Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.
T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/190
KARAR NO : 2022/211
DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 23.10.2018
KARAR TARİHİ : 09.03.2022
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ, DÜŞÜNÜLDÜ:
1-İddia: Davacı vekili —- sayılı dosyasına tevzi edilen dava dilekçesinde özetle; müvekkili Müflis—– döneminde gerçekleştirilen sermaye piyasası aracı ve yatırım hizmetleri hakkında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile ilgili mevzuat gereğince —-(bundan sonra ———– diye anılacaktır) tarafından yapılan inceleme ile —— sayılı denetleme raporunda, borçlunun —- adet payı 1 TL nominal bedel yerine 1,6635 TL beden üzerinden müvekkiline satılmış olduğunun tespit edildiğini, işbu satış sebebiyle müvekkilinin 168.000,00 TL zarara uğratıldığı yönündeki — raporuna istinaden borçlu aleyhine —– sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı ancak borçlu tarafından haksız olarak bu takibe itiraz ettiğini beyanla —- sayılı dosyasına borçlu tarafından yapılan itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2-Savunma: Davalı tarafından —– Esas sayılı dava dosyasına cevap dilekçesi sunulmamıştır.
3-Davanın Aşamaları: ——- Karar sayılı birleştirme kararı uyarınca —- Esas sayılı dava dosyası Mahkememizin —– Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiş, Mahkememizin —- Esas sayılı dava dosyası üzerinden birleşen dava dosyalarıyla birlikte yapılan —– —–tarafından açılan birleşen davaların Sermaye Piyasası Kanununun 94. Maddesi uyarınca dava takip yetkisinin sadece—- ait olması, — bu davayı açma hakkını açıkça ——— vermesi, dava açma hakkını — — —- bırakmadığı anlaşıldığından —– davalar açısından davacı —-. —- dava takip yetkisi bulunmaması nedeniyle tüm birleşen——esas sayılı dosyalarının “Davacının, dava takip yetkileri olmadığından, HMK’nin 53, 114/1-e ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın “dava takip yetkisine ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle” USULDEN REDDİNE” karar vermek üzere HMK’nin 167. Maddesi uyarınca asıl davadaki eksikliklerin tamamlanmasının beklenmesi halinde sonradan birleştirilmiş davalar davacısının davalarının sürüncemede kalmaması için AYRILMASINA, davacı —— birleşen dosyalarda itirazın iptali davalarını —- dava — davada açabileceği halde, her davayı kolay takip etmek açısından ayrı ayrı açtığı, bu durumda birleşen davaların tek bir esasa kaydedilerek karar verilmesi durumunda, davaları—- etmek isteyen davacı —- vekilinin tüm davalardaki davalılara tebligat yapılmasını beklemesi gerekeceği ve bu durumda davaların ayrı ayrı açılmasının davacıya sağlayacağı kolaylığın önemi kalmayacağı anlaşılmakla birleşen davaların ayrı ayrı açılması göz önüne alınarak her birinin Mahkememizin ayrı esas numarasına kaydına ve kaydedilen dosya üzerinden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi nedeniyle HMK’nin 138. Maddesi uyarınca duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karara bağlanmasına, gerekçeli kararın her dosyanın davacı vekili ve davalı vekiline ayrı ayrı tebliğine,” şeklindeki ara kararına istinaden birleşen işbu dava dosyası tefrik olunarak Mahkememizin yukarıdaki esas sayısına kaydedilmiştir.
—– Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; ——- vekili tarafından …—— karar yazısı ile ——– — kazanç iade alacağı, —– takip öncesi yasal faiz olmak üzere—- tahsili için ilâmsız takip başlatıldığı, ödeme emrinin borçluya—olunduğu, borçlu vekilinin –dilekçesi ile yetkiye, borca, faize ve ferilerine itiraz etmesi üzerine takibin durduğu anlaşılmıştır.
