini araştırmakla yükümlü değildir. Teknik analiz raporunun sözleşmede öngörülen şekilde ibraz edilmesi ödemenin yapılması için yeterlidir;
raporun gerçeği yansıtıp yansıtmaması bankanın ödeme yükümlülüğünü etkilemez.
İbraz edilen belge, dış görünüş olarak akreditif koşullarına uygunsa belgelerin geçerli
olduğu, yetkili makamlarca düzenlendiği ve belgelerdeki beyanların doğru olduğu
varsayılarak ödeme yapılacaktır. Ancak ibraz edilen belgelerde usulsüzlük bulunduğu, imza veya kaşelerin sahte olduğunun açıkça belli olduğu hallerde banka ödeme
yaparsa, bu durum özen yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilecek ve banka
amire rücu edemeyecektir. Örneğin ibraz edilecek belgeler arasında sayılan teknik
analiz raporu hiçbir imza içermiyorsa, hiçbir kurumun onayını taşımıyorsa, bu belgenin şeklen var olması, bankaya ödeme yapma hakkı vermez. Bu durumda banka
ibrazı karşılamamakla yükümlüdür; aksi halde amire rücu edemez.
Akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız olması ilkesi gereği satıcının …
veva ayıplı ifası kural olarak bankanın ödeme yükümlülüğünü etkilemez. Lehtarın
öngörülen belgeleri şeklen ibraz etmesi, bankanın ödeme yükümlülüğünün doğması
için yeterlidir. Alıcı, … veya ayıplı ifa sebebiyle bankaya başvurarak ödemeye engel
olamaz. Akreditif sözleşmesinde temel ilişkiye değinilmiş olup olmaması akreditif
sözleşmesini etkilememekte, akreditif sözleşmesinin tarafı olan bankalar sadece akreditif sözleşmesiyle bağlı olarak hareket etmektedir. Banka akreditif sözleşmesinden
doğan borcunu ifa ederken temel ilişkiyi değil, akreditifin koşullarını esas almakla
yükümlüdür. Bu durum UCP 600’ün “Sözleşmeler Karşısında Akreditifler” başlığı
altındaki 4/a maddesinde “Doğası itibariyle bir akreditif, dayandırılabileceği satış sözleşmesinden veya diğer bir sözleşmeden ayrı bir işlemdir. Akreditifte her ne şekilde olursa
olsun bir sözleşmeye değinilmiş olsa bile bankalar böyle bir sözleşmeyle ilgilenmezler ve
onunla bağlı değillerdir. Bu nedenle bir bankanın akreditif altındaki ibrazı karşılama, iştira etme veya diğer herhangi bir yükümlülüğünü yerine getirmesine ilişkin taahhüdü,
amirin amir bankayla veya lehtarla olan ilişkilerinden kaynaklanan hak taleplerine veya savunmalarına tabi değildir.” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre, temel ilişkinin bankanın akreditif bedelini ödeme yükümlülüğünün hukukî temelini oluşturmaması,
temel ilişkiden doğan borcun ayıplı ifası, başka bir mal teslimi (…), malın hiç teslim edilmemiş olması, temel ilişkiye ilişkin irade bozukluğuna veya aşırı yararlanmaya dayanarak sözleşmenin iptal edilmiş olması kural olarak ibrazı karşılamaktan
kaçınmak için haklı sebep oluşturmaz.
Bankaların akreditif bedelini ödeme konusunda itibar edecekleri kıstas, münhasıran akreditif işlemine konu belgelerdir. Belgeler akreditif şartlarına uygun olarak
ibraz edilmiş ise banka ibrazı karşılamakla yükümlüdür. Banka ödeme yükümlülüğünü ancak “temel ilişkiden bağımsız gerekçelerle” yani bizzat kendisine ait def’i ve
itirazlar ile ifa etmeyebilir. Belgeler dışındaki hiçbir husus, alıcı ile satıcı arasındaki
sözleşme şartları, taraflar arasındaki uyuşmazlıklar, malın akreditif şartlarına uygun
olmaması, ayıplı olması, malın cinsi, miktarı, kalitesi ve hatta mevcut olup olmadığı
gibi sebepler bankaların ödeme yapmasına engel olmaz.
