Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.
T.C. İstanbul Anadolu 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/264 Esas
KARAR NO : 2023/405
DAVA : Tanıma Ve Tenfiz
DAVA TARİHİ : 30/01/2020
KARAR TARİHİ : 24/05/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalıların —– Bölge Mahkemesi —-. Hukuk Dairesi’nin —– dosya numaralı ilamına göre kredi geri ödemesi nedeniyle müvekkiline borçlandığını, ancak borçlarını ifa etmeyen davalılara karşı müvekkili tarafından açılan davanın 21.01.2019 tarihinde görülen duruşmasında tarafların mahkemece sulhe davet edilerek; dava dilekçesi ekinde sundukları ilamın;”Davalılar, davacıya 476.150,00 euro tutarında meblağın yanı sıra geçerli temel faiz oranı üzerinden 01.04.2017 tarihinden bu yana işleyen %5 oranında faiz ödeyecekler.
Davacı, davalıların 1. Maddede belirtilen meblağı aşağıdaki taksitler halinde ödemelerine izin vermiştir.İlk vadesi 15.03.2019 tarihi olmak üzere 50.000,00 euro tutarında 1. taksit vadesi müteakip her ayın 15’inde gelen her biri 20.000,00 euro olan 19 taksit vadesi 15.11.2020 tarihi olmak üzere 15.000,00 euro tutarında 21. TaksitDavalıların taksit ödeme yükümlülüklerini yukarıdaki şekilde zamanında yerine getirmeleri durumunda davacı 1. maddede geçen meblağa onay vermektedir. Şayet davalılar taksitlerden birini kısmen de olsa bir haftadan daha uzun bir süre geciktirirse 1. Maddede bahsi geçen toplam bakiye derhal ödenmek üzere muaccel olur.
1. Maddede bahsi geçen meblağ (faizler dâhil) davalılar—-Bölge Mahkemesinin —— dosya numaraları davasında, 05.02.2019 tarihine kadar kalan 88.000,00 euro tutarındaki meblağı tamamıyla ödememesi durumunda da derhal muaccel olur. Dava ve sulh masrafları davalılar tarafından karşılanacaktır.” şeklinde olduğunu,
Yukarıda da belirtildiği şekli ile tarafların borcun ne şekilde ödeneceği hususunda mahkeme huzurunda anlaştığını, dava değerinin 476.150,00 euro olarak belirlendiğini ve ilama döküldüğünü, bu mahkeme kararının kesinleşerek mahkeme masraflarının da 20.03.2019 tarihli karar ile belirlendiğini, mahkemece verilen karara göre faiz başlangıç tarihi olan 01.04.2017 tarihi ile —– Bölge Mahkemesi karar tarihi olan 01.03.2019 tarihi arası işlemiş faiz miktarının 37.622,37 euro ve 01.03.2019 ile mahkemeye başvurdukları 30.01.2020 tarihi arasında yılık %4,12 faiz oranı ile oluşan 17.950,75 euro toplamının 55.573,12 euro olduğunu, anapara ile faiz toplamının (476.150,00 Euro + 55.573,12 Euro = 531.723,12 euro olarak dava değerinin hesaplandığını, —– Bölge Mahkemesi tarafından müvekkili lehine nihai olarak karar verildiğini, 476.150,00 euronun davalılar tarafından %5 faizi ile davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmişse de davalılara yapılan anlaşmaya uymayıp ilam ile kesinleşen borcu ödemediklerini, davalıların Türkiye’de mal varlıkları bulunduğunu, kesinleşmiş olan kararının icrası için aynen tenfizini talep etme zarureti doğduğunu, öncelikle; davalıların mal kaçırma girişiminde olduğu nedeniyle, müvekkilinin alacağını teminat altına almak amacıyla: yargılamanın sona ermesine kadar geçecek olan sürede davalılar adına kayıtlı menkul, gayrimenkul malları ile 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının teminatsız olarak ihtiyaten haczine, kurucusu ve tek sahibi Davalı …—– olan —– ait —–. 362 Ada 1 parsel de bulunan —- bağımsız bölüm, —- 362 Ada 1 parsel de bulunan Zemin kat —– nolu bağımsız bölüm, mahkemece sorgulanarak bulunması halinde diğer taşınmaz ve taşınır üzerlerine ihtiyati haciz mahiyetinde ihtiyati tedbir konulmasını, davalılara karşı kesinleşmiş olan —- Bölge Mahkemesi —–. Hukuk Dairesi’nin ——dosya numaralı ilamının ve masraf tayini kararının aynen tenfizine, yargılama masrafları ile vekalet ücretini davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE;
Dava; —– Bölge Mahkemesi —– Hukuk Dairesi’nin —— dosya numaralı ilamının tenfizine yöneliktir.Davacı tarafça —–Bölge Mahkemesinin 21.09.2019 tarihli ve—- tarihli kararın apostilli noter tarafından tercümeli karar dosyaya sunulmuş olup yapılan incelemesinde,
“Davalılar, davacıya 476.150,00 euro tutarında meblağın yanı sıra geçerli temel faiz oranı üzerinden 01.04.2017 tarihinden bu yana işleyen %5 oranında faiz ödeyecekler.
