Emsal Mahkeme Kararı İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/2330 E. 2018/486 K. 16.05.2018 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.

T.C.
İSTANBUL ANADOLU
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
(KISMEN KABUL)
ESAS NO : 2014/2330 Esas
KARAR NO : 2018/486

DAVA : Ticari Şirketin feshi ve tasfiyesi
DAVA DEĞERİ : 1.999.635,93 TL
DAVA TARİHİ : 17/12/2014
KARAR TARİHİ : 16/05/2018

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Fesih İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ortağı,—- ve —‘in ise müdürler kurulu üyesi olduğunu, davalı şirketin müdürler kurulu üyelerinin ise ortaklardan — ve — olduğunu, bu ortakların—–anonim şirketi adında yeni bir şirketi faaliyete geçirdiklerini, bu şirketin davalı şirket ile aynı sektörde çalıştığını, davalı şirketin müşteri portföyünün diğer şirkete kaydırıldığını, davalı şirketin kâr dağıtmadığını, davacının almadığı kârın vergisini ödediğini, bu nedenlerle davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, davacının hissesine düşen bedelin ödenmesine, bu talebin reddi halinde davacının payının gerçek değerinin ödenerek davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin ortaklarının davacının kardeşleri ve annesi olduğunu, davacının şirketin kuruluşunda ortak olduğunu, ancak babası ve kardeşleri ile geçinemediğinden baba tarafından sahip olduğu %20 hissesinin ödenerek şirket ortaklığından çıkarıldığını, babanın vefatı üzerine davacının tekrar %10 hisseye sahip olduğunu, davacının —-isimli şahıs firması ve eşi ile çocukları ile birlikte ortak olduğu — San.Tic.Ltd. Şti. İsimli şirketin sahibi olduğunu, bu iki şirketin davalı şirketle aynı işi yaptığını, yani davalı ile haksız rekabet içerisinde bulunduğunu, bu nedenle davacı hakkında şikayette bulunulduğunu, işbu davanın bu şikayetlerin önünü kesmek için açıldığını, kâr payının dağıtıldığını, davacının almadığı kârın vergisini ödemediğini, bu iddiaların doğru olmadığını, davacının 2013 yılı karının dağıtılmamış olmasıyla ilgili 30.4.2014 tarihli ortaklar genel kurul kararının iptali için İst. Anadolu—Asliye Ticaret Mahkemesinin — esas sayılı dosyada dava açtığını(daha sonra verdiği dilekçe ile bur davanın reddine karar verildiğini bildirdiği), davacının şirkete sermaye koyma borcu olduğunu, bu nedenle 256.959,76 TL borcu bulunduğunu, davacının ayrıca sahibi ve ortağı olduğu şirketlerin de davalı şirkete 92.082,54 TL ve 32.808,89 TL borcu olduğunu, bu durumda kâr dağıtılsa bile davacının borcundan mahsup edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davalının kusurlu olduğunu ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVANIN VE ÇEKİŞME KONULARININ TESPİTİ, DELİLLER, DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ NEDENLER VE SONUÇ:
1-Davanın ve çekişme konularının tespiti: Dava; limited şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.
Davanın dayanağı TTK’nin 636/3. maddesidir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; “davalı şirketin davacı dışındaki ortaklarının davalı şirkete karşı haksız rekabet yapıp yapmadığı, davacının davalı şirketin fesih ve tasfiyesini istemekte haklı olup olmadığı, davalı şirketin kâr edip etmediği, davalı şirketin tasfiyesi yerine davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar vermenin daha uygun olup olmadığı, davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi halinde davacının davalı şirketteki hisselerinin rayiç değerinin miktarının ne kadar olduğu” noktalarında toplandığı tespit olunmuştur.
2-İlgili mevzuat:
TTK’nin “Bağlılık Yükümlülüğü Ve Rekabet Yasağı” başlıklı 613. Maddesi; “(1) Ortaklar, şirket sırlarını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla kaldırılamaz.
(2) Ortaklar, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamazlar. Özellikle, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamazlar. Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir.
(3) Müdürler hakkında rekabet yasağı öngören 626 ncı madde hükümleri saklıdır.
(4) Geri kalan ortakların tümü yazılı olarak onay verdikleri takdirde, ortaklar, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı düşen faaliyetlerde bulunabilirler. Esas sözleşme birinci cümledeki onay yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir.” hükmünü haizdir.
