Görüntülediğiniz mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir. Yararlı olması amacıyla eklenmiştir.
T.C.
İZMİR
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2017/947 Esas
KARAR NO : 2022/1113
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 04/09/2017
KARAR TARİHİ : 27/12/2022
KAR.YAZ. TARİH : 30/12/2022
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili; İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün … E. sayılı dosyasında, davalı borçlu hakkında satılan mallar karşılığı düzenlenen ve ödenmeyen fatura alacaklarından dolayı 11.04.2017 tarihinde 7 örnek ödeme emrine dayalı icar takibi başlatıldığını, borçlunun ödeme emrininin kendisine tebliği sonrası 11.05.2017 tarihli dilekçe ile borca itirazda bulunduğunu: borç aslı ve ferilerine itiraz ettiğini ve icra durdurulduğunu, davalı borçlu şirket her ne kadar, itiraz dilekçesinde icra takibinde borcunun olamadığını ve tüm alacak kalemlerine itiraz ettiğini belirtse de, davalı ile müvekkil şirket arasındaki cari hesap, kesilen faturalar, irsaliyeler, yapılan ödemeler sonrasında icra takibine konu bakiye alacak müvekkil şirketçe ödendiğini, yine davalı şirkete kesilen faturalar sebebi ile karşılıklı cari hesap mutabakatları ve her iki şirketin Vergi Dairelerine yaptığı bildirimler ile de (BA ve BS formları) icra takibine konu alacağın varlığı ispat edileceğini , davalı borçlunun İzmir 7. İcra Müd. … E sayılı icra dosyasına yaptığı borca ilişkin itirazın iptaline, takibin devamına, (152.441,28 TL üzerinden icra takibi öncesi faiz yürütülmesine) Borçlunun % 20′ den aşağı olamamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine, Yargılama giderleri ve Avukatlık ücretinin borçludan tahsil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili; Müvekkille karşı davacı İzmir 7. İcara Müdürlüğü’nün … E. numaralı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibin itiraz üzerine durdurulduğunu, davalı müvekkilin takibe dayanak gösterilen faturalardan kaynaklanan borcu bulunmadığını, zira takibe dayanak yaptığı anlaşılan fatura ve sevk irsaliyelerinde gösterilen malların tarafına teslim edilmediğini, ayrıca irsaliye faturaların hiçbirinde müvekkilin veya temsilcinin bir imzasının da bulunmadığını, bu nedenle müvekkil davacının davasında haksız kötü niyetli olduğunu, hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, % 20’den az olamamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan alınıp davalıya verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
KANITLAR: Serbest Muhasebeci Mali Müşavir …’den bilirkişi raporu alınmıştır.
İzmir 7. İcra Dairesi’nin … Esas sayılı dosyası UYAP üzerinden celbedilmiştir. Bornova İlce Emniyet Müdürlüğünden, Gelir İdaresi Başkanlığından, Hazine Maliye Bakanlığın’dan müzekkere cevapları alınmıştır.
GEREKÇE:
Dava; Alım satım ilişkisi kapsamında ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır.
Öncelikle taraflar arasında hukuki ilişki olup olmadığı, varsa hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeble de davacı ve davalının ileri sürmüş olduğu iddialar, vakıalar ve bunları ispat edip etmedikleri ve ispat yükünün kimde olduğu hususuna değinmekte yarar vardır.
HMK 190. maddesi “”İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. ” hükmü mevcuttur.
İleri sürülen bir önermenin doğruluğu hususunda kanaat oluşturmak için bir nedenselliğin ortaya konulması olarak tanımlanabilen ispat, yargılama hukuku açısından dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir.