5-Davanın ve istemin tespiti ile istemle ilgili hukuki açıklama: Müsnet davada, davac— müvekkili —döneminde gerçekleştirilen sermaye piyasası aracı —yapılan inceleme ile — denetleme raporunda borçlunun — bedel üzerinden müvekkiline sattığını, bu satıştan — zarara uğradıkları yönündeki rapor üzerinde icra takibi başlatıldığını, bu takibe itiraz edilerek takibin durdurulduğunu,— müvekkilinin %22,9 oranında payı bulunduğunu—- %44,4 oranında payı bulunan — müvekkilinin %99 oranında payı bulunduğunu, müvekkilinin bu şekilde — ve dolaylı olarak %70’ine sahip olduğunu, müvekkili tarafından geri kalan payların —- üzerinden — hissenin satın alınmasına karar verildiğini, daha sonra bir hisse bedeli en fazla 1,69 TL olmak üzere payların alınması yönünde ikinci bir karar alındığını, davalının — toplam — bedelle satın alındığını, —- paylarının devri — iznine tabi olmasına rağmen devirden çok sonra başvuru yapıldığını, — tarafından devre onay verilmediğini, müvekkilini zarara uğratarak yapılan bu pay devrinin —– 21 ve 110. maddeleri uyarınca — kazanç aktarımı yasağına aykırı olduğunu iddia etmek suretiyle bu nedenle aktarılan tutarın davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine davalının yaptığı haksız itirazın iptalini talep etmektedir.
Davacı Bankanın dava takip yetkisinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi için Sermaye Piyasası Kanununun 21. maddesi çerçevesinde “—- kazanç/mal varlığı aktarımı”nın varlığı için aranan şartların ve unsurların incelenmesi gerekmektedir. Buna göre — kazanç/mal varlığı aktarımının varlığı için aranan şartlar şöyledir:
1-Kazanç/mal varlığı aktaranın —- —- ortaklık ya da onun iştirak veya bağlı ortaklığı olması lazımdır. —— işlem sonucunda kârı ve/veya mal varlığı azalanın, öncelikle ——— olması gerekmektedir. ———- “payları —– arz edilmiş olan veya —- arz edilmiş sayılan —- tanımlanmaktadır. —– uyarınca —– arz olunmuş sayılma, ” payları —– gören ortaklıklar ile pay sahibi sayısı ——.” için söz konusu olan bir statüdür.—- bizzat ve/veya doğrudan yapılması şart değildir. ——– uyarınca, —-kazanç aktarımı ——- — ve/veya iştiraki tarafından bizzat ya da iştirak ve/veya bağlı ortaklıklar üzerinden de olabilir 5. Buna göre doğrudan bir kazanç aktarımı yanında, grup ilişkisi (TTK m. 195 vd.; TSY m. 105/1) çerçevesinde yapılan dolaylı işlemler sonucunda ——— kaynak aktarımının gerçekleşmiş olması halinde de, —- hükmünde yer alan yasak ihlal edilmiş olmaktadır.—-Kanunun aksine kazanç ve mal varlığı ——olarak genişletilmiştir. Buna göre,—- iştirak ve bağlı ortaklıkları olabilir. Kazanç/malvarlığı aktarımı bakımından iştirak veya bağlı ortaklık için ayrıca ———şartına ise yer verilmemiştir. Yeni sistemde esasen iştirak ve bağlı ortaklıklar üzerinden kazanç aktarımı da yasak kapsamında değerlendirilmiş, —- korunmak istenmiştir. Esasen bu madde, —- kalarak yapılan haksız edinimlere —- amaçlamaktadır. Dolayısıyla —işlemi doğrudan kendisinin yapmamış olması, söz konusu madde hükmünde yer alan yasak —- kaldırmamaktadır. Önemli olan, yapılan —– sonucunda, —nihai olarak– maddi zarara uğratılmasıdır.
