Yargıtay Kararı 1. Ceza Dairesi 2021/11567 E. 2021/13759 K. 01.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/11567
KARAR NO : 2021/13759
KARAR TARİHİ : 01.11.2021

(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)

Kasten yaralama suçundan sanık …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-e, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 3.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık …’ün aynı Kanun’un 86/2, 86/3-e ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun’un 58/6. maddesi gereğince ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair Turhal 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli ve 2020/90 Esas, 2020/394 Karar sayılı kararlarına karşı Adalet Bakanlığının 22.06.2021 tarihli ve 2021/1423 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.07.2021 tarihli ve 2021/84212 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
1) Sanık … yönünden yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.04.2018 tarihli ve 2014/15-487 Esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddî boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği gözetilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre, her ne kadar Turhal 2. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın 3.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına ve adli sicil kaydında herhangi bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Kanun’un 231/6. maddesindeki “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması… gerekir.” şeklindeki düzenleme karşısında; adli sicil kaydında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel mahiyette ilamların bulunduğu gözetilmeden sanık hakkında yazılı şekilde karar verilmesinde,
2) Sanık … yönünden yapılan incelemede;
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinde yer alan “Ceza Mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir. Ancak, onbeş sene ve ondan yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümler hiç bir harç ve masrafa tabi olmaksızın Yargıtayca re’sen tetkik olunur. 1. (Değişik: 18.11.1992 – 3842/28 md.) İkimilyar liraya kadar (İkimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler,(1) 2.(Değişik: 18.11.1992 – 3842/28 md.) Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,(1) 3. Bu Kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler, Temyiz olunamaz. Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz…” şeklindeki düzenlemenin Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarih olan 20.07.2016 tarihine kadar geçerlilik arz ettiği,
Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte 20.07.2016 tarihi itibariyle artık 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun istinaf başlıklı 272. maddesinin yürürlük kazanması ile birlikte anılan maddenin ilk halinde 1412 sayılı Kanun’daki gibi kesin olan hükümlerin tekerrüre esas alınamayacağına ilişkin bir düzenleme bulunmaması sebebiyle kesin nitelikteki adli para cezaları tekerrüre esas oluşturabiliyorken, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272. maddesinde yer alan “(1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir. (2) Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir. (3) Ancak; a) (Değişik: 31.3.2011-6217/23 md.) Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine, b) Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine, c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere, Karşı istinaf yoluna başvurulamaz.” şeklindeki düzenlemenin son fıkrasına 14/04/2020 tarihinde 7242 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle yapılan değişiklikle eklenen “Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz” şeklindeki cümle gereğince, kesin nitelikteki adli para cezasına dair mahkumiyet hükümlerinin tekerrüre esas alınamayacağının anlaşıldığı nazara alındığında,
Somut olayda; tekerrüre esas alınan sanığa ait adli sicil kaydında bulunan Turhal 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/06/2018 tarihli ve 2018/303 esas, 2018/366 sayılı kararıyla verilen 1.500,00 Türk lirası adlî para cezasının, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçtiği ve 5271 sayılı Kanun’un istinafa ilişkin hükümlerinin yürürlüğe girdiği 20/07/2016 tarihinden sonra verilen kesin nitelikte, doğrudan adli para cezası olduğunun anlaşılması karşısında, Ceza Genel Kurulu’nun 02/07/2020 tarihli ve 2019/13-123 esas, 2020/334 karar sayılı ilamında da kabul edildiği üzere sanığın tekerrüre esas alınan kesin nitelikteki adli para cezasına dair mahkumiyet hükmünün, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272. maddesinin son fıkrasında yer alan “Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.” şeklindeki cümle gereğince, tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adli sicil kaydında başkaca tekerrüre esas alınabilecek niteliğe haiz ilamın da bulunmadığı cihetle, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair yazılı şekilde karar verilmesinde,
Kabule göre de,
Dosya kapsamına göre, sanığın adli sicil kaydındaki Turhal 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.06.2018 tarihli ve 2018/303 Esas, 2018/366 sayılı kararının tekerrüre esas olduğundan bahisle, sanık hakkında verilen hapis cezasının ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de, söz konusu kararda sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmadığı nazara alındığında, sanık hakkında bahse konu karar esas alınarak ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararların bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:

TÜRK MİLLETİ ADINA

1) Sanık … hakkındaki hüküm yönünden kanun yararına bozma talebinin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nin 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle,
– Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
– Suçun CMK’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,
– Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
– Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itirazının bulunmaması,
Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Ayrıca, bahsi geçen maddenin 8. fıkrasında; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. (Ek cümle: 18/06/2014-6545 S.K./72. md) Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” hükmü yer almaktadır.
İnceleme konusu somut olayda; sanık …’in kasten basit yaralama suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Sanığın adli sicil kaydında değişik suçlardan sabıkaları olması nedeniyle inceleme konusu kasten basit yaralama suçu yönünden sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyecektir. Böylece, sanık hakkında mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Bununla birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarih ve 2014/14-102 Esas, 2014/128 Karar sayılı ilamında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.10.2009 gün ve 169-223 sayılı ilamında belirtildiği üzere; kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir hüküm değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar CMK’nin 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların kanun yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.
Mahkemece verilen kararın CMK’nin 231/8. maddesindeki düzenlemeye göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi mümkün olmadığından kanun yararına bozulmasına ve müteakip işlemlerin yerel mahkemece yapılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
2) Sanık … hakkındaki hüküm yönünden kanun yararına bozma talebinin incelenmeside;
Ayrıntıları CGK’nin 02.07.2020 tarih, 2019/13-123 Esas ve 2020/334 Karar sayılı kararında açıklandığı gibi, sanığın tekerrüre esas alınan kesin nitelikteki adli para cezasına dair Turhal 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.06.2018 tarihli ve 2018/303 Esas, 2018/266 Karar sayılı kararına konu mahkumiyet hükmünün, 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nin 272. maddesinin son fıkrasına eklenen “Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.” şeklindeki ibare gereğince aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen ve kesin olmaları nedeniyle istinaf yasa yoluna başvurulamayacak hükümlerin tekerrür uygulamasına da esas alınamayacaklarına ilişkin düzenlemeye göre sanığın adli sicil belgesindeki kesin nitelikteki adli para cezasına dair hükmün tekerrüre esas alınamayacak olması ve başkaca da tekerrüre esas ilamının bulunmaması nedeniyle sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanma koşulu ortadan kalkmıştır.
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas olabilecek başka bir ilamı da bulunmamaktadır. TCK’nin 86/2. maddesinde seçimlik ceza olarak adli para ve hapis cezaları öngörüldüğünden Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.09.2018 tarih ve 2015/1066 Esas, 2018/373 Karar sayılı kararı da göz önüne alınarak mahkemece adli para cezası da tercih edilebilir.
Bu nedenlerle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden sanık … hakkında …’ü, sanık … hakkında Musatafa Eren’i kasten basit yaralama suçlarından Turhal 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.10.2020 tarihli ve 2020/90 Esas, 2020/394 Karar sayılı kararlarının 5271 sayılı CMK’nin 309/4. maddesi gereğince, KANUN YARARINA BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.11.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.