Lehtar borcunu gereği gibi ifa etmiş olsa bile akreditif şartlarına uygun belgeler ibraz edilmezse yine bankanın ödeme yükümlülüğü yoktur. Görüldüğü üzere
borcun gereği gibi ifa edilip edilmemesi bankaya bağlamamakta, banka ibraz edilen
belgelere göre ödeme yapmakta veya yapmamaktadır. Amir, kural olarak, borcun
hiç veya gereği gibi ifa edilmediği gerekçesiyle bankaya başvurarak ya da dava açarak ödemeyi engelleyemez veya ihtiyati tedbir kararı alamaz.
Akreditif, avantajlarına rağmen alıcı bakımından bünyesinde önemli bir risk de
barındırmaktadır. Bu risk ise “gönderilen malların akreditif belgeleri ile uyumlu olmaması” ihtimalidir. Akreditifte banka, ibraz edilen belgelerin ilgili olduğu “malları”
değil, “belgeleri” göz önünde bulundurarak işlem yapar. Bankanın lehtara akreditif
bedelini ödemesi için tek şart, satıcı tarafından ibraz edilen belgelerin banka tarafından akreditif koşullarına uygun bulunmuş olmasıdır. Bundan dolayı sözleşmeye
konu malların belgelerde belirtilen özelliklerde olmaması (… veya ayıplı ifa) riskini akreditif amiri olan alıcı taşımaktadır.
UCP 600 m. 4/a’da, her ne kadar akreditifin temel ilişkiden ayrı bir işlem olduğu, bankanın temel ilişkiyle bağlı olmadığı, ibrazı karşılama yükümlülüğünün
amirin amir bankayla veya lehtarla olan ilişkilerinden kaynaklanan hak taleplerine
veya savunmalarını bağlı olmadığı düzenlense de bazı hallerde bankanın doğrudan
ibrazı karşılamaktan kaçınabileceği ya da alıcının ihtiyati tedbir yoluyla ödemenin
durdurulması kararı alabileceği gerek öğreti gerekse yargı kararlarında kabul edilmektedir. Bu haller öğretide akreditif ilişkisinde dürüstlük kuralına aykırılık (hakkın kötüye kullanılması) veya akreditifte hile kuralı olarak adlandırılmaktadır.
Lehtarın dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiği ve akreditif bankası tarafından bu
durumun tespiti halinde banka akreditif bedelini ödemekten kaçınabilir. Dürüstlük
kuralına aykırılığın tespit edildiği hallerde bankanın ibrazı karşılamaktan kaçınması
için bu yönde alınmış bir mahkeme kararının (ihtiyati tedbir) bulunması zorunlu
olmamakla birlikte, uygulamada çoğu durumda ihtiyati tedbir yoluna başvurularak
bankanın ödeme yapması engellenmektedir.
Akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız olması ilkesini katı bir şekilde uygulamak bazı hallerde adaletsiz sonuçların doğmasına sebep olabilir. Özellikle akreditif bedelinin ödenmesinden sonra amiri satıcıya başvurması, hem masraflı, hem
de taraflar farklı ülkelerde olduğundan zordur. Dürüstlük kuralına aykırılık ilkesi (akreditifte hile kuralı) taraflar arasındaki menfaat dengesini gözetmek ve adaletsiz
sonuçların doğmasını engellemek için akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsız
olmasına getirilmiş bir istisna niteliğindedir. Bu ilke, ödeme talebinin dürüstlük
kuralına aykırılık içermesi halinde, belgelerine dayanağı arkasındaki gerçeği görme
ve akreditifin ödenmesini durdurma imkânı vermektedir.