2-Kazanç aktarımı yapılan kişinin — ——— ilişkili olması lazımdır. —- hükmü uyarınca herhangi bir —- sayılabilmesi için, —- aktarımı yapılan kişinin, —- ortaklıkla ya da onun bağlı ortaklığı veya iştiraki ile yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı (… üzerinden) veya dolaysız (doğrudan) olarak ilişkili bulunması gerekmektedir. Buna göre şirket ile — kazancın dağıtılacağı kişiler arasında; (i) yönetim, denetim, sermaye ilişkisi olacak, (ii) dolaylı veya dolaysız bir ilişki bulunacak, (iii) — kazancın dağıtılacağı kişi bir gerçek ya da bir gerçek kişi olacaktır. Kanun hükmünde, kazanç aktarımında bulunulan, — işlemin diğer tarafı olan bir gerçek veya tüzel kişiden bahsedilmektedir. Kullanılan bu ifade göstermektedir ki, kazanç aktarılan yani —- işlemden faydalanarak mal varlığı artanın, bir gerçek kişi ya da tüzel kişi olması gerekir. — ilişkili olan kişi bakımından “….— bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahıs”tan söz edilmekte, buradan hareketle de öğretide gerçek veya tüzel kişi yanında ilişkili olanların kapsamına tüzel kişiliği bulunmayan bir topluluğun da girebileceği, bu anlamda Kanun’da bir sınırlama bulunmadığı ifade edilmekteydi. Ancak, — teşebbüs kavramını terk etmiş, ilişkili olunanlar bağlamında gerçek veya tüzel kişi olma esasını getirmiş gözükmektedir.
Bu noktada ayırt edici unsur, kazanç aktarılan bu kişinin, — — veya — —ortaklığı ile yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili olması gerektiğidir. Yönetim denetim ve sermaye ile kast edilen teknik anlamda belirleyici yönetim, denetim veya sermaye ilişkisidir. Kazanç aktarılan şirketin yönetim kurulunda olunması, sermaye iştiraki bu anlamda ilişkinin maddi varlığını tesis eder.
Ancak esasen bu noktada önemli olan, —- —- gücü elinde bulunduranların doğrudan veya dolaylı, —– kazanç aktarmasıdır. ——– —– —– elinde bulunduranların, ———- kazanç aktarımı da buna örnektir. Kazanc—— elinde bulunduranların doğrudan veya dolaylı——oldukları veya menfaat temin ettikleri bir şirket ise, burada —– aktarımının varlığı kabul edilmelidir.
Doğrudan veya dolaylı olarak aynı kişinin—– içindeki —- şirketler hâline getirmektedir (——-şirket için bkz. TTK m. 195 vd.). Dolaylı ilişkiyi sağlayan —— kullanılmış olması önemli olmayıp,—— —– yönetimlerinin ——bağlanıyor olmasıdır. ——— çoğunluğunun belirlenmesi gücüne sahip olunması yeterlidir. Bu halde, —- hükmünün aradığı anlamda bir “ilişki”nin bulunduğu kabul edilir.
—-aktarımı —- uyarınca, pasif davranış, yani — şirketin veya onun iştirak veya bağlı ortaklığının karlarını ya da malvarlıklarını korumak ve artırmak için yapmaları beklenen faaliyeti yapmamaları ve bu suretle ilişkili oldukları kişilerin karlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlama yoluyla da olabilecektir. Örneğin, —— şirketin ilişkili bir şirket lehine ihaleye girmemesi ya da ihaleye iştirak edip eksik belge vermesi yahut açılan bir davayı takip etmemek, geçerli bir sebep olmadan davayı kabul etmek veya gerektiği şekilde takip etmemek suretiyle, ilişkili şirketin karlarının ya da malvarlığının artırılması halinde durum böyledir.
Ancak, bu fıkrada ” —– malvarlığını artırmak bir şart olmakla birlikte ilişkinin —- aktarımında olduğu gibi, yönetim,— doğrudan veya dolaylı bir ilişki olması şeklinde ifade edilmemiştir. Şüphesiz, bu ifadenin olmaması ilişkinin doğrudan veya dolaylı,—- olmasına mani değildir; özellikle bu noktadan bir ilişki aranacaktır, hatta bu ifade eksikliği ilişkinin şeklinin daha geniş yorumlanmasına da müsaittir.
