Emsal Mahkeme Kararı İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/122 E. 2023/543 K. 23.06.2023 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.

T.C. İstanbul Anadolu 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/122 Esas
KARAR NO: 2023/543
DAVA: İtirazın İptali
DAVA TARİHİ: 16/09/2014
KARAR TARİHİ:23/06/2023

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında hiçbir ticari ve hukuki bir ilişki bulunmadığını, talep edilen paranın sehven davalı şirket hesabına gönderilen para olduğunu, davalı tarafın ise sanki müvekkili ile davalı arasında bir ilişki varmış gibi bir fatura düzenleyip icra dosyasına ibraz ettiğini, faturanın tek taraflı düzenlenmiş olup müvekkili şirkete tebliğ edilmediğini, davalının takip dosyasına yapmış olduğu haksız itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafın müvekkili şirketin ——- bayisi olup bu hususta sözleşme akdedilmiş, bu sözleşmeye göre ——– bedeli ödenmesi ve yine bu sözleşmeye göre davacının belirttiği yerde müvekkilinin yapılacak işe uygun emtiaları test ederek iş başlama imkanları yaratılmaya çalışılmış ise de davacının olumsuz davranış ve talimatları ile sözleşme konusu işin başlatılmasının gündeme gelemediğini, buna göre taraflar arasında akdi bir ilişki ve ——- bayisi mevcut olduğunu, sözleşme karşılığı müvekkili şirketin edimi yerine getirdiği halde davacının caymakla tek taraflı olarak ödediği bedelin bir kısmını talep iddiası ile icra takibi başlatmasının hukuken mümkün olmadığını, belirtilen nedenlerle taraflar arasında mevcut bir ——— sözleşmesi ve ödeme planı olduğunu, müvekkili şirketin edimini yerine getirdiği halde davacının bu külfetlerden kaçınmak amacıyla ikame ettiği icra takibi ile iş bu davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, sebepsiz zenginleşme hukuksal sebebine dayalı alacağın tahsili amacıyla icra takibine vaki itirazın İİK 67. vd maddeleri gereğince iptali talebine ilişkindir.
Davacı vekili, hiç bir ticari ilişki bulunmadığı halde sehven davalı şirket hesaplarına gönderilen paranın tahsili için yapılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkâr tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalı, davacının müvekkilinin ———- bayiisi olduğunu, müvekkilinin davacıya sözleşme gereği teslim ettiği emtia karşılığı faturayı düzenlediğini, davaya konu ödeminin de bu faturaya karşılık yapıldığını savunarak davanın reddini istemiş ve kötüniyet tazminatının tahsilini talep etmiştir.Dosyanın safahatı incelendiğinde, mahkememizin ———-tarihli kararı ile “…1-Davanın REDDİNE, 2-Red edilen asıl alacak üzerinden % 40 oranında takdir edilen 8.000 TL. kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine…” karar verildiği, davacı vekili tarafından mahkememiz kararının temyiz edilmesi üzerinde dosya —– gönderilmiş ve yapılan temyiz incelemesi sonucunda ——– tarihli ilamı ile; “…Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki ——- numaralı bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı, davalı şirket ile bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı halde sehven davalı hesabına gönderdiği paranın iadesi için başlatılan icra takibine itirazın iptalini istemiştir. Mahkemece, 01.02.2011 tarihli sözleşmenin taraflar arasında aktedildiği, davacının bu sözleşmedeki iradesinin, sözleşmenin davalı ile kurulması şeklinde ortaya çıktığı ve bu sözleşmeye istinaden ödeme yaptığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin, davacının, sözleşmenin dava dışı—————–kurulması yönünde iradesinin bulunduğunun kabulü yerinde ise de taraflar arasında aktedildiği kabul edilen sözleşme hükümleri değerlendirilmemiştir. Bu durumda, mahkemece taraflar arasında aktedildiği kabul edilen 01.02.2011 tarihli ———- sözleşmesi hükümleri uyarınca, davalının sözleşmedeki edimini yerine getirip getirmediği ve davacı tarafından davalı hesaplarına gönderilen tutarın davalı yanca hak edilip edilmediğinin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin kötüniyet tazminatına ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir…” şeklinde bozulmuştur. Bozma sonrasında mahkememizin ——- sayılı dosyasına kaydı yapılmıştır.Mahkememizce yeniden yapılan yargılama ile ———- kayıtları celp edilmiş, mahkememizce dosya bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve 25.07.2022 