TTK’nin “Özen ve Bağlılık yükümü, Rekabet Yasağı” başlıklı 626. Maddesi; “(1) Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. 202 ilâ 205 inci madde hükümleri saklıdır.
(2) Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir.
(3) Müdürler de ortaklar için öngörülmüş bulunan bağlılık borcuna tabidir.” hükmünü haizdir.
TTK’nin “Sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçları” başlıklı 636. Maddesi; “(1) Limited şirket aşağıdaki hâllerde sona erer:
a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle.
b) Genel kurul kararı ile.
c) İflasın açılması ile.
d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde.
(2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir.
(3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.
(4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.
(5) Sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır.” hükmünü haizdir.
TTK’nin “Çıkma ve çıkarılma” başlıklı 638. Maddesi; “(1) Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir.
(2) Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.” hükmünü haizdir.
TTK’nin “Ayrılma akçesi” başlıklı 641. Maddesi “(1) Ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haizdir.
(2) Şirket sözleşmesinde öngörülen ayrılma hakkı dolayısıyla, şirket sözleşmeleri ayrılma akçesini farklı bir şekilde düzenleyebilirler.” hükmünü haizdir.
3- Deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hukuki nedenler ve sonuç:
Taraf delilleri toplanarak konusunda uzman bilirkişi kurulundan raporlar alınarak uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmiştir.
aUyuşmazlık konularından “davalı şirketin davacı dışındaki ortaklarının davalı şirkete karşı haksız rekabet yapıp yapmadığı, davacının davalı şirkete karşı haksız rekabet yapıp yapmadığı” hususları ile ilgili inceleme ve gerekçe: Şirket kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda bilirkişiler tarafından düzenlenen 29/08/2016 tarihli raporda da belirtildiği üzere, davalı —- Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’nda — sicil numarasıyla kayıtlıdır. Şirket asansör malzemelerinin üretimi, alımı, satımı ve asansör imalâtı, montajı konularında faaliyet göstermektedir. Merkezi; —- adresindedir. Davalı şirketin dava tarihi itibarıyla sermayesi 5.100.000 TL olup, bu sermayenin ortaklar arasındaki dağılımı — 1.530.000 TL, — 1.530.000 TL, — 1.530.000 TL, … 510.000 TL şeklindedir. Davalı şirket 25.08.1989 tarihinde tescil edilerek kurulmuştur. Davacı … şirketin kurucu ortağı iken, Kadıköy — Noterliği’nden 31-10-1995 tarihinde—-yevmiye numarasıyla düzenlenen hisse devir ve temlik senedi ile hissesinin tamamını —’a devir ederek ortaklıktan ayrılmıştır. Davacının hissesinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrılması 01.11.1995 tarihli ortaklar kurulunda kabul edilmiş, 02.11.1995 tarihinde tescil edilerek, — tarihli ve 3911 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Daha sonra şirket ortaklarından davacının Babası —’un 16.02.2006 tarihinde vefatı üzerine, varisi sıfatıyla davacı … şirkete tekrar ortak olarak katılmıştır. Bu husus 03.05.2006 tarihinde tescil edilmiş, 09.05.2006 tarihli ve 6552 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Davalı şirket 25.05.2006 tarihinde tescil edilen ana sözleşme tadili ile 500.000 TL olan sermayesini 5.000.000 TL’ye yükseltmiştir. Artırılan sermayenin bir kısmı iç kaynaklardan ve ortak alacaklarından, 458.683,18 TL’lik kısmı da nakit olarak karşılanmıştır. Bu nedenle ortakların sermaye taahhüt borcu doğmuştur. Sermaye artırımı 31.05.2006 tarihli ve 6567 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilân edilmiştir. Son olarak sermaye 07.06.2010 tarihine tescil edilen ana sözleşme tadili ile 5.000.000 TL’den 5.100.000 TL’ye yükseltilmiş ve sermaye halihazırdaki şeklini almıştır. Artırılan 100.000 TL’nin tamamı özel fonlardan karşılanmıştır. Bu son sermaye artırımı —- tarihli ve 7583 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilân edilmiştir.
