YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/78
KARAR NO : 2021/13360
KARAR TARİHİ : 15.10.2021
(KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİ)
Nitelikli kasten öldürme, nitelikli olarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli yağmaya teşebbüs suçlarından sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-e-h (iki kez), 109/2 (iki kez), 109/3-b-f (iki kez), 37 (dört kez), 149/1-c ve 35/2. maddeleri gereğince iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, iki kez 12 yıl hapis ve 9 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair Midyat Ağır Ceza Mahkemesinin 06/11/2008 tarihli ve 2008/43 Esas, 2008/105 Karar sayılı kararının Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/05/2010 tarihli ve 2009/7532 Esas, 2010/3493 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmesini müteakip, sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin anılan Mahkemenin 21/04/2020 tarihli ve 2008/43 Esas, 2008/105 Karar sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair … 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/07/2020 tarihli ve 2020/215 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/03/2014 tarihli ve 2012/3-909 Esas, 2014/121 Karar sayılı kararında, “Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için “yeni” olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın “yeni” olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da “yeni” sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de “yeni” sayılmaktadır.” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,
Dosya kapsamına göre, sanık …’in 19/11/2007 tarihinde maktul küçükler İzzeddin ve Mehmet … kardeşlerin fidye amacıyla kaçırılıp öldürülmesi eylemleri nedeniyle diğer sanıklar … … ve … … ile fikir ve irade birliği içerisinde anlaşarak atılı suçları işlediğinden bahisle yargılandığı somut olayda, tüm soruşturma ve kovuşturmanın sanık …’in beyanları ve gösterdiği deliller doğrultusunda yürütüldüğü, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması adına sanık …’in birçok defa beyanına başvurulduğu, sanığın her beyanında farklı hususları ile sürerek bu yöndeki delillerin derc edilmesini sağladığı, sanığın birden fazla ve çelişkili beyanı bulunduğu, sanık …’in ilerleyen zamanda rücu ettiği 02/01/2008 tarihli hazırlık soruşturmasına ait ifadesinde; “asıl faillerin dayısı, dedesi, teyzesi ve yengesi olduğunu, sanık …’in kendisi yüzünden cezaevinde bulunması nedeniyle vicdan azabı çektiğini ve kendisini öldürecek kadar pişman olduğunu” beyan ettiği anlaşılmakla; Midyat Ağır Ceza Mahkemesinin 06/11/2008 tarihli kararının kesinleşmesini takiben, sanık … 24/12/2011 tarihinde sözkonusu ifadesinde belirttiği şekilde intihar etmek suretiyle hayatını kaybettiği ve ceza infaz kurumunda bulunduğu süre boyunca aynı koğuşta kaldığı tanıklar … ve … ile kendisini ziyarete gelen babası … …’na, sanık …’in aslında bu suça iştirak etmediğini, para için …’e suç attığını beyan ettiği, ayrıca sanık … ile maktul küçüklerin büyükannesi olan müteveffa Aliye …’un da ölmeden önce hazırladığı video kaydında sanık …’in atılı suçlarla ilgisi olmadığını ifade ettiği nazara alındığında; sanık … hakkında verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin yargılamanın sanık …’in beyanları doğrultusunda şekillendiği, kesin hükümden sonra meydana gelen sanık …’in sebebi meçhul intihar eylemi ve akabinde ortaya çıkan yeni tanık beyanları göz önüne alınarak, yargılamanın yenilenmesi talebi olarak ileri sürülen delillerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 318 ilâ 321. maddeleri uyarınca yargılamanın yenilenmesini gerektirecek mahiyette olup olmadığının tespiti bakımından, kabule değer görülüp, toplanacak diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra, yargılamanın yenilenmesinin kabul veya reddine karar verilmesinin uygun olacağı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26/10/2020 gün ve 94660652-105-47-13385-2020-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;
TÜRK MİLLETİ ADINA
5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı Kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağan üstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, kanun yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kesinleşen bu karar veya hükümlerdeki aykırılıklar başka suretle giderilmesi mümkün olmadığı takdirde, ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilebilecektir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin 1. fıkrasının e bendinde “…yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte…” olmasının, yargılamanın yenilenmesinin koşulu olduğu öngörülmüştür.