Lehtarın ödeme talebinin TMK m. 2 anlamında hakkın kötüye kullanılması
niteliğinde olup olmadığı lex fori’ye (hâkim ülke hukukuna) tabidir. İbrazı karşılamakla yükümlü olan banka, lehtarın ödeme talebinin hakkın kötüye kullanılması
niteliğinde olduğunu ispatlayabildiği hallerde ödeme talebini geri çevirebilir. Banka yargı merci olmadığından, kendisine ibraz edilen belgelerden hareketle ödeme
talebinin haksızlığını ve dürüstlük kuralına aykırılığını açıkça ve tereddüde yer vermeyecek tarzda kanıtlayabilmelidir. Öğretide bunun için likit kanıt deyimi kullanılmaktadır. Likit kanıt ile kastedilen, bankanın, kendi yorumunu, kanaatini, değerlendirmesini eklemeden, lehtarın ödeme talebinin dürüstlük kuralına aykırılığını
açıkça ortaya koyan kanıttır. Likit kanıta dayanarak ödemenin engellenebilmesi
için temel ilişkiden doğan eksikliğin önemli, belli bir ağırlıkta olması gerektiği kabul
edilmektedir. Öğretide bankanın doğrudan ödemeden kaçınabilmesi için likit kanıt kapsamında değerlendirilmesi gereken delillerin belgelerle ispat edilebilir nitelikte
olması gerektiği belirtilmektedir. Bankanın ibraz edilen kanıtı likit kabul etmemesi, başka kanıtlar veya ihtiyati
tedbir kararı istemesi mümkündür. Ancak bu talebin haksız ve gereksiz olduğunun
ispatlanması halinde banka akreditifi açtırana karşı sorumlu olur. Öğretide, resmi
dairelerin yazılarının, polis veya gümrük evrakının, malların eksik ve ayıplı olduğunu
gösteren bilirkişi veya diğer uzman raporlarının, satıcının veya istihdam ettiği kişilerden bazılarının tutuklanmış olmasının banka tarafından göz önüne alınacak önemli olgular olduğu kabul edilmektedir. Yine öğretide, ibraz edilen belgenin sahte,
tahrif edilmiş olduğunun ispatlanması halinde bankanın ödemeden kaçınabileceğini
belirtmektedir. Mahkemelerce verilmiş tespit ve ihtiyati tedbir kararları, hakem
kararları, uzman bilirkişilerce düzenlenmiş raporlar likit kanıt kapsamında değerlendirilmektedir.
Ayrıca öğretide, akreditif belgelerinin veya herhangi birinin sahteliği hakkında
ciddi bilgileri olan bankanın, belgelerin sahteliğinin kanıtlamasına kadar akreditif
bedelini lehtara ödememesi ve bedeli mahkemeden alacağı karar ile belirlenecek tevdi
yerine yatırmasının riske girmemesi yönünden hukuka uygun bir davranış olacağı
belirtilmektedir.
Akreditif lehtarının ödeme talebinin hakkın kötüye kullanılması oluşturduğu
hallerde akreditif amirinin ödemenin durdurulması konusunda ihtiyati tedbir kararı
alabileceği öğretide kabul edilmektir. İhtiyati tedbir kararı lehtara veya ibrazı karşılayacak bankaya karşı icra edilir. Dürüstlük kuralına aykırılık, akreditif ilişkisinin
temel ilişkiden bağımsız olması ilkesinin istisnası niteliğindedir. Ancak akreditif ilişkisinde hangi fiillerin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğinin belirlenmesi önem
arz etmektedir. Dürüstlük kuralına aykırı davranışın sınırlarının iyi belirlenmesi akreditif ilişkisinin temel ilişkiden bağımsızlığı ilkesi açısından önem arz etmektedir.
Bundan dolayı akreditif ilişkisinde dürüstlük kuralına aykırılık halinde ödemenin
yapılmaması veya engellenmesi, mutlaka istisnai bir yol olarak görülmelidir. Aynı
zamanda dürüstlük kuralına aykırı işlemlerin belirlenerek kontrol altına alınması,
akreditifin ticari güvenilirliğinin korunması açısından da önem arz etmektedir. Akreditif ilişkisinde amirin malların sözleşmeye uygun olmadığı iddiası ile akreditif bedelinin lehtara ödenmesini engellemek için akreditif alacağı üzerine ihtiyati
tedbir konulmasının talep edebilmesi için henüz ibrazın karşılanmaması, akreditif
bedelinin ödenmemiş olması gerekir. Bundan dolayı ihtiyati tedbir yoluna ertelenmiş ödemeli akreditiflerde başvurulmaktadır. Ödemenin yapılmasından sonra böyle
bir karar alınmasının pratik bir yararı bulunmamakta, banka ibrazı karşıladığı için
amire karşı rücu hakkını kazanmaktadır.