tarihli bilirkişi heyeti raporu ile 06.03.2023 tarihli bilirkişi ek raporu alınmış ve dava sonuçlandırılmıştır.Bilirkişi heyetinin 25.07.2022 tarihli raporunda özetle, “…Yargıtay bozma ilamında, “… Mahkemece taraflar arasında akdedildiği kabul edilen 01.02.2011 tarihli ——– sözleşmesi hükümleri uyarınca, davalının sözleşmedeki edimini yerine getirip getirmediği ve davacı tarafından davalı hesaplarına gönderilen tutarın davalı yanca hak edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerektiği, …” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Dosya kapsamı bu yönden incelendiğinde, davalı ——— veren cevap dilekçesinde, kendisinin sşözleşmeye göre davacının belirttiği yerde yapılacak işe uygun emtiaları tesis ederek işe başlama imkanlarını yaratmaya çalıştığını, ancak davacının olumsuz davranış ve talimatları ile sözleşme konusu işin başlatılmasının bir türlü gündeme gelemediğini, taraflar arasında söz konusu ———- bedeli ödenmesine sözleşme gereği karar verilerek, usulüne uygun imzalar atılıp, akdi ilişki kurulmuş iken edimini yerine getirmeyen davacının sözleşmeden cayma ile ödediği bedelin bir kısmının iadesinin hukuken mümkün olmadığını, davalı şirketin teslim ettiği, tesis ettiği ve sözleşme gereği emtiaları davacı tarafa teslim ile buna dair faturayı kesmesinin, yasal bir zorunluluk olup,edimini yerine getiren müvekkile dava açılamayacağını beyan etmiştir. Dosya kapsamında davalının edimlerini ifasıyla ilgili bunun dışında bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Davacının iddiasının davalı ile aralarında sözteşme kurulmadığı yönünde otduğu da nazara alınarak, davalının edimlerini davacının edimleri kabule hazır olmaması sebebiyle yerine getirememiş olabileceği hususu dikkate alınarak hukuki değerlendirme yapılması Sayın Mahkemenin takdirlerindedir. Sözleşmenin hukuki nitelendirme ve değerlendirilmesi münhasıran sayın mahkemenin takdirlerindedir…” yönünde görüşlerini bildirmişlerdir.Bilirkişinin 06.03.2023 tarihli ek raporunda özetle, “…1.) Sayın Mahkemenin bilirkişi görevlendirme kararında; davalı şirket tarafından, davacı şirkete hitaben düzenlenen —– tutarındaki faturanın her iki tarafın da ——— bildirimlerinde olup olmadığı konusunda rapor düzenlenmesi istenmiştir. 2.) Davalı ——bildirimleri dosyaya davalı şirketin bağlı bulunduğu—— sayılı yazısı ile dosyaya ibraz edilmiştir.—— ( Dönem içinde mal ve hizmet satışı yapılan kişilere ilişkin bilgiler ) bildiriminin incelenmesinden, davalı şirketin davacı … firmasına hitaben düzenlediği 17.03.2011 tarihli ve KDV hariç 16.949,00 TL ( KDV dahil 20.000,00 TL ) tutarındaki faturanın davalı tarafından bağlı bulunduğu vergi dairesine bildirildiği görülmüştür. Keyfiyeti Yüksek Mahkemenizin takdirlerine arz ederim…” yönünde görüşlerini bildirmişlerdir.Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi).İspat yüküne ilişkin bu genel kural, itirazın iptali davaları için de geçerlidir. Yani, itirazın iptali davalarında da ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Eldeki dava da davacı tarafından, dava konusu 20.000,00-TL’lik ödemenin sehven davalıya gönderildiği ve davalı ile herhangi bir hukuki ilişki olmadığı beyanla iadesi talep edildiği, davalının ise taraflar arasındaki ———– sözleşmesi gereğince faturaya karşılık yapıldığını savunduğu anlaşılmaktadır.İspat yükünün açıklanması noktasında vasıflı ikrardan da söz edilmesinde fayda bulunmaktadır. Vasıflı ikrarda, karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğu bildirilir; fakat, bunun hukuki niteliğinin (vasfının) iddia edildiğinden başka olduğu bildirilir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden aleyhine delil teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği genel olarak kabul edilmektedir. Vasıflı ikrarda ispat yükü (6100 sayılı HMK md.190-TMK md. 6 ) vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkar eden) tarafta değildir. ———–Anılan hususlarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde, davalı tarafça ileri sürülen hususun vasıflı ikrar mahiyetinde olduğu ve eldeki dosya bakımından ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davalı beyan ve savunmasının ispat yükünün değişmesine sebep olmayacağına kanaat getirilmiş olup, davacının sebepsiz zenginleşmeye konu hususu ispat etmesi gerekmektedir.
