YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/1899
KARAR NO : 2010/2382
KARAR TARİHİ : 14.04.2010
TEBLİĞNAME : 1-B/2010/58783
MAHKEMESİ :Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ VE NO :02/02/2009 -2009/14/2009/14
SUÇ :Kasten öldürmeye teşebbüs
Y A R G I T A Y İ L A M I
(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)
Kasten öldürmeye teşebbüs suçundan şüpheli L.. M.. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/01/2009 tarihli ve 2007/121291 soruşturma, 2009/1722 esas, 2009/164 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun’un 174. maddesi gereğince iadesine dair, Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/02/2009 tarihli ve 2009/14 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesinde, iddianamede bulunması gereken hususların neler olacağının gösterildiği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iddianamenin iadesi sebepleri arasında sanığın savunmasının alınmamasının gösterilmediği, sanık hakkında yakalama emri bulunduğu, ancak tüm aramalara rağmen bulunamadığı, mevcut delillerin kamu davası açılması için yeterli olduğu, delillerin takdir ve değerlendirilmesinin ise mahkemesine ait olup, yargılama aşamasında sanığın savunmasının alınmasının mümkün olduğu gözetilmeden yazılı şekilde iddianamenin iadesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden söz edilerek, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 27/01/2010 gün ve 2009/622/4291 sayılı yazılı istemlerine dayanılarak anılan kararın 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/03/2010 tarih ve 2010/58783 sayılı tebliğnamesine bağlı dosyası Dairemize gönderilmekle, okundu, gereği konuşulup, düşünüldü.
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
I-Olay:
Kasten İnsan Öldürmeye Teşebbüs suçundan sanık L.. M.. hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14.01.2009 gün ve 2009/1722 esas, 2009/164 sayılı iddianame ile; olay günü şüphelinin, annesi Yosma ile gayri resmi olarak birlikte yaşadığı müşteki Ş.. B..’ın ilişkilerini onaylamadığı için kendilerini takip ederek konuşmak istediği ve bir anlık öfkeye kapılarak yanında taşıdığı bıçakla öldürme kastı ile hayati önem arzeden bölgelerine 11 kez peş peşe vurması sonucu mağdurun yaşamsal tehlike geçirecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı, engel durum nedeniyle eylemine son vererek olay yerinden kaçarak uzaklaştığı, mağdurun kaldırıldığı hastanedeki tedavi sonucu kurtarıldığı ve sanığın eyleminin öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu iddiasıyla, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 81/1, 35/2 ve 53 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı;
İddianameyi değerlendiren Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi 02/02/2009 gün ve 2009/14 sayılı kararı ile; sanığa atılı suçun niteliğine göre yakalanıp savunması alındıktan ve delilleri toplandıktan sonra dava açılması gerektiği ve CMK 174.maddesindeki şartları taşımadığı gerekçe gösterilerek iddianamenin iadesine karar verildiği;
Anlaşılmıştır.
II.) Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı:
Kanun yararına bozma istemi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesinde, iddianamede bulunması gereken hususların neler olacağının gösterildiği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iddianamenin iadesi sebepleri arasında Sanığın savunmasının alınmamasının gösterilmediği, sanık hakkında yakalama emri bulunduğu, ancak tüm aramalara rağmen bulunamadığı, mevcut delillerin kamu davası açılması için yeterli olduğu, delillerin takdir ve değerlendirilmesinin ise mahkemesine ait olup, yargılama aşamasında sanığın savunmasının alınmasının mümkün olduğu gözetilmeden, iddianamenin iadesine karar verilmesinin yerinde olmadığına ilişkindir.
III.) Hukuksal değerlendirme:
Kamu adına ceza davasını açma yetki ve görevi cumhuriyet savcısının tekelindedir (CMK m. 170/1). Soruşturma evresinin sonunda toplanan kanıtlardan suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşuyorsa cumhuriyet savcısı iddianameyi düzenler (CMK. m. 170/2). İddianamenin, sunulduğu mahkemece kabulüyle kamu davası açılmış ve kovuşturma evresi başlamış olur (CMK. m. 175/1). İddianamenin içereceği unsurlar yasada ayrıntılı bir biçimde sayılmıştır (CMK. m. 170). İddianamenin sunulduğu görevli mahkeme onbeş gün içerisinde iddianameyi inceleyerek, CMK’nun 170. maddede yazılı unsurları taşımadığına, suçun kanıtlanmasına etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadığına, önödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde öngörülen usule uyulmadığı kanısına varırsa iddianameyi iade eder (CMK. m.174).
Somut olayı oluşturan sorun, sanığın ifadesi alınmadan düzenlenen iddianamenin salt bu nedenle iadesine karar verilip verilmeyeceğine ilişkindir.
Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; Soruşturma aşamasında büyük ölçüde kanıtlar toplanmış, ancak şüphelinin ifadesi alınamamış, kaçak olduğu için hakkında yakalama kararı çıkartılmıştır.
Yukarıda yer verilen yasal düzenlemelerden anlaşıldığı üzere, kamu davası açmanın temel koşulu, soruşturma evresinin sonunda toplanan kanıtlardan suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşmasıdır. Öte yandan iddianamenin reddine ilişkin nedenler yasada açıkça sayılmıştır. Şüphelinin ifadesinin alınmasını zorunlu kılan ve bu yapılmadan düzenlenen iddianamenin reddi gerektiği konusunda açık yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.
Gerçi, iddianamede şüpheliye yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut kanıtlarla ilişkilendirilerek açıklanacağı (CMK. m 170/4), sonuç bölümünde şüphelinin yalnız aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususların da ileri sürülmesi gerektiği yolunda açık bir düzenleme bulunmaktadır, (CMK. m. 170/5). Bu hükmün işlerliği şüphelinin lehine olan kanıtların ortaya çıkarılıp toplanması genellikle ifadesinin alınmasıyla olanaklıdır. Susma hakkını kullanmayan, fizik ve ruhsal nedenlerle engeli bulunmayan ve kaçak olmayan şüpheli bakımından bu ilkenin geçerli olduğundan kuşku yoktur.
Yasanın tanıdığı savunma hakkının zamanaşımı dolmasını sağlamaya, kanıtların karartılmasına yönelik ve yargılama hukuku önlemlerine muhatap olmama gibi nedenlerle kullanılmamasını, dolayısıyla hukuka karşı hile oluşturan kaçma olgusunu koruyan hukuk düzeni yoktur. Diğer yandan, 5271 sayılı CMK’nun 247. maddesinde belirli koşullarda kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabileceğini öngörmesi, kaçak şüphelinin ifadesi alınamamış olsa bile, kamu davasını açmayı gerektirecek yeterlikteki şüphe oluştuğunda hakkında iddianame düzenlenmesine engel bir durumun bulunmadığını açıkça belirtmiş olması bu konuya örnek oluşturacak niteliktedir. Bu nedenlerle şüphelinin soruşturma makamınca ifadesinin şüphelinin kaçması nedeniyle alınamamış olmasının tek başına iddianamenin reddini gerektirmeyeceği sonucu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.02.2009 tarihli ve 14 sayılı kesinleşen kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin kabulüne ve anılan kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
IV.) Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.02.2009 tarihli ve 14 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına (BOZULMASINA), diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE) 14.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.