Davacı, davalıların 1. Maddede belirtilen meblağı aşağıdaki taksitler halinde ödemelerine izin vermiştir.İlk vadesi 15.03.2019 tarihi olmak üzere 50.000,00 euro tutarında 1. taksit vadesi müteakip her ayın 15’inde gelen her biri 20.000,00 euro olan 19 taksit vadesi 15.11.2020 tarihi olmak üzere 15.000,00 euro tutarında 21. TaksitDavalıların taksit ödeme yükümlülüklerini yukarıdaki şekilde zamanında yerine getirmeleri durumunda davacı 1. maddede geçen meblağa onay vermektedir. Şayet davalılar taksitlerden birini kısmen de olsa bir haftadan daha uzun bir süre geciktirirse 1. Maddede bahsi geçen toplam bakiye derhal ödenmek üzere muaccel olur.
1. Maddede bahsi geçen meblağ (faizler dâhil) davalılar—-Bölge Mahkemesinin —– dosya numaraları davasında, 05.02.2019 tarihine kadar kalan 88.000,00 euro tutarındaki meblağı tamamıyla ödememesi durumunda da derhal muaccel olur. Dava ve sulh masrafları davalılar tarafından karşılanacaktır.” şeklinde olduğu görülmüştür.Dava konusu kararın içerik ve niteliği gereği —– hukuk mevzuatı yönünden uzmanlık gerektiren bir hususta olması nedeniyle mahkememizce dosya bu konuda uzman akademisyen bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi Prof.Dr. —–14.03.2023 tarihli raporunu sunmuş, rapor dosya kapsamına uygun ve hüküm kurmaya elverişli görülmüştür.Dava, —-Federal Cumhuriyeti —– Bölge Mahkemesinde görülmüştür. Raporda, yabancı bir mahkemeden alınan dava konusu ilamın Türkiye’de tanınıp tenfizi için MÖHUK, —Hukuk Muhakemeleri Kanunu —) ve Türkiye Cumhuriyeti ile —-Devleti Arasında Hukuki ve Ticari Mevaddı Adliyeye Müteallik Münesabatı Mütekabiliyeye Dair Mukavelename hükümleri kapsamında değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca kıyas için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu da dikkate alınarak değerlendirme yapılmıştır.
MÖHUK’a göre ilamın tanınıp tenfiz edilebilmesi için ön koşullar ile esas koşulların öngördüğü şartların sağlanması gerekir. MÖHUK m. 50’ye göre tanıma veya tenfiz kararının verilebilmesi için gerekli olan ön koşullar; (a)yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş ilamın bulunması, (b) yabancı mahkeme ilamının hukuk davalarına ilişkin olması ve (c) kararın kesinleşmiş olmasıdır. Tanıma ve tenfiz talebinin kabul edilebilmesi için gereken esasa ilişkin şartlar ise MÖHUK m. 54’te düzenlenmiştir. Buna göre hükmün verildiği yer ile Türkiye arasında mütekabiliyetin bulunması, ilamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması, ilamın kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve ilamın davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olmasıdır.
Yukarıda sayılan ön koşulların çerçevesinde somut olay incelendiğinde, raporda değinildiği üzere, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin her şeyden önce ilk ön şart, bir mahkeme tarafından verilmiş nihai mahkeme kararı/ilam gerekmekte olup, somut olayda sunulan belgede, —–Federal Cumhuriyeti —-Bölge Mahkemesi —–. Hukuk Dairesi huzurunda tutulmuş bir tutanağın söz konusu olduğu, bu belgenin, mahkeme önünde yapılmış bir sulh anlaşması olarak mahkemece tutanağa geçirildiği görülmektedir.Oysa, Türk Hukukuna göre HMK m. 315/f.1 gereği “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.” Yani, Türk Hukukuna göre taraflar arasındaki sulh anlaşması mahkemece kayıt altına alınırsa, bu belgenin niteliği bir mahkeme kararıdır. Ancak, yabancı bir kararın, o ülke mahkemesinin nihai bir kararı olup olmadığı, esasen o kararın verildiği ülke hukukuna göre tayin edilmesi gerekir.
Bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, ilgili tutanağın bir karar niteliğinde olup olmadığı —- Hukuk Muhakemeleri Kanuna —- göre belirlenecek olup — m.278/f.6 hükmü şu şekildedir:
“Uyuşmazlığın tarafları, mahkemeye yazılı olarak meselenin nasıl çözüleceğine dair bir öneri sunmaları veya mahkemenin yazılı önerisini veya sözlü duruşmalarda tutanakla kaydedilen sulh önerisini mahkemeye gönderecekleri bir yazı ile kabul etmeleri veya sözlü olarak kabul ettiklerini açıklamak suretiyle de mahkeme huzurunda sulh olabilirler. Mahkeme, birinci fıkra uyarınca varılan sulhun sonucunu ve içeriğini bir karar ile tespit eder. 164. madde kıyasen uygulanır.”