Davalı şirketin 12/04/2011 tarihinde yapılan ortaklar kurulu toplantısında; “Beş yıl süreyle görev yapmak üzere —-ve —’in şirket müdürü olarak seçilmelerine, bu beş yıllık süre içinde şirket kaşesi altında atacakları müşterek imzaları ile şirketi temsil ve ilzam etmelerine” karar verilmiştir. Bu karar 21/04/2011 tarihinde tescil edilmiş, 27/04/2011 tarihi ve 7803 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Dava dışı—- Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nde — sicil numarasıyla kayıtlı olup, 13/07/1994 tarihinde tescil edilerek kurulmuştur. Şirketin eski ünvanı —- Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’dir. Dava dışı şirketin de ana sözleşmesinde faaliyet konusu asansör işleri olarak belirtilmiştir. Merkezi; — adresindedir. Bu şirketin yönetim kurulu üyeleri ve imza yetkilileri —- ve —-’dir.
Davacı …, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü’nde —- sicil numarası ile kayıtlı olan “— Sanayi ve Ticaret” ünvanlı şahıs firmasını, 10/10/1997 tarihinde kurmuş, 31/12/2014 tarihinde kapatmıştır.
Yine davacı …’un büyük hissedarı, müdürü ve imza yetkilisi olan dava dışı —- Sanayi Ticaret Limited Şirketi, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nde— sicil numarasıyla kayıtlı olup, 11/07/2011 tarihinde tescil edilerek kurulmuştur. Ana sözleşmesinde iştigal konusu asansör işleri olarak yazılıdır. Merkezi; — adresindedir.
Davacı …, davalı şirketin de ortağıdır. Ancak, davalı limited şirkette müdürlük görevi yoktur ve imza yetkisi de bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı şirket açısından rekabet yasağına tabi değildir.
Davalı şirketin ortakları, müdürleri ve imza yetkilileri olan —- ve —, aynı zamanda dava dışı — Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin de yönetim kurulu üyeleri ve imza yetkilileridir. Bu kişiler davalı şirketin genel kurulundan Türk Ticaret Kanunu’nun 395 ve 396’ıncı maddelerine göre gerekli izinleri almamışlardır. Söz konusu dava dışı şirket, davacı …, “davalı şirketin ortağı iken” 1994 yılında kurulmuştur. Daha sonra davacı, 1995 senesinde davalı şirketteki hissesine devrederek ortaklıktan ayrılmıştır. Ancak, 2006 senesinde babasının vefatı üzerine tekrar mirasçı sıfatıyla davalı şirkete ortak olarak katılmıştır. Buna göre, gerek davacı , gerek davalı şirket, dava dışı şirketler ile aynı konuda faaliyet göstermektedir.
Öte yandan davalı şirket vekili; “müvekkili şirketin asansör imalâtı yaptığını, dava dışı — Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin ise pazarlama ve satış konusunda faaliyet gösterdiğini, bu nedenle davacı vekilinin davalı şirketin müşteri portföyünün dava dışı anonim şirkete kaydırıldığı iddiasının doğru olmadığını” ileri sürmüştür. Her ne kadar dava dışı anonim şirketin ticari defterleri ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmadığı için, davalı limited şirketin müşteri portföyünün, dava dışı anonim şirkete kaydırılıp kaydırılmadığı tespit edilememiş ise de, bu tespitin bir önemi bulunmamamaktadır. İştigal konusu aynı olan dava dışı ikinci bir şirketin varlığı ve ikinci şirketin yönetim kurulu üyelerinin davalı şirketin müdürlerinden oluşması, potansiyel bir rekabet tehlikesi yaratmakta olup, davacının bu durumdan rahatsız olması normal görülmüştür.
Ancak, yukarıda belirtilen şekilde gerek davacı , gerek davalı şirket, dava dışı şirketler ile aynı konuda faaliyet göstermekte olduklarından, gerek davacının, gerekse davalı şirketin davacı dışındaki ortaklarının davalı şirkete karşı haksız rekabet yaptığı kanaatine varılmıştır.
b)Uyuşmazlık konularından ” davacının davalı şirketin fesih ve tasfiyesini istemekte haklı olup olmadığı, davalı şirketin kâr edip etmediği, davalı şirketin tasfiyesi yerine davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar vermenin daha uygun olup olmadığı” hususundaki inceleme ve gerekçe: Bilirkişi heyetince davalı şirketin 2012 senesinde 25.783.467,78 TL net satış yaptığı, vergi öncesi 1.386.595,54 TL, vergi sonrası ise 1.102.799,32 TL net dönem kârı elde ettiği, 2013 senesinde ise 34.944.887.39 TL net satış yaptığı, vergi öncesi 2.679.575,43 TL, vergi sonrası ise 2.137.630,20 TL net dönem kârı elde ettiği, 2014 senesinde 19.389.610,95 TL net satış yaptığı, vergi öncesi 1.127.948,63 TL, vergi sonrası ise 899.193,30 TL net dönem kârı elde ettiği, 2015 senesinde 19.210.475,21 TL’lik net satış yapmış olup, vergi öncesi 668.931,97 TL, vergi sonrası ise 527.089,63 TL net dönem kârı elde ettiği tespit olunmuştur.