İspatın konusu olan vakıalar, hukuk açısından doğrudan önem taşıyan veya dolaylı olarak önem taşıyan vakıalar olarak ayrılabilir. Hukuk açısından doğrudan önem taşıyan olaylar; hukuken hakların ve hukuksal ilişkilerin doğumu, değişmesi, işlemez duruma gelmesi, doğumunun engellenmesi veya doğduktan sonra düşmesine yol açan olaylardır. Hukuk açısından dolayısıyla önem taşıyan ve “emareler (belirtiler) ” olarak da tanımlanan olaylar ise; hak ve hukuksal ilişkilerde yukarıda belirtilen durumların meydana gelmiş olduğu, kendilerinden olağan yaşam deneyimleri kuralları uyarınca anlaşılabilen, bir başka deyişle bir eylemsel karine bağının kurulmasına olanak veren olaylardır. Emareler, ancak hâkimin delilleri serbestçe değerlendirme (takdir) serbestisinin bulunduğu (HMK madde 198), bu serbestinin özel kurallar ile sınırlanmamış olduğu (HMK madde 200 ve 201 gibi) durumlarda ispat konusu olabilir.( Bilge Umar; (1980), İspat Yükü, (2. Baskı), Büyükçekmece, Kazancı Matbaacılık Sanayi. sf. 19.)
İspatın, doğrudan delil göstererek ispat ve dolaylı ispat olarak ayrıma tabi tutulup, dolaylı ispatın emareler ile ispat olarak değerlendirildiği, bu kapsamda emareyi bir delil vasıtası olarak değil, ispata yardımcı, kanuni maddi unsura uymayan yabancı vakıalar olarak nitelendirildiği de görülmektedir.( M. Kamil Yıldırım; (1990), Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret. sf. 120, 121.)
İspat yükü belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden hâkimin aleyhte bir kararıyla karşılaşma tehlikesidir. Bu tanımda asıl davayı kaybetmek tehlikesinden değil, hâkimin aleyhte bir kararı ile karşılaşma tehlikesinden bahsedilmesi dikkate değerdir. Zira yalnızca davanın asıl konusu bakımından değil, aynı zamanda bir ön sorun veya bir ara sorun hakkında da iki tarafın birbirine zıt olarak ileri sürdükleri olayların hiçbirinin ispat edilememesi olasılığı vardır. Bu durunda hâkimin yapacağı iş söz konusu sorun bakımından ispat yükünü taşıyan tarafın, o sorunda ileri sürdüğü istemi reddetmek olacaktır.(Umar; İspat Yükü, sf. 3)
İspat yükü taraflar için bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilâkis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; meselâ, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir.(Kuru; Arslan; Yılmaz; sf. 370.)
Davacı dava dilekçesinde İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün … E. sayılı dosyasında, davalı borçlu hakkında satılan mallar karşılığı düzenlenen ve ödenmeyen fatura alacaklarından dolayı 11.04.2017 tarihinde 7 örnek ödeme emrine dayalı icra takibi başlatıldığını, borçlunun ödeme emrininin kendisine tebliği sonrası 11.05.2017 tarihli dilekçe ile borca itirazda bulunduğunu: borç aslı ve ferilerine itiraz ettiğini ve icra durdurulduğunu, davalı borçlu şirket her ne kadar, itiraz dilekçesinde icra takibinde borcunun olmadığını ve tüm alacak kalemlerine itiraz ettiğini belirtmiş ise de, davalı ile müvekkil şirket arasındaki cari hesap, kesilen faturalar, irsaliyeler, yapılan ödemeler sonrasında icra takibine konu bakiye alacağın davacı şirketçe ödendiğini, yine davalı şirkete kesilen faturalar sebebi ile karşılıklı cari hesap mutabakatları ve her iki şirketin Vergi Dairelerine yaptığı bildirimler ile de (BA ve BS formları) icra takibine konu alacağın varlığı ispat edileceğini belirttiği, davalı cevap dilekçesinde her ne kadar davalı şirketin takibe dayanak gösterilen faturalardan kaynaklanan borcu bulunmadığını, zira takibe dayanak yaptığı anlaşılan fatura ve sevk irsaliyelerinde gösterilen malların tarafına teslim edilmediğini, ayrıca irsaliye faturaların hiçbirinde müvekkilin veya temsilcinin bir imzasının da bulunmadığını, bu nedenle müvekkil davacının davasında haksız kötü niyetli olduğunu belirtmiş ise de Mahkememizin 18/02/2021 tarihli 16. Celsesinde … ve …’ı o dönemde işyerinde mal indirmesi için çağırdığını, mal indirdiklerinde ise irsaliyelere imza atmaları konusunda talimatı olduğunu, sevk irsaliyesinde bulunun malların deposuna indiğini ve teslim alındığını, kısıtlanmasını gerektirecek bir durumu olmadığını beyan ettiği, aynı celsede davalı vekili müvekkilinin rahatsızlığının devam ettiğini ancak herhangi bir kısıtlanması olmadığını beyan ettiği, Mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla dinlenen …’in beyanında; tarafına gönderilen sevk irsaliyelerindeki imzaların kendisine ait olduğunu beyan ettiği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde taraflar arasında ticari ilişkinin olduğunun ve davacı tarafça gönderilen malların davalı tarafça teslim alındığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı ticari ilişkiyi ispat etmiş olup gerekli ifanın ve ödeme yapıldığını ispat yükü davalı tarafa geçmiştir.