3—— arasındaki kazanç aktarımının —- gerçekleştirilmiş olması lazımdır. ——— işlemler dikkate alındığında —— aktarımının, — — iştirak veya bağlı ortaklıkların ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile (i) emsallerine uygunluk, (ii) piyasa teamülleri, (iii) ticari hayatın basiret ve dürüstlük — aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi —– bulunmak suretiyle kârlarını veya malvarlıklarını azaltarak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek gerçekleştirilmesi gerekir. —- uyarınca pasif davranış ile aktarımın ise, —– —-ortaklıklar ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, basiretli ve dürüst bir tacir olarak veya piyasa teamülleri uyarınca kârlarını ya da malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamaları yoluyla ilişkili oldukları gerçek veya tüzel kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamak şeklinde gerçekleşir.
Görüldüğü üzere, —–ya da iştirak veya bağlı ortaklığın kârını veya mal varlığını azaltan işlemin ilişkili —— gerekir. Kanun hükmünde —– ne anlama geldiğine, unsurlarına/içeriğine ilişkin tanımlama,——– piyasa teamülleri, (iii) ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem —– üretmek —— yapılırken, ——- davranışla kazanç aktarımı içinse;—–olarak veya ———- uyarınca — malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamaları yoluyla ilişkili oldukları gerçek veya tüzel kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamak şeklinde ——, bu niteleme —— değerlendirmelerle de ——— arz etmektedir.
Burada öncelikle ve tekraren belirtelim ki, ilişkili/bağlantılı kişi ile — veya bağlı —- emsallerine uygunluk, (ii) piyasa teamülleri, (iii) ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek suretiyle h— zarar verilmesi,——- örnekleridir. Kanunu—- durumu ortaya koymaktadır. Fiyat farkına ilişkin bir zarar verici —- işlemde “—– eski —– hükmünün aksine — hükmünde ayrıca ifade bulmamıştır, zaten—- türlü duruma—- etmek doğru değildir. Yeni ——- emsallerine uygunluk, (ii) piyasa teamülleri, (iii) ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek esastır. Ancak emsallerine —– tespitinde yine de önemli rol oynamaya devam edecektir. ——-, olması gerekenden düşük veya yüksek bir bedel ödenmesi şeklinde gerçekleşiyorsa, farkın ——-olması,——– varlığının belirlenebilmesi açısından olağandır. Zira —– fiyat belirleme — her teşebbüsün kendi —– ile farklı bir fiyat —izleyeceği şüphesizdir. — uygulamaları olağandır. Dolayısıyla, emsallerine göre bariz şekilde farklı olan bir işlem, — uygulanmasına öncelikle yol açabilmelidir.—–farkın bariz olması konusundaki açıklamaları şöyledir:
“Şirketin — tâbi olması halinde işe yalnız— kârın olduğundan az gösterilmesi değil, ortada gerçeğe aykırı bir bilanço bulunmasa dahi, kârın azalmasına yol açan fazla harcamaların yapılması dahi suç sayılmıştır. Ancak bu harcamaların ‘fazla’ sayılabilmesi için şirketin ilişkide bulunduğu diğer —- —- olması gerekir. Mesela işçiye ödenen ücret, satın alınan herhangi bir mal karşılığında ödenen fiyat, kiralanan bina için verilen bedel emsaline nisbetle bariz şekilde yüksek olduğu takdirde, bu suçun maddî unsuru gerçekleşmiş olur. Bir ücret, fiyat veya —– farklı sayılabilmesi için, — gerek ticari veya sınaî —– açısından ve gerek —— ——yerleşim yerleri açısından uygunluk arzeden ve yine —– ——- şekilde fahiş olması icap eder. Bundan