Davacı vekili terditli olarak talepte bulunmuştur. İlk talebi; davalı şirketin fesih ve tasfiye edilmesidir. Bu kabul edilmediği takdirde ise diğer talebi; davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesidir. Davacı vekili, her iki halde de müvekkilinin payına düşün bedelin ödenmesini istemiştir.
Türk Ticaret Kanunu’nun limited şirketlerle ilgili 636’ıncı maddesinin 3’üncü fıkrasında; “Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.” denmektedir.
Bilindiği üzere Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi’nin yerleşik görüşü “Kusurlu olan ortağın fesih ve tasfiye isteyemeyeceği” yönündedir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, Esas No:2007/7073, Karar No:2009/1889, Karar Tarihi:17-02-2009).
Yargıtay kararlarına göre; haklı nedenlerle fesih davası açılabilmesi için, davacı ortağın/ortakların, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında kendilerinin eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaktan / ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekmektedir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 636’ıncı maddesinin gerekçesi; “Şirketin kişisel niteliği göz önünde tutularak ve 639’uncu maddenin birinci fıkrası da dikkate alınarak her ortağa haklı sebeplerle şirketin feshini isteme hakkı tanınmıştır. İsviçre’nin ön tasarısında da yer alan bu hak ortağın çoğunluğa karşı konumunu kuvvetlendirecektir. Ortağa tanınan bu hak anonim şirketlerdeki 531’inci maddede yer alan hükme paralel olarak düzenlenmiş ve yargıca şirketin yararına geniş müdahale hakkı tanınmıştır.” şeklindedir.
Görüleceği üzere söz konusu gerekçede; “Ortağa tanınan bu hakkın anonim şirketlerdeki 531’inci maddede yer alan hükme paralel olarak düzenlendiği ve yargıca şirketin yararına geniş müdahale hakkı tanındığı” belirtilmektedir. Bu nedenle anonim şirketler ile ilgili 531’inci maddenin gerekçesine de yer vermek yerinde olacaktır. 531’inci maddenin gerekçesine göre; haklı sebep tasarıda tanımlanmamış, haklı sebepler örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır. İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalması, haklı sebep sayılmıştır. Buna karşılık varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı olup olmadığına karar verecek olan mahkemedir. Mahkeme sebepleri haklı bulsa bile fesih kararı vermek zorunda değildir. Şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme; şirketi feshetmek yerine, fesih talebinde bulunan pay sahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenmesine ve kendilerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Davacıya paranın kimin tarafından ve nasıl ödeneceği, bu payların geçici olarak şirketin iktisap edip edemeyeceği yargı kararlarına ve öğretideki görüşlere göre belirlenecektir.
Haklı sebepler, limited şirket ortaklarının bir araya gelmelerini sağlayan maddi ve kişisel sebepleri ortadan kaldıran böylece şirketin amacına ulaşmasını imkânsız kılan ya da ciddi bir şekilde güçleştiren ya da amacını tehlikeye sokan nedenlerdir. Doktrinde de haklı sebep, hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim ve dava yolu ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek veya değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur şeklinde tanımlanmıştır
Sebebin haklılığını değerlendirmek subjektif bir konudur. Ancak her somut olayda, yasal çıkma hakkına dayanarak şirketten ayrılmak isteyen ortağın gösterdiği sebebin, haklı olup olmadığının tespiti, çıkmak isteyen ortağın, şirketin ve diğer ortakların menfaatlerinin dikkate alınmasını gerektirir. Bu sebepten dolayı, haklı sebep, somut olayın özelliklerine göre değişebilir. Haklı sebep, doğrudan doğruya şirket ilişkisi veya ilgili ortağın şirketle ya da ortakların birbirileri ile ilişkisi yönünden mevcut olabilir.