Ertelenmiş ödemeli akreditifte, önce mal alıcıya (amire) teslim edilmekte, alıcı, malı gözden geçirme imkânına sahip olmakta, ödeme ise sonra yapılmaktadır.
Bu süre zarfında alıcı malları gözden geçirerek sözleşmeye uygun olup olmadığını
anlayabilmekte, malların sözleşmeye uygun olmaması halinde ise, derhal mahkemeye
başvurarak, ihtiyati tedbir yoluyla ödemenin durdurulmasını talep etmektedir. Bu yönüyle ertelenmiş ödemeli akreditif lehtar açısından ödemenin güvence altına alınmış olmasını tehlikeye sokabilmektedir.
İhtiyati tedbire ilişkin dava doğrudan lehtara karşı açılarak akreditif belgelerinin
bankaya ibrazı veya ödeme talebinin yasaklanması istenebileceği gibi, tedbir talebinin
bankaya yöneltilmesi, belgelerin banka tarafından kabul edilmesinin veya banka tarafından ödeme yapılmasının yasaklanması şeklinde de olabilir. Uygulamada amirin
(alıcının) her iki tarafa da aynı anda dava açarak ihtiyati tedbir yoluyla ödemenin
durdurulmasına yönelik talepte bulunulduğu görülmektedir.
Ödeme talebinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallere banka doğrudan
ödeme yapmaktan kaçınabileceği gibi, amir (alıcı) ihtiyati tedbir yoluna başvurarak
ödemenin durdurulmasını da isteyebilir. Lehtarın ödeme talebinin hakkın kötüye
kullanılıp kullanılmadığı lex fori’ye tabidir. Ülkemizde açılan bir uyuşmazlıkta hâkim hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını ülke hukukuna göre takdir edecektir.
Öğretide, hakkın kötüye kullanılmasının unsurlarını belirlemenin akreditif hukuku
açısından hem güç hem de sınırlama tehlikesi doğuracağı için gereksiz olduğu ileri
sürülmüştür. Öğreti ve yargı kararlarında hakkın kötüye kullanılmasına, satıcının
süprüntü mallarla borcunu ifa etmesi, teslim edilen malların kalitesinin çok düşüp
olduğunun belirlenmesi, malların ayıplı olduğunun tespiti, kararlaştırılandan başka
bir mal teslim edilmesi, temel ilişkinin kanuna ve ahlâka aykırı veya suç oluşturan
bir nitelik taşıması, temel ilişkinin kesin hükümsüz olması veya iptal edilmesi ya
da dönmek suretiyle ortadan kalkmış olması ile UCP 600 m. 15 anlamında uygun
olmayan ibraz halleri örnek verilmektedir…” (AKREDİTİFTE TEMEL İLİŞKİDEN DOĞAN BORCUN HİÇ VEYA GEREĞİ GİBİ İFA EDİLMEMESİNİN AKREDİTİF İLİŞKİSİNE ETKİSİ (The Impact of the Non-Performance of an Obligation Inflicted from the Ground Relationship to the Contract Letter of Credit – Doç. Dr. Sezer ÇABRİ)
Yasal ve içtihadi dayanakları verilen akreditif sözleşmesi kapsamında somut olaya gelindiğinde davacının alıcı olduğu mal satışı kapsamında davalının göndermeyi taahhüt ettiği malların gönderileceği taşıma senedi ile beyan edilen aracın faal olarak kullanılmadığı, 2013 yılından beri herhangi bir gümrük kaydının olmadığı, malın teslime hazır olduğu davacıya bildirilmiş ise de somut olarak bu yönde bir delilin davalı … … tarafından sunulmadığı, mal teslime hazır ve alacaklısı temerrüt halinde ise basiretli tacirin ticari malı alıcı adına antrepoya terk edebileceği veya bu kapsamda tevdii mahalline dair Mahkemeden kolaylıkla karar alabileceği, oysa davalı … …’nın bu yönde bir girişimin olmadığı, uluslararası olarak sevk edilecek bir malın salt tek araç ile nakliye edilmeyeceğine dair savunma kabul edilebilir ise de davalı … …’nın malın teslime hazır olmasına rağmen davacı alıcının temerrüde düştüğüne dair ihtarattan başka bir delile dayanmadığı, oysa maddi bir vakıanın her türlü delille ispat olunabileceği, malın teslime hazır olduğuna dair ispat yükünün davalı … … üzerinde olduğu ancak iddianın sübut bulmadığı anlaşılmakla asıl dava dosyasında … … yönünden davanın kabulü ile davacının borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerekmiştir.