Yeni olaylar veya delillerin hükmün verildiği anda mahkemece bilinmemesi gerekir. Yargılama aşamasında bilinen olayları veya tanıkları “yeni delil veya yeni olaylar” türünden saymak olanaksızdır. Yeni olaylar veya yeni deliller” söz konusu değil ise, hükümlü yararına yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden bahsetmek yasa koyucunun amacına ve yasanın özüne uygun düşmeyecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/03/2014 tarihli, 2012/3-909 Esas ve 2014/121 Karar sayılı kararında da vurgulandığı gibi “….Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için “yeni” olması gerekmektedir. Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular “yeni” değildir.
Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda “önemli” de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır.
Yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmadığı konusunda şekil şartının yerine getirilmesi yeterli olmayıp, ikame olunan olay ve delillerin önceden ileri sürülmeyen ve tamamen yeni nitelik taşıyan yapıda olması ve tek başına veya diğer deliller birlikte incelendiğinde hükümlü lehine değerlendirmeye ve önceki hükmü değiştirmeye mahkemeyi yönlendirecek ciddiyette bulunması gerekmektedir.
Bu özelliği taşımayan iddialarla, sırf şekli unsurların yeterliliğinden bahisle yargılamanın yenilenmesinde delil toplamaya ya da bu safha aşılarak duruşmalı incelemeye yönelmek kanun koyucunun amacıyla ve olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesinin yapısıyla uyuşmamaktadır. Diğer bir ifade ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilebilmesi için kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılacak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulması zorunludur.
Bu nedenle, gerek ilk derece yargılamasında gerekse temyiz aşamasında ileri sürülen, yargılama makamlarının bilgi sahibi olduğu, suçun sübutu ve nitelendirmesi bakımından göz önüne alınan, bu şekilde aşamalarda değerlendirilen olay ve delillere dayalı olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması durumunda, CMK’nin 318/3. maddesi uyarınca mahkemece yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir.”
Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; hükümlü …’ın suçlamayı kabul etmediği, olaya katılan ve aynı dosyada yargılandığı diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içinde bulunmadığını, onlarla telefonla ya da yüzyüze görüşmesinin olmadığını, para için olaya dahil edildiğini ileri sürdüğü, yargılama aşamasında gösterdiği ve mahkemece dinlenen savunma tanıklarının da sanığın savunması doğrultusunda beyanda bulundukları, hükümlü vekili tarafından yeni delil olarak gösterilen tanık beyanlarının ve video kaydınında bu yönde olduğu anlaşılmakla, hükümlünün gerek yargılama evresinde gerekse hüküm kesinleştikten sonra ileri sürdüğü hususlar yargılama aşamasında değerlendirilmiştir.
Hükümlü vekilinin “yeni delil” dediği husus, ilk kez ortaya çıkan delil niteliğinde değildir. Mahkeme hükme varmak için topladığı delilleri yeterli görüp, takdir ederek kararını vermiştir.
Hükümlü ve vekilinin, kesin hükümden dönülmesini gerektirecek ve yeniden yargılama yapılmasını haklı gösterecek nitelikte, ciddiyette yeni deliller ileri sürmediği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle Midyat Ağır Ceza Mahkemesinin 21.04.2020 tarihli ve 2008/43 Esas, 2008/105 Karar sayılı hükümlü vekilinin yargılamanın yenilenmesi talebinin, hükümlü vekilinin yargılamının yenilenmesi sebebi olarak gösterdiği nedenlerin, 12.12.2008 tarihli temyiz dilekçesi ve daha önce reddedilen yargılamanın yenilenmesi talebini içeren dilekçelerin tekrarı niteliğinde olduğu anlaşılmakla, CMK’nin 311. maddesinde belirtilen sebepler gerçekleşmediğinden CMK’nin 319/1. maddesi uyarınca kabule değer görülmemesi sebebiyle reddine dair kararına karşı yapılan itirazı inceleyen ve itirazın reddine karar veren … 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.07.2020 tarihli ve 2020/215 değişik iş sayılı kararında usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden haklı sebeplere dayanmayan “Kanun Yararına Bozma” isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15/10/2021 gününde oy birliği ile karar verildi.