———- taraflar arasında aktedildiği kabul edilen 01.02.2011 tarihli ———– sözleşmesi hükümleri uyarınca, davalının sözleşmedeki edimini yerine getirip getirmediği ve davacı tarafından davalı hesaplarına gönderilen tutarın davalı yanca hak edilip edilmediğinin …” değerlendirilmesi belirtilmiş olup, bu hususun ispat yükü davacı taraftadır. Başka bir deyişle bozma ilamı gereğince davacı tarafından davalının, dava konusu 20.000,00-TL’lik faturaya konu bedele hak kazanmadığını ispat etmesi gerekmektedir. Davalının, dava konusu alacağa hak kazandığını ispat etme yükümlüğü bulunmamaktadır. Esasen, davacının aşamalardaki beyanlarında böyle bir iddiası da bulunmamaktadır. Tam aksine davacı, davalı ile herhangi bir hukuki ilişkisinin olmadığını, dava konusu alacağın sehven gönderildiğini ve iadesini talep etmektedir.Ayrıca, ——–gereğince davacı ve davalı arasında ———– sözleşmesi imzalandığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Aksi yöndeki davacı itirazlarına itibar edilmemiştir. Dosya kapsamı ve alınan ek rapor dikkate alındığında taraflar arasında ———- sözleşmesinin kurulduğu, bu ödemenin sözleşmeye istinaden ——- bedeli açıklaması ile davacı tarafından yapıldığı, davacı ve davalının ticari defter ve kayıtlarını ibrazdan kaçındığı, 06/03/2023 tarihli ek bilirkişi raporu gereğince davalının dava konusu faturayı vergi dairesine beyan ettiğinin tespit edilmesi karşısında davacının ödemenin sehven yapıldığını ve davalının sözleşme gereğince anılan bedele hak kazanmadığına yönelik iddiasını yöntemince ispat edemediği anlaşılmış, sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir.Eldeki davada davalı vekili tarafından dava konusu asıl alacağın %40’ı oranında kötüniyet tazminatı talep edildiği anlaşılmaktadır. İtirazın iptali davalarında davalı yararına kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için davacı/alacaklının takip yapmakta haksız ve alacaklının kötüniyetli olması şarttır. ———-Eldeki dava da, davacının davalı ile aralarında ———– sözleşme ilişkisi olmasına rağmen bu hususu inkar ederek ödemenin sehven yapıldığını beyan etmesi dikkate alındığında davacı/alacaklının kötüniyetli olduğu anlaşıldığından, davalı/borçlunun kötüniyet tazminat talebinin yerinde olduğu değerlendirilmiştir.——–sayılı ilamı; “Geçici 10. maddesindeki “takip işlemleri” ibaresini de TAKİP TALEBİ olarak anlamak gerekir ———- İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından, ödeme emrine (süresi içinde) itiraz etmiş takip borçlusuna karşı itirazın kendisine (varsa vekiline tebliği) tarihinden itibaren bir yıl içinde açılabilir. Bir yıllık süre içinde açılan dava, teknik anlamda bir itirazın iptali davasıdır ve ancak böyle bir davada borçlu icra inkar tazminatına mahkum edilebilir ——— O halde 6352 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinden önce yapılmış olan icra takipleri üzerine açılan ve açılacak olan itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatı asgari %40 olarak, 6352 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 05.07.2012 tarihinden sonra yapılan icra takipleri üzerine açılacak itirazın iptali davalarında ise icra inkar tazminatı asgari %20 olarak uygulanmalıdır.” denilmektedir.
Eldeki dava da, dava tarihi—— olduğundan anılan —– gereğince davacı tarafça talep edilen icra inkar tazminatının %40 olarak uygulanması gerektiği, davalının talebinin yerinde olduğu anlaşılmış, reddedilen asıl alacak üzerinden % 40 oranındaki kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Reddedilen asıl alacak üzerinden % 40 oranındaki kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
3-Alınması gerekli karar harcı 179,90-TL ‘den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 175,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 4,20-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. 13. maddesindeki esaslara göre belirlenen 9.200,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333.maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süre içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.23/06/2023