Birleşen dava dosyası kapsamında amir banka konumunda olan … Bankasının vesaik belgeleri üzerine dava dışı Muhatab bankaya karşı yükümlülüklerini yerine getirdiği, teyitli taahhüdü sonrasında davalı bankanın malın teslimini veya borcun gereği gibi ifa edilip edilmediğini araştırma yükümlülüğü bulunmadığı, bankanın ibraz edilen
belgelere göre işlem yaptığı, teyit üzerine dava dışı … bankası tarafından lehtar olan … …’ya ödemenin gerçekleştirildiği, ödeme yapan muhatab bankaya karşı davalı amir bankanın taahhüdü kapsamında borcunun devam edeceği, her ne kadar temel ilişki kapsamında asıl dava kabul edilerek davacı alıcının borçsuzluğu tespit edilmiş ise de davalı bankanın sorumluluğu bulunmayan bu konuda teyit vererek ödemeye sebep olmasının kendisine kusur olarak yüklenemeyeceği, davalı bankanın davacı yanca verilen şüpheli hale dair ihbarnamenin muhatab bankaya gönderildiği ancak teslim alınmadığının bildirildiği, bu kapsamda kötüniyetli hareket ettiğine dair iddia ve ispat bulunmadığı, vesaiklerin makul şekilde ve yeterlice incelenerek hareket edildiği, aksine ilişkin davacı iddiası da bulunmadığı gibi alınan bilirkişi raporu ile de bu davalı bankanın sorumluluğu bulunmadığının tespit edildiği, dava dışı muhatab bankanın lehtara ödeme gerçekleştirmesi üzerine sözleşmesel muhatabının davalı amir banka olduğu, davalı amir bankanın dava dışı muhatab bankaya karşı sorumluluğu temel ilişkiden bağımsız olarak devam edeceğinden, akreditif sözleşmesi uyarınca ödeme yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağından birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;
1-Asıl Davanın Kabulü ile; davacı şirketin davalı … … aleyhine açtığı davada … Bankası … referans nolu 19/07/2019 vadeli akreditife konu edilen 20.000 kg penye kompact ipilk için 03/07/2018 tarihli, 71.000,00 USD bedelli, … numaralı proforma fatura ve 04/07/2018 sipariş evrakına dair mal satışından dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının Tespitine,
2-Birleşen … Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) … sayılı davanın Reddine,
3-Asıl dava yönünden;
a)Alınması gereken 29.585,06-TL karar ve ilam harcından 7.396,27-TL peşin harcın düşümü ile eksik kalan 22.188,79-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
b)Davacı tarafından yatırılan 44,40-TL başvuru harcı, 7.396,27-TL peşin harç olmak üzere toplam 7.440,67-TL harç bedelinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c)Davacı tarafından yapılan tebligat, müzekkere, bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 2.842,50-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
ç)Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 63.634,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
4-Birleşen dava yönünden;
a)Alınması gereken 269,85-TL maktu harcın 7.636,66-TL peşin harçtan düşümü ile artan 7.366,81-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
b)Davacının karşıladığı yargılama harç ve giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
c)Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 65.604,71-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,
5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde … Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.17/07/2023
Katip … Hakim …
e-imza e-imza