başka sadece ücret, —— bedeller arasında —– farklılığın bulunması da yeterli değildir: bu farkın iktisadî ve malî sebeplerle izah olunamaması da gereklidir. Belirli bir —- —- bir —-, o şehirde elverişli başka bir — bulamadığı için, emsaline nisbetle çok fazla bir bedel ödeyerek bir binayı satın alır veya kiralarsa; keza işinde titiz olan———– müşavir,—— çalışmayı tercih eder ve bu sebeple onlara emsalinin üzerinde bir para öderse, ihracat ve ithalat ilişkilerini geliştirmek maksadıyla —verir ve bu yüzden fazla masraf yaparsa, bu harcamaların ‘bariz şekilde fazla’ sayılmasına imkân yoktur. Şu halde bir ödemenin ‘bariz —– herhangi bir ticarî, iktisadî veya malî sebeple izah edilememesi ve yukarıda açıklanan emsaline nisbetle de çok yüksek telakki edilebilmesi gerekir”
Bununla birlikte —– fiyat farklılığından başka bir şekilde gerçekleştirilmesi durumunda, artık yeni—- tarafları arasında uygulanan fiyata/bedele/ücrete itibar edilerek yasak kapsamına girilmediğinden söz edilemez; bariz şekilde farklılık bir şart olarak ileri sürülemez. Açıktır ki, –. 21 hükmünün açık lafzı gereği kullanılan “işlem” kavramı, sadece fiyat farkı bulunan işlemleri kapsar şekilde dar yorumlanamaz ve zaten eski —-döneminde de öğretide kısıtlayıcı ifadeye itibar edilmemekte, geniş yorum yapılmaktaydı. Örneğin, —— düzenlemeye de—— değerlendirmesi şöyledir:
“—- sözleşmeden veya davranışdan veya kaçınmadan doğabilir. Mesela, teşebbüs veya şahsın yararına ihaleye girilmemesi, yüksek fiat verilmesi, bazı işlerin onlara nakledilmesi gibi. — geniş olarak anlamak zorunluluğu vardır. Çünkü, uygulamada, kârı azaltıcı işlemlerin çoğu, iş nakli veya işin başkalarına bırakılması ile gerçekleştirilmektedir. —- veya yükletilmesi de ‘işlem’in kapsamı içine girer.”
Nitekim, —- yoluyla —- kazanç dağıtımı” kenar başlığını taşıyan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesinde de, ilk fıkranın ikinci cümlesi ile —- kazanç dağıtımına yol açabilecek işlemlerin alanı oldukça geniş tutulmuş ve ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren her türlü işlem, kapsam içine alınmıştır. Buna göre, ” Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen —- — olarak dağıtılmış sayılır. — verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.”
Son olarak belirtelim ki, şirket kârının veya malvarlığının azalmasını yani zararını sonuçlayan “– çoğu halde gerçeği — olarak gerçekleşir. Örneğin, — ihtiyacı olan alımlarda ithalat sürecinde hiçbir fiili katkısı bulunmayan şirketlerin hiçbir– olmaksızın gereksiz yere bu ticari ilişki zincirine dahil edilmesi, bu şirketlere gereksiz yere ödemede bulunulması —- kazanç aktarımıdır. — amacı, —-/— işlem ile belli kişiler lehine ve bazılarının zararına olarak haksız menfaat sağlanmasının önlenmesidir. Bu menfaat sağlanırken izlenen yol/yöntem konusunda, dar yorum yapılmamalı, söz konusu hükmün konuluş amacı göz önüne alınmalıdır.
İşlemin her iki tarafının da nihai olarak (doğrudan veya dolaylı olarak) aynı kişinin kontrolünde olması, normal piyasa koşullarında verilmeyecek olan bir kararın ——- tarafından verilmesine ve uygulanmasına yol açmaktadır. Sadece—- emsalinden farklı fiyat uygulanması hâlinde değil, ——-yani normal şartlarda yapılmayacak —- ilişkinin varlığından—- halinde dahi, -bu durumda ——– büyük ihtimalle ilgili işlem hiç yapılmayacak, dolayısıyla ———kaybına uğramayacaktır.
