Emsal Mahkeme Kararı İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/1081 E. 2020/218 K. 01.07.2020 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2017/1081 Esas
KARAR NO : 2020/218

DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 01/02/2006
KARAR TARİHİ : 01/07/2020

Mahkememizin 2006/83 E 2011/329 K sayılı kararı Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2015/6437 E 2017/2361 sayılı ilamı ile bozulmakla dosya yukarıda belirtilen sıraya kaydoldu, açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 06/04/2005 tarihli Hotel Kontenjan Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre müvekkili şirketçe davalı şirkete 10 adet oda ayrıldığını, davalı misafirlerinin bu odalarda konakladıklarını, davalı şirketçe değişik miktarda 07/011/2005 tarihli 34.795,00 TL bedelli iş bankası çekinin gönderildiğini, ancak bu çekteki vadenin uzun olması nedeniyle davalıya iade edilerek daha erken tarihli bir çekle değiştirilmesinin istenildiğini, bununla ilgili belgeleri de dosyaya sunduklarını ve alacaklarına delil teşkil ettiğini, sözleşmenin 3. Maddesine göre ödemelerin fatura tarihinden itibaren 45 gün içerisinde yapılması gerektiğini, söz konusu borçlar ilgili bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını, faturalara zamanında itiraz edilmediğini, … 7. İcra Müdürlüğü’nün … sayılı dosyasından icra takibi başlatılması üzerine haksız ve kötüniyetli olarak icra dairesinin yetkisi ile borca itiraz edildiğini, bu takibin hemen akabinde haksız olarak reklamasyon faturası gönderildiğini, bu faturanın 18/11/2005 tarihli ihtarname ekinde davalıya iade edildiğini, yetki itirazı nedeniyle … 13. İcra Müdürlüğü’nün … sayılı dosya üzerinden davalıya yeniden ödeme emri gönderildiğini, davalının borca itirazı ile takibin durduğunu davalıya gönderilen faturaların toplam tutarının 65.366,29 TL olduğunu, davalı şirket tarafından 6.330,54 TL ödenmiş olup, kalan borcun 59.035,75 TL olduğunu, bu nedenle itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın sözleşmeyle yüklendiği edimleri yerine getirmediğini, bu nedenle kendilerine 14/10/2005 düzenleme tarihli 58.620,00 TL bedelli reklamasyon faturası gönderildiğini, davacının haksız yere faturayı iade ettiğini savunarak davanın reddine ve %40 tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde;
Dava, taraflar arasında akdedilen “Hotel Kontenjan Sözleşmesi” kapsamında hizmet bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemli ikame edilmiş olup yargılama sırasında davalının iflasına karar verilmesi sebebi ile kayıt kabul davasına dönüşmüştür.
Mahkememizin 2006/83 E 2011/329 K sayılı kararı Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2015/6437 E 2017/2361 sayılı ilamı ve “…Davacı vekili, taraflar arasında 06.04.2015 tarihli ”Hotel Kontenjan Sözleşmesi” imzalandığını, müvekkil şirketin sözleşme edimlerini yerine getirdiğini ancak davalı şirketin herhangi bir ödemede bulunmadığını, alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine başlatılan takibin haksız itiraz üzerine durdurulduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıya hizmet verdiği ve bunun karşılığında bakiye 59.035,75 TL alacaklı olup, yapılan itirazın haksız olduğu ve takip tarihinden önce usulüne uygun temerrüt ihtarının bulunmadığı, alacağın likit olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı şirketin, dava devam ederken 30.11.2010 tarihinde iflasına karar verildiği anlaşılmıştır. İflas kararının verilmesi ve iflasın açılması ile davalı şirketi temsil eden vekilin vekaleti sona ermiştir. İİK’nın 194. maddesi uyarınca da müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davalarının duracağı ve davaya ikinci alacaklılar toplantısından 10 gün sonra devam olunacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda mahkemece, iflas kararının verildiği 30.11.2010 tarihi itibariyle davalı vekilinin vekilliği sona erdiğinden, husumetin iflas idaresine yöneltilmesi sağlanılarak, İİK’nın 194. maddesine göre işlem yapılması ve sonrasında da aynı Kanun’un 235. maddesine göre davaya kayıt kabul davası olarak devam edilmesi gerekmektedir. Ancak, ikinci alacaklılar toplantısının yapıldığı ve iflas masasının oluştuğunun tespit edilmesi halinde ise, artık davada davalı müflis şirketi malvarlığına ilişkin davalarda iflas masası temsil edecek ve davaya kayıt kabul davası olarak devam edilecektir. Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlara uyulmadan davaya devam edilerek temsil kabiliyeti kalmayan şirket aleyhine karar verilmesi doğru görülmemiştir. ” şeklindeki gerekçesi ile bozulduğundan Yargıtay bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.03.2012 tarih ve 2011/11-862 Esas, 2012/51 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; 6100 sayılı HMK’nın 219. (1086 sayılı HUMK’nın 326.) maddesine göre her iki taraf kendi ellerindeki vesikaları (belgeleri) mahkemeye ibraz etmek zorundadır. Bir davada ispat yükü kendisine ait olan tarafın, başka delillerle birlikte karşı tarafın ticari defterlerine de dayandığı, diğer anlatımla, delillerini karşı tarafın ticari defterlerine hasretmediği, dolayısıyla da, uyuşmazlığa 6100 sayılı HMK’nın 222/5. (6762 sayılı TTK’nın 83/2.) maddesindeki özel hükmün uygulanamayacağı durumlarda; karşı tarafın kendi defterlerini mahkemeye ibraz etmesi ya da bundan kaçınmasına bağlanması gereken hukuksal sonuçlar, HMK’nın m. 220 (HUMK’nın 330.) maddesindeki genel düzenlemelere tabidir. HMK’nın 220. (HUMK’nın 332.) maddesi, bir tarafın, mahkemece kendisine verilen süre içerisinde ilgili belgeyi ibraz etmemesi halinde, mahkemenin, o tarafın maksadını gözeterek, diğer tarafın o belgeye ilişkin açıklamasını kabul edebileceğini öngörmektedir. Önemle vurgulanmalıdır ki; HMK’nın 220. (HUMK’nın 332.) maddesindeki bu hüküm, taraflardan birinin delillerini salt karşı tarafın ticari defterlerine hasretmediği hallerde, ticari defterlerin mahkemeye sunulması bakımından da uygulanır. Diğer anlatımla, belirtilen bu durumda ticari defterler de, HMK m. 220. madde (HUMK’nın 330 ve sonraki maddeleri) anlamında “vesika” niteliğindedir. Öte yandan, ticari defterlerin ispat kuvvetini düzenleyen HMK’nın 222. (6762 sayılı TTK’nın 82.) maddesindeki hüküm, “I Kati delil” şeklindeki kenar başlığı ile birlikte değerlendirildiğinde ve aynı Kanun’un 1474. maddesi uyarınca kenar başlıklarının metne dahil bulunduğu da gözetildiğinde; ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin (maddede gösterilen koşulların mevcut olması kaydıyla), kesin delil niteliğinde bulunduğunu öngörmektedir. 6762 sayılı
TTK’nın 69. vd. (6102 sayılı TTK’nın 64.) maddeleri uyarınca da defterlerini yöntemince tasdik ettirmeyen tacirin bu gibi defterleri lehine delil olamaz. Ancak kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. (HMK. m. 222/4, 6762 sayılı TTK’nın 84,85)
Öte yandan, YİBBGK’nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır.(Dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK md. 21/2., 6762 sayılı TTK md. 23/2). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, Düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi 6102 sayılı TTK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK’nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz.
Diğer yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu’nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 21/2. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu’nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK. m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.)
Faturanın davalı tarafa usulüne uygun tebliğ edildiğini kanıtlama yükümlülüğü davacı tarafta olup, davacının bu hususu kanıtlaması halinde, bu kez, TTK’nın 21/2. maddesinde yazılı 8 günlük yasal süre içerisinde faturaya itiraz ve iade ettiğini kanıtlama yükümlülüğü ise, davalı tarafa aittir. TTK’nın 21/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını 6762 sayılı TTK’nın 84. ve 85. madde hükümleri (HMK m. 222) uyarınca ispatlamış olur.
Somut olayda, taraflar arasında 06/04/2005 tarihli Hotel Kontenjan Sözleşmesi akdedildiği, davalının sözleşme kapsamında davacı tarafından düzenlenen faturaları defterlerine kaydettiği ve faturalara süresinde itiraz etmediği, davalı tarafından düzenlenen 14/10/2005 tarih 58.620,00 TL tutarlı reklamasyon faturasının hangi sebeple düzenlendiğine dair belge sunulamadığı, davalının reklamasyon faturası düzenlemekte haklı olduğunu ispat edemediği tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporlarından anlaşılmakla iflas tarihi itibariyle hesaplanan davacı alacağının iflas masasına kayıt ve kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın KABULÜ ile;
132.840,75 TL nakdi alacağın davacı alacağı olarak iflas masasına kayıt ve kabulüne,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan harçlar tarifesine göre tahsil edilmesi gereken harç 54,40 TL olduğundan peşin alınan 847,50 TL’nin mahsubu ile bakiye 792,80 TL’nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından bozma öncesi yapılan yapılan 1.665,00 TL yargılama gideri ile bozma sonrası yapılan posta ve tebligat masrafı 143,80 TL, bilirkişi masrafı 1.200,00 TL, mahsup edilen harç 54,40 TL olmak üzere toplam 3.063,20 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinden yürürlükte bulunan AAÜT’ne göre hesap ve takdir edilen 3.400,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine,
Dair, tarafların yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süresi içerisinde Temyiz yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 01/07/2020

Katip …

Hakim …