Davacı vekili dava dilekçesinde şirketin feshine gerekçe olarak; aynı konuda faaliyet gösteren ikinci şirketin varlığını ve kâr dağıtılmamasını gerekçe olarak göstermiştir.
Davacı kâr dağıtımı ile ilgili genel kurul kararının iptali için dava açmıştır. Bu konunun halli için yasal hakkını kullanmıştır. Davacının rekabet yasağının önlenmesi, varsa haksız rekabetin tespiti veya bunlar için tazminat talep ettiğine ilişkin bir dava açtığına dair dosyada bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Ancak, bütün bu hususlar halen faal olan, dava tarihi itibarıyla organı bulunan, her yıl kâr elde eden ve personel istihdam ederek vergi ödeyen, sermayesi hesaplanan özvarlık bünyesinde fazlası ile korunun bir şirketin feshi için yeterince haklı sebep teşkil etmemektedir. Diğer bir değişle; Türk Ticaret Kanunu’nun 636’ıncı maddesinin 3’üncü fıkrasına göre yapılacak fesih ve tasfiye talebi için yeterince haklı neden oluşturmaktadır.
Bununla birlikte davacının diğer çıkma talebi için; ikinci şirketten ötürü huzursuzluğu, haksız rekabet konusundaki karşılıksız suçlamalar, cironun ve kârın önemli seviyede azalması, bunun somut bir şekilde açıklanamaması, aile geçimsizliğinin şirkete yansıması, ortaklığın çekilmez hale gelmesi haklı neden sayılabilir.
Bu sayede; davacı, şirketin feshi ile elde edeceği sonuca, çıkma ile de ulaşabilecektir. Üstelik tasfiye sürecini de beklememiş olacağı gibi, davalı şirkette ekonomiye katkısını sürdürmeye devam edecektir.
Tüm bu nedenlerle davacının şirketin feshi ve tasfiyesini istemekte haklı olduğu, ancak halen faal olan, dava tarihi itibarıyla organı bulunan, her yıl kâr elde eden ve personel istihdam ederek vergi ödeyen, sermayesi hesaplanan özvarlık bünyesinde fazlası ile korunun bir şirketin feshi için yeterince haklı sebep teşkil etmediği, bu nedenle TTK’nin 636/3. Maddesinin ikinci cümlesi uyarınca bu istem yerine davacının payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır.
c)Uyuşmazlık konularından “davacının davalı şirketteki hisselerinin rayiç değerinin miktarının ne kadar olduğu” hususuyla ilgili inceleme ve gerekçe: Ayrılma payı ortağın ortaklık tüzel kişisine karşı bir talep hakkını ifade eder. Ayrılma payı esas sermaye payı (temel sermaye payı) tutarına oranla hesaplanır. Başarılı ortaklıklarda, ayrılma payı bir hayli büyük olduğu halde, bazı durumlarda, ortağın koyduğu sermaye miktarının altına da düşebilir.
Ayrılma payı, yıllık bilânço hükümlerine göre değil, tasfiye bilânçosu ilkeleri uyarınca hesaplanır. Yapılan varsayımsal bir tasfiyedir. Onun için,—’nun malvarlığı değerleri bütünü ile bilânço içine gireceği gibi, piyasa değeri, değerlendirmede esas alınır. Piyasa değeri deyimi, bazen alış, bazen satış değeri olarak ortaya çıkar. Malvarlığının tümü değerlendirileceği için, — başta olmak üzere, bütün gayri maddî malvarlığı da hesaba katılır.
Çıkarma mahkemenin kararının kesinleştiği tarihte gerçekleşecektir. Karar kurucu niteliktedir. Yüksek Yargıtay 11. HD’nin 28-06-1999 tarihli ve 4048/5907 sayılı yayımlanmamış kararına göre, çıkarılan ortağın ayrılma payı (alacağı) da kesinleşme tarihinde muaccel hale gelir, LO ihtar ile temerrüde düşer. Ortaklık ihtarla temerrüde düşürülmemişse, ayrılma payını talebe ilişkin dava tarihi esas alınır. Davacının şu aşamada, mevcut olması halinde tasfiye payının ödenmesi şeklinde bir talebi vardır.
Limited şirketlerde, ortağın çıkması veya çıkarılması hallerinde; ortağın sermaye payı hesap edilirken, karar tarihine en yakın bir tarihteki sermayenin rayiç değeri esas alınacaktır. Son emsal Yargıtay kararları bu şekildedir.