4-Yapılan—– sonucunda —— kârı ve/veya mal varlığının azalması ya da artmasının aktif yahut pasif tutumla engellenmesi gerekir. —- alanı bulabilmesi için————- — ortaklığın ya da onun iştirak veya bağlı ortaklığının maddi bir zarara uğramış olması ve bu kapsamda kârı ve/veya mal varlığı toplamının/unsurlarının azalması veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek kazanç aktarımında bulunulması gerekmektedir. — uyarınca, — açık ortaklıklar ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, kârlarını ya da malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamaları yoluyla ilişkili oldukları gerçek veya tüzel kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamaları da — aktarımı sayılır.
Anılan bu hükme aykırılığın özel hukuk alanındaki ilk sonucu, — açık şirket ile onun iştirak veya bağlı ortaklığının yöneticilerinin ve kaynak aktarılan kişilerin “tazminat sorumluluğu”nun gündeme gelmesidir.
— açık ortaklıklar, ilişkili taraf işlemlerinin emsallerine, piyasa teamüllerine, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine uygun şartlarda gerçekleştirilmiş olduğunu belgelemek ve bu durumu tevsik edici bilgi ve belgeleri en az sekiz yıl süre ile saklamak zorundadırlar —-
Kazanç aktarımının —- tespiti hâlinde —- açık ortaklıklar ile bağlı ortaklıkları, —- belirlenecek süre içinde kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte mal varlığı veya kârı azaltılan ortaklığa veya — kuruluşuna iadesini talep eder. Kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflar –belirlenecek süre içinde aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorundadır (—-
— yasağının ihlali halinde —maddede belirtilen işlemlerde bulundukları tespit edilen —- açık —— ortaklıkları ile iştiraklerinden denetleme sonuçlarının — tarafından belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde ortaklara duyurulmasını istemeye, — belirlenen tutarın tayin edilen süre içinde iadesi için dava açmaya yetkilidir.
— kanuna, ——- ve —- tüzüğü hükümlerine veya işletme — durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açtığının — tespit edilmesi hâlinde, ——
a) TTK hükümleri saklı kalmak kaydıyla ilgililerden aykırılıkların giderilmesi için tedbir almasını ve öngörülen işlemleri yapmasını istemeye ve gerektiğinde — ettirmeye,
b) Bu durum ve işlemlerin hukuka aykırılığının ——-durum ve işlemin vukuu tarihinden itibaren üç yıl içinde iptal davası ve — içinde ——— davası açmaya,
c) Bu durum ve —- mahkeme kararı ile tespit edilmesi veya bu karar beklenmeksizin —- talebi üzerine mahkeme tarafından karar verilmesi hâlinde bu işlemlerde sorumluluğu bulunanların imza yetkilerini kaldırmaya, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar ilgilileri görevden almaya ve yapılacak ilk — görevden alınan — yenilerini atamaya yetkilidir.
—, Kanunda öngörüldüğü şekilde —- —- kazanç aktarımı iddiası ileri sürülmektedir. Kazanç aktarımı yapıldığı iddia edilen kişi de —– — ortaklık ile ilişkili, söz konusu —– pozisyonundadır.
SIRASIYLA DAVA ŞARTLARININ İNCELENMESİ
6-İcra dairesinin yetkisine ilişkin dava şartının incelenmesi: Davalı-borçlu vekili icra ödeme emrine yaptığı itirazında —- Dairelerinin yetkili olmadığını, yetkili icra dairesinin borçlunun oturduğu yer olan —– olduğunu belirterek icra dairesinin yetkisine itirazda bulunmuştur.
Dava, — ihlali nedeniyle uğranılan zararın tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 114/1. maddesinde dava şartları sırasıyla sayılmıştır.
HMK’nin 114/1-ç maddesi gereğince kesin yetki kuralı dava şartıdır. HMK.’nun 115. maddesi gereğince dava şartlarının mahkemece re’sen dikkate alınması gerekir. İtirazın iptali davaları, icra takibine sıkı sıkıya bağlı olup, İtirazın iptali davasında yetkili icra dairesinde yapılmış bir icra takibi, dava şartıdır. Bu nedenle icra dairesinin yetkisine yapılan itirazın incelenmesi gerekir.
—- kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkeme, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyebilir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, sonuca etkili değildir. Başka bir ifadeyle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş — öncelikle tetkik merciinin —– mahkemesinin) yerine geçerek, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır (———-. sayılı kararlarında da aynı ilkelere işaret edilmiştir.
İcra Dairesinin yetkisi ile ilgili olarak da geçerli olan 6100 sayılı HMK’nin 19. maddesinde “1)——–kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.
2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.
3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.
4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hususta belirtmek gerekir ki, icra dairesinin yetkisine yapılan itiraz her ne kadar dava şartları bölümünde inceleniyor ise de, icra dairesinin yetkisi kesin yetki kuralı değildir ve HMK’nin 19/2. Maddesi uyarınca borçlu vekilinin yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirmek zorundadır.
Davalı-borçlu vekili, davalının yerleşim —–olduğunu savunmaktadır.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun yetkiyi düzenleyen 50. maddesinin 1. fıkrasına göre, para ve teminat borçlarına dair icra takiplerinde yetkili icra dairesi, 6100 sayılı HMK’nın yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. 6100 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Aynı Kanun’un “Sözleşmelerden doğan davalarda yetki” başlıklı 10. maddesinde ise, sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu hüküm de özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Sözleşmenin yerine getirileceği yerin tarafların açık veya —— olarak belirlenmediği durumlarda, şayet borç bir para borcu ise sözleşmenin ifa edileceği yer 6098 sayılı Kanun’un 89. maddesine göre belirlenecektir. Bu maddeye göre, borç bir miktar paradan ibaret ise ödeme, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde yapılır. —– borçlardandır. Aynı zamanda para borcunun kaynağı önemli değildir. Para borcunun kaynağı, sözleşme olabileceği gibi, haksız eylem veya sebepsiz zenginleşme veya başka bir neden de olabilir.
Davacı—–ve Mahkemelerinin yetki alanı içindedir.
———— karar sayılı ilâmı da bu yöndedir.
Bu durumda, 6098 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca bir para borcunun alacaklısının kendi — dava açmasında (veya 2004 sayılı Kanun’un 50. maddesi belirlemesiyle icra takibi başlatmasında) bir usulsüz bulunmadığından davalı-borçlu vekilinin icra dairesinin yetkisine yaptığı itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.
7-Davacının dava takip yetkisinin olup olmadığına ilişkin inceleme, değerlendirme, hukuki nedenler ve sonuç: Müsnet davada, Sermaye Piyasası Kanununun 94. Maddesinde dava açma yetkisinin ——–verilmiş olması nedeniyle, birleşen davada davacı Bankanın dava takip yetkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir.
—- uygulanacak tedbirler” başlıklı 94. Maddesi;
“MADDE 94 – (1) Kurul, 21 inci maddede belirtilen işlemlerde bulundukları– bunların bağlı ortaklıkları ile iştiraklerinden denetleme—- belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde ortaklara duyurulmasını istemeye, — belirlenen tutarın tayin edilen süre içinde iadesi için dava açmaya yetkilidir.
(2) (Değişik: 2/1/2017-KHK-684/7 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7074/6 md.) 92 nci maddenin birinci ve üçüncü fıkraları bu madde bakımından da uygulanır.” hükmünü haizdir.
