Emsal Mahkeme Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2017/1798 E. 2018/1236 K. 04.10.2018 T.

Görüntülediğiniz mahkeme kararı kesinleşmiş bir karardır.

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2017/1798
KARAR NO : 2018/1236
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/04/2017
NUMARASI : 2014/604 E – 2017/309 K
DAVANIN KONUSU: Alacak
KARAR TARİHİ: 04/10/2018
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesi ile, davacının şahsen ve hissedar olduğu şirketler vasıtasıyla altın ticareti ile uğraştığını, davalının da altın ticareti işi ile iştigal ettiğini, davacı tarafından 01/4/2011 tarihinde davalıya 30 kg has altının , %10’dan az olmamak üzere kar payı ödenmek kaydıyla borç olarak verildiğini, bu anlaşmaya göre borç olarak verilen altının davalı tarafından 01/04/2013 tarihine kadar işletileceği ve her yıl mimumun %10 kar payının müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırıldığını , birinci yılın dolmasından sonra davacının davalıdan hesap durumu konusunda yazılı hesap özeti ve açıklama istediğini, bunun üzerine davalı tarafından 13/04/2012 tarihli yazılı belge tanzim edildiğini, bu belgede , davalının müvekkilinden 30 kg has altını borç olarak aldığını, kârın yıllık olarak belirleneceğini, 13/04/2012 tarihi itibariyle davacıya ana borç hariç ödenecek kar payının 5.359 gram has altın olduğunu, ana borcun iade edilmesi gereken 01/04/2013 tarihi itibariyle müvekkiline ödenecek olan kar payının ayrıca görüşüleceğinin açıkça kabul edildiğini, ana borcun ve kar payının iade edileceği tarih olarak kararlaştırılan 01/04/2013 tarihine gelindiğinde, davalının ne aldığı ana borcu ne de vaad ettiği kar payını ödemediğini, bunun üzerine davacı tarafından davalıya Beyoğlu … Noterliğinin …. tarihli ihtarnamesi gönderilerek 3 gün içinde iade edilmesinin ihtar edildiğini, ihtarnamenin 22/05/2013 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı tarafın cevaben iade talebini kabul etmediğini belirterek, davalı tarafından müvekkilinden borç olarak alınan 30 kg has altın ve ödenmesi gereken kar payı toplamları 8.359 gr has altının vade tarihi olan 01/04/2013 ile fiili ödeme tarihindeki altın bedellerinden hangisi yüksek ise bu bedel üzerinden hesaplanacak olan Türk Lirası karşılığının ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 22/05/2013 tarihinden itibaren işleyecek olan ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile, dava değerinin belli olduğunu, davacının eksik harç yatırdığını, bunun tamamlanması gerektiğini, taraflar arasında davaya mesnet gösterilen belgeye dayalı olarak herhangi bir sözleşme akdedilmediğini, belgeyi kabul etmediklerini, söz konusu kağıt parçasının, müvekkilinin davacıya teklif taslağı şeklinde karalama olarak düzenlenen basit bir taslak metni olduğunu, davacının bu taslak metnin tanzimini müteakip, inceleteceğini beyan etmek suretiyle müvekkilinden aldığını, bilahare bu şartlarda kabul etmeyeceğini bildirdiğini, ancak taslak metnin davacıda kaldığını, daha sonra bu davayı açtığını, 30 kg has altını almadığını, taslak teklifinin sözleşme olarak kabul edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davacı tarafın dava dilekçesinde, 38.359 gram has altın bedelini talep etmesine rağmen, dava değerini 55.000,00 TL olarak göstererek eksik harç yatırmış olduğu gerekçesi ile mahkemece, dava değerini belirleyerek eksik harcı yatırması için süre verilmiş, dava tarihinde bir gram has altının Borsa İstanbul tarafından belirlenen fiyatının 89,609,00 TL olduğu , toplam dava değerinin 3.437.311,63 TL olduğu beyan edilerek, davacı tarafça eksik nisbi harç yatırılmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davalı tarafça söz konusu belgedeki imza inkar edilmemiş olup, teklif mahiyetinde olduğu iddia edilmiş ise de, 30 kg altının 01/04/2011 tarihinde alındığı, 13/04/2012 tarihli belge ile kabul edildiğine göre, ileri tarihte geçmişe yönelik teklif verilmesi mümkün olamayıp, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğu, belgede davalı borçlu imzasının varlığının sözleşme için yeterli sayılacağı, 13/04/2012 tarihli belgede bu tarih itibariyle davalının davacıya olan borç miktarını açıkça 35.359 gram has altın olarak kabul ettiği gerekçesi ile, davanın kısmen kabulü ile 35.359 gram has altının, fiili ödeme tarihindeki has altının TL karşılığından hesaplanacak bedelinin temerrüt tarihi olan 26/05/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, belgede kâr-zarardan bahsedilmesine karşılık, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi bu tarihten sonraya ilişkin kâr mı, zarar mı elde edildiği belli olmadığı gibi, kârın elde edildiğine dair dosyaya bilgi ve belge sunulmadığı gerekçesiyle, fazlaya ilişkin davacı talebinin reddine karar verilmiştir.