Görüldüğü üzere, mahkeme önünde yapılan sulh anlaşmaları derdest davayı sona erdirmekte ve durum, bir tutanakla tespit edilmektedir. Yani, —- Hukukuna göre mahkeme önünde yapılan sulh anlaşması, ayrıca bir mahkeme kararına gerek olmaksızın davayı sona erdirmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere, dava dosyasındaki sulh tutanağı da,—–Mahkemesi tarafından tutulmuştur ve belgenin tercümesi ve Apostille şerhi mahkemeye sunulmuştur.
—– göre mahkeme huzurunda yapılan sulh sözleşmelerinin herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın derdest davayı sona erdirdiği yukarıda açıklanmıştır. HMK’nun ve aksine —- mahkeme huzurundaki sulh’un niteliği açıkça düzenlenmemiştir. Yalnızca —-m. 794/f.1 b.l’e göre sulh yoluyla çözülen uyuşmazlıkların ilamlı icraya konu edilebileceği düzenlenmiştir. Fakat, her ne kadar ilgili tutanak ilamlı icraya konu olsa da, bir mahkeme kararı niteliğinde olmadığı ve dolayısıyla kesin hüküm etkisine sahip olmadığı —– öğretisinde belirtilmektedir. Bu bağlamda, ilgili tutanağın verildiği ülkede icra edilebilir olması, MÖHUK bakımından tenfiz için yeterli değildir. Diğer taraftan sunulan belgenin üzerinde karar veya nihai hüküm gibi ibareler bulunmadığı için belgenin niteliği bir mahkeme kararı olmayıp, ilam niteliğinde bir belgeye benzetilebilir. Nitekim, Yargıtay —–. Hukuk Dairesi bir kararında, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu “dava konusu yabancı ülke mahkeme kararının mahkemelerimizce tarafların sulh olması sonucunda verilen sulhun tespitine dair bir karar niteliğinde olduğu” hakkındaki kararın tenfiz koşullarını taşıyıp taşımadığının denetime elverişli bir şekilde tartışılıp değerlendirilmediğine karar vermiştir. Ayrıca, Yargıtay —–. Hukuk Dairesi bir kararında mahkemelerce verilmiş olsa dahi, ilam niteliği taşımayan kararların tanınması ve tenfizinin mümkün olmadığına karar vermiştir.
Öte yandan, iki ülke arasında ikili bir anlaşma varsa veya tarafların taraf olduğu bir uluslararası sözleşme söz konusuysa ilgili hükümler TC. Anayasası m. 90/f.5 ile MÖHUK m. 1/f.2’ye göre tanıma ve tenfize ilişkin koşullarda öncelikle uygulanması gerekmektedir.
Bilirkişi raporunda gösterildiği üzere, örneğin, Türkiye ve— arasında akdedilen “Türkiye Cumhuriyeti ile —– Halk Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi” madde 18 uyarınca, “Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra verilmiş hukuki ve ticari konulardaki adli kararlar ve vukubulan sulhler, karar olarak kabul edilir” hükmü bulunmaktadır. —– ile de aramızda “Türkiye Cumhuriyeti ile —-Devleti Arasında Hukuki ve Ticari Mevaddı Adliyeye Müteallik Münesabatı Mütekabiliyeye Dair Mukavelename” mevcut olup, içerisinde yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.
Ayrıca, 02.07.2019 tarihinde düzenlenen “Hukuki veya Ticari Konularda Yabancı Kararların Tanınması ve Tenfizi Hakkında Sözleşme” m.11 ve 01.02.1971 tarihinde düzenlenen Hukuki ve Ticari konularda Yabancı Kararların Tanınması ve Uygulanmasına İlişkin Sözleşme” m.19 uyarınca, mahkeme huzurunda yapılan sulhlerin tenfiz edilebileceği açıkça düzenlenmektedir. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, bu sözleşmelerin hiçbirine taraf olmamış, —– 2019 tarihli sözleşmeye taraf olmasına rağmen ilgili sözleşme henüz yürürlüğe girmemiştir.Sonuç olarak, davacı vekili tarafından mahkemeye sunulan —- Bölge Mahkemesi—- Hukuk Dairesi’nin —— dosya numaralı belgenin, yürürlükteki hukuki düzenlemeler ışığında, bir mahkeme kararı/ilamı niteliğinde olmadığından ötürü tenfizinin istenemeyeceği kanaatine ulaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM; Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Kanıtlanamayan davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 179,90 TL harcın 53.613,18 TL harçtan mahsubu ile artan 53.433,28 TL harcın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
4-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde —–Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.