Davacının ayrılma payının, şirketin rayiç kıymetini gösteren öz varlığı üzerinden hesaplanması gerekir. Nitekim, davacı vekili dava dilekçesinde; “müvekkilinin payının gerçek değerinin ödenerek davalı şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesini” talep etmiştir.
Davacı ortağın çıkmasının uygun görülmesi nedeniyle, davalı şirketin mal varlığının rayiç değerinin tespiti gerektiği anlaşılmıştır. Bu tespitten sonra, karar tarihine en yakın bilânço üzerinden davalı şirketin gerçek değerinden davacının hissesine isabet eden tutarın hesaplanması gereklidir.
Davalı şirket “asansör imalâtı ve montajı” konusunda faaliyet göstermektedir. Davalı şirketin son bilânçosu üzerinden, davacının ayrılma payının hesabı için varlıklarının halihazırdaki rayiç değerinin bilinmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle bilirkişi heyetine makine mühendisi bilirkişi eklenerek, davalı şirketin son bilânçosunun ve defterlerinin belgeleri ile birlikte incelenmesi sonucu bilirkişiler Yard. Doç. Dr.—, yeminli mali müşavir —-, Makine Yüksek Mühendisi Prof. Dr. —-, iktisatçı öğretim üyesi Prof. Dr.— ve inşaat mühendisi — tarafından yukarıdaki hukuki ilkeler doğrultusunda düzenlenen 31.10.2017 tarihli bilirkişi raporunda; “Davalı şirketin rayiç öz varlık tutarının 30/11/2016 tarihi itibariyle 19.996.359,30 TL, davacı payının da 1.999.635,93 TL olarak tespit edildiği” yönünde görüş bildirilmiştir.
Konunun uzmanlarından oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen ve taraflarca itiraz edilmeyen bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun, denetime elverişli ve yeterli bulunmakla hükme esas alınmıştır.
Davacı vekilince dava değeri 1.999.635,93 TL’ye yükseltilerek eksik peşin nisbi harç tamamlanmıştır.
d)Sonuç: Yukarıda açıklandığı üzere tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı şirketin diğer ortakları arasında derin anlaşmazlıkların olduğu, güven ilişkisinin ortadan kalktığı ve tarafların birbirleriyle bu ortaklık ilişkisini sürdürmesinin çekilmez hale geldiği, şirketin fesihi için haklı nedenlerin bulunduğu, ancak halen faal olan, dava tarihi itibariyle organı bulunan, her yıl kâr elde eden ve personel istihdam ederek vergi ödeyen davalı şirketin feshine karar verilmesinin “Şirketin devamlılık ilkesi” ve hakkaniyete uygun olmayacağı, bunun yerine TTK 636/3 uyarınca davacının fesih istemi yerine davacının diğer talebi olan ortaklıktan çıkmasına karar verilmesinin duruma çok daha uygun olacağı kanaatine varılmakla, şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin TTK’nin 636/3. Maddesi uyarınca reddine, davacının terditli şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesi talebinin TTK’nin 636/3. Maddesi uyarınca kabulü ile davacının davalı … Makina Asansör Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin ortaklığından çıkarılmasına, davacının şirketteki hisselerinin rayiç değeri olan 1.999.635,93 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin red nedenine göre, davacının davasında haklı olduğu anlaşılmakla, harç, yargılama gideri ve karşı taraf vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-Şirketin feshi ve tasfiyesi talebinin TTK’nin 636/3. Maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Davacının terditli şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesi talebinin TTK’nin 636/3. Maddesi uyarınca KABULÜ ile davacının İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde —- sicil numarası ile kayıtlı davalı … Makina Asansör Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin ORTAKLIĞINDAN ÇIKARILMASINA, davacının şirketteki hisselerinin rayiç değeri olan 1.999.635,93 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-) Harçlar yasasına göre alınması gerekli 136.595,15 TL harcın, davacı tarafından yatırılan toplam 25.636,20 TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 110.958,95 TL’nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-) Davacı tarafından yatırılan 25.636,20 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-) Davacı tarafından sarf edilen 6.200,00 TL bilirkişi gideri ve 65 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 6.265,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-) Kabul edilen dava yönünden avukatlık asgari ücret tarifesine göre davacı lehine takdir olunan 80.194,54 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-) Dosyada mevcut gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar okundu, ana hatlarıyla anlatıldı. 16/05/2018