Sözkonusu kararı davalı vekili istinaf etmiştir. İstinaf sebepleri olarak, cevap dilekçesinde ileri sürülen hususları aynen tekrarlamakla birlikte, davalının altın ticareti yapmadığını, herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının gönderdiği ihtarnameyi alınca büyük şaşkınlık yaşadığını, taslak metnin içerisinde rakamsal çelişkiler bulunduğunu, davacının hileli hareketlere başvurarak taslak metni inceletmek amacıyla aldığını, kaldı ki; taslak metinde davacı ile altın ticaretine ilişkin herhangi bir anlaşma ve davacı imzasının da bulunmadığını, ortaklığın başlama tarihi olarak 0104/2011 tarihinin gösterilme gerekçesinin, davacıya sözleşme yapıldığı tarihte 1 yıllık karın peşin verileceği, ayrıca 2013 yılına kadarki 1 yıl içerisinde de kar payı verileceğini belirtmek amaçlı olduğunu, aksinin kabulünün ise, 01/04/2011 tarihinde hiç bir belge olmaksızın davalıya 30 kg altının teslim edildiği anlamına geleceğini ki; davacı tacirin böyle bir basiretsizlik gösterdiğinin kabul edilemeyeceğini, taslak metinde ortaklığın 01/04/2011 tarihinde başlamış sayılacağının belirtilmesinin, 30 kg altının bu tarihte verildiğini göstermeyeceğini, davalıya hiç bir zaman bu miktarda altın verilmediğini, davacının bunu isbata yarar delil sunamadığını, davacı imzasını içermeyen, tek taraflı, taslak mahiyetindeki müsvedde kağıt parçasının sözleşme niteliğinin bulunmadığını, davacının bile sözleşme olduğunu iddia etmediği bu kağıdın mahkemece sözleşme olarak kabul edilmesinin hatalı bulunduğunu, bu yöndeki bilirkişi raporunun da hükme esas alınmasının hatalı olduğunu , davacının incelenen ticari defterlerinde altın teslimine ilişkin bir kayıt bulunmadığını ileri sürerek, kararın kaldırılmasını, davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
HMK 353. maddesi uyarınca davalı tarafça ileri sürülen istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; davacı tarafın delil olarak dayandığı belgenin bağlayıcı olmadığına dair davalı istinafının incelenmesiyle; her ne kadar belgede davacı imzası mevcut değil ise de ,davalı imzasının bulunduğu ve bu imzanın davalı tarafından inkar edilmediği anlaşılmıştır. Bu durum sözleşmenin sıhhatini etkileyecek nitelikte değildir. Zira, sözleşmede borç altına giren davalı olup,davacı da bu belgeye dayanmakla , davalının bu belgede imzasının bulunması gerekli ve yeterlidir. Mahkemenin de gerekçesinde açıkladığı ve kabul ettiği üzere, davalı taraf sözleşmenin başlangıç tarihi olan 01/04/2011 tarihinden sonra ileriki bir tarih olan 13/04/2012 tarihinde bu belgeyi düzenlemiş ve bu belgede 01/04/2011 tarihinde davacıdan 30 kg has altın aldığını, belgenin düzenlendiği tarih itibariyle davacıya olan borcunun 35.359 gram has altın olduğunu açıkça kabul etmektedir. Belgede hukuki ilişkinin başlama tarihi olarak 01/04/2011 yazılmış olup, belge tarihi 13/04/2012 olduğundan, ileriki tarihli olarak,geçmişteki hukuki ilişkiyi ve niteliğini gösterir biçimde düzenlenmiş olmakla, teklif amacıyla bu belgenin tanzim edildiği şeklindeki davalı savunmasına itibar edilmemiştir. Mevcut olan bir sözleşmenin varlığı ve koşullarına ilişkin olarak, daha sonraki tarihte düzenlenen belge davalıya dava konusu altının teslim edilmediğini göstermez. Kaldı ki, davalı tarafından imzalanan, eli ürünü imzalı belgenin varlığı davalı tarafça inkar da edilmemiştir. Aksi yöndeki iddianın yasal delillerle isbatlanması gerekir ki, davalı tarafça bu yönden isbata ilişkin delil sunulmamıştır.
Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tesbiti yönünden, doktrindeki görüşler ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin Esas No:2015/11269, Karar No:2015/19675 sayılı emsal kararında da vurgulandığı üzere ,Türk Borçlar Kanunu’nun 620. maddesinde; “Adi Ortaklık Sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme” denilerek sözleşme unsuru açıkça belirtilmiştir. Ortaklar, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere bir sözleşme etrafında birleşirler. Sözleşmenin kurulması için tarafların karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarını açıklamaları gerekir. Adi ortaklık, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulur. Ortak amaçtan bahsedebilmek için, sözleşme ile ulaşılmak istenen hedefin bütün ortaklar için müşterek olması gerekir.TBK’nun 620. maddesinde; “ortak bir amaca erişmek üzere” ifadesiyle açıkça belirtilen ortak amaç unsuru, sözleşmenin temel unsurudur. Ortakların, ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmeleri de yeterli değildir. Bu nedenle, ortakların ayrıca bu amacı gerçekleştirmek üzere çalışmalara katılmayı ve bu amaçla işbirliği yaparak birlikte çaba göstermeyi de taahhüt etmeleri ve bu hususta üzerlerine düşeni yapmaları gerekir. Yani ortaklar, ortak amacın gerçekleşmesi için eşit durumda gayret ve özen gösterme yükümlülüğü altındadırlar. Sözleşme de ortaklar için sermaye payı koyma yükümlülüğünün öngörülmüş olması, birlikte çaba gösterme yükümlülüğüne de yer verildiği anlamına gelmez. Bu unsurun sözleşmenin içeriğinde yer alması gerekir. Diğer bir deyimle, taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık olarak kabul edilebilmesi için sözleşme de, sözleşmeyi yapacak kişiler, sermaye payı, ortak amaç ve işbirliği unsurları bulunmalıdır. Somut olayda ,taraflar arasında düzenlenen sözleşme bu açıklamalar ışığında incelendiğinde; TBK 620. maddesinde tanımını bulan adi ortaklığın unsurlarının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece her ne kadar taraflar arasındaki hukuki ilişki “adi ortaklık” olarak tavsif edilmiş ise de, bir davada ileri sürülen maddi olguları kanıtlamak taraflara, bu maddi olgulara dayalı olarak uyuşmazlığı nitelemek ve uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve uygulamak hakime ait bir görevdir. (HMK 33. madde) Adi ortaklık sözleşmesini, sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinden ayırmak oldukça güçtür. Sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ile adi ortaklığı özellikle müşterek amaç unsuru birbirinden ayırt eder. Sonuca katılmalı ödünçte ( hatta kara katılmalı hizmet sözleşmesinde de ) müşterek amaç takip edilmemesi önemli bir ayırt edici unsurdur. Gerçekten de ödünç veren şahsi bir amacı, yani kendi sermayesine iyi bir geliri amaçlamakta, yoksa taraflar müşterek bir amaç takip etmemektedirler. Bundan başka, sonuca katılmalı ödünç ile adi ortaklığı birbirinden ayırmada bazı emareler de söz konusudur. Bunlardan en önemlisi, hukuksal ilişkiye nakti edimi ile katılan kişinin zarara katılıp katılmamasıdır. Şayet, bir zarara katılma söz konusu ise, adi ortaklık, aksi takdirde sonuca katılmalı ödünç sözleşmesinin varlığından sözedilir. Buna göre, dava konusu sözleşmede, adi ortaklığın zorunlu unsuru olan müşterek amaç ve ortak amaç için çalışma, birlikte çaba unsurları olmadığından, sonuç itibarıyla, somut olayda, sonuca katılmalı bir ödünç sözleşmesi bulunduğu kabul edilmiştir.