Davacı şirket ticari defterlerin incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda;. Davacı şirketin davalı şirkete 11.04.2017 takip tarihinde, asıl alacak bakiyesi olan 152.441,28 TL asıl alacak için İzmir 7.İcra Müdürlüğü … E sayı ile ödeme emri gönderdiği, 7 gün içinde ödeme talep ettiği, takip dayanağının 17.11.2016 düzenleme 17.11.2016 ödeme tarihli 30.898.91TL tutarındaki 151285 nolu fatura, 17.11.2016 düzenleme 17.11.2016 ödeme tarihli 8.162,48 TL tutarındaki 151290 nolu fatura, 25.11.2016 düzenleme 25.11.2016 ödeme tarihli 33.006.33 TL tutarındaki 151419 nolu fatura, 25.11.2016 düzenleme 25.11.2016 ödeme tarihli 15.532,38 TL tutarındaki 151427 nolu fatura, 28.11.2016 düzenleme 28.11.2016 ödeme tarihli 12.298,03 TL tutarındaki 151438 nolu fatura, 22.12.2016 düzenleme 22.12.2016 ödeme tarihli 11.090,89 TL tutarındaki 151758 nolu fatura, 22.12.2016 düzenleme 22.12.2016 ödeme tarihli 7.634, 60 TL tutarındaki 151766 nolu fatura, 22.12.2016 düzenleme 22.12.2016 ödeme tarihli 11.509,13 TL tutarındaki 151770 nolu fatura, 25.01.2017 düzenleme 25.01.2017 ödeme tarihli 9.660,13 TL tutarındaki 152183 nolu fatura, 26.01.2017 düzenleme 26.01.2017 ödeme tarihli 12.647.75 TL tutarındaki 152187 nolu fatura gereği alacak olarak gösterildiği, ödeme emrinin davalıya 04.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalının takibe 11.05.2017 tarihinde itiraz ettiği, takibin durduğu ,takipten sonra herhangi bir ödemenin davalı tarafından yapılmadığı, İcra takip tarihinden önce ETTK 92.madde/YTTK 94.madde gereği mevcut bakiye için taraflar arasında imzalı kaşeli bir cari hesap mutabakatı olmadığı, İki tarafında tacir sayıldığı ve aralarında fiili bir cari hesap ilişkisi bulunduğu, dava ve takip konusu cari hesap muavin kayıtlarındaki işlemlerin (Fatura, ödeme vb.), davacı yasal defter kayıtlarına genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine ve VUK usulüne uygun olarak kaydedildiği, davalı defter ve belgeleri üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, davalının ticari defterinin 2016 yılında işletme defteri olması sebebiyle, dava konusu 2016 yılı faturalarının işlenebileceği, ancak bilirkişiye tasdik bilgisi dışında defterin Vergi İncelemesinde olması sebebiyle sunulamadığı, 2016 yılı davacı tarafından düzenlenen faturalar işlenmiş olsa dahi ancak ödenen para/çek/havale/senet vb. var ise, bunlara ilişkin makbuzlarının işlenme durumunun olmadığı, (İşletme Defterinin işleyiş olarak GELİR/GİDER mantığı ile kayıtlanması sebebiyle durumun usulüne uygun olduğu) dolayısıyla bakiyenin olmadığı, dava dosyasında tarafımdan istenen borç alacak durumunun ortaya çıkarılması konusunda davalı defterleri üzerinden 2016 yılı için net bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığı, davalı taraf 2017 yılı ticari defterleri üzerinden bakıldığında, davacı tarafından icra takibine konu edilen alacağın doğduğu, takip tarihi itibariyle, Davalı şirketin Davacı şirkete 8.156,58 TL borçlu olduğu, (Davalının borçlu görüldüğü), 2016 yılından gelen borç/alacağın görülmemesi nedeniyle, ayrıca 2017 yılı davalı kayıtları ile davacı kayıtlarının 25.01.2017 düzenleme tarihli 9.660,13 TL tutarındaki 152183 nolu fatura, 26.01.2017 düzenleme tarihli 12.647.75 TL tutarındaki 152187 no.lu fatura dışında uyuşmadığı, tarafların yukarıdaki Tablo1 ve Tablo 2’de uyuşmayan 2017 yılı kayıtların tespiti ile 2016 yılı davalının sunamadığı cari hesap fakına ilişkin davacının fark kayıtlarını tespit edip dayanak belge sunması gerektiği, davacı taraf ticari defterleri üzerinden bakıldığında, davacı tarafından icra takibine konu edilen alacağın