Maddenin 2. Fıkrasında bahsi geçen “İhraççıların hukuka aykırı işlemleri ile sermayeyi veya mal varlığını azaltıcı işlemlerinde uygulanacak tedbirler” başlıklı 92. Maddesi ise;
“MADDE 92 – (1) Bu Kanuna tabi ihraççıların, kanuna, sermaye piyasası mevzuatına, esas sözleşme ve fon iç tüzüğü hükümlerine veya işletme maksat ve mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açtığının Kurulca tespit edilmesi hâlinde, Kurul;
a) 6102 sayılı Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla ilgililerden aykırılıkların giderilmesi için tedbir almasını ve öngörülen işlemleri yapmasını istemeye ve gerektiğinde durumu ilgili mercilere intikal ettirmeye,
b) Bu durum ve işlemlerin hukuka aykırılığının —- tespiti tarihinden itibaren üç ay ve her hâlde durum ve işlemin vukuu tarihinden itibaren üç yıl içinde iptal davası ve beş yıl içinde butlan veya yokluğun tespiti davası açmaya,
c) Bu durum ve işlemlerin mevcudiyetinin ilk derece mahkeme kararı ile tespit edilmesi veya bu karar beklenmeksizin Kurulun talebi üzerine mahkeme tarafından karar verilmesi hâlinde bu işlemlerde sorumluluğu bulunanların imza yetkilerini kaldırmaya, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması hâlinde, yargılama sonuçlanıncaya kadar ilgilileri görevden almaya ve yapılacak ilk genel kurul toplantısına kadar görevden alınan yönetim kurulu üyelerinin yerine yenilerini atamaya,
yetkilidir.
(2) —- açık bankalar hakkında bu maddeye göre işlem tesis edilmeden önce—-görüşü alınır.
(3) (Ek: 2/1/2017-KHK-684/6 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7074/6 md.) Bu madde kapsamında — tarafından açılan dava ve takipler ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinde — her türlü harç ve teminattan muaftır.” hükmünü haizdir.
Kanunda öngörüldüğü şekilde —- açık — bakımından kazanç aktarımı iddiası ileri sürülmektedir. Kazanç aktarımı yapıldığı iddia edilen kişi de —- —– söz konusu————– pozisyonundadır.
Sermaye Piyasası Kanunun 94. Madde hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, — kapsamında tespit edilen hukuka aykırılıklar ile ilgili dava açma yetkisi —–
Kanun koyucu, —— —– bu davayı açma hakkını açıkça —– vermiş, ilgili — davacı bankanın) —-bırakmak istememiştir. Bu nedenle; müsnet davada, Sermaye Piyasası Kanununun 94. Maddesi uyarınca davacı ——– dava konusu bedeli—- hüküm alma yetkisi yoktur. Bu hak Sermaye Piyasası Kanununun 94. Maddesi uyarınca —–
HMK’nin 53.maddesinde dava takip yetkisi düzenlenmiştir. Buna göre, dava takip yetkisi; talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir. Dava takip yetkisinin bulunması HMK’nin 114/1-e maddesi uyarınca dava şartlarından olup HMK. m. 115/1 uyarınca mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır.
Bu nedenle işbu istemle ilgili dava takip yetkisi münhasıran — müsnet davanın, davacı —— takip yetkisine sahip olmaması nedeniyle usulden reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır.
Yine de belirtmek gerekir ki, davacı———– ile birlikte dava takip yetkisinin bulunduğu kabul edilse dahi, — dosyasında Sermaye Piyasası Kanununun 94’üncü maddesi uyarınca müsnet davanın davalısı ile birlikte diğer davalılara aktarılan paranın ——.—- iadesini talep etmiş olup, bu durumda da aynı nedenle farklı davacılar tarafından önce —– esas sayılı dosyadaki dava açılmış olduğundan ve —— istediği hukuki sonucu ———— esas sayılı dosyada alabilecek durumdayken aynı istemle ilgili ikinci kez dava açılmış olacağından, bu durumda da davacılar farklı olduğundan derdest dava olmayacağından işbu davanın bu kez davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmaması nedeniyle yine dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekecektir.
Tüm bu nedenlerle, müsnet davanın, HMK’nin 53, 114/1-e ve 115/2. maddeleri uyarınca davacının dava takip yetkisine sahip olmaması nedeniyle “dava takip yetkisine ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle” usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı —– tarafından —– işbu davanın, HMK’nin 114/1-e ve 115/2. maddeleri uyarınca “dava —- dava şartı yokluğu nedeniyle” USULDEN REDDİNE”,
2-Davacı yargı harçlarından muaf olduğundan davacıdan harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4- Reddolunan dava —-davalı lehine takdir olunan—- maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5- Dosyada mevcut gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde —– Bölge Adliye Mahkemesi’nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.