Davacı tarafça dosyaya ibraz edilen, 13/4/2012 tarihli belgenin” bu yazı hususi bir sözleşmedir. Ben … olarak…’tan 30 kg has altın ( …) aldım. Kar ve zarar ortaklığı yapmak üzere aldım. Ortaklığın başlama tarihi 01/04/2011’dir. 2012 yılı karı 5.359 gram has altındır. Şu anki mevcut borcumuz 35.359 gram has altındır. Bitiş süresi 01/04/2013’tür. Bu süre dolduğunda tekrar görüşülecektir. Ortaklığın şartları, 1-Ortaklığımız kar ve zarar ortaklığıdır, kar ve zarar oranı %10’dur, bu sözleşme … adınadır. … adına … imza …” şeklinde düzenlendiği tespit edilmiştir. Anılan sözleşmede kâr -zarar paylaşım oranına ilişkin düzenleme mevcut ise de, taraflar arasındaki hukuki ilişki yukarıda açıklandığı üzere “sonuca-kâra katılmalı ödünç sözleşmesi” olarak değerlendirildiğinden, hukuki yorum olarak bu sözleşmenin hukuki yapısının zarara iştiraki bünyesinde barındırması, başka bir ifade ile, her ikisinin birbiriyle bağdaşması mümkün görülmemiştir. Bu sebeple, yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasında adi ortaklık niteliğinde bir sözleşme bulunmadığından, mevcut hukuki ilişkinin sona ermesi tasfiye sonucunu değil, iade taleplerinin ortaya çıkması sonucunu doğurur. Taraflar arasında daha önce yapılan ancak 2012 yılında yazılı hale getirilen sözleşmede, 2011 yılı kârı 5359 gram has altın olarak belirlenmiştir. Bu belirleme taraflar yönünden bağlayıcıdır.
Mahkemece yargılama sırasında, dava tarihi itibariyle “Has Altın “gram fiyatı araştırılmış, bilirkişi kurulu raporu alınmıştır. Bilirkişi kurulu raporunda, belgede 13/4/2012 tarihi itibariyle borcun 35.359 gram olarak açıkça kabul edildiğini, ancak o tarihten sonra kar elde edilip edilmediğine dair dosyada bilgi ve dayanak bulunmadığını, sözleşme metninden anlaşıldığı üzere %10’luk oran bir kâr payı oranı olup, kârın elde edilmiş olması şartına bağlı olduğunu, sözleşme tarihinde geriye doğru 1 yıllık kârın açıkça belirlendiği, daha sonra kâr elde edilmiş olduğu anlaşılamadığından, davacının bu tarihten sonrasına ilişkin kâr payı talep edemeyeceği, öte yandan sözleşmede borcun altın olarak ödeneceği kararlaştırıldığından, dava tarihi itibariyle 1 gram has altın bedeli 89.25 TL olup, 35.359 gram has altın değerinin 3.155.791,00 TL olduğu tespit edilmekle, bilirkişi kurulu raporunun hükme esas alınacak nitelikte bulunduğu anlaşılmıştır. Böylece, dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacı tarafın, davalı ile aralarındaki hukuki ilişkiyi ve alacaklı olduğunu yazılı delil ile isbatladığı anlaşılmakla, davalının yerinde görülmeyen istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davalının istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,
Harçlar Yasası gereğince alınması gerekli 215.572,00 TL nisbi istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafça peşin olarak yatırılan 53.893,00 TL istinaf karar harcının mahsubu ile bakiye 161.679,00 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalı üzerinde bırakılmasına,
Davacı tarafça istinaf sebebeyle yapılan masraf bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından AAÜT uyarınca davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa, karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay’da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 04/10/2018