doğduğu, takip tarihi itibariyle, Davacı şirketin Davalı şirketten TABLO 1’de görüldüğü üzere 151.194,25 TL alacağı olduğu, (Davalının borçlu görüldüğü), takip talebinin 152.441,28 TL asıl alacak olduğu, Vergi dairesine verilen onaylı BA-BS formları açısından yapılan incelemede, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 396) gereği aylık dönemlere ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak belirlenmiş olduğu, takip ve dava konusu 2017 yılı faturaların hadler dahilinde DAVACI-DAVALI BA-BS formlarına dahil edildiğinin görüldüğü, 2016 yılına ilişkin davalı tarafın Yasal Defterlerinin İşletme Hesabına tabi olması sebebiyle Form BA-BS verme zorunluluğu bulunmadığından inceleme yapmanın mümkün olmadığı, durumun usulüne uygun olduğu, 2016 yılı faturaların hadler dahilinde DAVACI BA-BS formlarına dahil edildiğinin görüldüğü belirtilmiştir.
HMK.’nın 222/1. fıkrası uyarınca taraf defterlerinin incelenmesinin kabul edildiği, kesin süre içinde ticari defter ve kayıtların ibraz edilmemesi veya bulunduğu yerin bildirilmemesi ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz edilmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret gösterilmediği takdirde, söz konusu ticari defter ve kayıtlara delil olarak dayanılmaktan vazgeçmiş sayılacağının, karşı tarafın ticari defter ve kayıtlarını sunması halinde, 28/07/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sy. yasanın 23. maddesi ile değişik HMK.’nın 222/3. fıkrası uyarınca karşı tarafın HMK.’nın 222/2. fıkrasına uygun olarak tutulmuş ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edileceğinin davalı tarafa 2016 yılına ait işletme defterinin sunulmasına yönelik usulüne uygun ihtar yapılmasına rağmen davalı defterlerinin dosyaya sunulmadığı, davacının ticari ilişkiyi ve malların davalıya teslim edildiğini ispat ettiği, davalı tarafın ödemeye yönelik savunmasını ispat edemediği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde itirazın iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir.
2004 sayılı İİK’nun 67/2. Fıkrasına göre ;bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK 13/12/1967 Tarih, 9/1344- 615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerekir.
Alacak likit ve belirlenebilir olduğundan alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Gerekçesi ekli kararda açıklanacağı üzere;
Davanın KABULÜ ile;
1-İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün … Esas sayılı dosyasında davalının; 152.441,28 TL alacaktan oluşan borca ilişkin İTİRAZIN İPTALİ ile TAKİBİN DEVAMINA,
2-Alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan alacağın %20′ si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 10.413,27-TL harçtan peşin alınan 503,32-TL harcın mahsubu ile bakiye 9.909,95-TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR OLARAK KAYDINA,
4- Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca davacı yararına takdir olunan 23.866,19-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafça yatırılan 31,40 TL başvurma harcı ve 503,32 TL peşin harç toplamı olan 534,72 TL’nin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,
6-Davacının yapmış olduğu 1.050,00-TL bilirkişi ücreti, 285,10-TL tebligat ve posta gideri, olmak üzere toplam 1.335,10-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,
7- Davacı ve davalı yanca yatırılan delil ve gider avansından sarf edilmeyen kısmın karar kesinleştiğinden yatıran tarafa iadesine
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde, istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.27/12/2022
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır