Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2009/8584 E. 2010/1505 K. 15.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2009/8584
KARAR NO : 2010/1505
KARAR TARİHİ : 15.03.2010

…’nu kasten öldürmekten ve izinsiz silah taşımaktan sanık …’nun bozma üzerine yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (…) Altıncı Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 11/06/2009 gün ve 185/225 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş ve hüküm kısmen re’sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
TÜRK MİLLETİ ADINA

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın maktulü öldürmek ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarının sübutu kabul, takdire ilişkin cezayı azaltıcı nedenin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddine,
A- Sanığın 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (ONANMASINA),
B- Sanığın kasten insan öldürmek suçundan kurulan hüküm yönünden;
Oluşa, dosya içeriğine ve özelikle sanık savunmalarına göre; suç tarihinden yaklaşık bir yıl önce maktulle tanışan sanığın, Genel Kurmay Başkanlığı Destek Kıtaları 3.Hizmet Bölük Komutanlığında sıhhi tesisatçı olarak sivil memur statüsünde çalışmakta iken 17/08/2005 tarihinde Genel Kurmay Ateşe Başkanlığında Sergilenmekte olan Alay Sancağını çaldığı ve satarken yakalandığından bahisle Genel Kurmay Askeri Mahkemesinde yargılandığı ve mahkemenin 01/03/2006 tarih ve 2006/65-47 sayılı kararıyla cezalandırıldığı, ayrıca memuriyet görevine de son verildiği, sanığın söz konusu hırsızlık suçunu maktulün yönlendirmesiyle işlediğini, ancak sancağı çaldıktan sonra satılması konusunda maktulün kendisine yardımcı olmayı önceden taahhüt etmesine karşın hiçbir yardımda bulunmadığını söyleyen sanığın, suç tarihinden bir hafta önce Askeri Mahkemedeki davasının mahkumiyetle sonuçlandığı ve bundan maktulü sorumlu tuttuğu ve ona zarar vermek için olay tarihinden bir gün önce maktulün çalıştığı iş yerinin yakına giderek beklediği, evine gitmek üzere işyerinden ayrılan maktulü takip ettiği, ancak yolda kaybettiği, olay günü tekrar aynı yere gidip maktulün çıkmasını beklediği, akşama doğru işyerinden çıkan ve evine gitmek isteyen maktulü takip ettiği, maktul evinin ziline bastığı sırada, maktule “… beni tanıdın mı?” diye sorduğu, maktulün tanımadığını söylemesi üzerine kafasındaki şapkayı çıkaran sanığın “şimdi de tanımamazlıktan mı geliyorsun, nasıl tanımazsın, ben … …” dediği, ardından maktulün “sinkaf ol git…” demesinden sonra üzerinde taşıdığı tabancayı çıkararak göğüs ve batın bölgelerine gelecek şekilde bir el ateş ettiği, maktulün ve silah sesi üzerine gelen tanıkların müdahalesiyle sanığın güçlükle yakalanarak elindeki silahın alındığı, maktulün de hastanede öldüğü olayda,
1- Sanığın, cezaevine girmesine ve memuriyetine son verilmesine sebep olduğunu düşündüğü maktulü öldürmeye karar verip, bu kararında sebat ve ısrar ederek, sükunete rağmen caymadan kararını yerine getirmek amacıyla uygun fırsat kollaması, önceden temin ettiği silahla ve ısrarla takip ederek evinin giriş kapısında vurarak öldürmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın soğukkanlılıkla ve tasarlayarak hareket ettiğinin kabulü gerektiğinden, tasarlayarak kasten insan öldürmek suçundan cezalandırılması yerine yazılı şekilde suç vasfında yanılgıya düşülerek kasten insan öldürmek suçundan hüküm kurulması,
2- Sanığın olayı, maktulün kendisini hırsızlık konusunda ikna etmesi ve olay öncesi de hakaret etmesi nedeniyle işlediğini savunarak haksız tahrik hükümlerinden yararlanmak istemiş ise de, dosya içerisinde bulunan Askeri Mahkemenin kararında maktulün hiç isminin geçmemesi, zaten sanığın da maktulden orada bahsetmemiştim şeklindeki sözleri ile hırsızlık gibi haksız bir eylemi başka birisinin teşvikiyle işlese dahi bunun sanık lehine tahrik oluşturmayacağı; ayrıca öldürme olayından hemen önce maktulün sanığa karşı sarf ettiği hakaret içeren sözleri nedeniyle de sanık lehine tahrik hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, zira önceden öldürme kararı veren ve bunu yerine getirmek için maktulü silahla evinin önüne kadar takip etmek suretiyle haksız konumda olan sanığın kendisi olduğu hususları gözetilmeden haksız tahrik hükümlerinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini,
Yasaya aykırı olup katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla
…/…
TEBLİĞNAME : 1-B/2009/203393

yerinde görüldüğünden, Üye … ve Üye …’in “suç vasfının kasten insan öldürmek olduğu ve tahrik bulunduğundan hükmün onanması gerektiği” yönündeki karşı oyları ve oy çokluğu ile hükmün tebliğnamedeki düşünce hilafına (BOZULMASINA), 15/03/2010 gününde karar verildi.
Başkan V. Üye Üye (M.) Üye Üye(M.)
… … … … …

KARŞI OY:

Sanık hakkında kasten insan öldürmek suçundan TCK.nun 81/1,53,6136 sayılı Kanunun 13/1.maddeleri gereğince tecziyesi için kamu davası açılmıştır.
Somut olayda, sübut yönünden çoğunluk görüşü ile aramızda herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık vasfa yöneliktir. Çoğunluk görüşü olayda tasarlama vardır, tahrik yoktur. Azınlık görüşünde ise, eylem tebliğnamedeki gibi kasten insan öldürme vardır. Maktulden gelen ‘siktir git lan, senin gibi orospu çocukları ile işim olmaz” sözünün tahrik oluşturduğu noktasındadır.
Dosyanın oluşundaki gibi, sanık Genel Kurmay Destek Kıtalarında sıhhi tesisatçı, sivil memur olarak çalışmaktadır. Çaldığı değerli, kırmızı Osmanlı Sancağını Sherton Oteli’nde satarken yakalanmış, hırsızlık suçundan hüküm giyip, mesleğinden Genel Kurmay’ca atılmıştır. O dosyanın Askeri Mahkemedeki duruşmalarında, beni bu suça iten çalarsan iyi paraya satarız, ben de aracı olurum, şeklinde hiçbir beyanı olmadığını, 09.03.2006 tarihli 3 sayfalık ifadesinde, C.Başsavcılığındaki ifadesinde, Sulh Ceza Sorgu ve Ağır Ceza Mahkemesinde bildirmediğini açıkça ifade etmiş, öldürme olayından sonra maktulü tanıdığını, hırsızlık suçuna onun teşvik ettiğini, arkadaşlarının olduğunu, satın alabileceğini, fiyatlarını öğreneceğini, alıcı var ama sağlam değil, biraz daha bekle dediğini, kendisi Sherton’da satmak isterken yakalandığını, cezaevinde kendisini hiç ziyaret etmediğini, en son kavga ederek ayrıldıklarını, işten atılınca bunalıma düştüğünü” anlatmıştır.
Olay günü, konuşmak için maktulü çalıştığı işyerinden çıktığında 07.03.2006’da takip ederken kaybetmiş, 08.03.2006 günü yine “bana bu işi yaptıran daha sonra ortada bırakıp, hayatımı söndüren maktulün kötülük yaptığını düşünerek ona zarar vermek için arkasından gittiğini, ona yumruk
Vurmak istediğini, kırtasiyeciye girince önünde beklediğini, çıkınca, tanımazlıktan gelince şapkası ile ona reverans yaptığını, yine görmezlikten gelip yürüyünce arkasından gittiğini, bahçeli bir binaya geldiğini, bahçeye geçince “… beni tanımadın mı?” diye seslendiğini, tanımadım deyince kafasındaki şapkayı çıkarıp, “beni nasıl tanımazsın, ben … …” demiş, karşılığında “siktir git ulan, senin gibi orospu çocukları ile işim olmaz” demesi üzerine bir el ateş edip, batından vurmuştur. Tutukluk yapan silahı yetişen maktulün oğlu ve komşuların engel olması ile eylemine devam edememiş, maktul ise hastanede aldığı yara nedeniyle ölmüştür. Görüldüğü gibi sanığın amacı zarar vermek, konuşmak için maktulü takip etmektedir.Kastı zarar vermek, konuşmaktır. Bunu tüm aşamalarda açıkça söylemektedir. Küfredince maktulü vurmuştur.
Kast deruni bir harekettir. Sanık istese, öldürmek niyetinde olsa, nasılsa kendisini tanımadı. Daha rahat öldüremez mi idi? Üstelik şapkasını çıkararak, iyice tanımasını istiyor.Sanık baştan beri zarar vermek, yumruk vurmak, konuşmak için takip ettiğini söylüyor.Kastını açığa çıkaran eylemi hep buna yönelik, öldürmeye yönelik değil. Varsayımla zararın en uç noktası olan öldürmeye kadar götürmek niye? Bu küfürler olmasa sanık öldürme eylemini yapmayacaktı. Çünkü, niyeti konuşmaktı. Ani oluşan kastla öldürmüştür.
CGK.nun 22.01.2008 gün 269/1 sayılı içtihadında failin iç dünyasını ilgilendiren kastın niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan
davranışlardan hareketle sonuç çıkarmak mümkündür. Bu nedenle deruni nitelikte olan ve failce saklanan kastın dışa zahire çıkan davranışları ve bu kararı kuvvetlendiren manevi etki ve baskı olayımızdaki kastı ortaya çıkarmaktadır.
Tasarlamadan söz edebilmek için Dairemiz yıllar boyunca, failin bir kimseye karşı belli bir suçu işlemeye SEBATLA VE KOŞULSUZ OLARAK KARAR VERMESİ, işlemeyi niyet ettiği suçu işlemeden önce soğukkanlı ve sükunetle, düşündükten sonra ulaştığı ruhi sükunete rağmen bu kararından vazgeçmeyip, ısrarla bir akış içinde fiilini icraya başlamasını tanım olarak kabul etmiştir.
Sanığın olayımızdaki öldürme kararını ne zaman verdiği kesin olarak saptanamamıştır. Üstelik zarar vermek, yumrukla vurmak, konuşmak şeklindeki kararının öldürme kararı olmadığını açıkça tüm ifadelerinde belirtmektedir.
Nitekim en yeni 16.02.2010 günlü CGK.muzun 2009/251 esas sayılı dosyada sanık …’in azmettirici olarak öldürme kararını ne zaman aldırdığının belli olmaması nedeniyle suçsuz olduğu yolundaki içtihadında öz olarak öldürme kararını, suç işleme kararını ne zaman aldığının yeterli ve kesin inandırıcı delillerle tespiti gerektiğine işaret eden Dairemizin Ödemiş dosyası ki 2008/4929-2009/266 sayılı kararına vaki direnmenin bozulmasına karar vermiştir.
Bu nedenlerle eylem tasarlayarak öldürme kararını ne zaman aldığı, alıp almadığı kesin belli olmayan sanığın eyleminin vasfı öldürme olup, maktulden gelen küfür ise tahriki gerektirdiği nedeniyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.