Emsal Mahkeme Kararı İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/866 E. 2023/87 K. 01.02.2023 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/866 Esas
KARAR NO : 2023/87

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 17/11/2017
KARAR TARİHİ : 01/02/2023

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalıdan, ticari ilişki kapsamında 8.346,17 TL alacağının bulunduğunu, davalının borcunu ödememesi nedeniyle davalı aleyhine, … 4.icra Müdürlüğünün … Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, yapılan itiraz sonrası takibin durduğunu beyan ederek, sayın mahkemeden, itirazın iptaline, takibin devamına ve davalının, %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacı taraf ile aralarında ticari ilişkide bulunduğu, ticari ilişkiden kaynaklanan ve müvekkilinin ticari defterlerinde kayıtlı faturaya dayalı borçlarının tamamının davacı alacaklıya ödediği, taraflar arasında alacak borç ilişkisi kalmadığı, Müvekkilinin kendi ticari defterlerine işlemiş olduğu faturaların tamamını davacıya ödediği, bu ödemelerin bir kısmını çek olarak bir kısmını da mal teslimi sırasında elden nakit olarak ödediği, davacı alacaklının iddia ettiği takibe dayalı cari açık hesap özeti borcundan kaynaklı malların bir kısmının müvekkiline teslim edilmediği, müvekkilinin ve çalışanların imzasını taşıyan irsaliyeli teslim faturaların davacının elinde ve ticari defterlerinde olmadığı, davacının ticari defterleri ve banka hesaplarırıdaki para giriş çıkış kayıtları incelendiğinde müvekkilinin ticari defterleriyle karşılaştırıldığında aradaki bariz farkın ortaya çıkacağı, müvekkilinin borçlu olmadığının kanıtlanacağı, davacının eski çalışanlarından muhasebe sorumlusu kişinin mahkemede tanık olarak dinlendiğinde müvekkilinin davacı şirkete karşı borçlu olmadığının netlik kazanacağı, diğer hususun ise müvekkilinin 2016 yıl sonu itibariyle adına kayıtlı işyerini kapattığı, davacının ise 01/01/2017 tarih itibariyle müvekkiline cari hesap özeti altında vade farkından kaynaklı olduğunu düşündükleri borç çıkarttığı, söz konusu vade farkını ise alacaklı şirkete çeklerle yapılan ödemelerden kaynaklı olduğu, müvekkilinin davacı şirkete sunmuş olduğu çekler, davacı şirket tarafından kabul edildiği ve çeklerin vade tarihi geldiğinde davacı şirket tarafından tahsil edildiği, söz konusu çeklerin davacı şirket tarafından kabul edilmekle birlikte taraflar arasında vade farkından kaynaklı faiz veya vade farkı uygulanacağına yönelik herhangi bir sözleşme tanzim edilmediği, bu nedenlerle kötü niyetli açılan davanın reddine, %20’den aşağıda olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Tartışılması, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Mahkememizce kaldırma ilamı öncesinde;
“…Dava, cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı tarafından 12/06/2017 tarihli takip talebi ile “01/01/2017 tarihli cari hesap” sebebine bağlı olarak genel haciz yoluyla takip başlatıldığı, davalı tarafından takibe süresinde itiraz edilerek takibin durdurulmasına karar verildiği ve 1 yıllık yasal süre içinde iş bu itirazın iptali davasının ikame edildiği anlaşılmaktadır.
TTK ‘nın “Cari Hesap ” başlıklı 89. maddesi”
(1) İki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesidir.
(2) Bu sözleşme yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz.” hükmünü ihtiva etmektedir.
Emsal nitelikteki Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-1634 Esas, 2018/633 K sayılı ilamı” … Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: Taraflar arasında var olan ticari ilişkiye istinaden yapılan mal satışı nedeni ile ödenmediği iddia edilen iki adet fatura alacağına bağlı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında yapılacak olan incelemenin taraflar arasındaki tüm cari hesap ilişkisi gözetilerek mi, davaya konu edilen faturalar ile sınırlı olarak ve ödeme savunması gözetilerek mi yapılması gerektiği noktasında toplanmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’ nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır.
Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’ daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.
“İtirazın iptali davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Ödeme emrine itirazın iptali davası, (konusu borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan) bir eda davasıdır.
İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından, ödeme emrine (süresi içinde) itiraz etmiş (m.62) olan takip borçlusuna karşı açılır. Alacaklı davayı kazanırsa (yani, mahkeme borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa), mahkeme, borçlunun itirazının iptaline karar verir; işte bundan dolayı, bu davaya itirazın iptali davası denir.
İİK m.68-68/a’ daki yazılı belgelerden birine sahip bulunmayan alacaklı, itirazın hükümden düşürülmesini sağlayabilmek (yani, itiraz ile duran icra takibine devam edilmesini isteyebilmek) için, yalnız itirazın iptali davası yoluna başvurabilir; icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyemez.
Buna karşılık, alacağı m.68-68/a’ daki yazılı belgelerden birine bağlı olan alacaklı, itirazın iptali için mahkemede dava açmak (m.67) veya itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurmak (m.68-68/a) hususunda, bir seçim hakkına sahiptir.
İtirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu yapılmış olan alacaktır; bu nedenle, itirazın iptali davası açılmadan önce, borçlu itiraz ettiği borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı (HMK m.l 14/1-h) yoktur ” ( Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Eylül 2007,s.107 ).
İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Kısmi ifaya ilişkin kurallar (taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği ve icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkına haizdir. 86 ncı maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarih, 2006/19-260 E.-2006/251 K., 09.06.2010 tarih, 2010/19-262 E.-2010/304 K. ve 27.01.2016 gün 2015/15-1830 E.-2016/98 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır.
Somut olayda ise, taraflar arasında bir borç ilişkisi bulunduğu ve borçlunun daha evvel bir kısım ödemeler yaptığı belirtilmekte, davacı davasını yalnızca iki adet faturaya dayandırmakta ve davalı da ödeme savunmasında bulunmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, eldeki davada, ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu, yapılan ödeme savunmasının da yazılı delille ispatının gerektiği, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebileceği ve Özel Daire kararında belirtildiği gibi mahkemece sadece takip konusu faturalar ve ödeme savunması bakımından araştırma ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağı hususları açık olduğundan, mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davalı tarafça cari hesap ekstresi adı altında sunulan belgeden taraflar arasında bir açık hesap ilişkisi bulunduğu, bu itibarla takip öncesinde yapılan kısmi ödemelerin alacaklı yanca hangi borca mahsup edilmesi istenmişse bu iradeye üstünlük tanınması ve ödemelerin birden çok borcun vadelerine göre sıralanması gerektiği, kaldı ki tarafların defter ve belgelerinin de 1.000,00 TL lik tek bir unsur dışında örtüştüğü, uyuşmazlığın ancak açık hesap ilişkisinin sonuna kadar incelenerek çözümlenebileceği ileri sürülmüşse de bu görüş açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir… ” şeklindedir.
Somut olayda, taraflar arasında yazılı şekilde akdedilmiş bir cari hesap sözleşmesi sunulmadığı, davacının cari hesaptan kaynaklı alacağının varlığını ispat edemediği, itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu, sunulan faturalar nedeni ile alacaklı olup olmadığının iş bu davanın sübuta ermesinde etkili olmadığı, davalının cari hesaptan kaynaklı alacak için başlatılan takibe itirazda haklı olduğu anlaşılmakla ispat edilemeyen davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir…” şeklinde karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 29/09/2022 tarih ve 2020/1046 Esas – 2022/1029 Karar sayılı ilamında;
“…Dava, ticari satımdan kaynaklı açık hesaba dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK’nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
HMK’nın 115/1. maddesi uyarınca dava şartlarının bulunup bulunmadığı davanın her aşamasında resen araştırılır. HMK’nın 114/1-c maddesi uyarınca Mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir.
Davaya esas … 4. İcra Dairesinin … esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; alacaklının …, borçlunun … olduğu, 8.000,00TL asıl alacak, 346,19 TL geçmiş gün faizi olmak üzere toplamda 8.346,19 TL için icra takibi başlatıldığı, takip sebebi olarak 1.01.2017 tarihli 8.00,00 TL tutarlı cari hesabın gösterildiği, takip dosyasına ekli muavin defter başlıklı tek taraflı düzenlendiği anlaşılan hesap çıktıların bulunduğu, borçlu vekilinin icra dosyasına itirazında borca ve tüm faizlerine itiraz etmiş olduğu anlaşılmıştır.
6102 Sayılı TTK’nın 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir.
Aynı Yasa’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Ticari davadan söz edebilmek için, uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir.
Öte yandan 6102 sayılı TTK hükümlerine göre; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir (TTK 11/1). Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak kararnamede gösterilir (TTK 11/2). Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten gerçek kişiye tacir denir (TTK 12/1).
İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır (TTK 15/1).
TTK’nın 24 ve devamı maddelerde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler, tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı, üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden, esnaf sayılmasını gerektirmez.
TTK’nın 11(1) maddesi kapsamında ticari işletme esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme olarak tanımlanmış olup, ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez.
Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık satım sözleşmesi uyarınca düzenlenen faturadan kaynaklanmakta olup satım sözleşmesi TTK’da düzenlenmediğinden, ancak taraflardan her ikisinin de tacir olması halinde, davanın nispi ticari dava olduğu kabul edilecek Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olacaktır. İşbu davada, davalının tacir sıfatını haiz olup olmadığının tesbiti gerekmektedir. Mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Gelir İdaresi Başkanlığından gelen müzekkere cevabında davalının 2. sınıf tüccar olduğu ve işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu, Bursa Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliğinden gelen cevabi yazıda ise davalı …’nun 24.04.2017 tarihi itibariyle 16-257111 esnaf sicil numarasında “Kısmet Bebe” isimli iş yerinin esnaf kaydının bulunduğu belirtilmiştir.
Yargıtay 11.H.D’nin yerleşik uygulamalarına göre: bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda’ ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf – tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.
6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK’nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.(Y 11.H.D nin 16/10/2017 tarih ve 2017/3898E- 2017/5384 K)
Bu hukuki açıklamalara göre, ilk derece mahkemesinin öncelikle görevli olup olmadığı konusunda gerekli araştırmaları yapması ve yaptığı araştırma sonucunda görevsiz olduğunu tespit etmesi halinde, görevsizlik kararı vermesi gerekir.
Az yukarıda anlatılanlar ışığında yapılacak değerlendirme neticesi, ilk derece mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde GÖREVLİ OLDUĞU SONUCUNA ULAŞIRSA;taraflar arasındaki hukuki ilişki, cari hesap (açık hesap) ilişkisi olmakla, bu ilişki kapsamında keşide edilen faturalar ve bu faturalar kapsamındaki ödemeler bütünlük teşkil edecek şekildedefterlere kaydedildiği, önceki yıllardan devreden bakiyelerin de aynı açık hesap üzerinden muhasebeleştirildiği anlaşılmaktadır. Yani, davacı ticari defterlerinde de davalının tek bir cari hesap kaydı üzerinden takip edilmesi sebebiyle ayrıca icra takibinin dayanağının takip tarihi itibariyle cari hesap şeklinde gösterilmiş olması sebebiyle, bu durumda söz konusu cari hesabın bütünü esas alınarak alacak borç durumu çıkarılarak değerlendirme yapılması gerekmektedir. Taraflar arasındaki ilişkinin tek bir hesap üzerinden alacak borç mahsubu şeklinde yapılmış olması sebebiyle dosya içerisinde ibraz edilen tüm faturaların bahsi geçen cari hesap ilişkisi çerçevesinde ele alınmalı ve takip tarihi itibariyle davacının faturalara dayalı cari hesap bakiye alacağının bulunup bulunmadığı incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalara göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK’nın 356/(1)a-6 maddesi uyarınca, esasa önemli ölçüde etki edecek delillerin toplanmaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir…” denilerek Mahkememiz kararı kaldırılmış, dosya yukarıda belirtilen esas sırasına kaydedilmiştir.
Dava, ticari satıma dayalı açık hesap usulü işleyen cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesi ilamında değinildiği üzre, Bakanlar Kurulunca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf – tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK’nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir. (Y 11.H.D nin 2017/3898E- 2017/5384 K).
Bakanlar Kurulu Kararında, “Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı”:
“Madde 1 – (1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;
a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını AŞMAYANLARIN ESNAF ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,
b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile İŞLETME HESABINA GÖRE DEFTER TUTAN VE BU KARARIN (A) BENDİNDE BELİRTİLENLERİN DIŞINDA KALANLARIN TACİR ve sanayici SAYILMALARI ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri” şeklinde kararlaştırılmıştır.
İstinaf ilamı uyarınca; mahkememizin görevli olup olmadığı özellikle bu kapsamda nispi ticari dava bakımından davalının tacir sıfatının bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Bu amaçla, Bursa Vergi Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılmış, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiştir. Ancak, müzekkere cevabı ekinde gönderilen performans özeti ve eki tablosunda VUK 177/1-3. madde hükümleri kapsamında davalının 2017 yılı itibariyle yıllık alışlarının 110.507,61 TL olduğu görülmüştür. Bakanlar Kurulu kararı ve VUK 177-1-3. maddesindeki nakdi limitler 2017 yılı itibariyle yıllık alış için 170.000,00 TL olup, yıllık alışların tutarının 170.000,00 TL’nin yarısı olan 85.000,00 TL aşması sebebiyle davalının tacir sıfatının bulunduğu noktasında duraksama yoktur. Başka bir anlatımla, yapılan araştırmalar sonucunda davalının anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca (m.1-b) tacir olduğu belirlenmiştir. O halde, hem davacının hem de davalının tacir olması sebebiyle, ticari satıma dayalı cari hesap ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlığın nispi ticari dava olduğundan, mahkememizin TTK 4/1-a maddesi hükmü uyarınca görevli olduğu anlaşılmış, yargılamaya devam olunmuştur.
İstinaf ilamı öncesinde tarafların tüm delilleri toplanmış ve mali bilirkişi vasıtasıyla bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Mali bilirkişi 08/02/2019 havale tarihli gerekçeli ve denetime elverşli raporunda; davacının icra takip tarihi itibariyle davalıdan 17.130,67 TL cari hesap alacağının bulunduğunu, ancak bu alacağın yalnızca 8.000,00 TL’lik kısmının dava edildiğini, bu nedenle taleple bağlı kalınarak davacı alacağının 8.000,00 TL olduğunu belirlemiştir. Davalı cevap dilekçesinde cari hesaba konu tüm fatura bedellerinin ödendiğini savunmuş ise de; davalı tarafından yapılan ödemelerin davacı tarafından hesaba geçirildiği, çek yapılan ödemelerin tahsil edilerek yine cari hesap borcundan mahsup edildiği, ancak yapılan ödemelerin cari hesap borcundan mahsup edilmesine rağmen davalının bakiye cari hesap borcunun bulunduğu, tüm borcun ödenmediği anlaşılmıştır.
Yapılan açıklamalar karşısında; uyuşmazlığı giderici, gerekçeli ve denetime açık bilirkişi raporu hükme esas alınmış, rapor doğrultusunda davacının talebi ile bağlı kalınarak davalıdan takip tarihi itibariyle cari hesaptan kaynaklı bakiye 8.000,00 TL alacaklı olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak, davacı icra takibinde her ne kadar ayrıca işlemiş faiz talebinde bulunmuş ise de; takip öncesinde cari hesap alacağı yönünden davalının temerrüte düşürüldüğü ispat edilemediğinden, başka bir anlatımla davalı açısından temerrütün icra takibiyle birlikte gerçekleştiğinden takip öncesi işlemiş faiz talebinin reddine karar verilerek davanın kısmen kabul kısmen reddi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere);
Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile,
1-Davalının … 4. İcra Müdürlüğünün … Esas sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile; takibin 8.000,00 TL asıl alacak üzerinden takip talebinde gösterilen şartlarla DEVAMINA, davacının fazlaya ilişkin işlemiş faiz talebinin REDDİNE,
2-Alacağın likit ve muayyen olduğu anlaşılmakla, asıl alacağın (8.000,00 TL) %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
3-Kabul edilen dava değeri (8.000,00 TL) üzerinden alınması gereken 546,48 TL harçtan başlangıçta peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile eksik kalan bakiye 515,08 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
4-Davacı tarafından yargılama nedeniyle yapılan 31,40 TL peşin harç, 355,83 TL posta ve tebligat masrafı, 650,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.037,23 TL yargılama giderinden kabul ret oranına göre hesaplanan 994,20 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Davacı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen dava değeri üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ nin 13/1.2. maddesi uyarınca hükmedilecek vekalet ücretinin kabul edilen dava miktarını geçmemek koşulu ile belirlenen 8.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 13/1.2. maddesi uyarınca hükmedilecek vekalet ücretinin reddedilen dava miktarını geçmemek koşulu ile belirlenen 346,19 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
7-HMK’ nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan anacak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa veya vekiline İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, HMK 341/2. maddesi hükmü uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 01/02/2023

Katip …
¸e-imzalıdır

Hakim …
¸e-imzalıdır